Bırak dağınık kalsın

Kabul ediyorum dağınığım, fazlasıyla rahatım, son dakikacıyım.

Haberin Devamı

Bu yüzden çok güzel uçak kaçırırım, randevuları atlarım, aynı saate üç randevu veririm, bazen de davetleri unuturum...
Mesela salı akşamı giyinip kuşanıp Mika-Der’in gecesine gittim Çırağan’a.
Kapıda dediler ki; “Hoş geldiniz ama davet yarın”...
Bozuntuya vermeden içeri girdim, “Zaten biz de yemeğe gelmiştik” diyerek. Yalnız olsam neyse de, yanıma eşimi alınca problem oluyor bu tür durumlar.
Gece boyu, “Sana güvenip davete gelende kabahat” başlıklı söylevler dinlemek zorunda kalıyor insan.
Yine bu iyisi...
Açılışa bir hafta önceden gitmek gibi kişisel rekorlarım da var.
Şaka yapmıyorum, geçenlerde Tatlıses Kebap’ın açılışına Selim Akçin’le birlikte bir hafta önce gittik biz.
Hakkımızı yemeyin, günü tutturmuşuz ama...
Sadece tarihte ufak bir problem vardı; meğer bir sonraki hafta salıymış açılış.
Daha da kötüsü var, aynı gün üst üste iki uçak kaçırır mı insan? Ben onu da yaptım.
Havaalanında internete dalıp, ilk uçağı kaçırdım.
“Ne yapayım” deyip, bileti başka bir şehre iki saat sonraya yeniledim.
Bu sefer de uçağın kapısında vizemin bittiğini söylemesin mi görevli!
Pek çokları için sinir bozucu bir durum olabilir ama ben hiçbir şey olmamış gibi eve dönüp güzel bir uyku çekebilirim bu tür durumlarda.
Mika-Der’de neler oldu
Çarşamba gecesi baktım herkes Mika-Der’in gecesini kutlamış. Açtım Nesrin Ercan’a telefon; “Ben o kadar hızlı gazeteciyim ki, daveti bile 24 saat önceden kutlarım” dedim.
Bu sene balonun bilet gelirleriyle beraber 500 bin dolar toplamışlar.
Bu parayla Rize, Van, Zonguldak, Ağrı, Kars ve Artvin’deki çocuk yuvalarının yapımı gerçekleştirilecek.
Bu sene ilginç bir şey olmuş, ilk kez balo sonrasında da bağışlar gelmeye devam etmiş derneğe.
Harçlıklarını biriktirip 100’er dolar bağış yapan çocuklar, 40-50 lira gönderen vatandaşlar...
Bugüne kadar pek çok çocuk yuvasını onaran Mika-Der, sokağın da ilgisini çekmeye başladı.
“Neden yılda bir kez yardım kampanyası düzenliyorsunuz” diye sordum Nesrin Abla’ya...
“Bu akçeli işler risklidir. Biz topladığımız parayı yuvalara harcıyoruz, bunları belgeliyoruz.
Para veren insanlar nereye bağış yaptıklarını bilmek ister. Biz bunu gösteriyoruz, para bitince de yeniden balo düzenliyoruz. Sürekli yardım düzenleyelim, kasamızda binlerce lira olsun diye bir derdimiz yok” dedi...
Mika-Der yönetimini iş dünyasından yapılan yardımlardan daha çok, vatandaştan gelen ufak tefek bağışlar sevindirmiş bu yıl... Zaten önemli olan da bu tür sosyal sorumluluk derneklerine herkesin sahip çıkması...

Haberin Devamı

Sevgiliyle düğüne gitmeyin

Haberin Devamı

Erkeklere bir tavsiye; siz siz olun uzun süreli bir ilişkiniz varsa aman ha sevgilinizle birlikte düğüne gitmeyin...

O gecenin sonu krizdir, kavgadır, bitmeyen bir tartışmadır.

Düğünlerde etrafınıza bakın.

Uzun sayılabilecek bir süredir ilişkide olan ama hâlâ tek taş takılmamış çifleri izleyin.

İlla düğünde o çiftin arasında bir sebeple kriz çıkar.

Bu kriz “Peçeteyi niye oraya koydun” gibi sudan sebeple çıkabileceği gibi, “Biz ne zaman evleniceeez Ercaaan” diye doğrudan bodoslama bir soruyla da olabilir.

Dikkat edin düğünden en önce de o bekar çifler ayrılır.

Çünkü kavga evde devam edecektir.

“En güzel yıllarımı sana verdim”le başlayıp, “Daha ne bekliyoruz evlenmek için” diye devam eden bitmek bilmez bir kavgadır.

Bu yaz son gittiğim üç düğünde de şahit oldum.

Ne zaman ki beyazlar içinde gelin göründü, bekar arkadaşlarım arasında bir sebeple kavga başladı.

Ama nedeni ne olursa olsun bu kavgaların sebepi hep aynıdır.

Bir ilişkiye uzun emek vermiş kadınların evlenme isteği...

“Arkadaşımın düğününde ne de güzel göbek atarım” diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.

Burnunuzdan gelir o düğün sizin...

Bu yüzden ya sevgilinizle düğüne gitmeyin ya da tez elden bir tek taş alıp düğünlerde istediğiniz gibi göbek atın.

Haberin Devamı

Bunları gördüm...

Erol Kaynar’ın Beşiktaş’ın maçlarına gitmeye çok istekli olmadığını, maçları tribünden değil televizyondan izlediğini...

Ali Ağaoğlu’nun yeni reklam filmini tanıttığı partide, “En iyi mağaza bile günde 2 bin tane gömlek satamaz, ben bir günde 2 bin tane daire sattım”
dediğini...

Abdullah Oğuz’un Amerika’da yaşayan oğlunun İstanbul’a döndüğünü ve babasıyla birlikte televizon/sinema projelerinde çalışmaya başladığını...

Selen Sevigen’in kendisine sürpriz doğum günü partisi düzenleyen eşi Gökhan Özen’i partinin ortasında dudaklarından öptüğünü...

Nez’in Cihangir Ağa Bilardo’da okeye dönerken rakibinin bittiğini...

Metin Şentürk’ün Bebek’teki Özgür Şef’te iki porsiyon pirzola yediğini...

Derin Sarıyer’in kitap okuma partisinde Arzum Uzun’u dinlediğini...

Haberin Devamı

Cenazede sosyalleşme

Özellikle büyük şehirlerde ünlülerin ya da yakınlarının cenazesi tam bir sosyalleşme alanına dönüşür.

Bu cenazelerde insanların koyu bir sohbete dalmasını, sarmaş dolaş hallerini, uzun süredir görüşmeyelerin bitmeyen muhabbetlerini yardırgayanlar var.

Oysa ben tam tersini düşünüyorum.

Tabii cami avlusu kokteyl alanına çevrilmediği sürece...

Günümüz koşuşturmacasında cenazeler sosyalleşmenin aracı haline geldi.

Günlük koşuşturmaca içinde mümkün değil görüşemeyeceğin, kimi zaman unuttuğun eşin, dostunla cenazede buluşuyorsun.

Ne var bunda?

Ben ölüp gidenin bile bundan memnun olacağına inanıyorum.

Bu kadar insanı bir araya getirdiği, yıllardır görüşmeyen insanları buluşturduğu için...

Tabii cenazeden cenazeye göre de değişir bu iş.

80 yaşında birinin cenazesiyle, 35 yaşında birinin cenazesinin cemaat üzerinde aynı etkiyi yapması beklenemez herhalde...

Yazarın Tüm Yazıları