GeriMete Tamer OMUR Bir zamanların ve her zamanın güzel içeceği GAZOZ
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir zamanların ve her zamanın güzel içeceği GAZOZ

Özellikle 60 ve 70’li yılların bir numaralı içeceği gazozu, son yıllarda Egeli üreticilerin de başı çektiği yerel markalar tekrar canlandırdı.

GAZOZ... Siyah beyaz dünyamızın renkli bir tadıydı. Özellikle 60 ve 70’li yıllarda yaşayanlar için birçok anı… Çay bahçesinde pipetle köpürtüp, leblebi eşliğinde içildi. Kimi zaman mahalle arasında onu yudumlamak adına top koşturduk... Kimi zaman da yazlık sinemada izlenen filmin hararetini aldı, içimizi serinletti... Kapağı bile çocukluk yıllarımızın en büyük oyun aracıydı.

Maden suyuyla gelmiş

Gazoz Türkiye’ye 1890’larda, maden suyuyla girmiş. Osmanlı’da ilk gazoz üretimi ‘Mısırlıoğlu’ markasıyla 1908’de yapılmış. Bu markayı sırasıyla Hasanbey, Neptün, Hürriyet izlemiş. 1923’de Cumhuriyet markalı gazoz piyasaya çıkmış.Devamında Cincibir, Ankara, Elvan, Kocataş, Olimpos, Recep, Şirin Ada, Güven gibi yerel gazoz markaları ortaya çıkmış. Uzun yıllardır yerel kalan ve bazıları yok olan markalar, bugün tekrar atağa geçmiş gib. Burada da Egeli üreticiler dikkat çekiyor. Zincir marketlerin raflarında çok sık rastlanmayan markalar, daha çok çay bahçelerinde ve kıraathanelerde satılıyor. Daha çok toplu satış yapan markalar, küçük marketlerin, bakkalların raflarında da yer buluyor. Gazozun, bugün 290 milyon liralık bir ekonomik büyüklüğü var. Bu hafta birçoğumuzun hatırlarında yeri olan gazoz sektörünü ele aldık.

Bir zamanların ve her zamanın güzel içeceği GAZOZ

Sektörün babası

Bugün Türkiye’de 60’a yakın gazoz markası var. Bunların önemli bir kısmı Ege’de. Bunlardan biri de Su-Ga... Eski ismiyle de İmren Gazozu... Su-Ga ya da İmren, İzmir’in en eski gazoz markalarından... Kurucusu ise Nurettin Özertuğrul… Nurettin Amca, bugün yaşayan en eski gazoz üreticisi... 95 yaşında. Nüfusun kağıdında yazan tarih, 1335...

Bu işi babasından öğrenmiş. Osmanlı döneminde, babası ve iki amcası Zülfikar Biraderler ismiyle gazoz üretiyormuş. Nurettin Amca ise bu işe kendi söylemiyle, 1945’te adım atmış... 1960 ve 70’li yıllarda İzmir’de yaklaşık 41 gazoz üreticisi olduğunu anlatan Nurettin Amca, sözlerine şöyle devam ediyor: “O dönem bizim fabrikamızda 120 kişi çalışıyordu. 12 aracım başta İzmir olmak üzere, Ege’nin çeşitli illerine dağıtıma çıkıyordu. Ama rekabet ve zamanın koşullarına ayak uyduramama yüzünden bugün 12 kişiyle yola devam ediyoruz. 24 saat üretim yapardık, şimdi de haftada 2 kez makineleri çalıştırıyoruz. 4-5 bin kasalık bir üretim yapıyoruz. Kıraathane, çay bahçesi gibi yerlere ürün veriyoruz.”

Bir zamanların ve her zamanın güzel içeceği GAZOZ

At arabasıyla dağıtım yaptı

Nurettin Amca, 16 yıl at arabasıyla gazoz dağıtmış. 50’li 60’lı yıllarda İzmir’in sayıları oldukça az olan ilk araçlarından birini alarak dağıtıma çıkmaya başlamış. 80 kuruşa bir kasa gazoz sattığı yıllarda, dağıtım yaptığı ilk aracını 6 aylık sıranın sonunda 7 bin 650 liraya almış... Nurettin Amca, “O dönemki araçlar benden başka kimsede yoktu. Yokluk zamanında 6 ay sıra bekliyor araç alıyorduk. Ben de bu şartlar içinde ilk aracımı aldım. Kardeşimin desteğiyle hemen direksiyona geçtim. Daha sonra da bir günde ehliyet aldım” diyor.

HEM SİYASET HEM İŞ DÜNYASI

Nurettin Özertuğrul, ilk başta İmren Gazozu ile yola çıkmış. Ama daha sonra işin içine su üretimi de girince su ve gazozun birleşiminden oluşan Su-Ga 1966’da ortaya çıkmış. Nurettin Amca, bir dönem yani 3 yıl Bornova Belediye Başkanlığı da yapmış... Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda Alkollü ve Alkolsüz İçki Sanayi Komitesi’nin 21 yıl başkanlığını yürütmüş. Bir dönem var olan Gazoz Üreticileri Derneği’nin de başkanlığını üstlenmiş.

MİLLİ SERVET DEDİ KOLEKSİYONER OLDU

İzmirli Tolga Bugakaptan, “Çocukluğuma dair bir anı ve milli servet” dediği gazozun bugün Ege’de, hatta Türkiye’deki sayılı koleksiyonerlerinden biri. Bugakaptan’ın şu anda 120’ye yakın markadan oluşan zengin bir koleksiyonu var. Geçmişte gazoz şişelerinin şekli ve renginin farklı olduğunu anlatan Bugakaptan, gazoz ile ilgili düşüncülerini şöyle anlatıyor:

Bir zamanların ve her zamanın güzel içeceği GAZOZ

Hayatımın rengi

“Gazoz benim siyah beyaz hayatımın renkli bir tadıydı. Gazozun bizlerin dünyasında, bir Kemal Sunal, Adile Naşit, siyah beyaz izlediğimiz Dallas, ikram edilen gazozda ‘acaba ilaç var mıydı?’ sorusuyla Nuri Alço korkusu şeklinde yeri vardı.. Tek kapılı Anadol marka arabalar, hatta ilk okulda teneffüste kantinden gazoz ve simit alışımız ya da sinemaya gittiğimizde ‘ara olsa da buz gibi gazoz içsek’ dediğimiz yıllara götüren bir tat. Ben de bu anıları hem hatırlamak, hem de çocuğuma da bir hatıra ve geçmişi aktarmak için bu işin koleksiyonu yapıyorum.”

Bir zamanların ve her zamanın güzel içeceği GAZOZ

Müzayede bile yapılıyor

Koleksiyon işinin de bir ekonomisinin oluştuğuna dikkat çeken Bugakaptan, “Çeşitli internet sitelerinde, bu ürünlerin satışı oluyor. Yılına göre fiyatlar çıkıyor. Kimi zaman 20 liralık gazozda oluyor, kimi zaman 400-500 liralık. Belirli aralıklarla Anadolu’dan işim gereği gittiğim yerlerden gazoz topluyorum. Yeni insanlar tanıyorum. Hatta bazı kentlerde gazoz müzayedeleri de yapılır oldu” dedi.

Bir zamanların ve her zamanın güzel içeceği GAZOZ

ÇOCUKLUĞU HATIRLATIYOR TALEPTE CANLANMA VAR

Bölgenin önemli ürünlerinden birisi de 1930’da Hüseyin Karakuş’un kurduğu Dört Mevsim Gazozu. Akhisar’daki markanın yönetiminde bugün 3’üncü kuşaktan, merhum Hüseyin Karakuş’un torunları Burçin ve Berk Karakuş kardeşler var. Burçin Karakuş, markayı daha iyi bir noktaya taşımak adına yoğun mesai harcadıklarını belirtiyor, “Çağa uygun kurduğumuz tesisle, şimdilik saatte 3 bin kapasiteli tesisimizde üretime başladık. Üretimimiz de bedelsiz şişe kullanıyoruz. Hedefimiz önce bölgemizde, daha sonrada Türkiye’de bayilikler vererek markamız olan ‘Dört Mevsim Gazozu’nu tanıtmak istiyoruz. Bakkal, kahvehane, pastane, bazı yerel marketler kanalıyla tüketiciyle buluşuyoruz. Son dönemde tekrar bir canlanma başladı. İnsanlar çocukluk yıllarını hatırlattığı için nostalji olarak görüyorlar. Biz de pazarlama çalışmalarımızı artırdık” diyor.

