Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bugünleri görmek çok güzel...

İktidarları eleştirmek hepimizin hoşuna gider. İçimizi döker ve rahatlarız. Üstelik muhalefet etmek size saygınlık da kazandırır. Ancak iktidarların attıkları bazı adımları çok beğensek dahi görmezden geliriz. Oysa ben bugün size neden bu günleri görmekten memnun olduğumu anlatmak istiyorum.

Genelde hepimiz şikayet etmekten hoşlanırız. Her şeyden de şikayetçiyizdir. Belediyeyi, polisi ve tabii iktidarları yerden yere vurmaktan keyif alırız. Adeta içimizi döküp kendi hatalarımızı da unutur, hatta tatmin oluruz.
 
Ak Parti iktidarına da -hele 10 yıl başta kaldıktan sonra- yorgunluk yarattığı için eleştiriler artıyor. Ancak ne olursa olsun, yaptıkları güzel şeyler de var.
 
İşte bunlardan biri, TBMM Darbeler Komisyonu'nun yaptıkları oldu.
 
Belki çoğumuz farkında değiliz ancak, Nimet Baş'ın açıklamasıyla bu ülkede yepyeni bir dönem başladı. Bir devrim yapıldı. İlk defa asker sorgulandı ve daha da önemlisi bundan sonra darbeye kalkışacaklara mesaj yollandı: Arkadaşlar, yaparsanız hesap verirsiniz.
 
Size sormak isterim. Bundan 10 yıl önce böyle bir komisyon kurulabilir ve orada sorular sorulabilir miydi? Ne zaman bu soruyu sorsam, aklıma hep Susurluk Komisyonu gelir. Komutanların "Bizi nasıl olurda davet edersiniz?" diye davetiyeleri geri gönderdikleri günleri hatırlarım.
 
Bu komisyonu kurduranlara, komisyonda çalışanlara ve oraya kadar gidip soruları yanıtlayanlara teşekkür borcumuz var. Müthiş bir iş başardılar. Torunlarımıza, korkusuzca yaşayabilecekleri bir ülke hediye ettiler.
 
Bugünleri görmekten ben de çok memnunum.
 
Memnuniyetimi arttıran diğer bir gelişme de, anadilde savunma konusunda.
 
Ak Parti oylarıyla, Kürtçe yargı dünyasına girdi.
 
Bunun da ne kadar önemli bir adım olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?
 
İşte bunlardan dolayı memnunum. Memnun olmadığım gelişmeleri bir kenara attım ve bu ikisi bana yetti...

ARAPLARIN “YALAN DÜNYA” SI...
 
Filistinlilere BM' de yıllar sonra nihayet Üye Olmayan Gözlemci Ülke statüsü verildi.
 
Herkes seviniyor. Neden sevindiklerini anlayabilmiş değilim. Aslında Arap dünyasının ağlaması ve utanması gerekir. Bunca yıldır Filistinlilere hiçbir şey yapmadılar. YAPAMADILAR değil. Yapmak istemediler. Sadece laf ettiler. Kendi aralarındaki güç mücadelesinde kullandılar. Sonunda da, sanki çok büyük birşeymiş gibi, alkışlıyorlar. Oysa Filistin'e devlet statüsü verilmesi için doğru dürüst hiçbir çaba göstermediler. Dedim ya, Arapların “Yalan dünya”sında yeni bir perde açıldı.

HER BÜYÜK ADAMIN EGOSU DA BÜYÜKTÜR...

Lütfen bana söyler misiniz, Türkiye'nin kaç Fazıl Say'ı var? Hani şu, çeşitli konularda duymaya alışmadığımız sözlerinden dolayı yerden yere vurduğumuz Say'dan söz ediyorum.
 
Acaba kaç müzisyenimiz O’nun kadar üretkendir? O’nun kadar uluslararası alanda şöhreti yakalamıştır? Evet, var tabii. Ancak bir elin parmak sayısını geçmez.
 
Geçen hafta, TARAF Gazetesi’ndeki yazısında kendini savunuyor. "Egom büyüktür" diyor.
 
Doğrudur. Bu insanların egoları büyüktür ve onları da bu halleriyle kabul etmek gerekir. Onların bize kattıkları değer, ortaya attığı ve rahatsızlık hissedilen fikirlerden çok daha fazladır. Bundan dolayı, Fazıl Say'ların, Orhan Pamuk'ların egoları bizi rahatsız etmemeli.

*

ERKİN KORAY'A HELAL...
 
Aman efendim bir kıyamettir esti.
 
Neymiş... Erkin Koray eskiden para pula hiç önem vermezmiş, ancak şimdi bir bankanın reklamlarına çıkıp 250 bin lira almış.
 
Size ne?
 
Helal olsun. İyi ki de almış.
 
Çalmamış, çırpmamış. Kimseleri kötülememiş. Sadece müziğiyle yaptığı bir şöhret sayesinde para kazanmış.
 
Bırakın adamın yakasını. Para kazananlara düşmanlık etmeyin.

