Böyle bir babam olsaydı da 103 milyon borcum olsaydı..

Babalar Günü’nün idrak edilmesine daha vakit var ama adayımı şimdiden açıklıyorum.. Eski patronumu (Dünya durdukça namı yedi iklim on dört diyarı dolaşsın..) bir evlada karşı gösterilen hoşgörünün rekortmeni olduğu için resmen yılın babası adayı ilân ediyorum..

Bir baba kendisini sıkça hayal kırıklığına uğratan bir evlada karşı ancak bu kadar sabırlı, bu kadar anlayışlı, bu kadar yüce gönüllü olabilir..
Kendi öz, şahsi babam da bana karşı çok sabırlıydı ama ne yazık ki eli, eski patronum kadar açık değildi..
On liralık haftalığın tahsilat saati geldiğinde, bana tasarruf üzerine uzun bir nutuk çekmeden elini cebine sokmazdı..
Üstelik o nutuklar, Meclis’te bütçe görüşmelerinde söz alan muhalefet liderininki kadar uzun olurdu.. Lafını da beni sürgündeki Mısır Kralı Faruk’tan bile müsrif ilân etmeden bitirmezdi..

* * *

Yılın babalığına aday gösterdiğim eski patronumun el açıklığı ile şahsi babamın mali politikası kıyas bile kabul etmez..
Eski patronumun evladı için harcadığı paralarla Güney Doğu’nun eğitim sorunu çözülürdü..
Oğlanın bünyesindeki “avarelik geni..” daha ergenlik çağında kendini yüz sivilcesi olarak belli ettiğinden Şefkatli Baba harekete geçti.. Evladını diploma sahibi yapmak için gitti, özel bir lise satın aldı..
Yüzde yüz doğru bir yatırımdı.. İşe de yaradı..
Oğlan yaş olarak zaten öğretmenlerin çoğuyla akran sayılırdı.. Aralarında karşılıklı sevgi ve saygı vardı..
Bu sayede okulu fazla zorlanmadan bitirdi.. Hayatta her zengin çocuğuna “helva filan sarması için..” lazım olacak diplomasını aldı..

AL SANA TAKIM..

EEE! Lise diploması aldı diye çocuğun hayata, Beşiktaş İlçesi Kaymakam Yardımcısı olarak başlayacak hali yoktu.. O yüzden bir eyyam kendi şirketleri içinde oyalandı..
Şefkatli Baba baktı ki kendi şirketleri oğluna sıkıcı geliyor..
“Şirket içinde boş gezip, avare olmasın..” diye düşündü ve oğlunun elinden tutup kulüp başkanı yaptı..
Şirketin parasını yiyeceğine takımın parasını yesindi.. Ana fikir buydu..
Kulüp başına ne geldiğini anlayana kadar, iki rakamlı olan borçları, Hayırlı Evlad’ın yönetiminde yarım milyarı buluverdi..
Kulübün kongre üyeleri o kadar paranın harcanmasından dolayı şaduman olacaklarına, ileri geri konuşmaya başladılar..
İki taraftar yan yana gelse birinden biri mutlaka lafa “Bu kadar borcu kim ödeyecek?” diye başlıyordu..
Hayırlı Evlad sonunda bu kadar boş laftan bunaldı..
Kulübün resmi bir toplantısında kürsüye çıktı.. “Arkadaşlar ben federasyona gidiyorum.. Giderken de kulüpten alacağım olan 103 milyon lirayı hibe ediyorum..” deyiverdi..
Gerçi para babanın cebinden çıkmıştı ama bağışlayan oydu..

BABA NE YAPTI?