Bir zamanların ve her zamanın güzel içeceği GAZOZ

AVRUPA’YA DA İHRACAT VAR

Zafer Gazozu’nun Genel Müdürü Adnan Şiphir de 1934 kurulan firmanın, ilk başlarda Denizli ve çevresine ürün verdiğini anlatarak söze başlıyor. Zafer Gazozu, bugün ise Ege ve Akdeniz’de görmek mümkün. Ayrıca Avrupa’ya da ihracat yapıyor. Şiphir, “Saatte 30 bin şişeleme yapıyoruz. Kalitemizi koruyabilmek için kaliteli hammaddeleri son teknolojiyi kullanarak, en hijyen koşullarda üretim yapıyoruz. Müşterilerimiz yıllardır ‘gazoz’ değil ‘Zafer’ adıyla istedikleri bu efsane tadı korumak adına, üretim hala yüzde yüz gerçek şeker ile yapıyoruz” bilgisini verdi.

Bir zamanların ve her zamanın güzel içeceği GAZOZ

İÇEN BİLİR’İ YAZMAK ZORDU EFE İLE YOLA DEVAM ETTİ

Denizli’nin Bekilli ilçesinde 1966’da üretime ‘İçen bilir’ gazozları ile yola çıkan Ali Çankal ve aağabeyi bugün yollarına Ege markasıyla devam ediyor. 1972’ye kadar kullandıkları ‘İçen bilir’ markasını gazoz kasalarının üzerine keçeli kalemle yazmakta zorlanınca yeni bir isim arayışına girdiklerini kaydeden Çankal, sonunda Ege’nin yiğitlik sembolü ‘Efe’yi markaları yapmaya karar verdiklerini söylüyor. 2001 ekonomik kriz nedeniyle küçülmeye gittiklerini aktaran Çankal, şöyle devam etti: “Bir dönem Amerika, İngiltere, Türk cumhuriyetleri ve Yunanistan’a ihracat yaptık. Şu anda ağırlıklı Ege’ye çalışıyoruz. Saate 10 bin şişe üretim kapasitesi var. Yeniden atağa kalktık. Yurtdışından da talep alıyoruz.” Bazı politikalar yüzünden üreticinin küstürüldüğünü savunan Ali Çankal, “Sanayicinin hiç destekçisi olmuyor. Sanayiciyi küstürüyorlar. Katma değer yaratanın değeri bilinmiyor. Teşvikler veriliyor fakat hep aynı kişiler yararlanabiliyor” diyor.

EGE’DEN ÇEŞİTLİ GAZOZ MARKALARI

İzmir: Cincibir, Venüs, Huzur, Su-Ga, İzmir, İmbat, Neşe, Mercan, Çamlıdağ, Buzzy. Denizli: Zafer, Yeni Zafer, Efe, Aysu. Aydın: Neşe, Topçam Çine, Madran, Servet, Özpınar. Balıkesir: Balsa, B.Camlıca, Yeşil Çamlıca, Kulüp. Çanakkale: Can-Ka. Manisa: Cem, Bensu Ice Fresh, Oba, Dört Mevsim, Bozdağ, Kula. Muğla: Bodrum. Bu markaların bir kısmı malesef bugün üretilmiyor.

SU VE ŞEKER ÖNEMLİ

Bir gazozun tadını belirleyen en önemli iki etken, kuşkusuz su ve şeker... Her bölgenin suyunun tadı farklı. Bu nedenle gazozları birbirinden ayıran en önemli özelliklerin başında su geliyor. Bunun yanı sıra şeker oranı da her markada farklı. Bir gazoz ne kadar doğal şekerden yapıldıysa o kadar tercih edilir marka oluyor. Gaz oranından, aromasına kadar bir çok detay gazozun tadını belirliyor.


X

Zeytinin tozunu çıkardı

ABLALARI gibi akademisyen olmayı planlar. Ama babasının aldığı zeytin bahçesi tüm kariyer hedeflerini değiştirir.

 

Aysu Gürman, zeytinden yağ elde edilme sürecinde karasu gerçeğiyle yüzleşir. Yüksek lisans yaptığı süreçte de, ilan panosunda gördüğü TÜBİTAK’ın teknogirişim desteğiyle odağını zeytine çevirir. Ve hazırladığı proje destek alınca da EGE Teknopark’ta AnadOlive ismiyle kendi şirketini kurar. Gürman, zeytin ve zeytinyağı proses yan ürünlerini sıfır atık felsefesiyle geri dönüştürerek ‘toz zeytin’ üretir. Bugün toz zeytinin yanına baharat grubu ile zeytin yaprağı çayını da ekleyen Aysu Gürman’ın hedefinde ise ihracat var. Gürman, ayrıca karasudan kozmetik ve ilaç sanayine yönelik de ürünler geliştirmeyi planlıyor.

AYSU Gürman... Çalışmalarıyla hem çevre kirliliğinin önüne geçmek için mücadele veren hem de yüksek katma değerli gıda ürünleri üreten genç bir girişimci. Tüm bunları da sürdürülebilir kalkınma hedefiyle hayata geçiren bir isim. AnadOlive Gıda ve Sanayi’nin kurucusu Aysu Gürman ile hem girişimcilik macerasını hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. Mali müşavir bir baba ve ev kadını annenin dört kızından en küçüğü olarak 1990’da İzmir’de dünyaya ‘merhaba’ diyen Aysu Gürman, Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği’nden mezun olur olmaz hemen aynı bölümde yüksek lisansa başladığını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle anlattı:

BAHÇE PLANLARI DEĞİŞTİRDİ

“Ablamın biri babamla çalışıyor, diğer ikisi de akademisyen. Ben de iki ablamın peşinden giderek akademisyen olma planıyla, yüksek lisans sürecine başladım. Tabii tüm bunlardan önce babam 2015’te Manisa Saruhanlı’da 35 dönümlük zeytin bahçesi aldı. Babam, ‘hadi mezun oluyorsun, bu bahçe senin. Ne yapacaksın bakalım’ diyerek, omuzlarıma bir yük verdi. Gıda mühendisi olarak topraktan sonrası benim uzmanlığıma girse de babam bana farklı şeyler yapmam adına bir fırsatın kapılarını aralamış oldu. Ve ilk hasadımızı yapıp zeytinlerimizi elle topladık. Sonra o zeytinler yağa dönüşürken, teorideki bilgilerin pratikte hiç de öyle olmadığını gördüm. Zeytinden yağ elde ediliyor ama arkasında birçok proses de ortaya çıkıyor. Hem pirina hem de karasu gibi bir gerçekle yüzleştik.”

Yazının Devamını Oku

Sağlığı ve bakımı eve taşıdı

Kimine göre radikal, kimine göre ise riskli olarak yorumlanan her adımına çevresinden ‘yapma’ sözü yükselir. Bu, hem üniversite hastanesinden ayrılıp özel sektöre geçtiğinde hem de özeli bırakıp kliniğini kurduğunda böyle olur. Beyin ve sinir hastalıkları uzmanı Dr. Gökhan Gürel, süreç içinde de evde sağlık ve bakım hizmeti ihtiyacının arttığını fark eder, Evde Bakım İzmir’i kurar. Bugün İzmir merkezli Home Care Evde Sağlık & Bakım markasıyla ihtiyaca kurumsal çözümler sunan Dr. Gürel, bunu önce ulusal sonra da global oyuncu haline getirmeyi planlıyor. Gürel’in gündeminde ayrıca dijitalleşme de var.

