Bu pazar biraz eğlenelim Kim iyi giyiniyor, kim kötü?

Kağan Gökalp. Kıbrıslı. Türkiye’de ve İngiltere’de eğitim almış bir girişimci.

İngiltere’de bulunduğu yıllarda Savile Road’a gidiyor, kişiye özel tasarım yapan kraliyet terzilerinden esinleniyor ve Türkiye’ye dönünce abisiyle birlikte Milimetric adında bir marka yaratıyor. Kendisini tanımlarken "Modacı değilim" diyor, "Terzi de değilim ama iyi bir ekip oluşturduk. En iyi terzilerle çalışıyoruz. En iyi kumaşları bulup getiriyoruz ve haute couture giysiler üretiyoruz." Diktikleri sadece, erkeklere gömlek ya da takım elbise değil, baştan sona bir imaj sunuyorlar. Kağan Gökalp’ın tek özelliği Kanyon’da, Akmerkez’de ve Metro City’deki Milimetric mağazalarının sahibi olması değil. Aynı zamanda o, bir moda eleştirmeni ve yazarı. Üstelik sivri dilli. Lafını hiç esirgemiyor. Moda kültürüne derinlemesine vakıf. Referans’ta yazıyor. Giyim kültürü, kıyafet tarihi, gusto, markalaşma, modacı portreleri ve aklınıza modayla ilgili daha ne gelirse. Hayatta en zorladığım anlar, sabahları gardırobun karşısına geçip, "neyin üzerine ne giyeceğime karar verme anları". O yüzden, giyim üzerine engin bilgisi olan birini yakalamışken, aklıma geleni sordum...
/images/100/0x0/55eb3674f018fbb8f8b2adb1
İYİ GİYİNMEK RİSK ALMAKTIR

Hayata nerede başladınız?

- Kıbrıs’ta.

Hangi yıllar?

- 70’li yıllar. Savaş yılları.

Savaş sizde nasıl bir etki bıraktı?

- Sonradan farkına vardım ki, hayata daha sıkı tutunmama sebep oldu. Savaş travması, göçmenlik, izolasyon, insanı ister istemez biçimlendiriyor. Savaşta insanlar dumanı tüten çorbalarının başından kalkıp, bir daha geri dönmemek üzere gidiyorlar. Bu duygu Kıbrıslıların hayatında belirleyicidir.

Kıbrıslılara özgü başka özellikleriniz var mı?

- Şüpheciyim, her şeyi sorgularım. Bütün adalılar gibi. "Neden?" en çok sorduğum sorudur. Elimde değil. Adam frak giymiş. Neden giymiş? Frak nereden çıkmış, smokin nereden? Neden duble paça diye bir şey var?

Bu soruların cevabını biliyor musunuz?

- Bilmez miyim? Daha böyle abuk sabuk bir sürü şey biliyorum. Frak, 18. yüzyılda binici kıyafeti olarak tasarlanmış. At sırtında ceketin önünü iliklemek mümkün değil, o yüzden bugün de frakların önü açık. Smokini de ilk kez İngiliz kralı 7. Edward giymiş. Terzisinden kısa bir ceket istemiş, terzisinin ona yaptığı şeye smokin denmiş. Bir de duble paça vardı değil mi, yine 7. Edward’ın başının altından çıkıyor, at yarışına gittiğinde, pantolonu çamur olmasın diye paçasını kıvırıyor. İndirmeyi unutuyor, buyurun size duble pantolon modası.

Siz şimdi eğitiminizi aldığınız mesleği mi yapıyorsunuz?

- Hayır. Türkiye’de işletme okudum, İngiltere’de pazarlama masterı yaptım. İngiltere’de bulunduğum zamanlarda hep Savile Road’a giderdim, kraliyet terzilerinin olduğu sokaklar, bayılırım oralara. Para biriktirip biriktirip orada gömlek diktirirdim kendime. Türkiye’ye dönünce, böyle bir boşluk gördüm ve abimle kolları sıvadık, bir marka yarattık: Milimetric. Kişiye özel tasarım yapıyoruz. Metro City’de, Akmerkez’de ve Kanyon’da dükkanlarımız var.

