GeriÇiğdem TOKER Bu borcun içinden kimse çıkamıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu borcun içinden kimse çıkamıyor

EGO’nun BOTAŞ’a borcu konusunda, kafa karıştırıcı bir bilgi kirliliği yaşanıyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, bu borcun aslında 470 milyon YTL olduğunu ama mahkemelik tutar ile Murat Karayalçın döneminden kalan kısım mahsup edilirse "net" 150 milyon YTL olduğunu açıklamıştı...

Konuyu yakından takip eden CHP Ankara Milletvekili Prof. Mehmet Tomanbay’ın soru önergesine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in verdiği yanıtı geçen hafta duyurmuştuk.

Bakan Güler’in resmi yanıtına göre, EGO’nun BOTAŞ’a toplam borcu, 883 milyon 601 bin 570 lira, 84 kuruş’tu.

Bu tutarın 498 milyon 4 bin 758 lira 88 kuruşu anapara, 385 milyon 596 bin 811 lira 96 kuruşu ise gecikme zammı olarak duyurulmuştu.

Prof. Tomanbay’ın bu önergesine bir de İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu’dan yanıt geldi.

28 Kasım tarihli bu yanıtta ise EGO’nun BOTAŞ’a borcu 383 milyon 254 bin 825 lira olarak açıklanıyor.

Güler’in yazısında, toplam borç tutarı, anapara ve gecikme faizi kalemleriyle ayrı ayrı verilirken, Bakan Aksu’nun yanıtında bu ayrımlar yer almıyor.

Bu nedenle de verilen rakamın ne olduğunu anlamak içinden çıkılmaz bir hale geliyor: EGO’nun BOTAŞ’a 383 milyon 254 bin liralık borcu, anapara mı, gecikme faizi mi, toplam borç mu belli değil.

Ne var ki, hangisini esas alırsanız alın, hükümetin iki bakanının aynı konudaki iki yanıtını yanyana koyduğunuzda, rakamlar birbirini tutmuyor.

EGO’nun BOTAŞ’a borcu konusunda, yalın bilgilere ihtiyacımız var...

Meclis lojmanlarında rezervasyon kuşkusuna yanıt

Toplu Konut İdaresi’nin (TOKİ) açık satış yöntemiyle satışa çıkardığı eski Meclis lojmanları alanındaki 88 dairenin satışının, duyurulduğu kadar "açık" yapılmadığına dair şikayetler gündeme geldi.

Bu dairelere talip olan bazı vatandaşlar, özellikle Güney cephesindeki "iyi" dairelerin, önceden rezerve edildiği kuşkusunu dile getiriyor, "satıldı" denilen konutların gerçekte satılmadığını, ya da satıldığı söylenen tarihten birkaç gün sonra satıldığını söylüyordu.

TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’a iddiaları sorduk. "Bizde öyle şey olmaz. Şeffafız biz" dedi.

Yakınmaları ayrıntısıyla hatırlattığımda ise şu karşılığı verdi:

"O bizden değil. İlgili Ziraat Bankası şubesinden kaynaklanmış. Bazı banka müşterileri (Şu daireyi benim için ayır) diye o şubeden günlük kredi kullanmış galiba. Anladığımız kadarıyla böyle bir-iki daireyi de Banka şubesi, müşterilerini kıramayıp ayırmış. Banka şubesini sert biçimde uyardık."

Böylece birkaç hatırlı müşterinin, adil işlemesi gereken "açık satış" sistemini sekteye uğrattığını, yani gerçeği geç de olsa öğrenmiş olduk.

Belediye ile ASKİ’nin banka borcu yok!

İÇİŞLERİ
Bakanı Abdülkadir Aksu’nun yanıtında yer alan üç önemli bilgiyi de kısa notlar halinde paylaşalım:

Æ Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO ve ASKİ’nin 2006 yılı başı itibariyle Hazine’ye toplam 2 milyar 936 milyon 109 bin 326 lira borcu bulunmakta.

Æ Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ASKİ Genel Müdürlüğü’nün yurt içi kamu bankalarına ve finans kurumlarına borcu bulunmuyor.

Æ Buna karşılık EGO Genel Müdürlüğü’nün 165 milyon dolar borcu var. Bunun 50 milyon 52 bin 837 dolarını ödenmiş.

Bir kişi geldi o da geri gitti

Adalet
Bakanı Cemil Çiçek, geçtiğimiz hafta Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nca (TEPAV) tarafından düzenlenen "Yolsuzlukla Mücadele Konferansı"nda konuşmacıydı.

Çiçek kürsüye çıkıp salondaki boş sıraları görünce, "Bu kadar şikayetçi olduğumuz bir konuya bu kadar az ilgi gösterilmesi karşısında karamsarlığa kapılmamak mümkün değil" dedi. "İlgi bu kadar az olunca insan ne söyleyeceğini de düşünüyor" diye sürdürdü. İzleyici sayısı azdı. Fakat bu durum Çiçek’in radikal eleştiriler getirmesine engel olmadı. Bunlar arasında en ilginci de rüşvet konusunda söyledikleri oldu.

Türkiye’de insan malzemesinin kötü olduğunu samimiyetle söyleyen Çiçek’in şu sözleri düşündürücüydü:

"Hep şikayet ediliyor ama bu konuda samimi bir işbirliği olmadığı için yüreği soğutacak sonuçlar alamıyoruz. Bar bar bağırdık. (gelin rüşvet verecekseniz, birlikte suçüstü yapalım) dedik. Ama hiç kimse gelmedi. Bir kişi gelir gibi yaptı sonra o da (bir düşüneyim) dedi ve gitti. Ne yaptı onu da bilmiyoruz..."
X

AVM’ler hastane mi olacak okul mu?

Parlak turuncu renkteki küçük dikdörtgen kutuyu merakla açıyoruz. İçinden küçük, çelik bir makas çıkıyor. Üzerinde Antares yazıyor. Esprili bir davetiyeyle karşı karşıyayız.

Namık Tanık ile Mevlüt Kahraman, Etlik’te yapımı tamamlanan Antares Alışveriş Merkezi’nin (AVM) 21 Mayıs’ta yapılacak resmi açılış törenini duyuruyor.

Kutudan çıkan ince kağıt şeritte, Antares’te faaliyet gösterecek, giyim, yiyecek-içecek, elektronik, telekomünikasyon, optik, banka, tatlıcı gibi çok sayıda değişik kategorideki mağazaların listesi var.

Antares’le birlikte, 200’e yakın mağazayı barındıracak büyük bir AVM daha Ankara’da faaliyete geçiyor.

Sayısal dağılıma bakıldığında ise mağazaların önemli bölümünü hazır giyim markalarının oluşturduğu görülüyor.

Başkent’te hızla çoğalan AVM’lerin verdiği ilk mesaj, kentin refah düzeyinin arttığı, ekonomisinin geliştiği yönünde.

Buna sadece memnun olunur.

Dahası, ülkenin en önemli sorunlarından olan işsizliğe karşı, istihdam arttırıcı katkısı nedeniyle sevinmek gerektiği düşünülebilir.

Ama acaba gerçek tam olarak böyle mi?

GERÇEK, GÖRÜNENDEN ÇOK FARKLI

Ankara Giyim Sanayicileri Derneği (AGSD) Başkanı Canip Karakuş farklı şeyler söylüyor. Karakuş, her biri milyon dolarlarla ölçülen ihracat kapasitesine sahip 150 üyeli bir meslek kuruluşunu yönetiyor.

AVM sayısındaki artışın plansız ve tehlikeli boyutlara yaklaştığını söyleyen Karakuş ile sohbetimizden bazı notlar:

Ankara’da faal AVM’lerin sayısı 15 civarında. Planlananlarla birlikte bu sayı 60’a yaklaşacak.

Her bir AVM’nin yatırım bedeli 50 ile 100 milyon dolar arasında değişiyor.

AVM’lerdeki mağaza kiralarının metrekaresi 60 euro’dan başlıyor. (Antares’inki 50 dolarmış.

Karakuş "Her ay Paris’e Milano’ya gidiyorum. Toplasanız her bir ülkedeki AVM sayısı 15’i geçmez" diyor.

AVM’LER OKUL YA DA HASTANEYE DÖNÜŞECEK

Ankara’nın bu kadar AVM’yi taşıyacak ekonomik kapasitede olmadığını vurgulayan Karakuş, "Bir süre sonra Ankara’daki AVM’lerin ya okul ya da hastaneye dönüştüğüne tanık olacağız."

Peki ama neden?

"Çünkü aslında kimse mutlu değil. Açılan her AVM, tekstil ve hazır giyim sektörü açısından rekabeti bozucu rol oynuyor. AVM sayısı arttıkça alışveriş artmıyor, azalıyor. Her yeni mağaza, eskilerin kapanması anlamına geliyor. Yüksek kiralar nedeniyle, mağazalar zorunlu giderlerini ödemekte zorlanıyor. Bundan en çok tekstil ve hazır giyim sektörleri zarar görüyor."

ÇÖZÜM: ENVANTER ÇALIŞMASI

AGSD Başkanı Karakuş, AVM’lerde her gün siftah yapmadan dükkan kapatan yüzlerce esnaf bulunduğunun altını çiziyor. Çözümün ne olduğu sorusuna yanıtı ise şöyle:

"Belediyeler aynı cadde ve sokakta birden fazla AVM’ye ruhsat vermemeli. Bu çarşılar için bir envanter yapılmalı. Sanayi Bakanlığı ile belediyeleri bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum."

Karakuş’
un uyarıları, dikkate alınmayı hakediyor galiba.
Yazının Devamını Oku

ASO binası mimarından sürpriz çıkış

Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) Atatürk Bulvarı üzerinde yükselen yeni binasının mimarı Mustafa Yücesan aradı. Söze, geçen haftaki yazımızda yer alan parantez içi siteme hassasiyet gösterdiğini belirten bir "karşı sitemle" girdi.

Projesinin "estetiği" konusunu tartıştırmayacağını, bir bilimsel tezinin bu konuya dair olduğunu söyledi.

Tezinde, Bulvar üstünde İş Bankası Genel Müdürlüğü için yapılan, şimdi BDDK’nın faaliyet gösterdiği yapının "yalnız bırakılmasının yanlış olduğunu, karşısına yakın yükseklikte başka bir bina yapılması gerektiğini" yıllar önce savunduğunu açıkladı.

"Talih" dedim, "Savunduğunuz tezi fiziken hayata geçirebilmeniz hakikaten herkese nasip olmaz"

Ardından, geçen hafta parantez içinde bırakmaya özen gösterdiğim o sitemin, Yücesan’ın eserini hedeflemediğini, genel nitelikli olduğunu, Atatürk Bulvarı’nın alt ve üst geçitlerle bir daha geri dönmeyecek biçimde deforme edilmesine bir kentli olarak buna tepki gösterdiğimi izah etmeye çalıştım. Ve ekledim:

"Atatürk Bulvarı, bildiğimiz Atatürk Bulvarı olmaktan çıktı. Kuğulupark’tan Kızılay’a yürümek artık mümkün değil. Çünkü otomobili, yayadan üstün gören bir anlayışla, sırf alt geçit yapılabilsin diye kaldırımlar kuşa döndürüldü. Bu yetmiyormuş gibi, altgeçitlerin iç yüzeylerine de alay eder gibi kör kuğu resimleri kondu."