 

 

GÖKHAN Gürel... Sağlıkçı kimliğinin yanına girişimciliği de ekleyen bir isim. Çocukluğundan itibaren de ihtiyaçları iyi okuyarak onlara çözüm geliştiren, sağlık alanında ‘farklı ne yapabilirim’ sorusuna yanıtlar arayan bir doktor... Dr. Gökhan Gürel ile hem kariyer yolculuğunu, hem Home Care Evde Sağlık & Bakım’ın doğuş öyküsünü, hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1978’de Akhisarlı tütün eksperi bir bananın oğlu olarak dünyaya ‘merhaba’ diyen Gökhan Gürel, lisans öncesi öğrenimlerini Akhisar’da yaptığını, girişimcilik anlamında da ilk adımları o yıllarda attığını paylaştı. Güler, o süreci şöyle aktardı:

GAZETE DE SATAR LİMONATA DA

“İçimdeki bir dürtüyle ticarete karşı bir merakım vardı. Bunun da ilk adımını nüfus sayımı gibi nedenlerle sokağa çıkma yasağının olduğu süreçlerde gazete satarak attım. Bayram gazetesiyle devam ettirdim. Ortaokul yıllarında ise bir arkadaşımla birlikte pazarda limonata satarak serüven devam etti. Tabii ekonomik bir ihtiyaçtan bunu yapmıyordum. Hatta, babam bir keresinde beni limonata satarken gördü ve çok kızdı. O gün içim acısa da limonatayı dökerek evin yolunu tuttum. Lise yıllarında da boş durmadım. Sigara fabrikasında çalışanlara ütü ve masasını pazarladım.”

İLK ADIMI ÜNİVERSİTE DE ATTI

Yazının Devamını Oku

Üç markaya hayat verdi

AMERİKA’da önce güzel sanatlar alanında, daha sonra ise aşçılık üzerine eğitim alır. Hem okuyup hem de çalışır. Mutfağın yanı sıra, çanta ve giysiler tasarlar.

 

Yurtdışı deneyiminin ardından da Türkiye’ye döner. Çağrı Parlak’ın İstanbul’da hem restorana ortak hem de yöneticilik gibi deneyimleri olur. 2015’te ise rotasını Bodrum’a çeviren Çağrı Parlak, burada da üç markayla yeni bir yolculuğa çıkar. Bugün MOS-Museum Of Sweets ile pasta ve turtalar üreten, MOS Naturel’yle de kurutulmuş sebzeden bakliyata geniş bir ürün grubuyla tüketiciyle buluşan, Coco Purl’unda ise çantalar ve ev dekorasyon ürünleri tasarlayan Çağrı Parlak’ın hedefinde yurtdışı var. Gündemde ayrıcı; farklı konseptte yoga merkezi açma fikri de bulunuyor.

ÇAĞRI Parlak... Yaşama yetişmek için birkaç işi aynı anda yapanlardan. Hem mutfakta üreten hem de dikiş makinesinin başına geçip çanta ve giysiler tasarlayan bir iş insanı. MOS-Museum Of Sweets, MOS Naturel ve Coco Purl’un kurucusu Çağrı Parlak, hem kariyer yolculuğunu, hem markalarının doğuş öyküsünü, hem de yarınlara dair planlarını anlattı. 1979 Gaziantep doğumlu Çağrı Parlak, kocaman sofraların kurulduğu, şen şakrak bir ailede büyür. 4-5 yaşlarında balık temizleyip, mantı kapatan, dedesiyle de kadayıflar açan Çağrı Parlak, anne ve babalar çalıştığı için de tüm torunları Ankara’da doğmuş, ancak İstanbul Moda’da büyümüş babaannesinin büyüttüğünü söyledi, hikayenin devamını şöyle aktardı:

17’SİNDE ÇALIŞINCA KIYAMET KOPTU

“Lise bitene kadar kışları Gaziantep’te, yazlar ise İstanbul’dan Ege’ye gezerek geçti. 1995’te lise bitince de soluğu İstanbul’da aldım. En büyük hayalim tıp okumaktı. Ama o yıl girdiğim sınavda hayalim gerçekleşmedi. Dershaneye gönderildim. Ben de ihtiyacımız olmamasına rağmen Beyoğlu’nda bir mutfakta çalışmaya başladım. Ev yemekleri yapıyorduk. Tabii bizim ailede kıyamet koptu. O yaşta çalışmamı istemediler. Sadece dershaneye gitmek yetmiyordu bana ama ayrıldım mecburen. 1996 Ağustos’ta babamla trafik kazası geçirdik. Bu kazada babamı ve köpeğimizi kaybettim. Henüz 17 yaşındaydım, babam ise 44. Ağır yaralandığım kazada, bir Alman cerrahın kalp masajı müdahalesiyle hayata tutundum. Uyandığımda artık babam ve köpeğim yoktu. Kaza sonrası hayatımda büyük bir değişim başladı. Çocukluğumdan itibaren resim yapıyordum. Bu süreçte üniversite tercihimi de değiştirdim. O yıl, bana iyi gelebileceği düşünüldüğü için güzel sanatlar sınavlarına girdim. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstriyel Tasarım ile Marmara Resim Bölümü’nü kazandım. Üniversite sürecinde de boş durmadım. Okulun yanı sıra bir restoranda da çalışmaya başladım.”

Yazının Devamını Oku

Basit girişimi nakışla işlediler

Her ikisi de farklı sektörlerde kariyerlerine satış alanında yön verir. Her buluşmalarında da yaşamı renklendirmek için neler yapabileceklerini konuşurlar. İşten kumsaldaki yaşama kadar birçok alanda insanların kendilerini iyi hissettirecek kıyafetlere ihtiyaç duyduğunu düşünürler. Ve Selvin Yeşukan Çevikel ile Tuba Özen Yazar, farklı sektörlerdeki birikimlerini hazır giyime aktarmaya karar verir. Giyimde basit bir yaşam hedefiyle Çevikel ve Yazar, 2016’da kendi markalarını kurar. Bugün İzmir’de Live Basic markasıyla tişörtten kimonoya kadar çeşitli ürünlere nakış ekleyerek katma değer yaratan Selvin Yeşukan Çevikel ve Tuba Özen Yazar’ın hedefinde ise daha fazla ülkeye ulaşmak var.

 

LIVE Basic... Hayatın tadını çıkartıp, bütün güzelliklerini kucaklayarak, koşuşturmacadan uzakta basit yaşamanın zorluğundan ilham almış bir marka. Yaşamı renklendirmek, yaşamın her anında birlikte olmak amacıyla yola çıkan iki iş insanın hikayesinin yansıması. Live Basic’in hem doğuş öyküsünü hem de yarınlara dair hedeflerini markanın kurucuları Tuba Özen Yazar ve Selvin Yeşukan Çevikel’den dinledik. 1982 İzmir doğumlu olan Tuba Özen Yazar, tüm eğitim hayatını İzmir’de tamamlar. Manisa Celal Bayar Üniversitesi İktisat mezun olan Yazar’ın, aslında üniversiteden itibaren satış odaklı deneyimleri olur.