ŞAHSİ kasasından 126 milyon lira çıkan ancak kulübün defterine göre sadece “103 milyon lira alacaklı..” gözüken Şefkatli Baba duruma önce uyanamadı..
Zaten o sırada başı satın aldığı iki gazetenin (Milliyet ile Vatan) karnı doymaz personeli ile beladaydı..
Her birine günde “yedi lira” yemek parası veriyor, yine yetiremiyordu.. Üstelik karşısına dikilen Milliyet’in o günkü paşası “günde altı lira..” daha yemek zammı istiyordu..
Günde 13 lira yemek parası!! Teheey!! Bu çocuklar Paper Moon’da mı yiyordu öğle yemeklerini?
Baba “veremem, batarım..” dedi.. Gazetenin o zamanki izansız paşası ise “Ama oğlun takıma 103 milyon lira bağışladı, şimdi bunu arkadaşlarıma nasıl anlatayım..” deyip lafı soktu..
Şefkatli Baba ister istemez evladını savundu..
“O kadar para şak diye bağışlanır mı? Bir iki yazı yazarsınız.. Millet unutur gider..”
Gazete açlarının doymak bilmez karınları için yemek parası zammını vermedi ama o bağış işinin de peşine düşemedi..
Gezi vak’asından beri siyaseten ortam gerilimliydi..
Gazeteleri hükümet adamlarına bir türlü yaranamıyor, atılan başlıklar yüzünden her gün fırça yiyordu.. “Tape” tacirlerinin gözleri kör olsun.. O fırça yüzünden hüngür şangır ağlamasını internetin diline düşüren onlardır..
Uzun etmeyelim.. 103 milyonluk hesap bir türlü kapanmaz olmuştu.. Kapatılması için bir fikir üreten de yoktu..
Kapatmak belki de Hayırlı Evlad’a nasip olacaktı..

* * *

Türkiye Futbol Federasyonu’nun binası için “Okey Federasyonu’nu da içinde gizliden barındırıyor..” diyenlerin yalancısıyım..
Fikir büyük ihtimal Okey’de tek taşa dönerken geldi..
Kafanın içinde bir piknik tüp yandı ve şavkını beynin ön korteksine gönderdi.. Kafasında yanan tüpün şavkıyla zihni aydınlanan Hayırlı Evlad kendi kendine;
“Neden olmasın?” diye sordu..
Kongre’de çıkıp “Alacağımı bağışlıyorum..” demiştim.. Sözüm yine söz.. Onlar bana kırk milyonu elden verirler, geriye kalanı bağışlamış sayarız.. Takımın borcu 103 milyon eksilir.. Ben sağ, kulüp selamet..

ŞU ANDA DURUM

FEDERASYON’da yanan tüpün şavkı takımın yönetimini de aydınlattı..
Takımın başkanı, hesap defterinde kaydı duran ancak “ne bağışlanan ne tahsil edilen” parayı her gün kara kara düşünüyordu..
Formülü kabul ederse, cepten 40 milyon çıkacak ama defterdeki borç 103 milyon eksilecekti.. Ne yalan söylesin, fikir aklına yatmıştı..
Ne var ki takımın “ikinci başkanı” takımın parası konusunda aksi, inatçı bir şahıstı.. Üstelik yönetimdeki tek işi de takımın mali işlerini yola koymaktı.. Başkan teklifi açınca;
“Cebimizden kırk para vermem.. Madem borcu bağışlıyorum dedi, tamamını bağışlar..” dedi..
Bu hayırlı iş de öylece ortada kaldı.. Top şimdi başkan ile yardımcısı arasında dönüp duruyor..
Gel de alan savunması yapan baba ile oğulun haline bakıp duygulanma..

X

İthal atasözü merakı

GÜNDE “dört yüz kelimeyle” konuşan; bilemedin, yapılan seksen küsur eğitim reformunun bünyeye yaptığı katkıyla “beş yüz kelimelik” dil repertuvarı oluşturan ahalimizi yeni bir merak sardı.

Konuşmalarını yabancı kültürlerden alınma atasözleri ile süslemek.

Geçen haftanın spor vitrininde Beşiktaş Başkanı Fikret Orman vardı ve “Bir Kızılderili atasözü vardır” deyip lafı oturttu.

“Kartalı öldüren tüyleridir.”

Yayla atılan okun dibine, havada iyi süzülsün diye kuş tüyü takarlar. Kızılderili milleti de oklarına “hava olsun diye” zor bulunan kartal tüyü takıyormuş.

Yazının Devamını Oku

Halkın takımı mı? Saray takımı mı?

Tartışmayı Fikret Orman başlattı. Beşiktaş’ın aslında “saray takımı” olduğunu ilân etti. Böylece kendi camiasını aristokrasinin tepesine oturturken diğerlerini “çakma saraylı” yaptı. Bu benzetme ile birlikte Çarşı karıştı.

Cehalet ön yargıdan beslenir.

 

Başka bir deyişle, bilginin olmadığı yerde boşlukları “ön yargılar” doldurur ki bu tespit bizim sosyal hayatımızın özeti sayılır.

 

Bizim tarihten anladığımız “vurma, kırma, yok etme, kodu mu oturtma” sözcükleriyle sınırlı “fütühatname” olduğundan, sıradan insanların hayatlarını tarif eden detaylar görülmez.

 

Bizde tarih fakülteleri vardır, bunların bünyesinde şekillenmiş “Tarihi Detaylar Enstitüsü” gibi akademik kuruluşlar yoktur.

 

Yazının Devamını Oku

Tıkma akıl yedi adım gidermiş

BILL Gates’i bilirsiniz.

Okuyacağına, altın bilezik yerine geçen üniversite diplomasını alıp adam olacağına, Microsoft’u yaratıp dolar milyarderi olan zat-ı muhterem.

Bana sorarsanız “hayırsız babaların” önde gideni. Sen 74 milyar dolar para biriktir. O devasa servetten üç çocuğuna sadece onar milyon dolar ayır.
Koca Bill Gates’in çocukları zenginlikte Bayrampaşalı Arda’nın bile gerisinde kalsınlar. O çocuklar günün birinde hayırsız babalarını “yastık boğması” ile cennet kayığına bindirirlerse ayıplamam.

 


* * *

 


Yazının Devamını Oku

Hoş geldiniz Bay Abdullah!

İÇİNDE “şiddet” olmayan bir yazı yazmanın imkânı yok. Bunun için gündemin “normalleşmesi” gerekiyor.

Gündem ne zaman normalleşecek? 

Türkiye ne zaman normalleşirse, dünya ne zaman normalleşirse gündem de o zaman normalleşebilecek. Gazete yazarları da içinde şiddet olmayan yazılar yazabilecek.

 

* * *

 

“Canım elinizi tutan mı var? Yazın!”
Öyle olmuyor işte. Sen diyelim ki pazar gününün hafta sonunun en sakin günü olduğunu varsayarak tatil ruhuna uyan bir şey yazmak istiyorsun.

Yazının Devamını Oku

Eli mecbur, ötecektir!

SOYADI üzerine fikir birliğine varılamayan Rıza Sarraf’ın sultan-i yegâh makamındaki saltanatı Miami’de bitti. (Not: Ben kolayıma geldiğinden Sarraf’ı tercih ediyorum.)

Türkiye’de canının istediğini yapabiliyordu. Misal, şimdilerde “yalı” olarak tesmiye edilen bir “sahil sarayı” alıp, Anıtlar Kurulu filan dinlemeden kafasına göre şekillendiriyordu.

Yahut kırk metrelik yatında kendisini ve muhterem eşi hanımefendiyi görüntüleyen magazin esnafından leşkerleri, karaya ayak basıldığında kıstırıp adamlarına dövdürüyordu.

 

* * *

 

Ne yaparsa yanına kâr kaldığından, bunun “yerli cinsten hukuk” ile bağlantısını kuramayıp “doğa kanunu” sanıyordu.
“Çok parası olana, arkası kuvvetli olana, bir de adı Rıza olana herşey mubahtır” diye yazıldığını sandığı o Türkiye’ye özgü doğa yasası Amerika’da işlemedi.

Yazının Devamını Oku

Derbinin galibi kim?

Eğer ki her türlü tedbiri alıp, kuş değil sinek bile uçurtmadan o maçı oynatabilseydik Türkiye çok şey kazanacaktı.

Kan dökmek için her yolu deneyen teröre, barışçı insanların eliyle sıkı bir ders vermiş olacaktık.


Yazının sonunda söyleyeceğimi başında söyleyeyim de kafalarda “Öyle mi demek istedi, böyle mi demek istedi?” ikilemi yaşanmasın.
Galatasaray-Fenerbahçe maçının oynanmaması iyi olmadı. O maç ne pahasına olursa olsun oynanmalıydı?
Maç öncesinden gelen ihbarları da toplanan istihbaratları da ciddiye alıyorum. Mutlaka gerçeklik payı vardır ancak bütün Türkiye’nin odaklandığı bir etkinliği ertelemek çare değildir.


Hele bütün bir ülke “morali yerine gelmiş bir geri dönüş için” bu maçın coşkusuna bel bağlamışsa, ülkenin üzerine çöken kara bulutların bir nebze dağılmasını bu maçın coşkusundan bekliyorsa...


Yazının Devamını Oku

Gelecekteki baş belamız

ASIL bomba daha patlamadı.

Taksim’de patlatılan türden “hunhar bombalardan” söz etmiyorum. Amerika cihetinden gelip bütün dünyayı vuracak, en fazla da bizim bölgeyi darmadağın edecek olan “Trump Bombasından” söz ediyorum.

Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adaylığına adım adım yaklaşan Donald Trump ihtiyacı olan delege oylarının yarısını toplamış durumda ve partisinin adayları arasında birinci sırada.

 

* * *

 

Emlakçı Donald Trump aday olduğunda Cumhuriyetçi Parti’nin aklı erenlerini “Zaten beni seçmezler, hiç değilse dikkati partimize çekerim” diye ikna etmişti.
Kimse de adaylığına karşı çıkmamıştı.

Yazının Devamını Oku

Bizi asıl vuran beylik laflardır

“HAİN terörü lanetliyoruz... Katiller döktükleri kanda boğulacak...”

Neredeyse bu cümlelerle büyüdük, bu cümlelerle yaşlandık, bu cümleleri dinleye dinleye öldük. “Dökülen kan yerde kalmaz” cümlesini ilk kez duyduğumuzda Demirel başbakandı.

Taksim’de dün bir bomba daha patladı. Kesin sayısı ancak üç-beş gün sonra belli olacak nice masum canlar gitti.
Savaşla, silahla, kavgayla ilgisi olmayan yeni canların kaybından birkaç saat sonra lisaniyatımıza, beylik olmaya aday yeni bir cümle girdi:
“Terörle yaşamaya alışmayacağız.”

 

* * *

 

Sanki terörist hunharca eylemini yapmak için dilekçe ile vilayete başvurup izin alıyor. O izin verilmezse bomba patlamayacakmış gibi.

Yazının Devamını Oku

‘Bunun adı tepeden inme!’

GARİP, bir o kadar da acıklı günler yaşıyoruz. Çoğu şeye hayatımızda ilk kez tanık oluyoruz.

Başımıza gelen şeylerin çoğuna bir mana veremiyoruz. 

 

Ankara’da patlatılan bombalı araçların sonu gelecek mi? Putin neden Suriye’den aniden çekildi? Donald Trump adındaki bir meczup gerçekten de Amerika’nın iki başkan adayından biri olacak mı?


Makedonya sınırına yığılan mülteciler zorla veya güzellikle, içeri girebilecekler mi? İspanya’ya futbol maçı için giden Hollandalı taraftarların Suriyeli mültecilere yaptıkları aşağılayıcı şeyler görmezlikten mi gelinecek?


Şu anda insanlık bu yeni sorularla imtihan oluyor.


Yazının Devamını Oku

Futbolumuz da ağır yaralandı!

Pazar günü saat 18.43’te patlatılan bombalı araçla birlikte Türkiye’nin futbolla ilgisi kalmadı. İnsanlar televizyondaki haberlere kilitlendi. Ölüm haberleri geldikçe de dehşet büyüdü. Aynı dehşet yabancı futbolcuların evlerinde de yaşandı.

BEŞ ay içinde Türkiye’nin başkentinde, yani güvenlik önlemlerinin “teorik olarak” en üst düzeyde olduğu varsayılan şehrinde üç bomba patladı.

 

Birincisinde 102 can, ikincisinde 29 can kaybedildi. Pazar günü patlayan üçüncü bomba ise şimdilik 37 can aldı.

 

Toplam 168 kayıp can ve 432 yaralı.

 

Sur’dan, Cizre’den, Silopi’den her gün gelen şehit haberleri ile birlikte topyekûn bir savaşı andıran dehşet panoraması.

 

Yazının Devamını Oku

Hazır ol vaktine estetik cerrahı

DOKTOR kardeşlerimizin “14 Mart Tıp Bayramı”nı idrak ettiği bu şifalı günde ters bir haber verip, neş’elerini kaçırmak istemiyorum ama konu beni adeta kaşıyor.

Eğer Bedrettin Dalan’ın “kelliğe çare bulduk” diye gündeme zıplayan hastanesi haklı çıkarsa, sağlık piyasasında “Arap Baharı” yaşayan özel hastanelerimiz, özellikle de estetik cerrahimiz ağır darbe yiyecek.

 

* * *

 

Resmi rakamlara göre İstanbul’da 650 bin Suriyeli yaşıyor. Bunun yarıdan biraz fazlası kayıtlı. Geriye kalanı “kafasına göre takılma” modunda. Bana sorsalar “Tövbe inanmam” derim.
Fikrimce, ister sağdan say ister soldan saymaya başla, İstanbul’daki Suriyeli nüfusu bir milyondan fazladır. Toplam Arap nüfusunu sorarsanız o da bir buçuk milyondan aşağı değildir.
Bunların beşte üçü şunun bunun zulmünden kaçmışsa beşte ikisi de kendisine şekil yaptırmak için buradadır.

 

Yazının Devamını Oku

Issız Alaska’da bir dünya lideri

KİMİ zaman bir haber düşer önüne, inanamazsın.

Burada kullanılan “inanma” fiilini, ergen kızların şaşkınlık beyan ederken çektikleri “Ay inanmıyorum” sayhası niyetine kullanmadık. 

Siyasi olmayan bir haberin içinde “Vahşi Alaska” ve “Başkan Obama” sözcükleri birlikte geçtiği için şaşırdık.
Teee 14 Aralık’tan beri haberin dillenmiş hallerini duyuyorduk ama inanasımız gelmiyordu.


* * *


Başkan Obama, İngiliz asıllı TV maceracısı Edward (Bear) Grylls ile birlikte Alaska’nın vahşi bir bölgesine gidip üç gün sürecek bir “yaşama tatbikatı” yapacaktı.

Yazının Devamını Oku

Artık ağzı olan susuyor!

REKLAM filminde oynayıp şöhret olan bir “filozof kamyoncu” vardı hani.

O ünlü kamyoncu tipini oynayan Burhan’ı, Yeşilçam’ın gururu, Türk sinemasının süruru Kadir İnanır’ın korumalığını yaptığı günlerden tanımıştık.

Malum reklam filmi ekrana geldiğinde, işi gücü bırakır ona kilitlenirdik. Burhan da “Ağzı olan konuşuyor” diye ahalimize ders verirdi.
Önceki gün idrak ettiğimiz 8 Mart Dünya Kadınlar Günü de öyle bir şey oldu. Elinde yazacak kalemi, karşısında konuşacak kamerası olan herkes kadınlara dair bir şey söyledi. Ağzı olan konuştu.

 

* * *

 

Kendimi bildim bileli 8 Mart Dünya Kadınlar Günü geldiğinde bir kenarda pısar, söylenenleri dinlerim. Niye pıstığımı da tam olarak bilmem.

Yazının Devamını Oku

Otelimiz olsa da biz de batırsak

Galatasaray kendisi için “Cümle destanıma bakmayın, müflis-i kâmillerdenim” demedi ama UEFA batışı ilân etti. Başkan’ın aklına tanesi on liradan bileklik satmak gelmiş para topluyor. O paralarla otel inşa edip Galatasaray’ı borçtan kurtarma plânları yapıyor.

Galatasaray’ın son maçı dramatikti.

 

Takımın kaptanı Selçuk ayağına aldığı her topta ıslıklandı.

 

Taraftar oyundan sıkıldıkça, futbol oyununu topsuz oynayan Galatasaray yönetimini istifaya davet etti.

 

Seyretmeyenler o görüntülere internet üzerinden bir kez daha baksın.

 

Yazının Devamını Oku

Aslanın aşına ortak olmuşuz

SON bir haftadır “kırmızı etle” yatıp “kırmızı etle” kalkınca biz de başka şey konuşamaz olduk.

Bir arkadaşımla birlikte Yenikapı’dan Samatya’ya doğru yürüyorduk. O kadar yol yürünmez tabii. Taksi yok muydu? Vardı elbet, hatta binmiştik, lakin Kuleli Lokantası’ndaki davete geç kalma durumu ortaya çıkınca inmek durumunda kaldık.

Saat yedi-sekiz arası Yenikapı’dan Samatya’ya yollar geçit vermez. Yürümek en iyi çaredir.
Hem zamandan kazanırsın hem de taksi şoförünün memleket meseleleri konusundaki yüksek fikirlerini dinlemek zorunda kalmazsın.

 

* * *

 

Benim bir süredir “ucuz kırmızı et” için Bağcılar sancağımızdaki kasaplara dadandığımı bilen arkadaşım, nedendir bilinmez, bana laf sokma ihtiyacı hissetti.

Yazının Devamını Oku

Kuru soğanın büyük ihaneti

ŞÜKÜRLER olsun ki enflasyon, ferasetli ekonomi politikamız sayesinde zapt edildi.

“Çiftesini vatandaşın boş böğrüne ekleştirmeden önce” etkisiz hale getirildi. Leblebi fiyatlarına narh koymaya gerek kalmadı.