Modacı mısınız yani?

- Hayır, değilim. Her ne kadar Hüseyin Çağlayan’la Kıbrıs’ta birlikte okuduysak da hayatımda etek ya da bluz çizmedim. Öyle bir yeteneğim yok, terziliğim de yok. Ben girişimciyim. Çok iyi bir ekip oluşturduk, en iyi terzilerle çalışıyoruz, en iyi kumaşları bulup getiriyoruz ve kişiye özgü kıyafetler üretiyoruz.

Peki ne oldu da, medyaya bulaştınız?

- Eyüp Can müşterimdi. Yaptığım işin perde arkasıyla çok ilgili olduğumu biliyordu. Giyim kültürü, kıyafet tarihi, moda felsefesi, bu konularla ilgili devamlı okuyor ve araştırıyordum. "Bize yazı yazsana" dedi. O gündür bugündür yazıyorum.

DAVID BECKHAM KARISININ MAYMUNU

İyi giyinmek nedir?


- Fizik ölçülerinize, sosyal duruşunuza ve yerine göre giyinmektir.

Peki şık olmak, iyi giyinmek midir?

- Hayır. Mesela, Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan, dünyanın en şık giyinen adamlarından biri. 7 bin dolarlık Brioni takım elbiseler giyiyor. Hep jilet gibi. James Bond karakterlerini giydiren dünyanın en pahalı markasından söz ediyoruz. Clark Gable ve John Wayne, Brioni giyerdi. Kofi Annan, kemikleri sayılan Afrikalı çocuklarla fotoğraf çektiriyor. Üzerindeki takım elbiseyi satsa, 1000 tane çocuğun karnı doyar. Evet şık ama bence sosyal duruşuna uygun giyinmiyor. Yanlış mesaj veriyor. Açlığı ortadan kaldıracağını, gelir dağılımını düzelteceğini söyleyen bir politikacının bu kadar pahalı giyinmemesi gerekiyor. Mesela George Bush, Blair giyebilecek halde olmalarına rağmen, bu markayı tercih etmiyorlar. Neden Tayyip Erdoğan Ramsey giyiyor zannediyorsunuz? Geldiği yeri göstermek için bir mesaj var orada.

Peki kime iyi giyiniyor denir?

- İyi giyinmek, bence risk almaktır. Fiziği çok düzgün biri, lacivert bir takım giyer, içine de beyaz bir gömlek ve fuşya bir kravat takar. Moda kataloğundan fırlamış gibidir. Ama bana göre iyi giyinmek bu değildir. Bugün bile dünyanın en iyi giyinen adamı Fred Astaire olarak kabul edilir. Desenli bir ceketin içine, desenli bir gömlek giyerek, aksesuar olarak ise desenli bir fular takarak şık olmak için hem cesaret hem de görgülü olmak gerekir. Risk alma mantığı giyim felsefesi için de geçerli. Risk büyük olunca, getirisi de büyük oluyor. Giydikleriniz birbiriyle uyumlu olursa tabii. Olmazsa, bir palyaçoya da dönüşebilirsiniz. Mesela bence David Beckham bir palyaço. Karısının maymunu. Eli yüzü düzgün bir adam ama bir tarzı yok. Her şekle giriyor.

Giyimden karakter tahlili yapılabilir mi?

- Bence yapılabilir. Putin mesela, dünyanın en analitik ceketlerini giyiyor. Çok ciddi bir mühendislik var o ceketlerde. Omuz kesimlerinin yüksek olması, onu olduğundan daha heybetli gösteriyor. Kıyafet konusunda hiç şüphe yok ki imaj danışmanlarıyla çalışıyor.

İyi giyindiğini düşündüğümüz erkekleri bir de sizden dinleyelim. Mesela Faruk Süren...

- İddia ediyorum, Faruk Süren iyi giyinmesini bilmiyor. O, çok iyi bir askı sadece. Fiziği düzgün. Lacivert takım elbise mi giyiyor, bedenine cuk oturuyor. Aynı takım elbise Mehmet Cansun’da öyle durmuyor mesela. Demek ki, Süren kıyafeti iyi taşıyor. Ne var ki bu, iyi giyinmek anlamına gelmiyor. İyi giyinmek için risk almak gerekiyor. Süren tamamen garantici bir anlayışla giyiniyor.