KURUMSAL HAYATIN ARDINDAN
Üniversitenin ardından da bu deneyimlerle birlikte kurumsal hayata ilk adımını global bir giyim markasında 5 yıl mağaza müdürlüğü, ardından da 7,5 yıl farklı bir şirkette bölge müdürlüğü yaparak atar. 1979 İzmir doğumlu Selvin Yeşukan Çevikel de üniversite tercihi için kent değiştirir ve Uludağ Üniversitesi Turizm ve Otelcilik okur, ikinci sınıfta da otomotiv sektörüyle tanışır. Asıl hayali turizmde işin mutfağında çalışmak olsa da bu hayata geçmeyince Selvin Yeşukan Çevikel, kariyerine otomotiv sektörünün satış alanında yön verir. Çevikel, 20 yılın sonunda da kendi hayallerinin peşinden gitmek için kurumsal hayata nokta koyar. Eşleri aracılığıyla tanışan ve arkadaş olan Selvin Yeşukan Çevikel ve Tuba Özen Yazar, kurumsal hayatın yoğun temposu içinde buluştukları her fırsatta modaya olan meraklarıyla neler yapabileceklerini konuşurlar. Çevikel, o süreci şöyle anlattı:

ÖNCELİKLERİ RAHATLIK OLDU

Yazının Devamını Oku

Global markaların dijital ikizini yaratıyor

Amerika’da girişimciliğin okulunu okur. Ve üniversitenin ardından da 2009’da Denizli’de yatırım yapan bir arkadaşına destek için Türkiye’ye gelir. Ama girişim başarısız olunca John Mickey, Amerika’ya döner ve teknoloji şirketlerinde kariyerine profesyonel olarak yön verir. Aklında hep kendi işini kurma fikri olan John Mickey, edindiği deneyim ve sermayeyle de bunu kaliteli iş gücü nedeniyle Türkiye’de hayata geçirmek ister. Bir süre Türkiye’yi daha iyi tanımak adına bir şirkette çalışmaya başlar. İki yıllık deneyimin ardından da John Mickey, İzmir’de global şirketlerin mevcut altyapı ve bina portföylerini dijital forma dönüştüren sistem geliştirir.

Bugün Ege Serbest Bölgesi’nde bulunan İzÜRET ile global markaların dijital ikizlerini yaratıyor, hedefi ise daha fazla kişiye iş imkanı sunarak dünyaya yazılım ihraç etmek.


 

JOHN Mickey... Eğitimini aldığı girişimciliği, sahada farklı kurumlarda çalışarak edindiği deneyimlerle farklı boyuta taşıyan bir iş insanı. Çağımızın en büyük gerçekliği olan dijitali kullanarak global markalara farklı bir kapı açan girişimci. İzÜRET Yazılım ve Mühendislik’in kurucusu John Mickey ile hem girişimcilik serüvenini hem çalışmalarını hem de gelecek planlarını konuştuk. Amerika’nın Kuzey Karolina Eyaleti’nde 1987’de dünyaya merhaba diyen John Mickey, Kuzey Karolina’nın en büyük kentlerinden Charlotte’de büyüdüğünü söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle anlattı:

GİRİŞİMCİLİĞİN OKULUNU OKUDU
“Amerika’da çok büyük bahçeler var. Ve sonbaharda bu bahçelerdeki ağaçların kuruyan yaprakları önemli sorundu. Bir arkadaşımla birlikte bu sorunu fırsata çevirmek adına girişimde bulunduk. Tabelalar bastırıp, bu yaprakları toplamaya başladık. İlk paramı 12 yaşımda böyle kazandım. Sonra izciydim. Ve bu da bana büyük tecrübe kattı. Süreç içinde çeşitli organizasyonları yönetme fırsatı elde ettim. Daha sonra 2005’te Kuzey Karolina Eyalet Üniversitesi’ni kazandım. Burada da İşletme Bölümü’nü seçtim. Tek bir alanda uzmanlaşmak yerine birçok konuda bilgi sahibi olmak istiyordum ve o dönem karşıma ‘girişimcilik’ seçeneği çıktı. 3’üncü yılımda eğitimime girişimcilik alanında devam ettim. Üniversitenin ilk girişimcilik mezunlarından biri oldum.”

GELİŞTİRDİĞİ FİKİR TUTTU VE...

Yazının Devamını Oku

Satın almayla pedala bastılar 10 bisikletin 6’sını ürettiler

Bisiklet üretimi için ilk adım doksanların başında Ataman Bükey’den gelir. Daha sonra devreye Ovadya Sarda girer. Üretim lisansıyla başlayan sürecin sonunda Bianchi Bisiklet, yüzde 100 Türk sermayeli bir şirkete dönüşür. Süreç içinde Bianchi Bisiklet, dünyanın en eski bisiklet markalarından İtalyan Atala’ya ortak olur. 2011’de ise sektörün önemli oyuncularından Hollandalı Accell Group, Manisalı Bianchi Bisiklet’i satın alarak yeni bir dönemi başlatır. Bianchi Bisiklet’ten aldığı bayrakla Accell Bisiklet, Türkiye’den ihraç edilen bisikletlerin yüzde 60’ını gerçekleştirerek yoluna devam ediyor.

 

ACCELL Bisiklet... Türkiye’de bisiklet denince akla gelen ilk şirketlerden birini satın alarak gücüne güç katan bir kurum. Accell Bisiklet Genel Müdürü Anıl Şakrak ile hem satın alma sonrası yaşanan dönüşümü hem de sektörün son durumunu konuştuk. Bianchi Bisiklet’in hikayesinin merhum Ataman Bükey ile başladığını ifade eden Şakrak, Ataman Bükey’in Türkiye’de bisikleti sıçratan isim olarak bilindiğini belirterek, şöyle devam etti:

2011’DE TABELA DEĞİŞTİ
“Türkiye’de İtalyan Bianchi ile bir ortaklık yapılır. Zaman içinde yeni ortaklıklar da sürece katılır. Jawa’yı Türkiye’ye getiren ve motosiklet sektörünün duayenlerinden Ovadya Sarda, yapıya ortak olur. 1997’de ise Bianchi Bisiklet, yüzde 100 Türk sermayeli bir şirkete dönüşür. Bianchi’nin Türkiye’deki üretim lisansı alınır. Zamanla da şirket çok büyür. Bu büyüme öyle bir noktaya gelir ki, İtalyan Atala’yı satın alır. Bu büyüme devam ederken devreye Avrupa’nın en büyük bisiklet üreticilerinden Accell Group girer. Borsaya açık bir şirket olan Hollandalı Accell, 2011’de Bianchi Bisikleti satın alır.”

SATIŞ KANALI ZENGİNLEŞTİ

Yazının Devamını Oku

Üretmeye adanmış bir hayat hikayesi

Babasının ‘ayağı bağlansın’ sözüyle, 13’ünde bisiklet parçaları üreten bir firmada işe başlar. Bu çalışma maratonu, makine mühendisliğini bitirene kadar sürer.

 

Oğuz Diken, yüksek lisansın ardından da öğretim görevlisi olur. Diken, 90’ların başında ise akademisyenliği bırakıp pazarın ihtiyaçlarına cevap vermek için arkadaşıyla birlikte OM Mühendislik’i kurar. Süreç içinde yoluna tek başına devam eden Oğuz Diken, dünyanın önemli beton pompacılarından biri için çeşitli ürünler üretir. Ama firmanın Türkiye’de tesis kurmasıyla Oğuz Diken, bu alanda kendi hikayesini yazmak adına ortaklı bir yapıyla BETONSTAR’ı kurar. İstanbul’da başlayan üretim serüvenini süreç içinde İzmir’e taşıyan Diken, birçok ilke imza atar. Oğuz Diken, bugün ürettiği kamyon üzeri ve sabit beton pompalarını 50’yi aşan ülkeye ihraç ediyor. Hedefi ise sektörün lideri olmak.

