GeriSpor Biraz Hollanda, biraz müzik...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Biraz Hollanda, biraz müzik...

Tekin ARAL

Geçen haftanın iki gününü davetli olarak MTV Müzik Ödülleri törenini izlediğim Hollanda'da geçirdim...

Geçen gün Hürriyet'te de yazdığım gibi, Spice Girls'den Jon Bon Jovi'ye, Oasis'ten The Prodigy'ye, U2'den Backstreets Boys'a kadar müziğin birçok kalantoru oradaydı...

Dünyanın birçok ülkesinden gelen binlerce genç ise, ödül töreninin yapılacağı Rotterdam sokaklarını tıklım tıklım doldurmuştu...

Kalacağım otelin önüne geldiğimde, beni otele getiren arabanın çevresini birden onlarca genç sardı...

Bazı şarkıcı ve gruplar da bu otelde kalacağından, müzik yıldızlarını yakından görmek ve imza alabilmek için günlerdir burada kamp kurmuş, bekliyorlarmış...

Ben arabadan indiğimde, ellerinde kağıt kalemlerle üzerime doğru hamle ettiler...

Sonra beni bir şeye benzetemeyince, hepsi ters yüz geri döndüler...

Aslında ses bizde de var olmasına ama, çocuklar bilmiyorlar tabii...

Bu durum ağırıma gitti, kendime yediremedim... Sonra otelin girişindeki kaldırımın ortasında durup ‘‘Arabası vaar... Güzeel mi güzeel...’’ diye şarkıya başladım ama, kimse yemedi... Çilli suratlı bir kız limon yemiş gibi yüzünü buruşturup ‘‘Iıh!..’’ diye kafasını çevirdi...

Bavulu alıp otele girdim...

***

Biz Hollanda'yı vakti zamanında daha çok futbolundan ve de ünlü futbolcuları Cryuff'larından tanırız...

Bu Cryuff, Ajax takımıyla İstanbul'a da gelmişti... Fenerbahçe ile oynadıkları maçta, bizim Ercan ile rahmetli Yılmaz Şen, ‘‘Lan sakatlayacaksan böylesini sakatlayacaksın ki namın yürüsün...’’ deyip ‘‘Sarı Fare’’ lakaplı bu Cryuff'a 90 dakika tekme sallamış, bir tekini bile tutturamamışlardı... Cryuff kendisine musallat olan Ercan ve Yılmaz'dan kurtulmak için 90 dakika çekirge gibi zıplaya zıplaya oynamış, bizim Fener'in canına okumuştu...

Bu Hollandalılar'ı bir de bizim laleleri araklamalarından tanıyoruz... Bu uyanık takım, 400 yıl önce bizim memlekette ne kadar lale varsa, yükleyip götürmüşler... Lale adına bize kala kala Laleli kalmış...

Hollanda'da dağ taş lale... Özellikle de turistlere, bir çuval soğan fiyatına bir tek lale soğanı satıp dünyanın parasını kazanıyorlar...

Hollanda'nın Rembrandt, Van Gogh, Mondrian gibi ünlüleri de var ama, onlar bizi pek tanımadıklarından biz de onları ‘‘tanımayruz...’’

Hollanda'nın biliyorsunuz bir de inekleri meşhur... Gerçi bizim de ‘‘meşhur ineklerimiz’’ var ama, bizimkiler verimsiz... Millet orada bu inekleri sağarken, bizde tersine bizim inekler, bizi sağıyorlar...

Hollanda, Avrupa'nın refah seviyesi en yüksek ülkelerinden biri... Tabii sözünü ettiğim refahın bizdeki Refah'la ilgisi yok... Onlar daha oralara gelememişler!..

Ben hayatımda böylesine sürekli bir şeyler yiyip içen bir milleti ne gördüm, ne de duydum...

Yolda, parkta, trende, tramvayda, yürürken, dururken, herkes mutlak bir şey tıkınıyor, sandviç, hamburger, patates, domates, bir şeyler yiyor... Anlaşılan bu durum ülkedeki refahın bir göstergesi...

Şimdi, ‘‘Ya ne var bunda?.. Biz de her Allah'ın günü her zaman, her yerde ve durumda birbirimizi yiyoruz!..’’ derseniz ona da söyleyecek bir şey yok tabii...