Haberi öğrendiğim anı şimdiymiş gibi hatırlıyorum. “Enflasyon düşüyor” müjdesini ekrandan veren haber spikeri hanımın gözleri ışıl ışıldı.
Sorumlu habercilik adabının gereği olarak ahalimizi “Aman diyeyim duvar dibinden yürüyün, enflasyon sizin tepenize düşmesin” diye uyardı.

 


* * *

 

Enflasyonun düşürülmesini, üçüncü cemrenin düşmesi ile aynı tarihlere getirmek de başka bir ferasettir.

Yazının Devamını Oku

Kâğıt gazeteyi yenemezler!

İSVİÇRELİ bilim adamları, yapacak başka işleri olmadığından oturmuşlar “kâğıda basılı gazetenin” geleceğini araştırmışlar.

Bilimsel tartışmanın yapıldığı çalışma odasına o sırada bir atsineği girmiş, vızıldayarak tepelerinde uçup İsviçreli bilim adamlarını rahatsız etmeye başlamış.

Bilim adamları arasında sonradan İsviçre vatandaşlığına geçmiş bir Türk de bulunuyormuş. İsviçre’nin bilim kafasıyla Türk bilim kafası arasındaki farkı ortaya çıkaran da o olmuş.

 


* * *

 


Yazının Devamını Oku

Maçın adamı Şenol Hocadır!

Laf sokma derdinde değilim. Şenol Hoca’nın bu kadro ile gelebildiği yerin mucize olduğunu düşünüyorum. Hele son üç hafta, kendilerine dünya yıldızı süsü verip üç beş metreye top atamayanları gördükten sonra son kararım budur.

BEŞİKTAŞ ile Fenerbahçe kalite olarak değilse de heyecan açısından bize yılın en güzel maçını seyrettirdi. Önce bunun altını çizip, sahada emeği geçenlere teşekkür etmek gerek.

Gönül bu sene bu iki takım taraftarının da yüzünün gülmesini istiyor. Mesela Beşiktaş lig şampiyonu olup taraftarını sevindirsin. Fenerbahçe ise Avrupa Kupası’nı kazanıp Türkiye’yi sevindirsin. İçimden geçen budur.

Kadıköy’deki maç, bin kere tekrarladığım “kendi yarattığımız yıldızlara tapınıyoruz” tezim konusunda beni yine haklı çıkardı.

Bu tez sadece futbol için geçerli değildir. Sinemadan gir, tiyatrodan çık. Siyasetten gir, iş dünyasından çık. Sonuç değişmez.

Yazının Devamını Oku

AVM çoğaltma kültürü üzerine

HESAP ettim; pergelin sivri uçlu ayağını benim evin çatısındaki çanak antenin ortasına sapla.

Yarıçapını da üç kilometreye ayarladıktan sonra pergeli çevir.

Ortaya “Benim ev merkezli” altı kilometre yarıçapında bir daire çıkar. İşte o dairenin içine tam on altı adet AVM giriyor.
AVM’nin açılışı “Alış Veriş Merkezi” ve modern çağın ‘Bedesten’i.


* * *


Osmanlı, Bedesten denen ticari düzeneği bir ihtiyaç üzerine kurmuş. Üstü kapalı bir çarşı inşa edip içini dükkânlarla doldurmuş. O dükkânları da “geçim sıkıntısı içine düşmeyeler” niyetiyle ulema sınıfına dağıtmış.

Yazının Devamını Oku

Sen proje yap onlar bozsun

HÜKÜMET adamlarının iyi niyetli projeleri var.

Seçimden seçime, referandumdan referanduma açıklanan “yavrunu sevindir” coşkusundaki bu projeler hayata “ilk düşünüldüğü andaki gibi” geçebilse bizim ülkeyi tutan olmaz.

Suriye’den 2.5 milyonluk mülteciyi kabul ne demek? Suriye ahalisinin tamamını kapılardan içeri sokar, geriye kalan boş araziyi de TOKİ’ye veririz.
Veririz ki doğada olmayan renklerle sıvalı koca koca binalar yapsın.

 

* * *

 

Hükümet adamları daha önce çok güzel bir evlilik projesi yapmıştı. Bekâr kısmı evlenmeye niyetlendiğinde, milletin hazinesinden “çeyiz parası” adı altında yardım alacaktı.

Yazının Devamını Oku