ALT GEÇİTLER İPTAL EDİLEBİLİR Yücesan
dinledi ve çok ilginç bir karşılık verdi:

"Biz ASO binası projesini zaten alt geçitlerin bir gün iptal edileceği, kapatılacağı varsayımı altında tasarladık. Hesapları buna göre yaptık."

Ben çocuksu bir sevinç ve şaşkınlık duygusuyla "Nasıl yani, bu mümkün mü, bunu Başkan Gökçek’e aktardınız mı?" sorularını peşpeşe yöneltince de aldığım yanıt şu oldu:

"Elbette mümkün. Bulvardan geçen alt geçitlerin altı müze haline getirilebilir. Bunun örnekleri var. Melih Gökçek’e de söyledim. Ben belediye başkanı olunca bunu yapacağım dedim!"

Hayal gibi değil mi?

Fakat oradaki alt geçidin müze olacağı günü bekleyen tek kişi olmayacağımdan eminim...

Bulvar yeni sanat merkezi



YÜCESAN’ aktardığı diğer ibilgiler şöyle: Projenin sadece ASO’ya hizmet vermeyeceğini, belirten Yücesa, bir katın konser, opera gibi sanatsal etkinlikler için planlandığını, caddede yürürken binanın içinden geçilebileceğini ve nihayet, giriş-çıkışlarda parmak izi uygulamasının hiç Düşünülmediğini aktardı.

Kendisine "parmak izi" konusunun Ender İnşaat’ın web sitesinde yer aldığını belirtince, bu bilginin orada "sehven" yeraldığını kaydetti.
Yazının Devamını Oku

ASO tv geliyor

Atatürk Bulvarı’nın çehre ve siluetindeki hızlı değişim (!) sürüyor. Temelini on ay önce Başbakan Tayyip Erdoğan’ın attığı ASO’nun 17 katlı yeni bina inşaatı tamamlanmak üzere. (Fiziki ihtiyaçların, estetiği kırıp dökmesine olağan bakılan bir ülkede yaşadığımız için, üzüntüyü not edip yeni bilgiler paylaşacağım)

Toplam 12 milyon YTL’ye malolacak binanın müteahhit firması Ender İnşaat "300 gün" taahhüdüne uyacak ve ay sonunda binayı ASO’ya teslim edecekmiş.

Mayıs boyunca da tefriş dekorasyon, bilgisayar ve diğer elektronik altyapısı hazırlanacakmış.

Dolayısıyla, ASO Başkanı Nurettin Özdebir’e rastladıkça "Nasıl gidiyor?" diye sorup ilgilenen Başbakan da yeni binayı en geç Haziran başında açabilecekmiş.

BENZERİ OLMAYAN SİSTEM ASO, yeni binayla birlikte "ASO İnternet tv" adıyla internet televizyonculuğuna adım atıyor.

Bu amaçla dünyadaki son teknolojik düzeyi temsil eden "Adobe stream server" altyapısı üzerinden yayın yapacak internet televizyonculuğu için ihale hazırlığı yapılıyor.

Aylık Meclis toplantıları sık sık gündem belirleyen konuşmalara sahne olan ASO’nun bu projesinin biz habercileri de yakından ilgilendiren bir unsuru var: Kurulacak profesyonel görüntü sistemiyle,bağlantılar bina önündeki elektronik kutudan sağlanabilecek. Yapılan çekimler DVD formatında isteyenlere dağıtılacak. Sistemle, isteyen kuruluşlara tv yayını kalitesinde görüntü verilmesi hedefleniyor.

Bu sistemin Ankara’da benzerinin olmadığı belirtiliyor.

PARMAK İZİNDEN VAZGEÇİLDİ Ender İnşaat’ın İnternet sitesinde ASO binası tanıtılırken, "Tam anlamıyla akıllı bir bina olarak tasarlanmıştır. Bütün kapılar parmak iziyle açılıp, kapanacaktır" ifadesi dikkat çekiyor.

Öğrendik ki, yeni bina için parmak iziyle tanıma sisteminden vazgeçilmiş. (Kişi hak ve özgürlüklerine müdahale olduğu gerekçesiyle değil, teknik sorun çıkar diye.) Yerine, kat kartları kullanılacak, her kat için ayrı bir kart alınacağı için, asansörde gidilecek kişinin katı dışındaki başka katın düğmesine basmak mümkün olamayacakmış...

Püf noktası" ve borçlar

DİKİLİ Belediye Başkanı Osman Özgüven’in otobüs ve su hizmetlerini halka parasız sunması nedeniyle hakkında dava açılması, geniş yankı buldu.

Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’i arayıp, "Siz de başkan olarak milyonlarca dolarlık yardım yaparken, Dikili Belediye Başkanı’nın soruşturmaya uğramasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" diye sorduk.

Başkan Gökçek soruma soruyla yanıt verdi: "Ben yaparken beni yerden yere vuran medya, SHP’li başkan olunca neden methiyeler düzüyor?"

Ben "Methiyeler düzmüyoruz. Sorumun basit olduğunu düşünüyorum. Siz soruşturmaya uğramazken, Dikili Belediye Başkanı neden uğruyor?" diye soruyu tekrarladım.

Başkan Gökçek, şu yanıtı verdi: "Bu arkadaşa haksızlık yapılmış o ayrı. Ama işin küçük bir püf noktası var."

Ben: "Nedir püf noktası?"

Başkan Gökçek: "Hiç söyler miyim?. Siz başkana söyleyin bana gelsin, söyleyeyim."

Ben: "Bizim böyle bir görevimiz yok."

Başkan Gökçek: "O zaman gelip bana sorarsa söylerim."

Gökçek,
ertesi gün düzenlediği basın toplantısında yasa gereği belediye hizmetlerinden ücret alınması gerektiğini söyledi ve "Yardım yapmak ayrı bir şey, hizmet vermek ayrı bir şey. Mesela otobüsü bedava yapamazsınız. Ücret almaya mecbursunuz. Yardım etmeniz ise başka bir durumdur" dedi.

Böylece püf noktasını öğrendik. Fakat konuyla ilgisi olmasa da bu sözleri dinlerken, nedense Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Hazine’ye olan 4 milyar YTL’lik vadesi geçmiş borcunu da hatırladık...
Yazının Devamını Oku

"Vatandaş" kılığında denetim projesi suya düştü

MALİYE, vergi iadesini kaldırdıktan sonra, esnafın nakit alışverişlerde kendiliğinden fiş verme uygulaması hissedilir biçimde düştü.

Yazının Devamını Oku

Ekren’in toplantısından reform vaadi çıktı

Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, geçtiğimiz hafta Ankara’da tekstil, hazır giyim ve deri sanayicileriyle kapsamlı bir toplantı yaptı. Toplantının "devlet" tarafında, Ekren’in yanısıra Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ve bazı müsteşarlar vardı.

30’a yakın işadamının yer aldığı reel sektör tarafının başında ise TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu. Üç sektörün sorunlarına dinleyip çözüm bulmayı amaçlayan bu toplantı beş saat sürdü.

Üç sektörün de dünyayla rekabetinin önünde, teşvik ve vergi yükü sorunları ağır bir eşiğe gelmiş durumda.

Kamuoyuna yansımadı ama bu toplantıda Başbakan Yardımcısı Ekren’in, üç sektöre "reform" vaadettiğini duyduk.

Başbakan Yardımcısı, herkesi tek tek dinledikten sonra ay sonuna kadar bir strateji raporu hazırlanmasını istemiş. "Öyle bir rapor olsun ki, bir daha bu sorunları tartışmayalım" demiş.

UMUT ORAN: DEVLET İLE VERİLERİMİZ FARKLI

Kapatma davasının bir numaralı gündem maddesi olduğu siyaset arenasında, geçen hafta dikkate değer diğer bir gelişme de işadamı ve TOBB Hazır Giyim Meslek Komitesi Başkanı Umut Oran’ın CHP Genel Başkanlığı’na adaylığını açıklaması oldu.

Oran, Ekren’in toplantısına, Milliyet’te Devrim Sevimay’a adaylığını açıkladığı röportajın hemen ertesinde katıldı.

Umut Oran’a toplantıyla ilgili izlenimlerini sorduğumuzda, "Bunca zamandan sonra tekrar tekrar sorunları değil, çözümleri konuşuyor olmalıydık" dedi ve ilginç bir notu paylaştı: "Devletin elindeki veriler ile bizimkiler birbirini tutmuyor. Oysa biz de devletin verilerini kullanıyoruz."

Oran’ın sözünü ettiği veriler ise tekstil üzerindeki devlet yükü, sanayi elektriğinin kullanımı.

Son bir not: Umut Oran’ı, AKP hükümetinin iki bakanı, CHP Genel Başkanlığı’na adaylığından dolayı kutlamış. Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan telefonla aramış. Başbakan Yardımcısı Ekren de o toplantı sırasında "Hayırlı olsun" demiş.

Savaş’ın ’Kapatma’ kitabı 15 günde 5 baskı yaptı

Haftasonu, Ankara’nın vergi rekortmenleri açıklandı. Başkentin köklü yayıncısı, Bilgi Kitabevi’nin sahibi Ahmet Küflü, en yüksek vergiyi ödeyen 100 kişilik listeye, 424 bin YTL ile 43. sıradan girdi.

Siyaset, yargı ve diplomasi alanındaki sonuçlarını an an izlediğimiz AKP’nin kapatılması davası, kitap piyasasını da canlandırdı.

Nasıl mı?

Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş’ın "AKP Çoktan Kapatılmalıydı" adlı kitabı piyasaya şubat ayında çıktı.

14 Mart Cuma günü de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Anayasa Mahkemesi’ne "kapatma" başvurusunu gönderdiğini öğrendik.

O gün, kitapçılarda 2. baskı satılıyordu.

Aradan iki hafta geçti.

Küflü ile sohbetimizden öğrendik ki, şu anda 7. baskı piyasadaymış.

59’un sırrı

"Recep İvedik’i izlemeyeceğim" diyen Cem Yılmaz, İstanbul vergi rekortmenleri listesine 59. sıradan girmişti.

Yılmaz bu cümlesiyle, -kimilerinin "Türkiye’deki iki komedyenden biri" dediği- Gökbakar’a kıymet vermediğini anlatıyordu.

Aradan birkaç gün geçti.

Recep İvedik’i yazan ve oynayan Şahan Gökbakar da Ankara vergi rekortmenleri listesine 59. sıradan girdi.

Mizah hayatın içinde.
Yazının Devamını Oku

Devlet vákárı ve işporta satışı

YAŞI tutmayan okur, mekánı İstanbul olan siyah-beyaz Türk filmlerinde rastlamıştır: <br><br>Eskiden satışa "Abilerim aplalarım" diye başlayan işportacılar vardı. Tarağın yanında ayna da satabilmek için dakikalarca dil döker, vapur müşterisinin gözüne girebilmek için bin dereden su getirir, çelikten bir kararlılık sergilememeniz halinde, o bıktırıcı ikna sözlerini duymamak için pes edip parayı öderdiniz.