Hollandalılar gerçekten ilginç insanlar... Boylar 1.85'ten başlıyor, 3.5 metreye kadar gidiyor...

Kızlar inanılmaz güzel... Ben bu inanılmaz güzellikteki kızlara bakacağım diye iki günde dört kez kafayı oraya buraya vurdum...

Bu arkadaşların bir diğer özellikleri de, yedisinden yetmişine rastladığınız herkesin ‘‘küpeli’’ olması... Yani herkesin kulağında bir küpe var...

‘‘Deli deli tepeli, kulakları küpeli...’’ sözü belli ki Hollanda'dan çıkmış...

Hollanda'ya gidecekseniz, sakın küpesiz gitmeyin... Adama hötöröfmüş gibi bakıyorlar... Bu da kulağınıza küpe olsun...

Biz uçakla Amsterdam'da indik... Amsterdam'la Rotterdam arası trenle 40 dakika...

Hazır gelmişken de biraz Amsterdam'da dolandık...

Bu Hollanda şehirlerinin alayı, deniz, nehir, göl devamlı sular içinde... Dolaşırken bunca suyu görünce, insanın beş dakikada bir resmen çişi geliyor...

Amsterdam sokaklarında dolaşırken, birden üzerinde ‘‘Seks Müzesi’’ yazan bir bina gördüm, ilgimi çekti, oraya doğru seğirttim...

Yalnız, yanlış anlaşılmasın... Bundan seks konusunda müzelik hale geldiğimiz falan gibi bir anlam da çıkarılmasın... Tam tersine, seks müzesinde yer alan ne kadar hatun varsa, resimde de gördüğünüz gibi üstüme hücum ettiler!..

Trabzonlu yönetici arkadaşların elden çıkarmak için günlerce kafa patlattıkları (!) ve sonunda kapının önüne koydukları Şota, şu anda Ajax'ın, dahası Hollanda'nın kralı... Amsterdam'daki spor mağazalarının vitrinleri, Şota'nın resimleriyle dolu... Bizim Trabzonspor ise hala, baba tarafından laz olmak koşuluyla yabancı futbolcu arıyor!..

***

Bu Hollanda'da bir tren tutkusu var... Şehrin içinde, dışında her bir yere trenle gidiyorlar... Yani bunca ileri bir ülke olmalarına karşın, karayolunu hala keşfedememişler... Bu nedenle yollarda her Allah'ın günü öyle bir kalemde kırk elli kişi telef olmadığından, Hollanda televizyonlarında müthiş bir haber sıkıntısı var...

Hollanda'da resmi 350 bin Türk işçisi var... Bunların geleni gideni, ığdısı dığdısıyla, Hollanda'daki Türk nüfusu 600 bini buluyor. Ve bu vatandaşlarımız, Türkiye'de olup bitenler konusunda bizlerden çok daha duyarlılar... Televizyonda Türkiye'nin sorunlarıyla ilgili bizim işçilerin katıldığı bir program izledim. Ülkeden uzaktalar ama, inanın sorunlara bizlerden daha sağlıklı bakıyorlar.

***

MTV Avrupa Müzik Ödülleri töreni Avrupa'nın en büyük müzikholü olan Rotterdam'daki 10 bin kişilik Ahoy Stadium'da yapıldı.

Öylesine müthiş bir dekor, özellikle öyle bir ışıklandırma sistemi vardı ki, bu tören bizde yapılsa, enerji darboğazına girdiğimiz şu günler kullanılan ışık miktarı nedeniyle, en az 6 ay karanlıkta kalırdık. Ben konuk olduğum için, bana tribünde ayrılan yeri boşverip, ödül törenini sahnenin önünde yer alan ve çığlık çığlığa bağıran gençler arasında izledim.

Bu gençlerin öyle çığlık çığlığa bağırma nedenleri, müzik aşklarından çok, o tıklım tıkış kalabalıkta birbirlerinin ayaklarına basmalarından.

Ödül töreni sonrası inanılmaz çılgın bir parti yapıldı. Bu partiye tüm müzik starları da katıldılar... Bir ara Jon Bon Jovi ile karşılaştım. Bana, ‘‘Seni burada görmek ne güzel Tekin...’’ dedi. Daha sonra bana İbo ile Müslüm'ü sordu. Onlara selamlarını gönderdi...

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle