Bir rock’çının ölümü

Kelebek yine farkını gösterdi ve çok doğru bir zamanlamayla, Rock’n Coke’un hemen ardından Türk rock gruplarını sayfalarına taşımaya başladı.

Mor ve Ötesi, Manga, Duman, Gece Yolcuları, Baba Zula ve diğerleri. Dilek Dallıağ’ın yaptığı röportajları hep birlikte zevkle okuyoruz.

Ben de, bu rüzgarı arkama alarak, zaten uzun süredir yazmak istediğim bir filmi çıkardım notlarımın arasından. Sizlere, Nirvana’nın unutulmaz solisti Kurt Cobain’in son zamanlarını perdeye taşıyan Son Günler’den (Last Days) bahsedeceğim.

Bu yıl Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan Son Günler, Amerikan bağımsız sinemasının gözde yönetmenlerinden Gus Van Sant’ın imzasını taşıyor. Sant, Gerry ve Fil (Elephant) filmlerinde de ele aldığı ölüm temasını bu kez 27 yaşında intihar eden Kurt Cobain’in üzerinden işlemiş. Ünlü yönetmen, filminde ünlü rock’çının ölmediği, öldürüldüğü iddialarına hiç girmeyerek, daha çok karamsar, bezgin, intihara sürüklenen bir adamın son günlerine odaklanıyor.

Filme yönelik eleştiriler, Cobain’in hayatına dair çok şey söylemediği yönünde. Son Günler, ketumluğu nedeniyle, perdede Cobain’in hayat hikayesini izlemek isteyenleri pek de memnun edecek gibi görünmüyor.

Diğer yanda ise herkes, Van Sant imzalı yapımın, yedinci sanatın özenle yaratılmış örneklerinden biri olduğu konusunda hemfikir. Son Günler’den, kapsamlı bir hayat hikayesi olmasa da ünlü rock’çının son günlerini perdeye taşıyan iyi bir film olarak söz edilebilir.

Fragmanına bakınca, Van Sant ustanın elinden çıkan işin yine çok klas olduğu anlaşılıyor zaten.

Kurt Cobain’e benzetilen karakteri canlandıran Michael Pitt’in, ünlü rock’çıya olan şaşırtıcı derecedeki benzerliği ise filmi izlemek için başlı başına bir neden gibi duruyor.

Gösterime girdiğinde daha geniş kapsamlı ele alırız tabii, ama, ‘Sönüp gitmektense, yanıp kül olmayı tercih ederim’ diyen Kurt Cobain’in Son Günler’i, keşke rock’ın çokça konuşulduğu bugünlerde vizyonda olabilseydi.

Clooney’i yanlış tanımışız

George Clooney’i nasıl bilirsiniz?

Yakışıklılığı elde var bir tabii. Onu bir kenara bırakalım. Clooney, hayatı hafife alan, Como Gölü kıyısındaki evinde partiler verip, güzel kadınları peşinde koşturan, hoş ama boş Hollywood bekarlarından biri gibi duruyor, öyle değil mi?

Değilmiş.

Geçen hafta başlayan Venedik Film Festivali’nde çok daha farklı bir George Clooney ile karşılaştık. Yönetmenliğini de yaptığı Good Night and Good Luck için Venedik’te bulunan ünlü aktör, her zaman yaptığı gibi basına gülücükler dağıtıp, espriler yapmak yerine, bu filmiyle sansasyonel bir konuyu ele alarak geçmişi sorguladığını ve genç kuşakları uyarmak istediğini söyledi.

Bunu nasıl yaptığına gelince. Good Night and Good Luck’ın merkezinde, 1950’li yıllarda komünist avına çıkan senatör McCarthy ve ona canlı yayında meydan okuyarak bir anlamda sonunu hazırlayan gazeteci Edward R. Murrow var (buradan bizim basına da bir ders çıkar elbette). Yani konu son derece ciddi, ağır ve bir o kadar da politik.

Clooney, ticari kaygıları da bir kenara bırakmış görünüyor.

Venedik’ten ödülle dönmesi kuvvetle muhtemel olan Good Night and Good Luck, içinde barındırdığı 50’lerden kalma görüntülerle uyum içinde olması için siyah beyaz çekilmiş.