HEY TEKSTİL İŞÇİLERİ DİRENİYOR

Yaptıkları eylemlerle kendilerini herkese gösteriyorlar. Eylemleri 297. gününde. Geçen hafta TÜYAP Kitap Fuarı’nın kapısında yakaladılar beni. Seslerine, ses vermemi istediler. “Nedir bu Hey Tekstil işi?” dedim. Anlattılar. Tazminatsız ve maaşlarını alamadan işten çıkartılmışlar ve haklarını alacak hiçbir muhatap bulamıyorlar. Hey Tekstil, iflasını verdiği için muhatapları yok.  420 işçi işten atıldıkları günden bu yana, eylemlerine ara vermeden devam ediyorlar.
 
Son yılların en büyük ama göremediğimiz sorunlarından biri de işçi hakları. Neredeyse haklarının tamamı törpülendi ve bu süreç son hızıyla sürüyor.  İşçi hareketleri dünyada, en önemli ve hükümet devirebilen hareketlerken bizim ülkemizde ne halde görüyoruz. Ölü toprağı serpilmiş durumda. “Hak verilmez, alınır” söyleminden yola çıkarak Hey Tekstil işçilerine destek vermeliyiz. Onlar, emeklerinin karşılığını istiyorlar ve son derece haklılar! Sendikalar, siyasi partiler neredeler?

KÜRT DAYANIŞMASI...

Genelde, “Kendini kurtaran” ve büyük şehirlerde iş tutan Kürtlerin geldikleri yerleri unuttukları söylenir. Oysa bu, hiç de doğru değil. Sadece küçük bir örneğini vermek isterim. Diyarbakır’a bağlı Cüngüş Merkez Çaybaşı Köyü. Kalkındırma ve Yardımlaşma Derneği kurdular.

Amaçları orada kalan köydaşlarına yardım etmek. İki okula kitaplık yapıldı. Eşyalar toplandı. Fakirlere dağıtıldı. Yaşlılar yurduna yardım yapıldı. Kurban kesildi, 1400 kişilik iftar yemeği verildi. Kızılaya 41 kişilik kan yollandı.

Önümüz kış, o bölgenin büyük yardıma ihtiyacı var. Aynı bölgeden gelenlere ve iyilikseverlere de bir çağrı yapıyorlar.

Kitap, kullanılmamış üst baş,  (özellikle de çocuk botu) yollamak isteyenlerin Bayram Yıldızhan’a (0543 493 47 21) telefon etmeleri veya dernek@caybasikoyu.org’a yazmaları isteniyor. Herşeyi devletten beklemeyelim.

EYVAHLAR OLSUN, ARSALAR TALAN EDİLİYOR!
 
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, şu kabinede en doğru işleri yapan isimlerden biridir. Son verdiği rakamlar da bir harika. Buna göre halen 92 ülke vatandaşı yabancı ülkemizden 89 milyon metrekare arazi satın almış. En çok Almanlar, Avusturyalılar ve ardından da İngilizler geliyor. Yasalardaki son değişiklik sayesinde, arazi veya kat-ev gibi gayrimenkul alımı da hızlanmış durumda.
 
Bazılarına bakacak olursanız, “Yabancılar Türkiye'yi satın alıyorlar”!!!
 
Bu şekilde vatanın elden gittiğine inananlar dahi var. Hem de son derece değer verilen isimler, yabancıların mal almalarına karşı çıkıyorlar. Oysa, örneğin İspanya yeni bir yasa çıkardı ve 160 bin Euro'luk kat veya ev alan her yabancıya sürekli oturma izni vereceğini açıkladı.
 
Sorarım size, mal alan bir yabancı, bunu cebine koyup götürecek mi?
 
Tam aksine, ne kadar çok toprak alırlarsa o kadar çok yerleşirler, para harcarlar ve ülkeye de sahip çıkarlar. Örümcek kafalılar da “Vatan talan ediliyor” diye bağırırlar...

YIKILSIN BU DÜZEN

2010 yılının son günlerinde Tunus’ta bir seyyar satıcı, kendini yaktı. Bu alevler kısa sürede tüm Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya yayıldı. Kimselerin düşünmediği şeyler oldu, diktatörler devrildi. Libya, Mısır, Cezayir, Tunus, ve Suriye hala ayakta. Önceleri Arap Baharı denilen, şimdilerde ise “Kışa” döndüğü söylenen bu hareketi yakından izleyen gazeteci Mete Çubukçu, bize Arap sokaklarından bir kitap gönderdi. “Fel Yaskut Ennizam! Yıkılsın Bu Düzen – Arap Ayaklanmaları ve Sonrası” İletişim Yayınları’ndan çıktı. Kitap bu büyük değişimi, tarihsel süreç içerisinde konumlandırırken; süreci de özetliyor.  Çubukçu, “Arap Baharı” tanımlamasını reddediyor ve bu değişimin ayrıntılarını sıralıyor. (iletisim.com.tr)

      


 

X