İşte 14 Mart Cuma günü ANFA Salonu’nda Başkent Doğalgaz A.Ş’yi satan İhale Komisyonu üyesi Ahmet Arslan ile Global-Energaz’ın patronları arasındaki diyalogun yaşattığı duygu, tam da buydu:

İşportadan mal satılıyor duygusu.

Bu duyguda yalnız değildim. Görevi ihaleyi izlemek olan pek çok meslekdaşımın, o on dakika boyunca yüzlerinin mahcubiyetten, öfkeye uzanan tonlarda değiştiğinin tanığıyım.

Ne miydi bize, ne alan ne de satan olduğumuz halde kendimizi mahçup hissettiren?

Meslek yaşamı boyunca sayısız ihale izlemiş gazeteci grubu olarak, kamu vákárının bu kadar ayaklar altına alındığı, kredibilitenin bunca hiçe sayıldığı başka bir örnek izlemedik.

Evet adettendir. Evet; büyük kamu ihalelerinde, devlet adına hareket eden Komisyon Başkanları’nın, Hazine kasasına daha çok para girsin diye "Bir jest yapın" çağrısına çok tanık olduk...

Fakat bundan daha yüksek rakamlara giden onca özelleştirme ihalesinin hiçbirinde devlet yetkilileri, firma temsilcilerinin yüzün ekşittiğini, hoşnutsuz ifadelerini göre göre dakikalarca yalvarmadı.

Kamu avantajını, saniyeler içinde aşınan psikolojik bir yenilgiye dönüştürmedi.

Global-Energaz’ın tam üç kez "Teklifimizle bağlıyız" demesine karşın, Arslan’ın sanki Mehmet Kutman Ankara’ya geldiğinde uzun yürüyüşler yapıyormuş gibi "Çok güzel üstgeçitlerden geçeceksiniz" sözüyle ikna çabası, beş yaşındaki çocuğuyla pazarlığa giren anne-babaları hatırlatıyordu.

Bütün bu nedenlerle Ahmet Arslan’ın "Bin defa yalvarırım" sözüne katılmak mümkün değil.

Sahi bankalara ne oldu

İhale için 40 firma şartname almıştı. Bunların arasında OYAK, Fortis, Merrill Lynch, HSBC, JP MORGON, TEB, CA IB Corporate Finance, Essar Investment gibi büyük banka ve finans kuruluşları da vardı.

Acaba bu banka ve finans kuruluşlarının biri bile neden teklif vermedi?

Amerİkan bİrleŞİk dolarI

Gerçekten değişik bir ihaleydi.

Bir kere, tecrübeli firma temsilcileri başta olmak üzere, kimse ihale yöntemini doğru düzgün algılayamadı.

Bunda alışılmışın dışında usuller ve yöntemin yürürken açıklanması ve değiştirilmesi kadar; İhale Komisyonu Başkanı Zübeyir Arık’ın sorunlu Türkçesi de etkili oldu.

Ankara Büyükşehir Belediye Genel Sekreter Vekili Sayın Arık’ın ifade ve sözcük hatalarıyla dolu olarak yaptığı bilgi anonsları, aydınlatıcı olmaktan çok uzaktı.

Tesine, Arık’ın cümleye ortadan başlayan, fiili olmayan her bilgi aktarışında salonda uğultu ve mırıldanmalar yükseldi.

Gelgelelim, ihalenin bitmesine dakikalar kala "Teklifler Amerikan birleşik doları olarak verilecektir" anonsu duyulduğunda, o ana kadar gerilen sinirler bir anda boşaldı ve salondan kahkahalar yükseldi.

Yanıldığını

asla kabul etmeyenler, en çok yanılanlardır.

La Rochefoucauld
Yazının Devamını Oku

Tartışmalı defile için ne dediler

Ankara Sheraton Oteli’nde düzenlenen ve yaklaşık 1000 kişinin izlediği bir tesettür defilesi, geçen haftanın tartışılan haberlerinden biriydi. Uluslararası haber ajansları, aralarında kabine üyesi bakan ve bakan eşlerinin de yer aldığı "Uzak Şehirlerde" adlı bu defilenin fotoğraflarını, "Türkiye’nin yeni imajı" anlamına gelen fotoğraf altlarıyla bütün dünyaya geçti.

Defileyi düzenleyen firma 1974’de küçük bir atölyeyle işe başlayıp, bugün onlarca ülkeye ihracat yapan Ankara kökenli bir tesettür giyim şirketi. Firma, içinde sadece bir tek sesli harfin bulunduğu altı harfli ilginç bir isme sahip:Setrms.

SETRMS VE

ÖRTÜLERİM "Setrms ne demek?"
diye düşündüğünüzde, Arapça tesettür kelimesinin akrabası olan "setre"nin (Katibimin Setresi gibi) sanki Arapça değilmiş gibi modern (!) bir hava verilerek kılık değiştirilmiş bir kelime olduğunu fark ediyorsunuz.

Bir nevi "örtülerim" anlamında...

DEFİLE VE SİYASET Defile koreografisinin bir bölümünde, aralarında üniversitenin sembolize edildiği "kırmızı hat" bulunan başı örtülü ve başı açık kızların yer aldığı bir de tiyatral sunum yer aldı.

"Türban" sorununun canlandırıldığı -kişisel olarak izlemediğim bu bölüm- salondan alkış almış. Bazı izleyiciler de "Kötü bir müsamere gibiydi" yorumunu yapmış.

Bu defileyi düzenleyen firma sahibi Abdürrahim Çelikten, koreograf Yasin Soy ve Ankara Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Canip Karakuş ile konuştum.

Setrms’in sahibi Abdürrahim Çelikten’e uluslararası ajansların haberi geçiş biçimini ve "Defilenizin Türkiye’nin imajını olumsuz etkilediği yorumlarına ne diyorsunuz?" sorusunu yönelttiğimde, şu yanıtı verdi:

SOKAKTAKİ PORTRE

PODYUMA YANSIDI "Türkiye’nin portresi ne ise, podyuma da o yansıdı. Sokakları gezen insanların gördüğü manzaralar. Kaldı ki, defileyi izleyenlerin çoğunluğu başı açık hanımlardı. Müsamere gibi denilen o koreografi ile de Türkiye’de yaşanan bir süreci podyuma taşıdık. Aslında böyle bir sorunun olmadığını, tabanda insanların kardeşlik ve barış içinde yaşadığı mesajını verdik."

KOREOGRAF SOY:

İÇGİYİM DEFİLESİ

DE YAPIYORUZ
Defilenin koreografı Yasin Soy ise kendilerinin modacıların tasarımlarını podyuma uyarlayan kişiler olduklarını vurguladı ve "Fikir konsept, düşünce tamamen onlara aittir. Sahne sahne istediler biz de uyguladık. Sonuçta başörtüsü ve kapalı giyim de bir ihtiyaçtır. Ben içgiyim defilesi de uyguluyorum" dedi. Soy, "Türkiye’nin imajıyla ilgili sorun olduğu" tesbitine katılmadığını söyleyerek "Bu tarz giyinen bayanlar ülkemizde çok. Onlara hizmet sunan firmalar olmasa ne giyineceklerdi?" dedi.

MODAYA SİYASET

SOKULMUŞTUR
Ankara Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Karakuş’un yorumu ise kısaydı: "Bu defileyle modaya siyaset sokulmuştur. Bizim üyemiz ama ben katılmadım. Katılmak istemedim" dedi.

Abdürrahim Çelikten
"Bu gösteriyle siyasi bir mesaj vermek istediniz mi?" sorumuza "Biz bu planı dört ay önce yapmıştık. Gündemle çakışması tamamen tesadüftür" dedi.

Bu defileyle modaya siyasetin sokulup sokulmadığının yalın bir testi var aslında:

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın eşi Semiha Yıldırım, Tarım Bakanı Mehdi Eker’in eşi Yasemin Eker, TBMM eski Başkanı Bülent Arınç’ın eşi Münevver Arınç, kreasyonlarında tesettür giyime hiç vermeyen bir giyim defilesinden davet alırlar mı, alırlarsa izlemeye giderler mi?

Bu soruya verilecek yanıt, tartışmalı defilenin siyasi amaç da içerip içermediği konusunda fikir verecektir.
Yazının Devamını Oku

Tahiroğlu’ndan yanıt var

Geçen hafta bu köşede, AŞTİ terminalinin paralı otoparkını kullanmak zorunda kalan Ankaralılar’dan, Keçiörengücü Spor A.Ş adına yapılan tahsilatı gündeme getirmiş ve Osman Gökçek’in yakın arkadaşı Kulüp Başkanı Sedat Tahiroğlu’na ne kadar vergi ödediklerini sormuştuk. Tahiroğlu’ndan elektronik postayla uzunca bir yanıt geldi.

Mektupta Keçiörengücü’nün vergi borcu bulunmadığı belirtiliyor. Ancak herhangi bir rakam da yer almıyor...

Buna karşılık şöyle deniyor:

"Şeffaflık bizim için de temel bir prensiptir. Her türlü işlemimiz kamuoyunun bilgisi dahilindedir."/images/100/0x0/55ea6973f018fbb8f87e326f

Rakam açıklamadan şeffaf olmak, üstüne her türlü işlemin kamuoyunun bilgisi dahilinde olduğunu söylemek?

Herhalde "kamuoyu" ile başka birşey kastediliyor...

"Bu haberinizin de iyi niyetli olarak ve halkı bilinçlendirmek amaçlı yapıldığını düşünüyoruz" denilen mektubun paylaşmak istediğimiz diğer kısmı şöyle:

"Kulübümüz 1987 yılında kurulmuştur. O günden bu güne kadar birçok sporcu yetiştirmiştir. Bunlardan halka malolmuş pek çok futbolcu bulunmaktadır. Mehmet Kulaksızoğlu, Ümit Özat, Tolunay Kafkas, yine halen Süper ligde oynayan Özer Hurmacı, Ediz Bahtiyaroğlu gibi pek çok isim halen aktif olarak Türk Futboluna katkı sağlamaktadır.

Bu katkıya destek veriyor olmaktan oldukça memnuniyet duymaktayız.

Sizin de aynen bizim gibi bu duyguyu paylaştığınızdan eminiz."

Alıntıladığım bölümün son cümlesine takıldım.

"Bu katkıya destek vermekten memmuniyet duyma" duygusunu paylaşmıyorum çünkü.

Bir katkıya destek vermekten memnuniyet duymak için o katkının gönüllü olarak sunulması ve içten gelmesi gerekiyor.

Mecburiyet ile memnuniyet ne kadar yanyana gelebileceğini takdirinize bırakıyorum.

Hele futbol-siyaset ilişkisinin akçeli açıdan bu kadar tartışıldığı bir dönemde .