Filmde Murrow’u David Strathairn canlandırıyor. Senatör McCarthy rolünde ise bir aktör değil, bizzat senatörün kendisi var. Yerinde bir seçimle, arşiv görüntüleri kullanılmış.

Londra Film Festivali’nin kapanışını yapacak olan bu son derece farklı George Clooney filmi, kısa bir süre sonra bizde de vizyonda olacak.

II. Eurimages Filmleri Festivali

1988 yılında film, yapım, dağıtım ve ülkelerarası ortak yapımları desteklemek, Avrupa film endüstrisinin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla kurulan Eurimages’ın ve Umut Sanat’ın işbirliğiyle geçen sene ilki düzenlenen Eurimages Filmleri Festivali bu yıl tekrar gerçekleşiyor. Eurimages’ın desteklediği altı film, İçimdeki Fırtına (Silvio Soldini), Aşk Çılgınlığı (Joaquin Oristrel), Marie ve Julien (Jacques Rivette), Kötü Ruhlar (Barbara Albert), Herşey Yeni Baştan (Lieven Debrauwer) ve İlk Şarkı (Flora Gomes), 9-15 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da Umut Sanat Feriye Sineması’nda ve Ankara’da da Kavaklıdere Sineması’nda izleyicilerle buluşacak.

Beyaz perdeden inciler...

‘İnsanlar hayatta kalabilmek için her şeyi yaparlar.’ (The Island-Ada, Yön: Michael Bay, 2005)

Bunu biliyor muydunuz?

Cuma günü gösterime girecek olan Wes Craven imzalı gerilim filmi Red Eye’ı yarın akşam, Bonus Premium CinecityTrio açık hava sinemasında yapılacak olan ön gösteriminde izleyebilirsiniz.
X

Geri verme zamanı

10 yıldır bir derneğin (HAÇİKO) başkanlığını yürüten biri olarak, birinci elden tecrübelerimi paylaşacağım bugün sizlerle.

STK’ların yani sivil toplum kuruluşlarının neler çektiğini ancak içindekiler, birebir yaşayanlar bilir.

Yardım isteyeniniz çoktur, yardım edecek kaynaklarınız sınırlıdır.

Uykular kaçar, çaresizlik kabus gibi çöker üzerinize.

Hele ki yardım bekleyen ağzı dili olmayan canlılarsa, işiniz iyice zorlaşır.

İşte öyle zamanlardan biriydi.

Tüm yurda dondurucu soğuklar hakim olmuştu.

HAÇİKO’nun Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış olan il temsilcilerinin en çok ihtiyacı olan şey mamaydı.

Van’dan İzmir’e, İstanbul’dan Erzincan’a, Kocaeli’den Bolu’ya, Ankara’ya her yerdeki yavrucaklar açtı. Ve bilirsiniz kışın hayatta kalmaları için gereken şey kalori, yani mamadır.

Yazının Devamını Oku

Dokunma açlığı yaşıyoruz

Covid nedeniyle dokunma açlığı yaşadığımız günlerdeyiz.

Devam da edecek gibi duruyor.

Devam etmeli hatta, çünkü dokundukça, birbirimize yaklaştıkça virüs kapma ve hastalanma riski altındayız.

Peki eskiden biz nasıldık, dünya nasıldı?

Bu konuyla ilgili güzel bir yazı okudum.

Özetle paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bizlerde bildiğiniz gibi ilk karşılaşmalarda resmi ise tokalaşma, samimi ise öpüşme ve sarılma ile ilerleniyor.

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden durumunu biliyorsunuz zaten.

Hollanda’da iki değil,

Yazının Devamını Oku

Mutluluk nedir?

İnternet çağına doğmuş olan gençlere hayattaki amaçlarını sormuşlar.

Yüzde 80’i zengin olmak demiş. Yüzde 50’si buna ünlü olmayı eklemiş.

1938 yılında başlayan ve aralıksız olarak günümüze kadar devam eden, insanların doğuştan yaşlılığa mutluluklarının ölçüldüğü bir çalışma var; Harvard çalışması.

Buna göre mutluluk ne para ne de şöhretle geliyor.

Mutluluğun sırrı iyi ilişkilerde.

Yalnızlık ise mutsuz etmekle kalmıyor, erken öldürüyor, adeta zehirliyor. Sosyal olarak arkadaşlarına, topluma ve ailesine bağlı olan insanlar daha mutlu ve daha uzun yaşıyor.

Yalnız kalmayın derken sadece insanların etrafında insan olmasından bahsetmiyoruz.

Bir evlilikte de yalnız olabilirsiniz, kalabalık bir arkadaş grubunda da.

Yani kalabalık olmanın ve ilişkilerin kalitesi önemli.

Yazının Devamını Oku

Covid müzesine hazır mıyız?

Dünyanın dört bir yanındaki müzeler, ileriki kuşaklara bu tuhaf dönemi nasıl geçirdiğimizi anlatan belgeler bırakmak adına Covid-19’dan sonraki yaşamımıza ait parçalar topluyor.

Bir önceki pandemi, yani 1918-20 yılları arasındaki İspanyol gribi dönemine ait elimizde yeterli belge ve koleksiyon olmadığı göz önüne alındığında bu çabayı alkışlamak lazım tabii.

Geçtiğimiz mart, nisan aylarından beri dünya üzerindeki müzeler bildiğiniz gibi kapalılar ve sadece sanal ortamlarda gezilebiliyorlar.

Bu sanal geziler pandeminin en başlarında hayli ilgi görüyordu.

Zamanla aynı Covid-19 gibi bizim ona olan tepkilerimiz de mutasyona uğradı, sanal geziler de balkonlardan yaptığımız alkışlar gibi geride kaldı.

Şimdi pandemi gündemi aşı sırası beklemeye evrilmiş durumda.

Küratörler bu döneme ait ne toplayacak derseniz, maskeler kuşkusuz ilk sırada yer alacak.

Black Lives Matter maskeleri başta olmak üzere çeşit çeşit maskelerden bakalım ne sanat eserleri göreceğiz...

Caddelerde afişleri, video wall’ları, billboard’ları kaplayan “Evde kal”, “Mesafeni koru”, “Maske tak” tabelaları, Covid temalı doğum günü, yılbaşı ya da Sevgililer Günü kutlama kartları da müzelerde göreceğimiz objeler arasına girecek. Sarılmanın, tokalaşmanın yerini alan

Yazının Devamını Oku

Annen yok kimsen yok

Çok sevdiğim yazar, psikolog Doğan Cüceloğlu’nun hepimizi derinden üzen vefatının hemen ardından karşımıza bir video çıktı.

Hem de ne video.
Twitter’da anında TT oldu.
WhatsApp gruplarında bolca paylaşıldı.
Hepimizin gözlerini iki kez doldurdu Cüceloğlu.
Hem gidişi hem de boğaz düğümleyen o cümlesiyle.
“Annen yok, kimsen yok” derken ağlıyordu Cüceloğlu bu videoda.
Bizi de ağlatıyordu işte.

Yazının Devamını Oku

14 Şubat filozofları

Çoğu filozofun düzgün bir aşk hayatı yokmuş. Bazıları bu konuyu hiç konuşmaz, kimi ise aşağılayan tavırlarla yaklaşırmış.

14 Şubat Sevgililer Günü söz konusu olduğunda maşallah herkes filozof kesildi başımıza.
Bir beğenmemeler, bir üstten bakmalar!
Ben ise hiç de öyle bakmıyorum bu özel güne.
Ve Sevgililer Günü’nü yerden yere vuranlara, “kapitalizmin ürünü” diyerek kutlayanları eleştirenlere kızıyorum.
Bu kadar sevgisiz, bu kadar hoşgörüsüz zamanlarda öyle ya da böyle içinde sevgi barındıran günleri yok etmeyelim.
İnsanların birbirlerine sevgi sözcükleri söylemesi, bir çiçek, bir hediye almış olması sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?
Bırakın sevgi, olabilen her yerden girsin hayatımıza.

Yazının Devamını Oku

Glütensiz ve ağrısız hayat

Otoimmün hastalığı olanların sayısının bu kadar fazla olduğunu hiç tahmin etmezdim.

Ne kadar da çokmuşuz. Ve ne kadar da dertliymişiz ama bir o kadar da bağlıymışız birbirimize.

Bana geçmiş olsun diyen, alternatif tedavilerden bahseden herkese çok teşekkürler.

Umarım hep birlikte içimizdeki düşmanlardan kurtulur, bağışıklık sistemimizin bize saldıran şaşkın askerlerine doğru yolu gösteririz.

İşte bu noktada çok soru geldiği için geçen yazımda bahsettiğim eliminasyon diyetini biraz daha açmak ve detaylı anlatmak istiyorum.

Bu diyet, kronik enflamatuar hastalıkların iyileştirilmesinde çok etkin bir rol oynuyor.

Adının diyet olduğuna bakmayın, fazla kiloların atılmasına katkı sağladığı doğru olsa da aslında kilo verdirmek gibi bir amacı yok.

Sadece bize zarar veren yiyecekleri tespit edip hayatımızdan çıkarmamıza yardımcı oluyor.

Belli grup yiyecekleri hayatınızdan bir süre (21 gün) çıkarıyor ve sonra yeniden ekliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Eliminasyon diyeti yapın

Ben kendi kendine zarar verenlerdenim, yani otoimmün bir hastalığım var.

Bağışıklık sistemim olması gerekenden fazla çalışıyor ama bana iyilik yapacağına yanlışlıkla vücudumun normal dokularına ve organlarına saldırıyor.

Yani düşmanlarla savaşacak olan askerlerim gelip beni vuruyor.

Bunun nedenlerinden biri, normalde negatif olması gereken HLA-B27 geninin bende pozitif olması.

HLA-B27’nin pozitif olması, kişinin AIDS, Hepatit C, grip gibi virüslere yakalanmasını engelliyor ama diğer yandan da otoimmün hastalıklara yatkın olmasına neden oluyor.

Bendeki otoimmün hastalık romatoid artrit, yani iltihaplı romatizma kronik bir inflamatuar bozukluk aslında.

Bulaşıcı olmayan ve neden kaynaklandığı da bilinmeyen bu hastalıkta bağışıklık sistemi eklem, akciğer, kalp ve kan damarlarına saldırabiliyor.

Tedavisi yok!

Sadece bağışıklık sistemini baskılamak suretiyle etkileri azaltılabiliyor.

Yazının Devamını Oku

Hayvan Hakları Kanunu ne durumda?

Merakla ve artık iyice sabırsızlıkla beklediğimiz 5199 No’lu Hayvan Hakları Kanunu değişikliğinde son düzlüğe gelindiğini biliyoruz.

Az kaldı, yasa değişiminin eli kulağında. Meclis’in onayına gidecek yasa tasarısıyla ilgili umut da var, endişeler de.

Tasarı Meclis’e gidene dek, hayvan hakları için fayda sağlamak adına tüm hayvanseverler olarak yasayı bugünlerde sık sık gündeme getirmemiz ve kırmızı çizgilerimizi sık sık tekrarlamamız şart.

Bu noktada HAÇİKO Derneği Başkanı olarak altını çizmek istediğim konular var.

En önemlilerinin başında, 6’ncı maddenin korunması geliyor.  Kulislerde dolanan dedikodu, yeni çıkacak yasada okul, cami, park ve hastane gibi kalabalık yerlerde sokak hayvanlarının yaşamasına izin verilmeyeceği yönünde.

Bunun düşüncesi bile korkunç geliyor bana.

Mevcut yasada hayvanlar sokaklarda, bulundukları mahallelerde yaşarlar.

Belediye, kısırlaştırıp ya da tedavi edip, tekrar bulunduğu yere bırakır. Bu durumun altını çizen 6’ncı maddenin değiştirilerek sokaklarımızdaki hayvanların toplatılmasını, özetle kedi köpeklerin şehirlerden atılmasını kabullenmemiz mümkün olamaz. 

Hayvanların mal kapsamından çıkarılıp can statüsüne alınması ve onlara yönelik öldürme, yaralama, işkence, cinsel istismar vb. fiillerin

Yazının Devamını Oku

Clubhouse’un esiri oldum

Kaydı yok, tekrarı yok, dolayısıyla “Acaba bir şey kaçırıyor muyum?” duygusunu fena halde besliyor.

Ve işte o zaman işi gücü, Twitter’ı, Instagram’ı, artık başka ne varsa tüm diğer sosyal mecraları, Netflix’te dizi izlemeyi ve hatta WhatsApp gruplarını falan bırakıp vaktinizi burada geçirmeye başlıyorsunuz.

Yeni popüler uygulama Clubhouse’dan söz ediyorum.

Beni DMC & Warner Music Türkiye CEO’su Samsun Demir davet etti.

Ona da Edis davetiye göndermiş.

Öyle ben geldim diye girilmiyor yani buraya.

Birinin sizi davet etmesi, referans olması gerekiyor.

Bunun iki özel anlamı var.

Birincisi; uygulama popülasyon açısından belli bir seviyeyi, kriteri korumuş oluyor.

Yazının Devamını Oku

Balon içinde konser

Çaresizlik bunu da yaptırdı sonunda.

Hayatımızda kocaman şeffaf balonlar içinde konser veren bir grup ve onları yine benzer kocaman şeffaf balonlar içinde izleyen seyircileri de görmüş olduk.
Pandemi nedeniyle yapılamayan konserleri bu şekilde yapılır hale getiren Amerikalı rock grubunun adı The Flaming Lips.
Grup üyeleri uzay balonları adını verdikleri balonlar sayesinde kapalı mekanda konserlerini yaptılar.
Bu, The Flaming Lips’in sahnedeki ilk çılgınlığı değil tabii.
Daha önce de cover’ladıkları şarkıların sözlerini değiştirmişlikleri ve sahnede mikrofon yerine megafon kullanmışlıkları var.
Ne diyeyim, severim böyle şeyleri, güzel kafalara devam.

Tweety dişi mi erkek mi?

Yüzü öyle güzeldi ki, mutlaka kız olmalıydı.

Yazının Devamını Oku

YenidenBiz ile işe geri dönün

Evlilik, çocuk, taşınma, ailevi ya da başka herhangi bir nedenle iş hayatına ara vermiş kadınların sayısı sandığınızdan çok daha fazla.

İşe geri dönmek istediklerinde ne hak ettikleri pozisyonu ne de maaşı alabiliyorlar.
Üstelik iyi eğitimli ve kariyer sahibi kadınlar bunlar.
Ne büyük bir değer kaybı öyle değil mi?
İşte YenidenBiz, bu nitelikli kadınları iş hayatına kazandırmak için kurulmuş bir oluşum. Bu oluşuma gerçekten hayran kaldım ve sonuna kadar destekliyorum...
YenidenBiz’i hemcinslerime duyurmak, sadece bir kez değil, yaptıkları her yeni projede yeniden duyurmak boynumun borcu.
Siz de işe ara vermiş bir kadınsanız lütfen YenidenBiz’e başvurun.
Onlarca büyük şirketle işbirliği halindeler ve sizin hakkınızı yedirmeden bu şirketlerde yeniden işe başlamanızı sağlayabilirler.

Yazının Devamını Oku

Ceyda Düvenci’yi anneliğinden vurmayın

Ceyda Düvenci’nin kızının regl olduğunu sosyal medyada paylaşması, gündemin ortasına düşüverdi geçen gün.

“Bu paylaşım, çocuğunun özeline tecavüzdür. Kızı, kendisini bu acımasız ortama savunmasız bir halde bıraktığı için ileride annesine dava açabilir” diyenler oldu...

“Regl olmak paylaşılır mı” dediler...

Ağır şekilde, acımasızca eleştirdiler Ceyda’yı.Kendin böyle bir paylaşım yapmak istemeyebilirsin ama paylaşanı da böylesine linç edemezsin.

Ben Ceyda’nın regl olmanın normal bir şey olduğunu, fizyolojik döngünün parçasından başka bir şey olmadığını vurgulamak ve sevincini göstermek için bu paylaşımı yaptığını düşünüyorum.

Evet, regl olmak utanılacak, gizlenecek, saklanacak ayıp bir şey değil. Medeni ülkeler kadın pedlerini artık sosyal ihtiyaç olarak sayıp bedava dağıtma seviyesine gelmiş durumda.

Markette ped alırken utanma, pedi saklama gereği duyma devri geçeli çok oldu.

“Bir kişi bu durum özelinde farkındalık yaratacaksa kızının değil iznini aldığı yetişkin birinin ya da kendisinin regl olmasını paylaşmalı” diyenlerle “Regl olmak paylaşılmalı mı?” sorusu üzerinden değil, “İnsanlar çocuklarını sosyal medyada paylaşmalı mı?” sorusu üzerinden tartışmak daha doğru.