 

OĞUZ Diken... Küçük yaşta iş hayatına atılmayla, mühendislik bilgisini harmanlayan bir sanayici. Bu harmanla da ilkelere ve farkındalıklara imza atan bir girişimci. BETONSTAR A.Ş. Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Diken ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Öğretmen bir babanın çocuğu olarak 1961’de Aydın’da dünyaya ‘merhaba’ diyen Oğuz Diken, babasının öğretmen olması nedeniyle 5 yaşında okula başladığını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle sürdürdü:

İLK ADIMI 13’ÜNDE ATTI
“Köy Enstitüsü mezunu babam, benim de erken yaşta çalışma hayatına atılmamı istedi. Ve ‘ayağı bağlansın’ mantığıyla da Aydın’da bisiklet yedek parçası üreten bir tanıdığının yanına beni çırak olarak verdi. İlk başta imalat kısmında çalıştım. Preslerin kestiği saçları topluyordum. Ama bir haftanın sonunda patronum, ‘sen buranın adamı değilsin’ diyerek beni ofis işlerinde çalıştırmaya başladı. 13 yaşında fatura keserek işe koyuldum. Bu çalışma süreci Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü kazandığım dönemde de her yaz devam etti. Yüksek lisansla birlikte asistan olduğumda ise bu çalışma süreci son buldu. Tabii, yıllar sonra o patronum bana ‘gel Aydın’da birlikte fabrika kuralım’ diye ortaklık teklif etse de ben kendi yolumu çizmiştim.”

Yazının Devamını Oku

Hobisi bilişimle eğitim aldığı kimyayı birleştirdi

Aileden aktarılan bir ticari birikim olmayınca Yılmaz Seçkiner de kendi keşif yolculuğuna çıkar.

Kimya bölümünün ardından bir yandan kariyerine profesyonel olarak devam eder, diğer tarafta ise kendi işini kurar. Web tasarım, kozmetik ticareti girişimlerine Yılmaz Seçkiner, süreç içinde ilaçlamayı da ekler. İlaçlamanın e-ticaretini oluşturan Seçkiner, süreç içinde tüm ağırlığını bu alana kaydırır. Dijitalleşme hedefiyle de ‘haşere kontrol sistemi’ni kurar. Yılmaz Seçkiner’in hedefinde ise Endüstri 4.0 uygulamalarıyla geliştirdiği sistemi hem franhchise modeliyle büyütmek hem de global bir oyuncu olmak var.

YILMAZ Seçkiner... Hem hobisi olan bilişimi hem de eğitim aldığı kimyayı aynı potada buluşturarak iş modeli geliştiren genç bir girişimci. Geleceğin biyogüvenlik sistemlerinde olduğuna inanan bir iş insanı... Seçkiner Teknoloji ve Kimya A.Ş.’nin kurucusu olan Yılmaz Seçkiner ile hem girişimcilik yolculuğunu hem de gelecek planlarını konuştuk. 1987 İzmir Bergama doğumlu olan Yılmaz Seçkiner, çiftçi bir dede ve işçi emeklisi bir babanın olduğu bir ailede büyüdüğünü söyleyerek, şöyle devam etti:

İLK ADIM SEMT PAZARINDA
“İş konusunda da ilk deneyimim küçük yaşlarda babaannemin ürünlerini pazarda satma şeklinde oldu. Liseye kadar Bergama’da geçti hayatım. Üniversite için ise Elazığ’a gittim. Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nde okudum. Bu süreçte de birçok staj deneyimim oldu. 2009’da mezun olduktan sonra kariyerime profesyonel olarak devam ettim. Ama benim liseden beri en büyük hobim diyebileceğim bilişim vardı. Kimya okusam da web tasarımı ve yazılıma karşı özel bir ilgim duyuyordum.”

KEŞİF YOLCLUĞUNA ÇIKTI

Yazının Devamını Oku

Zeytinin büyüsüne kapılıp yeni keşiflere yelken açtılar

Yaşanan sağlık sorunuyla yollar zeytinle kesişir. Ve 2015’te Sebahattin Karameşe’nin girişimiyle ‘Tlos Olive’ Fethiye’de doğar. Kariyerlerine yurtdışında devam etme kararı alan Tolga-Tuba Özen de çocuk sahibi olacaklarını öğrenince rotayı Ege’ye çevirir.

Restoran işletmeye başlayan Özen çifti, Karameşe ile tanışınca yeni bir girişime adım atar. Tlos Olive çatısı altında el ele veren üç isim, ortaya çıkan güçbirliğiyle hem ulusal, hem de uluslararası platformlarda zeytinyağında önemli ödüller alır. Bugün hem iç piyasaya, hem de yurtdışına zeytinyağı veren butik bir marka olarak yoluna devam eden üç ortağın gündeminde ise gurme mutfak ve zincir restoran oluşturmak var.




TLOS Olive... Gücünü hem ölmez ağaç zeytinden, hem de farklı alanlarda bilgi birikimi olan ortaklarından alan bir marka. Zeytinin büyüsüne kapılmış ve araştırdıkça daha da büyülü faydalarını keşfetmiş ve keşfetmeye de devam eden bir grubun eseri. Tlos Olive’in ortakları ile şirketin kuruluş serüvenini ve gelecekle ilgili planlarını konuştuk. Tolga Özen, Bilkent Bilgisayar Mühendisliği’ni bitirdiğini, bunun üzerine İngiltere’de MBA yaptığını, eşi Tuba Özen’in Ege Üniversitesi İşletme’yi bitirdiğini, Sebahattin Karameşe’nin ise küçük yaşta inşaat işlerinde çalışarak bu alanda kariyerine devam ettiğini paylaştı. Tolga Özen, hikayenin devamını şöyle aktardı:

BUNU BİZ NEDEN YAPMAYALIM

Yazının Devamını Oku

Tek başına çıktığı yolda bugün dünyayı giydiriyor

Tekstil mühendisliğinden mezun olduktan sonra kariyerine profesyonel olarak devam eder.

Ama bir süre sonra yapmak istediklerini profesyonel hayatın kısıtladığını fark eder. Sijan Şeyma Şengil, Denizli’de kendi şirketini kurma kararı alır. 27’sinde maddi birikimi olmadan yola çıkması çevresindekileri korkutsa da Şijan Şeyma Şengil, tutkularının peşinden gider. Barine’nin ilk dönemlerinde tek başına çalışan Sijan Şeyma Şengil, bugün ev dekorasyonu, plaj ve çocuk giyiminde dünyanın birçok ülkesine kendi markasıyla ürün gönderiyor. Tek başına başlayan serüveni 100 kişilik bir aileye dönüştürmeyi başaran Sijan Şeyma Şengil’in gündeminde ise daha çok hayata dokunmak var.

SİJAN Şeyma Şengil... Girişimciliği kendine uzak bir kavram olarak görse de hayalindeki mesleği yapmak için genç yaşında büyük sorumluluk üstlenen bir iş insanı. Bu serüvende de zorluklardan korkmayan ve onların üstüne giderek üretmeyi seçen bir girişimci. Barine markasının kurucusu Sijan Şeyma Şengil ile hem kariyer yolculuğunu hem de gelecekle ilgili hedeflerini konuştuk. 1980 Ankara doğumlu, memur baba ile ev kadını annenin üç çocuğundan biri olan Sijan Şeyma Şengil, ilk, orta ve lise eğitimini bu kentte tamamlar. Sijan Şeyma Şengil, hikayesinin devamını şöyle aktardı:

MADDİ BİRİKİMİ OLMADAN BAŞLADI
“Ankara’dan sonra üniversite için İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü’nde okudum. Çocukluğumdan beri tekstil ve üretim, hayatımda çok önemli bir yere sahipti. Tekstil mühendisliği bu anlamda benim için doğru bir seçim oldu. Çocukluk hayalim; istediğim ve seveceğim bir meslek için eğitim almak, çok çalışmak ve o meslekle hayatımı sürdürmekti. Çalışma hayatıma da bu şekilde başladım. 2002’de üniversiteden mezun olduktan sonra Denizli’de ilk adımı attım. 5 yıl profesyonel olarak çalıştım. Ancak içimde yapmak istediklerimin birikmesi, profesyonel çalışma hayatında bu isteklerin kısıtlı yerine getirilebilmesi beni 27 yaşımda kendi markamı ve şirketimi kurmaya itti. Genç ve maddi birikimim olmadan girişimciliğe soyunmam, çevremdekileri özellikle ailemi çok korkuttu. Ancak beni engellemeye çalışmadılar ve ellerinden gelen desteği her zaman gösterdiler.”