’Bir kısım AŞTİ esnafı’ da şikayetçi

"Bir kısım AŞTİ esnafı" imzasıyla bir mektup daha...

Belli ki, yetkili başka makamlara da gönderilmiş.

Bazı bölümleri de kısaltarak ilgililerin dikkatine sunalım:

"Çığırtkanlık kellecilik almış başını gidiyor.Aileler artık AŞTİ ye gelmiyor.Gelenler ise ya kellecinin eline düşüyor iki milyona satılıyor,ya da zorla eşyaları ellerinden alınarak eşya taşıma ücreti alınıyor fahiş fiyatlarla. Hele bayan yolcuların durumu çok daha vahim durum da.Senelerdir kelleciliğin önüne geçilemedi.

Sizler kamera vasıtasıyla yeri yurdu belli hatta sigortalı çalışanlara kelleci diye ceza yazıyorsunuz ama bu adamlara en ufak bir yaptırım uygulayamıyorsunuz.

Bu adamlar hangileri diye sorsanız,kime sorsanız gösterirler.

Yazıhanelerin arka koridorundan yolcu satıyorlar.Sizler bizden daha iyi biliyorsunuz onların nerede olduğunu neden müdahale edilmiyor.Neden bu insanlara ceza yazılmıyor.

Kendi ailenizi güvenli şekilde AŞTİ ye gönderiyor musunuz.Yoksa bizim yaptığımız gibi yolcularınızı Aşti dışında yoldan mı bindiriyorsunuz?"

AŞTİ yönetim birimleri Allah katında gönlünüz rahat mı? Peygamber efendimizin dediği gibi ’İşi ehline veriniz’aldığınız maaşın hakkını veriyor musunuz.Daha doğrusu esnafa ödeme ve ceza bildirimi dışında yaptığınız bir iş var mı? .

"Bir kısım AŞTİ esnafı", İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği’nin AŞTİ’ye heyet gönderip esnafın derdinin dinlenmesini talep ediyor...

Duyurulur...
Yazının Devamını Oku

Keçiörengücüspor ne kadar vergi ödüyor

GEÇEN hafta daha önce ayırttığımız otobüs biletini, firmasından almak üzere AŞTİ’ye giderek otoparka girdik.

Karayolları Taşıma Yönetmeliği’nde "25 dakikayı geçmeyen giriş ve çıkışlarda özel otomobillerden hiçbir şekilde ücret alınamaz" hükmü var.Yakın bir zamana dek, AŞTİ’de yönetmelik hükmü dikkate alınmıyor, 5 dakika bekleseniz bile sizden 3 YTL otopark parası tahsil ediliyordu.

Ulaştırma Bakanlığı’nın uyarıları ve Çankaya Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı’nın kararıyla fiili durum yasalara uygun hale getirildi.

Şimdi uygulama şöyle: Bekleme süreniz 25 dakikanın altındaysa sola dönüyorsunuz ve gösterilen yerde bekliyorsunuz. Sizden ücret alınmıyor.

Bekleme süreniz 25 dakikanın üstündeyse sağdaki otoparka girip, 3 YTL’den başlayan ücretleri ödüyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

’Taşınma’ beş yılı alır

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, geçen hafta Enflasyon Raporu’nu açıklamak üzere basın toplantısı yaptı. Soru-cevap bölümüne geçildiğinde "taşınma"ya dair soru yönelttik. Yılmaz, "Bu konuda çok soru geleceği anlaşılıyor" deyip sorusu olan herkese söz verdi. Altı ayrı soru yöneltildi. Hiçbirinin içeriği birbirine benzemiyordu.Ama Başkan, toplu ve tek bir cevapta kararlıydı:

"HERKES" VURGUSU

Yılmaz,
Merkez BankalarIaçısından en önemli konunun beklenti yönetimi olduğunu belirtip herkesi para politikasının güvenilirliği, saygınlığı konusunda tereddüde yer vermemeye çağırdı.

Herkesi...

Başkan Yılmaz’ın farklı sorulara verdiği bu standart yanıtın, incelikle düşünülüp tartılmış bir mesaj olduğu anlaşılıyor. Muhtemelen de Bakan Şimşek ile Başkan Yılmaz’ın, Davos’ta yaptığı görüşmede mutabık kaldıkları bir tutum bu. Noktası virgülüyle değil elbet ama hiç değilse tema olarak.

"Türban" tartışması, gündeme olanca ağırlığıyla yerleşmeseydi, bu yanıtın "taşınma" tartışmasını soğutup rafa kaldıracağını söylemek mümkündü. Ama gerek kalmadı. Taşınma konusunu bir süre unutacağa benziyoruz.

Kaldı ki, bu konulara kafa yormuş bir duayenin saptamasına göre bu taşınma dört-beş yıldan erken olamayacak. Çünkü:

"Merkez Bankası’nın faaliyet göstereceği nitelikteki bir yapı prestij binasıdır. Bu kategorideki binanın proje yarışması, Seçimi, inşaat ihalesi, güvenlik özellikleri ve sanatsal nitelikleri dikkate alınarak yapılacak inşaat ciddi zaman alır. Proje seçimi en az bir yıl, ihale ise altı ayda yapılabilir. TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın ’İnşaat iki-üç yılda biter’ sözünü de dikkate alırsanız, buyrun size beş yıl..."

Ödediğimiz vergilere inanıyor muyuz?

Vergi ödemek ile inanmak arasında bir ilişki var.

ODTÜ Endüstri ve Örgüt Psikolojisi Yüksek Lisans Programı’nı izleyen Elif Tuay ile İnci Güvenç, bu ilişkiyi bilimsel açıdan merak etti.

Kapsamlı bir anket hazırladılar. Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) da bu anketi kitaplaştırdı.

Mükellef Eğilimleri Anketi’nin 35. sorusunda "Ödediğim verginin ülkenin ihtiyaç duyulan alanlarına harcanacağına inanıyorum" diye bir ifade vardı.

Katılımcıların yüzde 26.5’i bu ifade için "Ne katılıyorum ne katılmıyorum", yüzde 23.4’ü "Katılıyorum", yüzde 21.9’u "Kesinlikle katılmıyorum",yüzde 17.9’u da "Katılmıyorum" yanıtını verdi.

Yani vergi yükümlülerinin yüzde 89.7’sinin içi, ödediği vergilerin harcandığı yerler konusunda rahat değil. Yükümlü vergiyi ödüyor ama ülkenin ihtiyacı için harcandığına inanmıyor.

Bu yüksek oran şu öneriyi getirmiş: GİB’nın, vergisini düzenli ödeyen yükümlüye "verginiz şuralara harcanmıştır" diye bilgi notu göndermesi tavsiye ediliyor. Böyle bir notun GİB’in şeffaflığını arttırırken, yükümlünün vergiye gönüllü uyumuna yardımcı olacağının altı çiziliyor.

Bilimsel bir anketteki bu öneriyi şöyle okumak da mümkün:

Şeffaflık, sadece elektronik ortama çok miktarda rakam yüklemek anlamına gelmiyor...

Faizler ve dokuz ölü

27 Ocak 2008 sabahı Kütahya’daki tren kazasında dokuz kişi öldü.

Kazanın ardından Hürriyet’te Çilem Kaya imzasıyla çıkan haber çarpıcıydı: TCDD, rayların fotoğraf ve filmlerini çekerek denetim yapan "Yol ve Katener Muayene Makinası adlı cihazı, Hazine uygun bulmadığı için satın alamamıştı.

Ve haberde açıkça yazmasa da anlıyorduk ki, bu araç TCDD’nin elinde olsa, kazaya gerekçe gösterilen o "kırılan conta" nın sorunlu olduğu önceden saptanabilecekti. TCDD yetkilileri cihazın, hem hızlı tren hem de bütün demiryolu ağının denetiminde kullanılabileceğini söylüyor.

Hazine’yi aradık. Aldığımız yanıt şu oldu:

"Evet, cihazın alınması için sağlanacağı bildirilen Avusturya kredisinin faiz oranları yüksek olduğu için uygun bulmadık. Ama bize sadece İstanbul-Ankara hızlı tren diye başvurulmuştu."

Bu dramatik yanıt karşısında tekrar sorduk, "Bütün sistemi kavrayan bir cihaz olduğu bildirilse sonuç daha mı farklı olurdu?"

Yanıt şöyle geldi: "Bize İstanbul-Ankara hızlı treni dendiği için acil bir ihtiyaç olarak algılanmadı. Kaldı ki TCDD, bu kadar kritik ve hayati önemi bulunan bir cihazı kendisi de alabilirdi..."

Bir krediyi faiz oranları yüksek diye reddin arkasında kuşkusuz ülke çıkarlarını gözetme saiki var. Ama...

Kurumlar, masalar, imzalar ve rakamlar arasında eriyip kimliksiz hale gelen bir sorumluluk...

Bürokrasiyle sönen hayatları daha ne kadar seyredeceğiz?
Yazının Devamını Oku

Yaşlılık da küreselleşecek

Prof. Serdar Sayan, TOBB ETÜ öğretim üyesi. Sayan’ın bir makalesi, geçtiğimiz ay Nobel ödüllü iktisatçılarla aynı uluslararası seçkiye alındı.

Yalnızca para ve sermaye hareketlerinin değil, yaşlılığın da küreselleştiğini anlatarak ezber bozan bu makale, "Nüfus Yaşlanmasının İktisadi Analizinde Yeni Gelişmeler" başlığını taşıyor.

"Critical Writings in Economics" (İktisatta Kritik Yazılar) cildi, İngiltere ve ABD’de eşanlı olarak yer aldı. Seçkide Nobel ödüllü iktisatçılar, Gary Becker, Robert Barro, Laurence Kotlikoff’un araştırmaları da bulunuyor.

Zengin ülkelerdeki nüfus yaşlanmasının, genç nüfus oranı -bizimki gibi- yüksek "gelişmekte olan" ülkelere etkisini inceleyen araştırma şöyle diyor:

ÇOK TÜKETİM AZ BİRİKİM

Zengin ülkelerdeki yaşlı nüfus, çok tüketir az biriktirir. Örneğin Japonya nüfusu, 2050’ye kadar 17.9 milyon kişi azalacak. 60 ve üzeri yaş grubunun toplam nüfus içindeki payı yüzde 42’ye çıkacak. Çalışma yaşındaki Japonların sayısı sadece azalmayacak. Emeklilere oranı yaklaşacak.

Bu 2050’ye dek 10 milyon göçmene ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor.

Dahası bu gelişmenin benzerleri AB alanındaki pek çok Avrupa ülkesinde de yaşanacak,

BÜYÜK GÖÇ MÜ GIDA İTHALATI MI

Prof. Sayan, bu aşamadaki kritik sorunu ise sorumuz üzerine şöyle açıyor:

"Gelişmiş ülkeler gerçekten de bu kadar büyük çapta bir göçe izin mi verecekler? Yoksa sanayi ürünleri ve gıda ithalatlarını arttırarak, gelişmekte olan ülkelerdeki iş imkanlarının yaratılmasına katkıda mı bulunacaklar?"