Ama bu ayrı bir yazı konusu. Konumuza dönersek, üzerine titrediği kızının regl olabilmesine sevinmiş bir anneyi böylesine linç etmenin, kırmanın haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Altta pijama üstte bluz

Karantinada evde oturmak, kıyafet seçimimizi ve modamızı da değiştirdi.

Ev modasına geçtik ve evden çalışanların ilginç kombinleri oluştu.

Ayağımıza ne giydiğimiz önemli değil, ekranda göründüğümüz kadarı iyi olsun yeter.

Home office toplantı kıyafetleri terlik, pijama, belki eşofman ama üstüne mutlaka şık bir bluz, gömlek ya da kazak şeklinde.

Altı kaval üstü şeşhane durumları yani.

Ekrandaki görüntüyü kurtaralım, gerisi önemli değil nasıl olsa.

Sokakta da ayrı bir durum söz konusu.

Ünlülerin sokak modası da eşofman, spor ayakkabı, bol kazaklar, pofuduk montlar şeklinde ilerliyor.

Mağaza yerine online alışverişe yöneldiğimiz ve online’da hem seçenek hem de indirim kovalama açısından kendimizi daha iyi hissettiğimiz bugünlerde

Yazının Devamını Oku

Sevaba girmek isteyen var mı?

Yarın ve sonraki günlerde, yani sokağa çıkma yasağının olduğu hafta sonunda hava yağışlı, belki karlı ve ne yazık ki buz gibi soğuk olacak. Geçen hafta sonundaki sokağa çıkma yasağında önce TEM kenarındaki köpekler, sonra da ara sokaklardaki kediler için mama dağıttım.

Nasıl aç, nasıl halsiz, nasıl zor durumda olduklarını anlatamam.

Hava da ılıktı üstelik.

Soğuk geçecek olan bu hafta sonunu düşünmek bile istemiyorum.

Siz de bu hafta sonu sokağınızdaki canları beslesenize. Hem değişiklik olur, kapının önüne çıkmış olursunuz.

İlla kuru mama almanıza gerek yok, bu hayvanlar sizin tabağınızdan artanlarla karınlarını doyurabilirler.

Soğukla baş ederken en azından açlık çekmemiş olurlar.

Apartmanınızın ya da evinizin kapısını onlara açarsanız çok daha şahane bir şey yapmış olursunuz tabii. Korona tehdidi ile yaşadığımız şu günlerde karın doyurarak ya da yuva olarak sevaba girmek istemez misiniz?

Milyonfest Online başladı

Yazının Devamını Oku

WhatsApp’ta fantezilere son

Ertuğrul Özkök “Erkek WhatsApp gruplarında karşılıklı çıplak kadın fotoğrafları atılıyor, erkek geyikleri yapılıyor” diye yazdı.

WhatsApp’ta konuşulan, paylaşılan WhatsApp’ta kalır” cümlesini de kurdu.

Tam da ben geçen hafta “Bu gruplara gıcık oluyorum, anında eşlerine ispiyonluyorum” demişken.

Yeni WhatsApp sözleşmesi ya da günün birinde ifşa olma ihtimali bile erkeklerin bu gruplardan vazgeçmelerini sağlayacaksa ne güzel aslında.

Vazgeçmeseler de ben 7/24, yerli yersiz, hunharca devam eden, evdeki kadınlara ayıp ve haksızlık edildiğini düşündüğüm bu erkek muhabbetine karşı savaşmaya devam edeceğim.

Bu arada bir dip not:

WhatsApp mesajlarıyla cinsel fantezilerini besleyenler, genelde uzun ilişkisi olanlar ve evli erkekler.

Yani erkek geyikleri gençler ve bekarlar arasında pek yok.

Benim asıl gıcık olduğum nokta işte tam da bu zaten.

Yazının Devamını Oku

Porno izleyen erkek ağır kusurlu

Yalan söyleyecek değilim; erkeklerin ‘erkek’ muhabbetine, birbirlerine gönderdikleri cinsel içerikli mesajlara, bu mesajlar, video ve fotoğraflarla dolu WhatsApp gruplarına fena halde gıcığım.