MARKANIN ADI ANNEANNEDEN

Yazının Devamını Oku

Hayalleri de ortak

KARİYERLERİNE İngilizce öğretmeni olarak devam etseler de farklı hayaller kurarlar. Ayşen Doğan ve Tuğçe Andıç, doğal gıdanın her eve girmesini ister.

Ayşen Doğan’ın babası Hasan Doğan’ın yıllar önce oluşturduğu zeytinlik de bu planları için önemli bir durak olur. Tuğçe Andıç ve Ayşen Doğan, bugüne kadar yurtdışına giden zeytin ve zeytinyağlarını iç piyasaya da sunma hedefiyle güçbirliğine gider. Ve ‘Doğan Çiftlik Ürünleri’ ismiyle markalaşırlar. Bugün organik zeytin ve zeytinyağının yanı sıra çiftlikte yetişen ürünlerden yapılan reçelden cevize kadar çeşitli ürünleri tüketicinin beğenisine sunan ikilinin gündeminde ise hem hayallerine başka kadınları katmak hem de ihracat yapmak var.

TUĞÇE Andıç ve Ayşen Doğan... Miras aldıkları atalarının işlediği toprağa, yeşerttiği tohuma ve geleneğe katma değer ekleyen iki girişimci. Hayallerine başka kadınları da ortak ederek ‘organik gıdaya herkesin ulaşabilmesi’ için mücadele veren iki iş insanı. ‘Doğan Çiftlik Ürünleri’ markasının kurucuları Ayşen Doğan ile Tuğçe Andıç ile hem kariyer yolculuklarını hem de markanın doğuş öyküsü ve yarınlara dair hedeflerini konuştuk. Tuğçe Andıç ile çocukluk arkadaşı olduklarını, üniversite sürecinde yollarının ayrıldığını dile getiren Ayşen Doğan, o süreci şöyle aktardı:

HER ŞEY ÇİFTLİKTEN GELİYOR

“Ben Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nın bitirip üzerinde Hacettepe’de formasyon alarak İngilizce öğretmenliği yapmaya başladım. Tuğçe ise Dokuz Eylül Üniversitesi mezunu ve o da İngilizce öğretmenliği alanında kariyerine yön verdi. Bir süre sonra öğretmenlikten zevk almadığımız fark ettik. Hayatım babam Hasan Doğan’ın işi nedeniyle çiftlikte ve işletmelerde geçti. Onun oturmuş bir işi vardı. Ve yurtdışıyla çalışıyordu. Ödemiş’te bulunan zeytinliklerin yanında çeşitli meyve ağaçlarının da olduğu çiftlikten sürekli eve bir şeyler geliyordu. Bunları çevremize hediye ediyorduk. Babam 10 litrelik zeytinyağları hediye ediyordu. Babamın hediye oranı çok yüksekti.”

HEDİYELERİ DÖNÜŞTÜRDÜLER

Yazının Devamını Oku

İşi ne eve ne de internete sığdı

İşsiz kaldığı dönemde kadın giyim ve aksesuarlarının satışı için sosyal medyada hesap açar. Bu, e-ticaret sitesiyle devam eder. Gözde Destek, yurtdışında ürettirdiği vücut şekillendirici korselerini Yamuna markasıyla satışını yapar. Gözde Destek, 2019’da ise korsenin üretimini İzmir’de yapmaya başlar. Aynı yıl akıllı tekstil alanında atılım yapmak için İzmir Bilimpark’ta şube açar. Bugün korsenin yanı sıra hamile giyim ile termal ürünleri de portföyüne ekleyen Gözde Destek’in gözü şimdi yurtdışında...

 

GÖZDE Destek... Evinin bir odasında başlayan hikayeyi, üretim tesisine çevirmeyi başaran bir iş insanı. Türkiye’de satışı olmayan bir ürünle girdiği sektörde de fırsatı girişime çeviren Mela Group’un kurucularından Gözde Destek ile hem girişimcilik hikayesini hem de Yamuna Korse’nin gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1984 İzmir doğumlu Gözde Destek, çalışma hayatına ilk adımı ortaokul yıllarında attığını belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

YAZ TATİLLERİNDE ÇALIŞTI
“Annem ev kadını, babamın ise hem taksisi hem de kuaförü vardı. İhtiyacımız olmamasına rağmen ben de küçük yaşta çalışmak istiyordum. Bu galiba sahip olduğum girişimci ruhla alakalı. Avukatlık mesleğine olan merakımla da bir tanıdığımızın yanında yaz döneminde çalışmaya başladım. Ama avukatlığın çok da bana uygun olmadığını keşfettim. O dönem yurtdışı hayalleri de kuruyordum. Sonra her yaz tatilimi çalışarak değerlendirdim. Garsonluktan satış temsilciliğine kadar birçok işte çalıştım.”

BU KEZ ZORUNLULUKTAN

Yazının Devamını Oku

Keçe sanatıyla yeni bir yolculuğa çıktı

Tempolu iş hayatına anne olunca ara verir. Bir yandan oğlunu büyütür, diğer tarafta da boş zamanlarını değerlendirmenin yolunu arar. Ve, sosyal medya platformunda gezerken, karşısına keçe sanatı çıkar. Özlem Akman, el yeteneğini de kullanarak keçeden bebekler yapmaya başlar. Akman’ın hobisi, hayvan büstlerinden heykellere kadar çeşitli ürünlerle devam eder. Özlem Akman, aile işinin yanında kendi hikayesini de yazma kararı alır. Ve, BorArt.Co by Özlem Akman ismiyle markalaşır. Akman’ın gündeminde ise e-ticaret sitesiyle aile bütçesine katkı sağlamak isteyen kadınlara kapılarını açmak var.

 

ÖZLEM Akman... El emeğinin ön planda olduğu sanatsal ürünlere ilgisini önce hobi haline getiren ardından da bunu girişime dönüştüren genç bir girişimci. ‘Kadın isterse her şeyi yapar’ söylemini gerçekleştirenlerden biri olan BorArt.Co’nun yaratıcısı Özlem Akman ile keçe sanatıyla olan yolculuğunu konuştuk. 1989 İzmir doğumlu olan Özlem Akman, elişine karşı her zaman ilgisinin olduğunu belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

EL İŞİ AİLE GELENEĞİ
“Burada hem annem, hem babaannem hem de anneannemin yönlendirmelerinin etkisi büyük. Bir şeyleri güzelleştirmek, farklı yapmak, değişim-dönüşüm gerçekleştirmek hep hoşuma gitmiştir. Resim, örgü, kanaviçe gibi çalışmalarım oldu. Bu el işine yatkınlık hep devam etti. Sanatla ilgili her çalışmaya ayrı bir sempatim oldu. El emeğinin ön planda olduğu sanatsal ürünler ilgimi çekmekle birlikte, nasıl yapıldığı konusunda da kafa yoruyordum. Bu ilgi devam ederken de Anadolu Üniversitesi İktisat’tan mezun oldum ve kariyer yolculuğuma İZMO Bilişim’in finans bölümünde çalışarak başladım.”

BOŞ ZAMANINI DEĞERLENDİRDİ

Yazının Devamını Oku

Asi girişimciden sıra dışı marka

Dede amcasının yönlendirmesiyle önce limonata, ardından da taşların üzerine ülke bayraklarını çizerek turistlere satar.

Mertcan Karaağaç, okul sonrası her yaz dönemini de bir işletmede çırak olarak geçirir. İTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği sonrası Amerika’da eğitim hayatına devam eder. Mertcan Karağaç, memleketi Denizli’ye dönüp aile şirketinde kariyerini sürdürür. Ama kuşaklar arası uyum nedeniyle kendi hikayesini yazmaya karar verir. Ve Tuck markasıyla İzmir’de 3’üncü nesil kahve sektörüne adım atar. Pandemi döneminde Cold Brew’i çıkaran Mertcan Karağaç, bugün üç kentte 10 şubeyle yoluna devam ediyor. Bir yandan yeni şubelerle büyümeyi planlayan Mertcan Karaağaç’ın gündeminde ayrıca, Cold Brew ile hem market rafı hem de ihracat var.

MERTCAN Karaağaç... Ticareti küçük yaşta öğrenmenin avantajıyla karşısına çıkan fırsatları ve kırılmaları girişime çevirmeyi başaran genç bir iş insanı. Sıradan olanı reddeden ve hayattaki her detayda farklılığı arama tutkusuyla hareket eden bir girişimci. Tuck’ın kurucusu Mertcan Karaağaç ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Denizlili doktor bir baba ile zaman zaman aile şirketinde görev alan bir annenin 1990 doğumlu çocuğu olan Mertcan Karağaç, girişimcilikte ilk adımını 9 yaşında attığını belirterek, o dönemi şöyle aktardı:

HAYAT DERSİ AŞEVİNDE
“Annemin amcası, bizim amca dedemiz, aile şirketinde önce kararlarda izi olan bir isimdi. Hayatı boyunca da hiç durmadığı için bizleri de küçük yaşta teşvik ediyordu, ticarete atılmamızı söylerdi. ‘Limonata satabilirsiniz’ önerisinde bulundu ve ilk sermayemizi de o verdi. Aldığımız 20 kilo limondan, anneme limonata yaptırdık. Ve arkadaşım Ragıp Can ile birlikte yazlığımızın olduğu Kuşadası’nda limonata satmaya başladık. Sonra denizlerde sektirdiğimiz düz taşlardan yola çıkarak, bunların üzerine ülke bayraklarını çizip, turistlere sattık. Kilden bir takım şeyler yaptık. Yine kolye yapıp sattık. Her yaz bir macerayla geçti. Annem ve babam, hayatı erken yaşta öğrenmemizi istiyordu. Okul bittikten sonra, yazları mutlaka bir yerde çalıştım. Bu kaportacı da oldu, elektrikçi de. Hatta tabağımda bıraktığım pilavın dersini çıkarmak adına aşevi de...”

AMERİKA’DA DA BOŞ DURMADI

Yazının Devamını Oku

Battaniyeleri bebekleri geliri de kızları ısıtıyor

Kariyerine yön vermek için iş görüşmeleri yapar. Ama istediği gibi bir iş bulamayınca da kendi şirketini kurma kararı alır. Gülten Taner, pazarlamadan firmaların imaj yenilemesine kadar çeşitli konularda danışmanlık yapar. Türkiye’ye getirdiği ev tipi ekmek makinesinin tanıtım ve pazarlamasını yapar. Glutensiz ekmek tarifleri kitapçığı hazırlar. Gülten Taner, 2018’de ise organik bebek battaniyeleri üretmek için Guppies and You markasını hayata geçirir. Gelirinin bir kısmını da kız çocuklarının eğitimine ayırır. Gülten Taner, Guppies and You’u dünyada bilinen bir marka yaparak daha çok kız çocuğunun okuması için burs sağlamayı hedefliyor.


 

GÜLTEN Taner... Kız çocuklarının toplumdaki ilerlemenin mihenk taşı olduğuna ve bunun da ancak eğitimle mümkün olduğuna inanan bir iş insanı. Öyle ki, hayata geçirdiği girişimin gelirinin bir bölümünü kız çocuklarının eğitimine ayıran sosyal bir girişimci. Guppies and You markasının kurucusu Gülten Taner ile hem girişimcilik serüvenini hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. 1968 İzmir Urla doğumlu Gülten Taner, göçmen bir ailede, renkli bir kültür mozaiği içerisinde, gelenek ve göreneklerle harmanlanan bir ortamda büyür. Babasının esnaf olması nedeniyle de küçük yaşlardan itibaren onunla dükkanda uzun vakitler geçirdiğini söyleyen Gülten Taner, şöyle devam etti:

BİR ALTIN BİLEZİK OLSUN
“Bizler okuyup birer meslek sahibi olmak, kendi ayaklarımızın üzerinde durmak hedefiyle yetiştirildik. Büyüklerimizin deyimiyle ‘bileğimizde bir altın bilezik olsun’ telkiniyle büyüdük. Çevremdeki bu kültür çeşitliliği içinde sosyal bilimlere ilgi duydum ve Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okumaya karar verdim. Üniversitede okurken üçüncü yıldan itibaren önce part-time olarak Bornova Pamukbank’ta, sonra da tam zamanlı ITT International’de çalışmaya başladım. Burada satış-pazarlama, büyük müşteri portföyü yönetme gibi sonradan hayatıma yön verecek pek çok şeyi öğrenme fırsatı buldum. Öğrendiklerimin ışığında tezim, ‘işletmelerde prodüktivitenin ve verimliliğinin artırılması’ oldu. Mezun olduktan 2 yıl sonra İngiltere’ye Kent Üniversitesi’ne gittim. İşletme ve Yöneticilik yüksek lisansı yaptım. Daha sonra da yemeğe olan merakımdan dolayı Cordon Bleu Yemek Okulu’na gittim. Bir süre İngiltere’de Canterbury Catering hizmetlerinde asistanlık yaptım.”

CESUR BİR GİRİŞİMCİLİK

Yazının Devamını Oku

Adını ilk 3’e yazdırdı

Almanya’da tank fabrikasında 8 yıl çalıştıktan sonra, doğduğu topraklara döner ve kendi hikayesini yazmak için hareket geçer. İlk başta otomotiv, toprak ve deri sektörlerine yönelik yedek parça üretir. Temuçin Arbak, 80’li yılların başında ise ‘yapılmayanı yapma’ misyonuyla kule dönüş dişlilerinin imalatına başlar. Daha sonra ikinci kuşaktan Tibet Arbak sürece dahil olur ve AR-GE çalışmalarıyla Tibet Makina’yı büyütmek için mesai harcar. Önce rüzgar türbinlerine ardından da savunma sanayi için ürettiği ürünlerle şirketin adını, dünyada ilk üçe yazdırır. Bugün çeşitli sektörlere kule dönüş dişlisi, rulman yatakları ve alüminyum tel yataklı dişlileri üreten Tibet Makina’da ikinci kuşağın hedefi, ‘Türkiye’de üretilmeyeni ürütme’ misyonuyla sistemsel çözümler geliştirmek.

TİBET Arbak... Babasının başlattığı serüvene, katma değeri yüksek ürünler ekleyerek üretim bayrağını yarınlara taşımak için mücadele veren bir iş insanı. Bu süreçte de karşısına çıkan onca zorluk ve engele rağmen ülke ekonomisine katkı sağlayan bir sanayici. Tibet Makina’nın ikinci kuşak temsilcilerinden Tibet Arbak ile hem markanın doğuş öyküsünü hem kendisinin sürece katılma serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. İlk adımı atan baba Temuçin Arbak’ın Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi Torna Tesviye Bölümü’nden mezun olduğunu paylaştı. Arbak, şöyle devam etti:

ALMANYA’YA İLK GİDENLERDEN
“Merhum dedem gümrük memurluğundan emekli olduktan sonra gümrük müşavirliği yapar. Babam da kariyer yolculuğuna burada başlar. Ama bir süre sonra bu işin çok da kendine uygun olmadığını düşünür. Çünkü yaratıcılığı, üretmeyi seven bir yapısı vardır. O dönemde ise Almanya’nın Türkiye’den iş gücü almaya başladığı yıllardır. Babamın bir arkadaşı da bu listede yer alır, ama gitmekten vazgeçer. Onun yerine babam gitmeye karar verir. Yani babam da Almanya’ya ilk giden kafilenin içinde yer alır. Orada tank fabrikasında çalışır. Kısa sürede de bölüm şefliğine kadar yükselir. 1969’da ise ben dünyaya gelince, ‘ben çocuğumu memleketimde büyütmek istiyorum’ diyerek dönüş kararı alır.”

