Bodrum’a inelim

İşte ben de kaldırdım getirdim kendimi buraya: Bodrum’a. Bu yaz değişik bir yere gitmek lazım deyip deyip, ruhumu en sonunda onun kucağına bıraktığım yere.

İçimde bir topu kaçırıp kaçırıp sonra ‘aa burdaymış!’ diye bulduğum yere: Bodrum Bodrum’a...

Şimdi benim duygusal, ‘beyaz taş ev, mavi deniz, bütün isteğim buydu’, cümlelerini bir kenara bırakıp Bodrum’un komik tarafı yazılsın. Recai’den duyduklarım anlatılsın.

Recai bu yaz Havana’da çalışırken anlamış burda ne olup bitiyor. Bir de komik anlatması var. İşte karşınızda bu yazın Bodrum menüsü. (Ama Recai’nin diliyle anlatmam lazım.)

Sabah kalktın. Doooğru Maki. En önden yer kapman zor. Reserve diye bir şey var. Ama sen kap bir yer. Verimli toprak. Orada bir bağlantı kurabiliyor musun bak! Yok olmadı, yer bulamadın vs. Moralini bozma.

Akşamüstü Havana’da Beach Party var. 13-18 arası babanın kredi kartını kap gel. Dj’in dibinde standını aç. (Stand açmak: içki konulan masada peşpeşe şişe açtırma durumu) Etrafındaki yancılar seni neşelendirmeye yetecektir ama bir bağlantı varsa kaçırma! Ha nooldu yine mi bir bağlantı yok? Moralini bozma, günümüz uzun.

Akşam ailenle arkadaşlarınla yemek ye. Biraz es ver.

Akşam Shipahoy! Zaten bu yerlerin hepsindeki tipler aynı. Resmen yoklama alabilirsin. Biri eksik mi? Kesin hasta ya da gitmiş demektir o gün Bodrum’dan. Shipahoy’da bağlantı kuracağın insan mevcuttur yani. Gündüz Maki’den, akşamüstü Havana’dan tanıyorsun zaten kendisini.

Yine mi olmadı? Bodrum’a, A Plus’a.

Yine olmazsa son durak, köfteci. Olmadı. Yat uyu artık. Ama sabah erkenden Maki’de ol!

Kıyafetler belli. Tavırlar belli. Yaş ortalaması belli. Rutin budur.

Gözlerimiz faltaşı gibi açık, kahkahalarla dinliyoruz aynen yukarıdaki dille anlattıklarını Recai’nin. Bu menü bize biraz ağır gelir.

Biz diyetteyiz, kızartma yiyemeyiz diyoruz. İngilizler var yanımızda. Diyorlar ki, buradaki insanlar dans etmiyorlar, e o zaman ne anlamı var tatilin, eğer eğlenmeyeceklerse?

Recai’den cevap: Asla dans etmek yok. Omuzlarını kıpırdatabilirsin, yoksa unut bağlantıyı, gider karizma!

Bizse ailece burada kendimizle bağlantı kurmaya geldik. Bodrum’un kolları herkese açık. Ama ben şarkıda da dediği gibi bronzlaşmak, kendimle uzlaşmak, uzaklaşmak istiyorum.

Biraz güneş, biraz uyku, kitap, biraz Bali masajı, hafif yemekler, deniz, Tom Hanks de burda. Daha ne isterim. Koşuşturma da güzel, ama ben buraya oturmaya geldim. Oturup bakmaya, oturup dinlemeye, oturup tavla oynamaya, oturup odamda gitar çalmaya, oturup annemin ‘Nil bol bol koruma sürdün mü?’ diye sormasını dinlemeye, denize dalıp, babamın olduğu yere kadar dipten gidip ‘Babaa, hadi gel yüzelim’ demeye, beyaz bir havluda ayran içip, kitabın kenarları ıslanmış beyaz sayfalarında beyazlaşmaya. Aman zaten yanamıyorum, gölgeyi seviyorum.

Bu akşamüstü Havana’ya gidip, şu bahsi geçen insanları görsem mi diyorum ama Recai’nin dediğine göre paparazzi varmış. Gidemem ki. Zaten içki sevmem, stand falan da açamam. Neşemi saçarım ama para saçamam.

Recai dedi ki, Havana’nin içindeki Mos’a gelin, ordan panaromik manzarayı seyredersiniz. Bir Bodrum belgeseli. 1000 kişi görünmez bir duvar varmış gibi dipdibe duruyor zaten.

Bilmem ki...

Merve de gelirse, giderim belki.

Hahaha Bodrum böyle güzel. İnsanlar içlerinde her şeyden biraz olduğunu itiraf edince güzel.

Bakmak da güzel, merak da güzel, duyup anlatmak da güzel, cikcikcik ne dejenere demeyip, bu da böyle bir menü işte demek güzel.

Alo Merve nerdesin?
Yazarın Tüm Yazıları