Erkekler hiç kusura bakmasınlar, yakaladığımı, gördüğümü ifşa ediyorum. Eşlerini, arkadaşlarını arayıp direkt ispiyonluyorum. 
İyi de yapıyormuşum.
Avukat Yıltay Günay’ın Instagram story’sinde Yargıtay kaynaklı şu habere denk geldim: “Porno sitesine giren erkek, boşanma davasında ağır kusurlu sayılır.”
Buyurun bakalım.
Eşiniz, sevgiliniz yanınızda değilken, bilgisayarda ya da elinizdeki o telefonda istediğiniz hayatı yaşayamazsınız.
Oralarda öyle serbestçe dolaşıp eşinizi ihmal edemezsiniz. Bu haklı bir boşanma sebebidir ve boşanmada suçlu sayılırsınız. Bayıldım ben bu karara. 
Ama tabii yargıda boşanma davalarındaki bu hassasiyetin kadın cinayetlerinde, tecavüz olaylarında ve hayvana şiddette de olmasını istiyoruz. Hatta bunu daha fazla istiyoruz.

Semptom olmasa da bulaştırıyor

Yazının Devamını Oku

Ya dağda ya teknede

Evde oturup karantina kurallarına uyarak biz mi yanlış yapıyoruz acaba?

Millet dağda, bayırda, plajda yeni yıl kutluyor, tatil yapıyor.

Bir de hani Amerika, Avrupa, İngiltere virüsten kırılmıyor olsa bu vurdumduymazlığı anlayacağım ama o da değil.

Yabancı ünlülerin tatil fotoğraflarına baktım da hep bir yerlerdeler.

Ama ben dünya bu haldeyken otelleri kayak tatillerini milletin gözüne sokarak ayıp da ettiklerini düşünüyorum. 

Paul McCartney eşi ile tekne turuna çıkmış.

Rihanna Barbados’ta tatilde.

Robbie Williams, eşi Ayda Field ve oğullarıyla St. Barts’ta tekne gezisinde.

Kylie, Kendall ve Kris Jenner

Yazının Devamını Oku

Ho ho ho

Yıllar sonra geri sayımı sahnede değil, evde yapacağım.

Kendime göre sıra dışı bir 31 Aralık-1 Ocak buluşması bekliyor beni.

Benzer durum çoğumuz için geçerli.

Yalnız ya da çekirdek grupla gireceksiniz yeni yıla. Uzun zaman sonra dışarıda arkadaşlarınızla ya da evlerde kalabalık buluşmalarla kutladığınız bir yılbaşı olmayacak bu kez. Kalabalık sofraları, hıncahınç dolu sokakları, eğlence mekanlarını da unutun. 

Evdeyiz yani...

Hazır mısınız peki? 

Ne planladınız? Ben biraz kendiminkilerden bahsedeyim, size de fikir verir belki... 

Yılbaşı havasını hissedebilmek için kapının üzerine yılbaşı konseptli bir kapı süsü astım bile.

Yılbaşı temalı bir paspasınız varsa onu da kullanmanın kesinlikle tam zamanı.  

Yazının Devamını Oku

Neden uyuyamıyoruz?

Kiminle konuşsam uyku düzeni yerle bir.

Karantina resmen gecemizi gündüzümüzü birbirine karıştırdı. 

Gece uyuyamayanlar, gündüz yataktan kalkamayanlar... 

Araştırmalar, teknoloji çağı ile birlikte normal uyku süremizden 1.5 saat çalınmış olduğunu söylerken diğer yandan da aman düzenli uyuyun, uykunuzu alın cümleleri ve tavsiyeleri havada uçuşmakta. 

Uykusuzluğun neden olduğu stres, obezite, dikkat eksikliği ya da performans düşüklüğünü falan geçtim, şu sıralar asıl sorun uykusuzluğun bağışıklığı düşürüp bizi virüslere yem edebilme olasılığı. 

Düzenli ve yeterli uyku tam bir koronasavar. Sağlıklı uyku için gerekenleri hem kendim hem de sizler için not aldım. 

İlk adım, yatış ve kalkış saatlerini sabitlemek olmalıymış. 

Biliyorum çok zor, o uyku gelmedi mi gelmiyor, uyurken de göz açılmadı mı açılmıyor ama birkaç gün bu işkenceyi çekerek bu saatleri sabitlemeye çalışalım. 

Uyku öncesi

Yazının Devamını Oku