 

‘YAPILMAYANI YAPALIM’ DEDİ

Yazının Devamını Oku

Bireysel ihtiyaçtan global marka yarattı

Yoğun iş stresini hafifletmek için golf oynamaya başlar. Ama karşısına 3 boyutlu görme engeli çıkar. Görme konusunda yaşadığı sorun, Batuhan Okur’a önemli bir girişimcilik fırsatı sunar. Okur, atılan topun gittiği yeri görmek için bir atış monitörü geliştirir ve 2010’da Singapur’da Rapsodo doğar. Okur, süreç içerisinde golfün yanına beyzbolu ekleyerek yazılım ve donanım üretir. Batuhan Okur, 2018’de de İzmir AR-GE ofisini kurarak Amerika’ya ihracata başlar. “Bugün 4 ayrı kıtada 4 farklı ülkede faaliyet gösteren spor teknolojisi firmasıyız” diyen Batuhan Okur’un gündeminde ise hem istihdam artışı hem de Türkiye’deki cirosunu iki yılda 50 milyon dolara çıkarmak var.

BATUHAN Okur... Türkiye için bir beyin göçü olsa da İzmir Urla’da kurduğu AR-GE merkeziyle ülkesine olan borcunu yatırımla ödeyen bir girişimci. Türk yazılımcıların dünyaya İzmir’den açılmasını kendine misyon edinen bir iş insanı. Rapsodo’nun kurucusu Batuhan Okur ile girişimcilik serüveninden İzmir yatırımına, gelecek planlarından spor teknolojisine kadar birçok konuyu konuştuk. Eskişehir doğumlu Okur, Eskişehir Fen Lisesi’nin ardından 1997’de ODTÜ Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olur. 1998’de Amerika’ya giden Okur, hikayenin devamını şöyle anlattı:

İŞ STRESİNDE KAÇIŞ
“2004’e kadar Amerika’da kaldım. Ardından önce Singapur, sonra Tayvan’da ikişer yıl çalıştım. İkinci çocuk olunca seyahatleri azaltmak amacıyla Singapur’a gerdi döndüm. 150 milyon dolarlık bir işi yönetmeye başladım. Bu işin stresi nedeniyle olsa gerek, daha sık golf oynamaya başladım. Benim 3 boyutlu görmeme engel olan bir göz problemim var. O güne kadar bana sıkıntı yaşatmayan bu sorun, golf performansımı geliştirmeme engel olmaya başladı. Attığım topun gittiği yeri görmek için atış monitörü araştırırken, pazardaki yüksek fiyatlı ürünleri gördüm ve inceledim. Ve daha yüksek teknolojiye sahip, taşınması kolay, daha erişilebilir bir fiyat politikası olan ürün geliştirmeye karar verdim.”

BEYZBOL TOPU BİLE YOKTU

Yazının Devamını Oku

Anne ve babası kurdu o dünya markası yaptı

Yıl 1979... Ümit ve Bahar Yorgancıoğlu, ‘iç mekan kontrat’ işleri yapmak için ilk adımı atar. Daha sonra ise ‘özgün mobilya perakendesi’ olma hedefiyle 1989’da İzmir’de ilk mağaza açılır. Çocukluğundan beri işin içerisinde olan ikinci kuşaktan Doruk Yorgancıoğlu da Amerika’da eğitim aldığı dönem pazardaki fırsatları fark eder. Ve 2008’de ailesini ikna ederek Amerika’da mağaza açar. Yönünü doğudan batıya çeviren Doruk Yorgancıoğlu, Dorya’yı devlet adamlarından ünlü simalara kadar birçok ismin evini, ofisini donatan bir marka haline getirir. Bugün hem Dorya Home markasıyla birçok ülkeye ihracat yapan, hem de 2’si Türkiye’de 3’ü Amerika’da toplam 5 mağazayla yola devam eden Doruk Yorgancıoğlu’nun gündeminde sanal mağazalar ile tekne üretimi var.

 

DORUK Yorgancıoğlu... Kaliteye tasarımı ekleyerek aile şirketinin dünyada sayılı markalarından biri olması için mücadele vermiş iş insanı. Kuşaklar arası uyumunun da etkisiyle mobilya ihracatının ortalama kilogram değerini 40 dolarlara çıkarmayı başaran Dorya A.Ş.’nin ikinci kuşak temsilcisi Doruk Yorgancıoğlu ile hem markanın hikayesini, hem sürece katılma serüvenini hem de gelecek planlarını konuştuk... 1981 İzmir doğumlu Doruk Yorgancıoğlu, babasının işletme, annesinin ise mimarlık mezunu olduğunu paylaşarak, Dorya’nın doğuş öyküsünü şöyle aktardı:

HER ŞEY KONTRAT İŞİYLE BAŞLADI
“Babam Ümit Yorgancıoğlu ile annem Bahar Yorgancıoğlu, 1979’da bir boşluğu görerek mobilya sektörüne giriş yapıyor. O dönem ana faaliyet konuları kontrat. Devlet, banka ya da şirketlerin ofis mobilyaları ve giydirmelerini yaparak çalışıyorlar. Bir süre sonra faaliyetlerine ev mobilyasını da eklemeye karar veriyorlar. Bununla birlikte 1989’da İzmir’de ilk mağazamızı açıyorlar. Tabii, kontrat işi de komutanlıklar, valilikler, büyükelçiler şekilde devam ediyor. 1996’da ise ihracat serüveni başlıyor. Dubai’de katıldıkları bir fuarın ardından Orta Doğu’ya ihracat gerçekleşiyor.”

Yazının Devamını Oku

Ağır sözleşme şartları markasına hayat verdi

Almanya’dan Türkiye’ye geldiğinde, aklında anaokulu açma fikri vardır. Ama kardeşinin Almanya’da diş beyazlatma merkezi açmasıyla işin seyri değişir. Beyhan Nalbantoğlu da bu merkezi İzmir’e taşımak ister. Diş beyazlatma üzerine eğitimler alan Beyhan Nalbantoğlu, Alman firmanın bayiliğini alır. Ancak ağır sözleşme şartları nedeniyle girişimden vazgeçen Beyhan Nalbantoğlu, bir süre sonra bunu kendi markasıyla hayata geçirir. Ofisini tutar, ama pandemiye takılır. Beyhan Nalbantoğlu da bu kez diş beyazlatmayı eve taşır. Yurtdışında ürettirdiği diş beyazlatma kitiyle girişimini hayata geçiren Beyhan Nalbantoğlu’nun gündeminde White Art markasıyla merkezler açmak var.

 

BEYHAN Nalbantoğlu... Farklı bir alanda eğitim alsa da karşısına çıkan fırsatı girişime çevirmeyi başaran iş insanı. Bu süreçte yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen hedeflerinden vazgeçmeyen genç bir girişimci... White Art’ın kurucusu Beyhan Nalbantoğlu ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecek ile ilgili planlarını konuştuk. 1990 Hatay doğumlu olan Beyhan Nalbantoğlu, hikayenin devamını şöyle aktardı:

ALMAN DİSİPLİNİYLE BÜYÜDÜ
“Hatay, doğumlu olsam da aslen Mardinliyiz. Babam makine mühendisi. Ve iş için Almanya’ya çalışmaya gitti. Önce o, ardından da biz gurbetçi olduk. 4 yaşımdan sonra benim için Almanya macerası başladı. Eğitim hayatıma orada devam ettim. Önce anaokulu üzerine eğitim aldım. Ardından da pedagog oldum. Aslında aldığım eğitimin Türkiye’de tam karşılığı yok. Ama anaokulu ve çocuk gelişimi üzerine bir eğitim diyebiliriz. Beş yıllık eğitim sürecinde de her yıl zorunlu stajlarım oldu. 2018’de ise evlendim. Evlilikle birlikte de Türkiye’ye döndüm.”

NEDEN TÜRKİYE’DE DE OLMASIN

Yazının Devamını Oku