Özetle Prof. Sayan, küreselleşmenin hayatımızı, sadece Amerikan konut piyasasındaki gelişmeler ve bunların ABD faiz oranları ya da euro-dolar paritesinde yaratacağı günlük-haftalık değişiklikler veya Brezilya borsasındaki anlık iniş-çıkışlar yoluyla değil, çok daha uzun dönemde de etkileyeceğinin altını çiziyor.

Hükümetin iki bakanı Nazım Ekren ile Beşir Atalay’ın dün birlikte açıkladıkları Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ndeki öncü bilgilerdene birisi de Türkiye’deki 70 milyon 586 bin 256 kişilik nüfusun yarısının 28.3 yaşından küçük olduğuydu...

Yaşlanmanın küreselleşmesini bu veri ışığında okumak daha anlamlı hale geliyor.

Tapu yolsuzluğunda tek kusur memurda değilmiş...

Ankara Keçiören ile İzmir’de ortaya çıkarılan tapu yolsuzluğunda kritik bir ayrıntı gözden kaçmasın istedik.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yetkilileri, hafta boyunca basına yaptıkları açıklamalarda "emlakçı" gerçeğinden sözetti.

Satır aralarında kalan buu konuyu Bakanlık’tan bir yetkiliyle konuştuk.

Adının açıklanmaması kaydıyla yaptığımız sohbette, Bakanlık yetkilisi, tapu yolsuzluğuna şu pencereyi açıyor:

"Tek suçlu tapu memuru gibi gösteriliyor ama öyle değil. Bu sistemden en çok vatandaş memnun. Olay emlakçı-ile vatandaşın gönüllü katılımıyla yaygınlaşıyor. 200 milyarlık devir yaparken üç gün beklememek için 50 milyonu gözden çıkarmaya hazır çok vatandaş var. Bunu da emlakçılar teşvik ediyor."

"Emlakçılar böyle bir yolu neden teşvik etsin ki?"
sorumuza ise şu yanıtı alıyoruz:

"Çünkü gayrımenkul alım satımının kendine has özellikleri var. Alıcı ya da satıcıdan birinin, işlemden her an cayma ihtimali yüksektir. Emlakçı da işi bu olduğu için cayma riskini üstlenmek istemez. O zaman da incelemesi üç gün süren bir işi, ’Ben bir günde ya da iki saatte hallederim’ diyor ve 50-100 milyonu tapu memuruna veriyor. Yani aslında bu usulsuzluk vatandaşın gönüllü katılımıyla oluyor."

Ankara’daki emlakçıların bu konuda bir diyecekleri olabilir diye aktardım.
Yazının Devamını Oku

Ankara’da orta sınıfı eritmek

Merkez Bankası, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıfbank’ı İstanbul’a taşımanın, Ankara’ya 1.5 milyar dolar kaybettireceği hesaplanıyor. Bu hesabın Ankara için ölçülebilir bir anlamı var şüphesiz.

Fakat şu küresel dünyada, rakamla ölçülemeyecek değerler de halen mevcut.

40 bin çalışanıyla, başta "bankaların bankası" Merkez Bankası olmak üzere dört bankanın gitmesi, Ankara’da, zaten nicelik ve nitelik dönüşümü geçiren orta sınıfın erozyona uğraması anlamına geliyor.

Çünkü -tanımı üzerinde mutabakat olmasa da- banka çalışanları "orta sınıf" mensubudur.

Orta sınıf; demokrasi, insan hakları, laiklik, kültür, sanat, edebiyat gibi değerlere görece hassas; hiç değilse, bu değerlere sahip çıkacağı varsayılan bir kesimdir.

Bankaların Ankara’dan gitmesi, daha az insanın sinema ve tiyatro için bilet alması, daha az insanın kitapçıya gitmesi anlamına da geliyor.

Öte yandan bir banka çalışanı, ne kadar mütevazı maaşlar alırsa alsın, kömür, erzak, giysi yardımı yapan kurum, kuruluş ve derneklerin hedef kitlesi içinde yer almaz...

Yeni bozkıra selam olsun...

Merkez Bankası ve ’hizmeti ayağa götürmek’!

Başbakan Tayyip Erdoğan’
ın, 10 Ocak’taki basın toplantısında "Merkez Bankası çalışanları İstanbul’a gitmek istemiyor. Bunun sizin için bir anlamı var mı?" sorumuza verdiği uzunca yanıtın içinde şöyle bir bölüm vardı

"Bu, onları hem rahatlacak hem de hizmeti ayağa götürme anlayışından hareketle, Merkez Bankası’nın oradaki gücü çok daha farklı bir konuma gelecektir."

Bu değerlendirme, Başbakan’ın Merkez Bankası’na nasıl baktığı konusunda önemli ipuçlar içeriyor. Bir metin analizi yapıp, yukarıdaki cümleleri, karşıtından hareketle değerlendirecek olursak, çıkan sonuçlar şöyle:

* Merkez Bankası’nın rahatlamaya ihtiyacı var. Bunun için İstanbul’da olmalı.

* Merkez Bankası’nın hizmeti ayağa götürmesi gerekiyor.

* Merkez Bankası Ankara’da yeterince güçlü değil.Daha güçlü olabilmesi için İstanbul’da, İstanbul’a gidecek diğer bankalarla yanyana olması lazım.

Bu üç önerme arasında en çok dikkat çekeni ise "Hizmeti ayağa götürme anlayışı"

İlk görevi fiyat istikrarı, yani enflasyonla mücadele olan Merkez Bankası’nın hangi hizmeti kimin ayağına götürmesi gerekiyor, anlamak mümkün değil.

Merkez Bankası, bir mevduat ya da yatırım bankası mı ki, müşterilerin ayağına eleman göndersin?

İşin ilginç tarafı, Merkez Bankası da bu sorunun yanıtını merak ediyor.

Kıyametin koptuğu bu dönemde onları ne arayan var, ne de fikirlerini soran.

Başkan Gökçek’ten OSB’ler için manidar yanıt

İzleyen
okuyucularımız hatırlayacaktır: Bu köşe geçen hafta "Sanayici Gökçek’ten memnun!" başlığıyla çıktı.

O yazıda ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in Ankara milletvekilleri ile kenti yönetenlere verdiği yemekte geçen bir diyalogu aktarmıştık.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek’in de katıldığı yemekte, Özdebir’in "Bizim sayın başkanla halledemeyeceğimiz bir problem yok. Ama Organize Sanayi Bölgesi (OSB) için 500 metre yol istemiştik onu yapmadı" dediğini.

Fazıl Güleken aradı.

Güleken, Büyükşehir Belediyesi CHP Grup Başkanvekili.

Güleken, Başkan Gökçek’in daha önce OSB’leri "rant kapısı" diye nitelediğini anımsattı. Ve kendilerinin de bunun üzerine, soru önergesiyle konuyu gündeme getirdiklerini aktardı.

Başkan Gökçek, Güleken’in 8 Ekim 2007 tarihli soru önergesinde "’OSB’ler rant kapısına dönüştü’ derken neyi kastediyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı vermiş:

"Siz neyi anlıyorsanız onu kastediyoruz"

Ben ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in yerinde olsam 20 Kasım 2011 tarihli ve resmi nitelikteki bu yanıta alınırdım.

Çünkü Özdebir, Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini de yürütüyor.

OSB’ler kendi yağlarıyla kavrulmayı bilecek

Başkan Gökçek, aynı önergedeki bir başka soruya yanıtında da OSB’lere karşı olmadığını, buna karşılık, belediye sınırları içinde OSB’lerin belediye yetkileriyle donatılmasına karşı olduğunu söylüyor.

Ve ekliyor: "Madem ki OSB’ler belediye yetkilerini haizdir. Kendi yağlarıyla kavrulmayı öğrenmeleri gerekmektedir."
Yazının Devamını Oku

Hükümetin ekstra zamdan haberi yoktu

24 Aralık 2007: Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, elektriğe konutlarda yüzde 15, sanayide ise yüzde 10 oranında zam yapılacağını, buna ilişkin kararnamenin Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılacağını açıklıyor. 3 Ocak 20008 - A.A’dan geçen haber, zammın aslında yüzde 19.7 olduğunu bildiriyor. Ve "meğerse" diyor vatandaşlar: "Elektriğin bir de perakende tarifesi varmış."

EPDK, Bakanlar Kurulu’nun yaptığı zammın üzerine, "dağıtım, iletim ve perakende satış hizmet bedellerini" ekliyormuş.

Burada temel soru şu: Zam oranı yüzde 19.7’ye yükselecekse, zam oranı bir Bakanlar Kurulu toplantısından sonra neden yüzde 15 olarak ilan edildi?

EPDK’nın bir yıl önce çıkardığı bir tebliğe göre özel bir hesap yapması gerekiyorduysa, vatandaşı bundan önceden haberdar etmek gerekmez miydi?

Acaba, Bakanlar Kurulu’nun önüne zam gereğiyle ilgili çalışma giderken, kararname hazırlanırken, kabine üyeleri EPDK’nın böyle bir hesap yapıp zam oranına ekleyeceğini biliyorlar mıydı?

Biliyorlarsa neden kamuoyuna yüzde 15 diye açıklandı?

Ortaya çıkan yüzde 19.7’lik zam ile bize biraz ayıp edilmedi mi?

Yok eğer bilmiyorlarsa, Bakanlar Kurulu’nu kim yanılttı ve Hükümetin de halkı yanıltmasına yol açtı?

Bu soruları yöneltmek üzere,4 Ocak 2008 cuma günü iki sayın bakanı aradık: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek.

İki sayın bakan ile de görüşme imkanı olmadı.

Ancak, o gün İstanbul’da bulunan Sayın Güler’in -her ne kadar ertesi gün bir başka gazetede "Bizim elektrik AB’den hala ucuz" diye demeci çıksa da- , biz kendilerini aradıktan hemen sonra kendilerinin de Ankara’daki enerji bürokratlarını arayıp, bizim kendisine yönelteceğimiz sorularını aynısını onlara yönelttiğini haber aldık....

Tersini açıklarlarsa düzeltmeye hazırım: Hükümetin, yüzde 15 zam yaparken, bu zammın yüzde 19.7’ye çıkacağından haberi yoktu...

Elektriğe enflasyon zammı bir varsayım için konmuştu

ZAMMIN içinden çıkan sürpriz zam, 21 Aralık 2006’da yayımlanan bir tebliğe dayanıyor.

Bu tebliğ, 20 elektrik dağıtım şirketinin 2007’de özelleştirileceği varsayımı altında çıkarılmıştı.

Özelleştirme öncesinde şirket bilançolarını olabildiğince zarardan arındırmak amacıyla enflasyon farkının zamma eklenmesi öngörülüyordu.

Yani o zaman plan öyleydi.

Fakat bu tebliğ yayımlandıktan çok kısa bir süre sonra, yani yaklaşık bir yıl önce Başbakan Tayyip Erdoğan ansızın fikir değiştirdi.

