Bir zencefil kökünden görsel çeşitliliği yakalamak

FRANSIZ Konsolosluğu'nun Sanat Galerisi'nde, görsel bilgilerinizi boyutlandıracak, resme ve fotoğrafa dair bilgilerinizi zenginleştirecek, hayal gücünüzü geliştirecek, sanatın bir ayrıntı olduğu kuralını size bir kez daha anımsatacak önemli bir sergi var.

Fatma Tülin'in yıllardır kafasında geliştirdiği proje, sonunda gerçekleşmiş.

Ortak sözü bu sergi için kullanılacak en yanlış kelime.

Özet bir yargı, sergi ziyaretçilerinin işine yarayabilir.

Zencefil'de, resim resimliğini bilmiş, fotoğraf da fotoğraflığını.

Serginin adı Zencefil-Bir Biçime İki Bakış-Fatma Tülin-Ahmet Elhan. Zencefil, doğal rengine yaklaşmış tabloda. Bilen biri, bunun da ona bir yorum zenginliği kazandıracağını unutmamalı.

Fatma Tülin, ayrıntıyı keşfetmenin ve onu çeşitlendirmenin ustası iyi bir ressam.

‘‘Hálá,’’ diyor, Fatma Tülin, ‘‘bir domatesi kestiğimde içine hayranlıkla bakarım, büyük bir kırmızı biber de bende aynı hayranlık duygusunu yaratır.’’

Ahmet Elhan da iyi bir fotoğrafçı.

Sergi salonuna girer girmez karşınızda Fatma Tülin'in zencefil resmini görüyorsunuz, yanında Ahmet Elhan'ın zencefil fotoğrafını.

İkisi de kendi başına iyi birer yaratı.

Ne var ki Fatma Tülin, cesur, eleştiriye, irdelemeye açık bir projeyi denemek istiyor.

Aynı biçime, Zencefil'e bir ressam nasıl yaklaşır, bir fotoğrafçı nasıl bakar?

Bir tablonun parçalanışını nasıl karşılarsınız? İlk bakışta fark edemediğiniz ayrıntılar, bir resmin parçalanmasında ortaya çıkıyor.

Resimden fotoğrafa gözünüzü kaydırdığınızda ne göreceksiniz?

Siyah-beyaz bir çekimde formun sade, yalın halini. Resme girince onun formunun değişikliğini, renklenmesini.

Bir bütünün, gerek resmin, gerek fotoğrafın, 12, 24 parçaya bölünmesi, sonra da bunların aynı yüzeyde buluşması, doğrusu beni yeniden düzenleme arzusuna sürükledi.

Neden böyle, neden başka türlü değil.

* * *

BİR
açıdan baktığınızda, resim ve fotoğraf aynı yapıtı oluşturuyor. Aynı nesneye, aynı açıdan bakınca, benzeyenler, benzemeyenler, atışmalar, göndermeler, tür inatlaşmasına dönüşmeden bir farklılığı yaratmanın uyumuna varıyorlar. Daha ileriye de götürebilirsiniz, zaman zaman kavga zaman zaman mütareke. Benlik savaşına dönüşmeden. Görselliğin geçirdiği evrimi inkár etmeden.

Önay Sözer, sergi ile ilgili çok doğru, kuşatıcı bir saptamada bulunmuş:

‘‘Çok hayal çalıştıran bir sergi.’’

Fatma Tülin,
bir fotoğrafçıyla çalışırken, ressamlığına bu sergi için yeniden bir değerlendirme getirmiş mi?

Elbette. ‘‘Tekniğimden ödün verdim. Tek başıma bir sergi açsaydım böyle çalışmazdım’’ diyor.

Sergi kataloğunun ‘‘Zencefil bahane...’’ başlıklı giriş yazısında Fatma Tülin, serginin niteliğini, resim/fotoğraf ‘‘flörtünün’’ bu sergiye nasıl yansıdığını açıklıyor:

‘‘19. yüzyıldan bu yana resim ve fotoğraf, gizli/açık, yakın/uzak, bazen dost bazen düşman, birbiriyle karmaşık, gerilimli ve gelgitli bir etkileşim içinde olmuşlardır. Bugün artık bu iki dilin ayırtedilemeyeceği fotoğraf ya da resim, pek çok yapıta rastlıyoruz.

Proje için karmaşık yapıda organik bir nesne gerekiyordu. Sonunda ona rastladım: Zencefil kökü. İki ayrı zencefile değil, aynı zencefile aynı açıdan bakacaktı resim ve fotoğraf.’’

İki türün, iki dalın, aynı mekánda, aynı duvarda, ama bana kalırsa ayrı düzlemlerdeki birlikteliği, yüzyılın görselliğe getirdiği değişikliği, özgürlüğü simgeliyor.

* * *

SERGİYİ
gezerken bir oyunu da ihmal etmeyin.

Siz olsanız bu parçaları nasıl bir araya getirirdiniz?
Yazarın Tüm Yazıları