"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Bu CHP’li polemik istiyor

<B>ADININ </B>başında <B>‘CHP TBMM</B> <B>Grup Basın Sözcüsü’</B> ve <B>‘Antalya Milletvekili’</B> gibi ağır sıfatlar bulunan <B>Feridun Fikret Baloğlu</B> isimli bir CHP’li, son günlerde meslektaşlarla yaptığım polemiklerden ziyadesiyle etkilenmiş olacak ki, ‘hariçten gazel okuma’ pozisyonunu göze alarak, okkalı bir polemiğin kapısını açmış.

Benim için şöyle diyor:

‘AKP yanlısı bir gazetede yazması daha akla yakınken, okuyucularının büyük çoğunluğunu laik cumhuriyete bağlı insanların oluşturduğu Hürriyet’te köşe tutan Ahmet Hakan.’

Bir bayrak rüzgár bekliyor ve bu CHP’li de polemik istiyor.

O halde hiç vakit kaybetmeden ‘Sayın Baloğlu’na bir açık mektup yazalım.

* * *

Sayın Baloğlu,

Teşhisiniz isabetlidir. Benim Hürriyet’te yer almam bir çelişkidir.

Ve fakat...

Hayatımdaki trajedi ve çelişki Hürriyet’le sınırlı değil ki.

Eğer Ankara’nın ‘Kuki’sinde ya da İstanbul’un ‘The Marmara’sında buluşup, ‘cafe latte’ eşliğinde derin bir sohbete girişmiş olsaydık, yaşadığım dramı size ayrıntılarıyla anlatabilirdim. Ama madem böyle bir olanak bulamadık, o halde buradan bazı satırbaşlarına işaret edeyim.

Sayın Baloğlu... Bu talihsiz yazar kardeşiniz, sadece ‘Senin Hürriyet’te ne işin var?’ sorusuyla sıkıştırılmıyor. Başka birçok alanda da başı belada.

İsterseniz biraz o alanlardan söz edelim:

BİR: Hadi Sultanbeyli biraz abartılı olur ama İkitelli’deki ‘Hilal-Başak Konutları’ orada öylece dururken, Nişantaşı gibi bir semte kilimi sermiş olmam büyük bir sorun. Sık sık ‘Senin buralarda ne işin var? Yürü Bağcılar’a’ diye çemkirenlerle mücadele etmek zorunda kalıyorum.

İKİ: Tophane kahvehaneleri, Aksaray’da Vatan Caddesi’nin arka taraflarındaki otantik kebapçılar, Süleymaniye’de Türk yemekleri yapan mütevazı lokantalar orada öylece dururken, benim ‘The Hause Cafe’, ‘Kaktüs’, ‘Buz-Safran’ gibi yönünü alabildiğine Batı’ya dönmüş mekánlarla haşır neşir olmam da bir problematik. Bu alanda da direne direne varlığımı koruyabiliyorum.

ÜÇ: Şam, Tahran, Beyrut gibi Doğu’nun turistik kentleri ya da bir ‘umre ziyareti’ imkanı yerine, tutup Londra, Roma, Paris gibi Batı başkentlerine heves etmem de çelişkili bir tutum. Ama ne yapayım, elimde değil, heves ediyorum.

DÖRT: Doğu’nun petro-dolar krallıklarının İslam soslu rejimlerinin hülyasına dalmam akla daha yakınken, ‘Bunlar kabus rejimleri. Bizim Türkiye’nin rejimi hepsinden iyi birader’ diye çıkışlar yapıyorum. Yani zihnim de karışık Sayın Baloğlu.

BEŞ: Doğum günü kutlama, evlilik yıldönümünde sürpriz yapma ya da çiçek alıp eve götürme gibi alışkanlıklar için ‘Bunlar Frenk mukallitliğidir’ demem ve kapıyı kapatmam gerekirken, özenti kişiliğimin esiri oluyor ve bu işlere de heves ediyorum.

* * *

Yani demem o ki Sayın Baloğlu, benim durumum, sizin işaret ettiğinizden daha beter ve umutsuz.

Şöyle diyebilirsiniz:

‘İyi de kardeşim, sen de kendi sınırlarına çekil. Sana bir alan tanıdık, onun dışına çıkma. Ne işin var bizim mahallede? İşte Çankaya ya da Beşiktaş dışında kalan yerleri sana ve senin gibilere bıraktık. Biraz yetinmesini bilsene.

İnanın haklısınız.

Ama. Hani eskiler ‘tiyatro’ için ‘İki kalas, bir heves’ derlermiş ya.

Benim hayatı algılama biçimim de biraz buna benziyor.

‘İki özenti, bir heves’. İşte bu durumun esiri olmuş durumdayım.

Biraz vakit verin, irademe sahip olup hemen bana tanıdığınız alana kendimi atıvereceğim.

O zamana kadar vereceğim geçici rahatsızlık için hepinizden özür dilerim.

Hadi bana eyvallah.
X