Bir yurtdışı gezi dönüşünde uçakta, dağıtım şirketlerinin 2007’De özelleştirilmeyeceğini açıklayıverdi. Elektrik dağıtımı şirketlerinin bu yıl özelleştirilip özelleştirilmeyeceği ise meçhul.

Özet: Yüzde 15 derken yüzde 19.7 çıkan zammın 4.7’lik kısmı, özelleştirme hesabıyla konan ancak özelleştirme olmayınca -bir parça- açığa düşen bir kuralın bizlere armağanıdır.

Ankaralı sanayici Gökçek’ten memnun!

Ankara Sanayi Odası Başkanı (ASO) Nurettin Özdebir, Ankara milletvekilleri ile Başkent’i yönetenlere bir yemek verdi.

ASO’nun vekillere 10 yılı aşkın bir süredir verdiği bu geleneksel yemek, Ankara’nın sorunlarını yumuşak bir atmosferde tartışmayı hedefler.

Geçen hafta Swiss Otel’deki yemeğe 29 milletvekili davetliydi.

23 Ankara milletvekili, aynı zamanda Ankara milletvekili olan üç bakan Cemil Çiçek, Zafer Çağlayan ve Sait Yazıcıoğlu, Vali Kemal Önal, Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de katıldı.

Gökçek, metronun tamamlanmadığı eleştirilerine karşı 1 milyar dolara ihtiyaç olduğunu, bu paranın da kendilerinde olmadığını, merkezi hükümet bütçesinden aktarılmasını istediklerini ama sonuç alamadıklarını, şimdi de satıaş çıkardıkları Başkent Doğalgaz’dan gelecek gelirle tamamlamayı umduklarını söyledi.

Mamak çöplüğünün koktuğunu hatta bu kokunun Çankaya’ya kadar uzandığı eleştirisine ise "Üstünü kapattık. Kokmuyor. İsterseniz sizi götürüp gezdireyim" demiş.

Öğrendiğimiz bir anekdotu daha paylaşalım:

Yemekte CHP’li Yılmaz Ateş "Eskiden, Sayın Melih Gökçek’in bulunmadığı toplantılarda sanayiciler şikayet ederdi. Anlaşılan Ankaralı sanayicilerin Sayın Gökçek’le hiçbir sorunu kalmamış" demiş.

ASO Başkanı Nurettin Özdebir de "Bizim sayın başkanla çözemeyeceğimiz hiçbir sorun yok. Sadece Organize Sanayi Bölgesi’ne 500 metre yol istedik, yapmadı" demiş.

CHP’li Ateş de yanıt olarak "Koskoca ASO Başkanı 500 metre yol ister mi. 100 kilometre olsa neyse. Sayın Gökçek eminim, ’Bunun için şantiye kurmaya değmez’ demiştir" diye takılmış.

Yılmaz Ateş "En çok garibime giden, dışarıda bizzat bana ’öldük bittik, yüzlerce işçi çıkardık, dayanamıyoruz diyen sanayicilerin, bakanların ve belediye başkanının karşısında sus pus kesilmesi" yorumunu da bizimle paylaştı.
Yazının Devamını Oku

"İltica etmeyi düşünmüyorum" deyince elçilik insafa geldi

ATO Başkanı Sinan Aygün, geçtiğimiz ay iki günlüğüne Almanya’ya gitti. Dönüşte pasaportunun dikkatle ve uzun uzun incelediğini görünce, polise ne olduğunu sordu. Pasaport polisi "Schengen vizeniz bir yıllık. Ama bir kez giriş yapabiliyorsunuz. Siz oda başkanısınız. Çoklu giriş verilmesi beklenirdi" dedi.

Sinan Aygün Ankara’ya dönünce, süresi dolmuş öteki Schengen vizelerine alıcı gözüyle baktı. Fransa, İtalya, Belçika’dan aldığı Schengen vizelerinin hepsi, "multi" yani "çoklu giriş" ibaresini taşıyordu.

Bunun üzerine Almanya’nın Ankara büyükelçisi Eckart Cuntz’a hitaben bir mektup kaleme aldı.

150 bin üyeli ATO’nun başkanlığını 10 yıldır sürdürdüğünü, sık sık yurtdışına çıktığını vurgulayıp "bunlara Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile yapılan resmi ziyaretlerin dahil olduğunu" belirtti ve şöyle dedi:

İLTİCA EDERİM DİYE Mİ KORKTUNUZ

Kısa süre sonra resmi ve üst düzey bir heyetin içinde yer alarak ülkenize ziyarette bulunacak olsam, demek ki tekrar vize başvurusu yapmam gerekecektir.Vizenin amacının yasadışı göç ve iltica taleplerini engellemek olduğu biliniyor.

Acaba
’ATO Başkanı, bir kereden fazla ülkenize giriş yaparsa iltica eder’ diye bir korkuya mı kapıldınız? Eğer böyle bir düşünceniz varsa, hemen söyleyeyim; başıma ne gelirse gelsin bir başka ülkeye iltica etmeyi aklıma dahi getirmem. Yok, Sinan Aygün’ün ’bir yılda bir kere girmesi yeter’ diyorsanız, bunun nedenini açıklamak durumundasınız."

Bu mektup üzerine Aygün’ün vizesi, "geri çağrıldı" ve bir yılda bir kere girmesine izin verilen bölüm "multi" olarak değiştirildi.

Ancak ATO Başkanı Aygün, süresi bir yıllık vizeye tek giriş verilmesinin -sonradan düzeltilse bile- iyi niyetli bir işlem olmadığını; Türk vatandaşlarının AB’ye girişinde vize istenmesinin hukukdışılığına dair ilişkin kampanyası nedeniyle bu işleme maruz kaldığını düşünüyor.

Merkez Bankası ile Finans Merkezi ilişkisi

Geçtiğimiz
salı (18 Aralık 2007) bu sütunda, Vakıfbank’ın İstanbul’a taşınma hazırlıklarını haber veren yazımızın finali, "Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasıyla İstanbul’un finans merkezi olması arasındaki ilişkinin ikna edici olmadığı" ifadesiyle bitiyordu.

Tesadüf; o gün Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın, 2008 Para ve Kur Politikaları’nı açıklayacağı basın toplantısı vardı. Ve toplantı bitiminde salonu dolduran biz gazetecilerin yönelttiği yağmur gibi sorularının büyük bölümü, Merkez Bankası’nın taşınması ve 16 aydır yapılmayan atamalara ilişkindi.

Sorulara sabırla yanıt veren Başkan Yılmaz’ın taşınma konusundaki son mesajı bizim için özel bir anlam taşıyordu. Şöyle dedi Başkan Yılmaz:

"İstanbul’un Finans Merkezi olmasıyla, Merkez Bankası’nın taşınması arasındaki ilişkinin daha net ortaya konulması lazım."


Banka taşınacak. Ya Elektronik Ödeme Sistemi ve Banknot Matbaası?

Taşınma için kanun değişikliği gerekiyor. Bunun için de siyasi irade gerekli. Devlet Bakanı Mehmet Şimşek bunu yapacaklarını söyledi zaten.

Ama kuruluş kanununda, adresi açıkça "Ankara" yazan Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşımak için gerekli olan siyasi irade yeterli mi, orası epeyce tartışma götürür.

Dile kolay. Türkiye’deki bankacılık sektörünün, elektronik ödemeleri sistemi Merkez Bankası’ndan yani Ulus’tan yönetiliyor.

Taşınma için kanun çıkarıldığında, elektronik ödeme sistemi ne olacak? Merkez Bankası, sistemi burada mı bırakacak?

Götürecekse böyle bir sistem nasıl gidecek? Gidecekse, hangi binaya nasıl yerleştirilecek?

İşin uzmanları "Merkez Bankası, İstanbul’da herhangi bir binaya taşınamaz. Onun için ayrı, özel bir mimari gerekiyor" diyor.

Hadi diyelim ki, bu da oldu. Çünkü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın demecinden anlıyoruz ki, Sayın Başbakan’ın bu doğrultuda bir talimatı olmuş. (Merkez Bankası’nın bundan da yeni haberi oldu...)

Kanunu çıkarmak için Merkez Bankası’nın görüşünü önemsemeyenler, "yer" konusunda Banka ne düşünüyor görüş almayacaklar mı?

Sonra Banknot Matbaası burada...Banka taşınırken, Banknot Matbaası da İstanbul’a gidecek mi?

Bitmedi:

GİTMEK İSTEMEYEN ZORLA NASIL GÖTÜRÜLÜR

Merkez Bankası’nın yaklaşık 4 bin 700 civarında çalışanı var. Çalışanların en az 3 bin 500’ü Ankara’da yerleşik. Ve Başkan Yılmaz, çalışanların İstanbul’a gitmek istemediğini 18 Aralık’ta açıkladı.

Duayen bir bankacı, "İş Bankası’nın İstanbul’a taşınması yıllar sürdü. Bu da mı hatırlanmıyor. Merkez Bankası çalışanları (Biz gitmek istemiyoruz) dese ve Danıştay’da dava açsa çok büyük ihtimal kazanacaklar. Bu da ufukta kriz anlamına gelir" uyarısında bulunuyor.

Sorular uzayıp gidiyor...Muhtemelen tümünün yanıtı vardır.
Yazının Devamını Oku

Abdullah Gül’den "piyasacı" çıkış

KÖŞK’ün geçen haftaki ziyaretçileri arasında, Rekabet Kurulu (RK) başkan ve üyeleri de vardı. Uzun süre boş kalan RK Başkanlığı’na geçtiğimiz ay kurul üyelerinden Nurettin Kaldırımcı atandı.

Prof. Kaldırımcı’nın dikkat çeken iki özelliğini hatırlatıp asıl konuya geçelim...

Başkan Kaldırımcı, eski Fazilet Partisi eski Kayseri Milletvekili.

Kaldırımcı’nın Başkanlığa atanma kararnamesinde imzası bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de öyle.

Yani Gül ile Kaldırımcı, aynı dönem aynı şehirden milletvekilliği yapmış iki eski arkadaş, partili ve hemşehri.

Rekabet Kurulu ile Cumhurbaşkanı Gül’ün ise şöyle bir ortak özelliği var: Kurul başkan ve üyelerinin tamamında, Cumhurbaşkanı Gül’ün, ya bakan ya başbakan ya da cumhurbaşkanı olarak imzası yer alıyor.

Geçen haftaki Köşk’teki kabulde, Cumhurbaşkanı’nın, kurul üyelerine, rekabet hukuku konularına hayli aşina olduğu izlenimini bırakan sorular sorduğunu öğrendik.

Kurul çalışmalarını öven Cumhurbaşkanı Gül, Kurul’un sadece işletmeler ve piyasa açısından değil nihai olarak bütün tüketiciler lehine fonksiyon gördüğünü söylemiş.

KAMU, REKABETİ BOZUYOR Kurul’un rekabet mevzuatında değişiklik çalışması yaptığını öğrenince de "Herhangi bir aşamada bana ihtiyaç olursa çekinmeden söyleyin destek vermeye hazırım" demiş.

Ama bu kabulden aktarılan notlar arasında bize en ilginç geleni, AB üyeliğini gözeten "piyasa dostu" yaklaşımı oldu.

Bazı kurul üyeleri, yürürlükteki bazı kamu düzenlemelerinin, "Rekabeti pazarda bozduğunu" dile getirmiş ve bu durumun AB ile tarama sürecinde de sorun oluşturabileceğini" söylemiş.

"Ankara Rüzgarı"

şarkılarda kalacak


Şarkı formundaki hakiki şarkılar, hayatımızdan çıktı çıkıyor.

Onları hatırladığımız nadir anlar "fasıl" mekanlarında bahşişe odaklanmış sazların, usul ve ölçüyü tarumar eden süratteki performanslarına rastlıyor...

En kısa sürede en fazla bahşişe kilitlenme realitesi, bu mekanlarda öyle belirleyici bir rol oynuyor ki, birbirine bağlanmış popüler nihaventler demetinde; "musiki" mi dinlediniz, dayak mı yediniz, aniden 100 metre mi koştunuz anlamıyorsunuz bile.

Şarkı sözleri, bazen geride kalan bir sevgiliyi, yahut duyguyu, somut bir durumla öyle hünerli sentezler ki, o şarkı zihnimize bir daha silinmeyecek biçimde kazınır.

Gündoğdu Duran’ın kıymetli eseri Muhayyerkürdi Makamındaki "Ankara Rüzgarı", işte böyle bir şarkıdır.

Bu şarkıyı hatırlamamıza sebep ise Meclis Lojmanları alanındaki yeni yapılardır.

Daha doğrusu Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in bugüne dek, etraflıca tartışılmamış uyarısı.

Aslında Ateş, bunu uyarı olsun diye söylemedi.

Ama susuzluğu, iklim değişikliğini bunca tartıştığımız bir dönemde söylendiği için önem taşıyor.

Dedi ki Yılmaz Bey, "O alanda yükselecek 31 katlı yapılar, kente gelen rüzgarı kesecek. Ankara’nın en önemli hava koridoru, bu özelliğini yitirecek."

Proje üzerinde çalışan mimar ve mühendis ekibinin belki bu konuda bir diyeceği olur diye not düşüyorum.

ASO ne kadar radikal

Geçen hafta Ankaralı ekonomi gazetecileri, ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in konuğu olduk.

Sanayicilerin ezici çoğunluğu gibi Nurettin Bey de para politikalarından yakınıyor.

İlginç bir kıyaslaması var:

"Hükümet elektriğe beş yıldır hiç zam yapmadı ama YTL yılın ilk 10 ayında yüzde 13 değerlendi" diyor.

ASO Başkanı, Merkez Bankası’nı "Faiz indiriminde korkak davranmakla" eleştirerek, "radikal bir indirim yapma zamanının geldiğini" söylüyor.

Bir arkadaşımız "Radikal indirimden kastınız nedir?" sorusunu yönelttiğinde ASO Başkanı Özdebir’in verdiği yanıt, gülüşmelere yol açıyor.

Çünkü Özdebir, Para Politikası Kurulu’nun Aralık ayı toplantısında "bir puanlık indirim" beklediklerini söylüyor ve ekliyor:

"Bizim radikalliğimiz de bu kadar..."
Yazının Devamını Oku

Çorbadaki tuz ve sevinç

Park Oran, TOKİ’nin açtığı ihale sonucu Türkiye’nin en iddialı konut projelerinden biri olma yolunda hızla ilerliyor. Şüphesiz kent belleğine bu isimle bir gün yerleşecek Park Oran alanı, halen "eski Meclis lojmanları" diye anılmakta.

İzleyen okurlar hatırlar: Eski Meclis lojmanları alanının bugünlere geliş sürecinin farklı aşamalarını, bu köşede sık sık paylaştık.

Ankara’nın en değerli arsalarından biri olan "lojman arazisinin" beş yıllık serüvenini, hangi kurumlar ve isimler arasında, hangi fiyatlara ve nasıl el değiştirdiğini tek tek yazıp, kamu zararına olduğu apaçık ortada olan bazı satış ve devirleri eleştirdik.

Yazılarımız, TBMM’de de yankı buldu. Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, bundan 11 ay önce lojman arazisi satışlarını gündeme getirdi.

Özellikle de Oran’daki yeni alışveriş merkezi Panora’yı yapan Merkez İnşaat’ın 2.8 milyon dolara satın aldığı arazi ve tartışmalı otopark, soru önergelerinin konusu oldu.

Merkez İnşaat ile TOKİ, Mekez İnşaat’ın otopark bedeli olarak TOKİ’ye 12 milyon YTL ödemesi konusnuda anlaştı.

Dün CHP’li Ateş, aradı.

Bu devirlerin muhatabı olan bir işadamıyla karşılaşmış. Yılmaz Bey’in adını vermediği bu işadamı "Aslında size çok kızmıştım. Ama gelinen noktada devlete 12 trilyon lira kazandırdınız. Benden de hiç hesapta olmadığı halde para çıktığı için kızsam bile devlet yararına bir iş yapmış olduk. Bunun için size teşekkür ederim" demiş.

Yılmaz Ateş, bu teşekkürü aktarırken, konuyu gündeme taşıdığımız için de bize teşekkür etti.

Siz de bu yazıyı, kamuya kazandırılan 12 milyon YTL’ye dair çorbadaki tuzdan duyulan sevincin paylaşılması sayın...

Maliye Bakanı Unakıtan:

Gökçek ile aramız limoni


Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, 13 yıldır başkan. Başkanlık koltuğundan sonraki iki yerel seçimde de kalkmayan Gökçek’in ilk kez seçildiği 1994’te Türkiye’yi Tansu Çiller yönetiyordu.

Daha sonra, tam 10 hükümet kuruldu.

Bu süreye, her biri ülke tarihinde ayrı bir dönüm noktası niteliğinde, üç ekonomik kriz, post-modern bir askeri darbe, trajik bir deprem ve daha pek çok şey sığdı.

10 HÜKÜMET 6 BAŞBAKAN ESKİTTİ

Başkan Gökçek 13 yılda 11 hükümet, 6 Başbakan, 6 da Maliye Bakanı eskitti.

Bu hafıza tazeleme ihtiyacı ise geçen hafta TBMM’de izlediğimiz bütçe görüşmeleri sırasında doğdu.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, geçen hafta Plan Bütçe Komisyonu’nda borçlu belediyelere değiniyordu. Uzlaşan belediyeden yüzde 25, uzlaşmayandan ise yüzde 40 kesinti yaptıklarını açıklarken bir milletvekili "Ankara da dahil mi?" diye sordu. Unakıtan’dan gelen yanıt itiraf gibiydi:

"Ankara’dan da kesiyoruz, o yüzden Büyükşehir Belediye Başkanı ile aramız limonice. Geçen gün karşılaştık. ’Sayın Bakan ben belediye başkanlığı yaparken hiçbir iktidar zamanında bu kadar param kesilmedi’ diyor."

Unakıtan,
Maliye Bakanlığı olarak, AKP’li başkanları kayırmadıkları anlamına gelen bu yanıtı verdi vermesine ama Hazine Müsteşarlığı’nın alacaklar tablosunda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 4 milyar YTL’lik borcu öylece durmakta.

"Slm mkllf, nbr? Vrg brcnz..."

Okuduğunuz satır, yazım hatalarıyla dolu bir başlık değil, yakında cep telefonu ekranlarınıza düşmesi muhtemel bir mesaj örneğidir :)

Çünkü Maliye, vergi mükelleflerinin vergi borcunu, bundan böyle sms’le göndermeyi planlıyor.

Maliye Bakanı Unakıtan, cep telefonlarını daha etkin kullanacaklarını ve 2008 yılından itibaren yükümlülere vergi borçlarını kısa mesajla hatırlatacaklarını açıkladı.

Bakanın bu müjdeli haberi (!) TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda hızla çeşitli esprilere dönüştü.

Bir gazeteci arkadaşımızın "Acaba Maliye Bakanı da gençler gibi tasarruf etmek için selam kelimesini slm diye mi yazar" sorusu Komisyon koridorlarında kahkahalarla karşılandı.
Yazının Devamını Oku

TOBB’dan Batı Şeria projesine 20 milyon dolar

ÜÇ ülkenin cumhurbaşkanları, geçen hafta Ankara Forumu’nda buluştu. Savaşla kararan hayatları, uzun vadede bir nebze olsun iyileştirecek bir ekonomik barış projesiydi bu buluşmanın vesilesi. Batı Şeria’da kurulacak sanayi üretim bölgesi için, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve Filistin Devlet Lideri Mahmut Abbas elele fotoğraf verdi.

Ankara Forumu buluşmasında, fotoğraflara yansımayan, projenin mali-finansman ayağına ilişkin önemli ayrıntıları burada aktaralım.

Hemen belirtmek gerekiyor ki, projeyi uzun ve zahmetli bir çalışma sonucu hazırlayan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) öncülüğü, yalnızca teorik düzeyle sınırlı kalmıyor.

En az 5 bin Filistinli’ye iş olanağı sağlayacak ve toplam 35 milyon dolara malolması beklenen Batı Şeria Sanayi Bölgesi için, TOBB’un 20 milyon dolar civarında kaynak ayırdığını öğrendik.

Kalan 15 milyon dolarlık kısmı ise uluslararası finansman kaynaklarından sağlanacak. Avrupa Yatırım Bankası, Dünya Bankası ile, İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in başında olduğu Quartet Ofisi, projeye fon aktaracak kurumlardan üçü.

Tarkumiye’de 800 dönüm arazi üzerine kurulacak sanayi bölgesinde 50-60 firmanın faaliyet göstermesi bekleniyor.

Sanayi Bölgesi’nin kurulmasının önünde, iki temel eşik var: Aşiret çatışmalarından arındırılmış, üzerinde uyuşmazlık yaşanmayacak bir araziyi hukuki yollarla bulmak. Diğeri de İsrail’den taşınacak yüksek gerilim hatları, kanalizasyon gibi bir organize sanayi bölgesinin zorunlu bileşenleri olan altyapıyı kurmak.

DÜŞÜK KUR MAĞDURU TÜRK FİRMALARI "Peki TOBB bu projeye neden 20 milyon dolar ayırıyor?" sorusunun yanıtı ise şimdilik açıkça telaffuz edilmiyor. Fakat,

Batı Şeria Sanayi Bölgesi’ne düşük kurdan yakınan, güç durumdaki Türk firmaların bir bölümünün gideceğini öğrendik...

Zarar yazan ve üretimi yavaşlamış bazı Türk firmaların makina parklarını yok pahasına satmaktansa, kurulacak bölgeye taşıması hedefleniyor.

Yani bölgede barışın sağlanmasına ciddi katkı hedefleyen bu prestijli proje, değerli TL’den "hastalanan" Türk reel sektörüne de ilaç olacak.

Dünya Bankası bizi düşük zekalı görüyor!"

ENERJİ Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) Başkanı Yusuf Günay’ın altı yıllık görev süresi dün sona erdi.