Peki Allah rahmet eylesin Ercan Arıklı?

- Aaaaa bakın, o farklı. Rahmetlinin derin bir giyim kültürüne sahip olduğunu düşünüyorum. Gömleklerini İngiltere’de kraliyet terzilerine diktirirmiş. Duruş hatası olduğu için, pantolonlarını özel diktirirmiş. Hakkında pek çok şehir efsanesi var. Derler ki, gardırobunda kıyafetler, hava sıcaklığına göre numaralandırılmış.

Rahmi Koç?

- Risk almayı seven biri. Bence iyi giyiniyor. Bazen müthiş kombinasyonlar yapıyor. Bazen de olmuyor. Ama deniyor en azından. Cesaret var. Bakır rengi pantolonlar giyebiliyor.

Menderes Utku?

- O da iyi giyiniyor. Bir de tabii fiziği kaldırıyor.

Güneri Cıvaoğlu?

- Kesinlikle gustosu olan biri. Üstüne başına bakınca, hemen anlaşılıyor. Giyim konusunda bilgili. Olağanüstü giyindiğini söyleyemem ama kötü değil en azından.

Alinur Velidedeoğlu?

- İyi giyindiğini söyleyemem.

Emre Ergani?

- Listeme bile almam.

Nurettin Hasman?

- İyi giyinmiyor ama kötü de giyinmiyor.

Kerim Kerimol?

- İşte o başka bir şey. Kendi alanında bir ekol. Çok iyi giyiniyor. Bilinçli giyiniyor.

Cem Hakko?

- İyi giyiniyor diyeceğim biri değil.

ÊCem Boyner?

- O da değil. Beyaz gömlek, lacivert takım. Fiziği düzgün ama liseliler gibi.

Cem Uzan?

- Sıradan.

Peki gerçekten kötü giyinen biri?

- Erol Köse. Felaket giyiniyor.

PEKİ YA KADINLAR

Eda Taşpınar mesela? Hep çok iyi giyindiği yazılıp çiziliyor...

- Ben katılmıyorum. Son derece güzel bir vücudu var, fakat bir tarzı yok. İyi giyinmek, marka giymek değildir, pahalı çantaları koluna takmak da değildir. Sienna Miller’ı düşünün, ucuz şeyler de giymesine rağmen bir moda ikonu. Çünkü bir stili var. Bizde ne yazık ki böyle kadınlar yok. Bizde Harvey Nichols’a Manolo Blahnik ayakkabılar mı geliyor? Hurra, parası olan bütün kadınlar, o ayakkabılardan alıyor. O yüzden Nişantaşı kadınları denilen bir kategori ortaya çıkıyor. Birbirine benzeyen, moda kurbanı kadınlar. Yüzleri, saçları, gülüşleri, ayakkabıları, çantaları, tenleri, dudakları hep birbirine benziyor.

Elif Dürüst, Özlem Dedeman, Ajda Pekkan. Sizce bu isimlerden hangisinin kendisine özgü stili var?

- Bence Ajda. Her tarafıyla oynuyor ama yine de Ajda. Stil sahibi olmak için kendini sevmek, kendinle barışık olmak gerek, bizde ise bu yok maalesef, özgüvenimiz yok. Türkiye, Sarah Jessica Parker’larını, Kate Moss’larını, Sienna Miller’larını bulmalı. Özgü Namal bana çok mantıklı bir seçim gibi geliyor. Kadının giyimiyle uğraşsam, onun üzerine oynardım.

ERKEKLERE GİYİM TÜYOLARI

Gömlek, ten rengine uygun seçilmeli. Esmer erkekler canlı ve parlak renkleri, sarışınlar mavi ve pastel renkleri tercih etmeli.

Pembe artık ürkütücü bir renk değil. Özellikle Akdenizli erkeklere çok yakışıyor. Fuşya ve ördek başı yeşili de.