"75 milyar dolarlık bir piyasa yarattık" Günay, dün akşam siyaset, bürokrasi ve sektör temsilcilerine bir resepsiyon verdi. Günay’ın, kısa bir süre önce yaptığımız sohbette, üç yıl önce aldığı önemli bir kararı, çarpıcı bir anekdot eşliğinde aktardı.

Kurum olarak, Dünya Bankası’yla üç yıl önce ilişkilerini tamamen kestiğini açıklayan Günay’ın konuya ilişkin anısı ise şöyle:

"Bizimki gibi kurumlar oluşturulurken, Dünya Bankası da uluslararası danışmanlık ihtiyacını karşılamak amacıyla kredi desteği sağlayacağını bildiriyor.

Fakat sistem öyle kurulmuş ki, onlar ön kapıdan çıkarken, yan kapıdan başkaları geliyor. ’Sizin ihtiyacınız var. Biz danışman olalım, Dünya Bankası kredisi bize verin’ diyorlar.

Bize de Amerikalı bir uzman gelmek istedi. Tamam dedim. Merakla bekliyorum. 75 yaşlarında zor yürüyen bir kadın geldi. Massacuthes Düzenleyici kurulunda görev almış. Size danışmanlık yapayım dedi. Kibarca eğitimimin kurumsal yapı üzerine olduğunu söyledim. O da anladı ve ’Tamam siz bu işi yapabilirsiniz’ dedi."

DÜŞÜK ZEKALI GÖRÜYORLAR Günay
, gelişmiş ülkelerin ekonomisi bizim gibi ülkelere, "orta düzeydeki elemanlarını gönderdiklerini" büyük bir samimiyetle söylüyor ve ekliyor:

"Çünkü bizim zeka seviyemizi düşük görüyorlar. Bunu farkettim ve Dünya Bankası’ndan hiçbir danışmanlık hizmeti almadık. Bütün işimizi kendimiz yaptık. Çünkü Dünya Bankası bize hep yanlış yaptırdı
."

Destek" kavramı artık kalkıyor

DÜNYA Bankası-Türkiye ilişkilerinde "takvimsel" bir aksama yaşanıyor.

Banka’nın mali yılı her yılın Temmuz ayında sona erer.Her Temmuz’da Banka’nın çalıştığı ülke ile projeleri görüşmelerle yenilenir, revize edilir. Varsa yeni paketler, yeni kredi destekleriyle ortaya çıkar.

Yıllardır ilk kez Dünya Bankası’nın nasıl bir program yürüteceği, hangi projeye hangi kaynakla destek olacağı konusu ilk kez bu kadar gecikiyor. Çünkü Dünya Bankası’nın yılbaşısı, bizdeki genel seçimlerle çakışınca, hükümet erteleme istedi.

Ve bugüne dek gelindi. Hazine-DPT ile Dünya Bankası görüşmelere daha yeni başlayabildi. Türkiye Direktörü Ulrich Zachau’ya "Ne zaman açıklanır?" diye sorduğumuzda, "Taahhütte bulunamam. Ama hedef, yılbaşından önce" diyor.

Gelgelelim, ilişkiler açısından kaydadeğer bir ipucu veriyor: "Bu kez destek (assistance) olmaktan değil, ortaklıktan (partnership) sözediyoruz" diyor.

Günay’ın yukarıdaki anekdotu ile ondan sadece iki gün sonra öğrendiğimiz bu bilgiyi yanyana okumak, fikir verebilir.
Yazının Devamını Oku

Ankara’nın silueti değişecek

Yıllar önceydi. 90’lı yılların ortaları. İşadamı Ahmet Hattat, Gaziosmanpaşa’da bir çirkinlik anıtı şeklinde yükselen otel inşaatı, bu sayfalarda eleştirilince büromuzu ziyarete gelmişti.

Hattat, inşaatın kentin siluetini bozduğu yönündeki eleştirilere, "Tersine, bu otel, Ankara’ya yepyeni ve güzel bir siluet kazandıracak" demişti.

Hala bitmeyen bu otelin, (ki tamamlanmadan bekleyen, kullanılmayan yapıların malzeme kalitesinin düştüğü söylenir) kentin siluetine katkısını takdirlerinize bırakıyor yeni bir siluet haberi bildiriyorum:

Artık biliniyor: TOKİ’nin açtığı ihaleyle eski "Meclis lojmanları" alanına Park Orman adıyla 2 bin lüks konuttan oluşan bir "Akıllı Site" yapılacak.

Mesa-Aktürk-Emlak Pazarlama grubu geçen hafta konutları basına tanıttı.

Yazının Devamını Oku

TOBB’dan hükümete dört maddelik mesleki eğitim çağrısı

MESLEKİ eğitim, rekabetçi bir sanayiinin giderek "olmazsa olmaz"ına dönüşüyor. <br><br>Bugüne dek "imam hatip okulları" tartışmasına kurban edilen meslek liseleri konusunda, hızla artı değere dönüşecek adımlar kaçınılmaz hale geldi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu mesleki eğitim konusunda kapsamlı bir çalışma yaptırmış.

Sohbetimizde, sanayicilerin ihtiyaç duyduğu nitelikte mezun bulmakta zorlandığına işaret ederek, "Tesislerindeki makineleri kullanabilecek nitelikte eleman bulamıyorlar. Anadolu’nun çeşitli bölgelerindeki mesleki eğitim veren kurumlar bölgenin ihtiyaçlarına cevap veremiyor" diyor.

MÜFREDATTA SÖZ SAHİBİ OLMALIYIZ Hisarcıklıoğlu, özel sektörün hem meslek liselerinin müfredatlarının oluşumunda hem de açılacak yeni bölümlerin kararlaştırılmasında söz sahibi olması gerektiğinin altını çiziyor ve 06 EKO’ya TOBB olarak önerilerini şöyle sıralıyor:

LİSELER OSB’LERDE KURULSUN
Devlet, son teknolojiyi sürekli izleyip meslek liselerindeki makine ve ekipmanı sürekli yenileyemez. Onun için meslek liseleri, en yeni model makine ve ekipmanın olduğu OSB’lerde kurulmalı.

TEK GENEL MÜDÜRLÜK Dünya Bankası, ortaöğretimde ilk iki yılda temel beceriler eğitimine, son iki yılda da mesleki, akademik ya da karışık eğitime odaklanılmasını öneriyor. Ortaöğretimde okul türlerinin azaltılmasına yönelik adımlar yerinde. Hálen üç ayrı genel müdürlükce yönetilen mesleki ve teknik eğitim kurumları tek bir genel müdürlük şemsiyesi altında toplanmalı.

ÖĞRENCİYE YATAY-DİKEY GEÇİŞ HAKKI Meslek eğitiminde öğrencilere hem yatay hem de dikey hareketlilik fırsatları verilmeli. Bireylere eğitimleri boyunca farklı okullara geçme imkánıyla okullarını bitirdikten sonra yükseköğretime devam etme fırsatı sunulmadan, nitelikli öğrencilerin mesleki eğitimi tercih etmeleri mümkün olmayacaktır.

ASKERLİKTE ÜNİVERSİTE Meslek yüksek okulu mezunlarının askerliklerini dört yıllık üniversite mezunları gibi yapabilmeleri sağlanmalı.

MESLEKİ EĞİTİMLİ İSTİHDAMINA VERGİ MUAFİYETİ Meslek Yüksek Okulları ile Meslek ve Teknik Liselerden mezun olanların istihdamını cazip hale getirmek amacıyla, bu okullardan mezun olanların istihdamında 5 yıl süreyle gelir vergisi kesintisi yapılmamalı. TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nun talebi, bu öneriler demetini yasama döneminde bir kanun tasarısı şeklinde görmek..

IMF, TCMB’nin faiz politikasına ödül verdi

IMF ile Dünya Bankası’nın ortak yayın organı "Yükselen Piyasalar", Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’a "Yılın Merkez Bankası Başkanı" ödülü verdi.

Yılmaz ödülünü, haftasonu IMF toplantısı için gittiği Washington’da Willard Hotel’de aldı. (Küçük not:Willard Hoteli, "lobicilik" faaliyetinin ve bu bu faaliyete veren ismin doğduğu mekandır)

Yılmaz, bu iddialı ödülün verildiği tek Merkez Bankası başkanı değildi.

Zambia, Pakistan, Mısır ve Kolombiya Merkez Bankası Başkanları da "Yılın Merkez Bankası Başkanı" ödülünülmış IMF’nin dergisinden.

Yani enflasyonla mücadele eden Yılmaz, ödül enflasyonunun mağduru gibi duruyor biraz.

Ödülün gerekçelerinden biri olarak da Yılmaz’ın "enflasyonu kontrol altında tutmak için faiz politikasını isabetli yürütmesi" gösterilmiş.

Ne var ki "Yükselen Piyasalar" dergisi, Türkiye’de neden toplumun pek çok kesiminin Merkez Bankası’na bu kadar tepkili olduğunu, faiz politikasınının isabetini toplumun hiçbir kesimine tam anlamıyla hala anlatamadığını, neden iletişim kazaları yaşandığını, yedi kişilik kurulun 15 aydır neden beş kişiyle toplandığını yazmamış elbet.

Ankara’daki bu "iç" sorunlar, ödül mekanizmasına ilham veren piyasalar için henüz yakıcı hale gelmedi çünkü.

ÖDÜLÜ VEREN PİYASAYSA, CEZASI DA BÜYÜK OLUR

Yılmaz’
a verilen ödül, beni yedi yıl öncesine götürdü.

IMF Sonbahar Toplantıları 2000 eylülünde, Prag’da yapılmıştı. O toplantıda da dönemin Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’e benzer bir ödül verilmişti.

Sonra...

İki ay sonra, Kasım krizi patladı. Üç ay sonraki asıl krizde de , Erçel’e ödülün gerekçesi olarak gösterilen kur sistemi çöktü.

Özeti şu: Ödül veren piyasalar, zor günlerde olay mahallini hızla terkediveriyor.

Başkan Yılmaz da herhalde bu gerçeği iyi bildiğinden olacak ki, törende "Ödülü asıl halktan alırız" demeyi ihmal etmemiş.
Yazının Devamını Oku

Bu hesap tutar mı?

Ankara’nın doğalgaz dağıtımı, yakında satılacak. Bu nedenle gaz bölümü, EGO’dan koparılıp ayrı bir şirkete dönüştürüldü: Başkent Doğalgaz A.Ş

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek satışı, yıl bitmeden tamamlamayı hedefliyor.

"Hedef rakam nedir?" diye sorduğumuzda "Ne söylesem yanlış olur. Farklı yorumlanır" diyor, Kendisine atfen çıkan "3 milyar dolar" beklediği ifadesini ise "Ben öyle birşey söylemedim" diye yalanlıyor.

Ama bu rakamdan daha yüksek bir gelir beklediğini hissettiriyor.

Öte yandan potansiyel alıcılar arasında yer alan büyük gruplardan biri "basında çıkan rakamları abartılı bulduğunu" söylüyor.

Yazının Devamını Oku