Çizgili gömleğe, desenli kravat bal gibi takılır. Biraz cesaret.

Kiloluysanız, parlak renk ve geniş desenler size göre değil, cıssssss.

Artık cepsiz gömlekler moda.

Gömleğinizin yakasının boyutu, kafanızın büyüklüğüne orantılı olmalı. Kafanız büyük, yakanız küçükse, koca kafalı görünürsünüz.

Pantolonda çift pli demode. İlle de pli diye tutturuyorsanız, bir tane olsun.

Kısa paça pantolon, uzun bacaklı erkeklere yakışır. Mesela İtalyanlar öyle giyer, resmen çorapları görünür, yakışır da. Ne var ki kısa bacaklı biri bu tür bir pantolon giyerse komik olur. Yani herkes, esas olarak kendi ırkının anatomik özelliklerini öngörerek üretim yapıyor. İtalyanların ürettiği her şey, bize uyacak anlamına gelmiyor. Biz bacak boyu daha kısa bir ırkın çocuklarıyız.

İtalya’da sırf kravat satan mağazalar var. İtalyan, oradan bir kravat beğeniyor. Gidiyor ona uygun bir gömlek ve takım elbise alıyor. Bizde nasıl oluyor? Önce takımı alıyorlar, sonra gömleği ve ona uygun kravatı. Bir zorunluluk olarak. İtalyan ve Türk erkekleri arasındaki fark bu, İtalyan erkekleri severek giyiniyor ve "Çevre ne der?" diye düşünmüyor, o yüzden de giydiğini kendine yakıştırıyor.

Bizde kadın, erkeğin kılığına kıyafetine müdahale ediyor. Ya da erkeği, tezgahtar yönlendiriyor. İtalya’da öyle değil, adam mağazaya girdiği zaman ne istediğini bilerek giriyor. Sen "Şu, şu olsun" diyemezsin, o sorarsa, fikrini söylersin. Bizde ise adam "Çıkar bakayım ne var?" diyor, sigarasını yakıyor, eline de viskisini alıyor. Tezgahtar, eski sezon malı da dayatsa, farkında değil, alıp çıkıyor. Çünkü giyim kültürü yok, bilmiyor.

GİYİM ASLINDA TAMAMEN MATEMATİK

Bir erkek size geldi. Ne yapıyorsunuz?

- Kendini bize teslim ederse, bizden fikir almak isterse, elbise dikmekten daha fazlasını yapıyoruz. 5-10 dakikada ölçüsünü alıyoruz. Önce kumaş gösteriyoruz, sonra da modelleri. Giyim aslında tamamen matematik. Görselliğin arkasında oranlar var. "Sizin bedeninize göre şu yakayı öneriyoruz" diyoruz. Boy sorunu varsa, duble paça pantolon dikmiyoruz. Ceketi daha kısa yapıyoruz ki boy daha uzun görünsün. Ya da bacak boyu kısa, gövde uzunsa, bacak boyunu uzun gösterecek pantolon dikiyoruz. Boynu kısa adama, yüksek yakalı gömlek vermiyoruz, çünkü uyku tulumuna girmiş gibi olur. Olduğundan en az 5 cm daha kısa görünür. Çene kemiği mesela biz Türklerde geniştir ama 180 derece açık İtalyan yakaya meraklıyız. Yanlış. İtalyan yaka, David Beckam gibi ince kemikli erkeklere uygun. Bizim yaptığımız biraz sihirbazlık anlayacağınız.

Ne kadara mal oluyor bir takım?

- Kumaşına göre değişiyor. Ama iyi bir ürünü, çok iyi bir işçilikle, makul bir fiyata sattığımızı söyleyebilirim. Burcu Esmersoy’un İtalyan eşi Massimo bizim müşterimiz, takımlarını biz dikiyoruz. Bizde 1100 Euro’ya takım elbise var, 2 milyara çok iyi bir takım elbise yapabiliriz, kumaş dikiş her şey dahil, özel düğmeler ve astar. Massimo, "İtalya’da aynısı 3000 Euro" dedi, o günden beri bize diktiriyor.
Yazarın Tüm Yazıları