GeriDoğan HIZLAN Bir mutfak sakininin 10 ciltlik kütüphanesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir mutfak sakininin 10 ciltlik kütüphanesi

HER gün aynı yemeği/yemekleri yemekten bıkmasaydık, belki de yemek kitaplarını okuma gereği duymazdık.

O kitapları okumamızın başka bir gerekçesi de vardır, yaptığımız yemeğin en iyisini pişirmek, onu ustasından öğrenmek.

Değişik ülkelerin değişik mutfakları var, ağız tatları farklı. Ben küreselleşme çağında lezzetlerin de sınır tanımadığına inanıyorum. Geziler arttıkça, insanlar dünyayı dolaştıkça, başka mutfakların tatlarını da evlerinde denemeye çalışıyorlar.

Acaba bu giriş, dünya mutfağının da artık bizim mutfağımıza dahil olduğunu yeterince açıklıyor mu?

Boyut Yayın Grubu ile Murdoch Books’un birlikte yayımladığı 10 ciltlik dünya mutfağı, eski ağıza yeni taam dediğimizi gerçekleştirecek.

10 cildin adlarını yazalım önce:

Ev yemekleri (Yaratıcılığa açık lezzetler),

Parti yemekleri
(Dostlarınızla paylaşacağınız bir lokmalık tatlar),

Trendy tarifler
(Özel günler için lezzetli öneriler),

Vejetaryen mutfağı
(Sağlıklı ve lezzetli sebze tarifleri),

Mangal barbekü
(Mutfaktan çıkın ve ateşi yakın),

Tatlılar
(Dünya mutfaklarından tatlı tarifleri),

Hızlı tarifler
(Çabuk ve kolay yemek reçeteleri),

Balık tarifleri
(En lezzetli deniz ürünleri),

Sıcak tabaklar
(İçinizi ısıtacak baharatlı tatlar),

Pratik yemekler
(Dünya mutfaklarından yeni ve kolay tarifler).

Kitapların baş editörü; Cordon Bleu Aşçılık Okulu mezunu Ceren Büke Gülan.

Her ciltte ortalama 190 - 200 yemek tarifi var. On ciltte iki bine yakın tarifi mutfağınızda bulunduruyorsunuz demektir.

Yemek tariflerini, ayrı başlıklar altında sunmanın pratikte yararı vardır.

Bazı günler, konuklarınızı ağırlamak için, uzun saatleri mutfakta geçirebilirsiniz. Yemeğin sosunu hazırlamak bile saatlerinizi alabilir.

Aniden çat kapı bir dostunuz geldiğinde ne yapacaksınız, işte o zaman kısa zamanda hazırlanan ama lezzetten de uzaklaşmayan yemekleri kotaracaksınız.

İmdadınıza salata ve makarna yetişecektir.

İki kelimeden ibaret mönünün bu kitaplardaki çeşitlemelerini uygulamaya başlayacaksınız. Salata deyip geçmeyin, artık birçok kişi için bir öğle yemeği anlamına geliyor.

Makarnaya gelince, artık onun sosunu da iyiyapıyoruz, benim dostlarımın çoğu, bu konuda ustalara taş çıkartıyor. Hele parmesan peyniri de bulunduktan sonra, hem çabuk hem lezzetli bir sofra hazırlanabilir.

Vejetaryen mutfağı, yalnız et yemezler için değil, etsiz lezzetleri tercih edenler için de çok lezzetli tariflerin olduğu bir cilt.

Pekala kuşkonmazlı portakal salatasını afiyetle yersiniz, Antep fıstıkla risotto’yu dostlarınıza ikram edebilirsiniz.

Değişik ve özgün yemeklere meyilli iseniz, Trendy tarifler, sizin mutfağınızı farklı kılacak.

Karidesli rezene salatası, portakal ve keçi peyniri ile fındık salatası kolayca yapılabilir.

Yemek kitaplarının dili çok sade, ölçüler de her mutfakta bulunacak cinsten. Bazı kitaplarda özel aletlerden söz edilir, çok garibime gider bu, sanki bir mutfağın laboratuvara dönüşmesi gerekir.

Ayrıca bütün yemeklerin de çok güzel fotoğrafları var. Onlar da sanırım, okuyanların yeterince iştahını açacak.

Yemek deyince bir sıralamayı unutmamak gerekiyor.

Başlangıçlar, salatalar, ana yemek, tatlılar. On cilttte zevkinize göre bu sıralamayı yapacak çeşit fazlalığı bulunuyor.

Parti yemekleri, yaz mevsimi için yardımcı bir kitap.

Özellikle Tadımlıklar bölümü, parti verirken başvuracağınız sayfalardan oluşuyor.

Hızlı tarifler, kısazamanda büyük lezzetler sağlamanız için yazılmış. Tava yemeklerinin lezzetinden kendinizi kurtaramıyorsanız, bu bölümü okuyun. Sağlığınıza düşkünseniz, o zaman ızgara ve fırın sizi bekliyor. Izgara yapacaksanız, Babaganuş ile sumak kaplı kuzu filetoyu tavsiye edeceğim, denedin mi diye sorarsanız, hayır ama adı çok hoşuma gitti.

Baharat seviyorsanız, o zaman Sıcak tabaklar cildinde çorbaları yapıp tadacaksınız, deniz ürünleri yahnisini de ihmal etmeyeceksiniz.

Balık tarifleri, ayrı bir bilim dalı. Çünkü erbabı bunu öylesine ballandıra ballandıra anlatırlar ki, onlar olmasa balığın lezzeti yok dersiniz.

Balık tarifleri’nin bugünlerde en çokokunması gerekenbölümü, Yaz tarifleri. Mevsime göre mutfak düzenlemelerini doğrusu benimserim.

Hem kütüphanenizi hem mutfağınızı zenginleştirecek kitaplar.

On cilt, şık iki kutu içinde sunuluyor.

DOĞAN HIZLAN’IN SEÇTİKLERİ

Günlükler (Zaman Zaman İçinde)Andrei Tarkovsky+1 Kitap

Bir Delinin GüncesiAslı ErdoğanEverest

Bütün Öyküleri 1Sadık YalsızuçanlarKapı

Satırlar Arasında AylaklıkOğuz DemiralpYapı Kredi Yayınları

İnsan - Çoğul ve TekbaşınaFriedrich NietzscheKırmızı

KİTAPLARDAN TARİFLER

4 Salamura zeytin(Parti yemekleri)

150 gr kalamata zeytin, 150 gr. yeşil zeytin, 3/4 ölçü (185 gr) sızma zeytinyağı, 2 taze biberiye, 1/2 çorba kaşığı taze kekik yaprağı, 2 adet küçük çekirdeği alınmış biberiye, şerit halinde bir sürü limon kabuğu, 2 diş ezilmiş sarmısak, 1/2 tatlı kaşığı rezene tohumu, 2 taze kekik ekstra.

Geniş bir tencereye zeytinleri, yağı, biberiye, kekik, kırmızı biber, limon kabuğu, sarmısak ve rezeneyi koyun ve düşük ateşte ısıtın. Bir kaseye boşaltın ve bir gece oda sıcaklığında salamuraya bırakın. Kevgirle zeytinleri ayırın ve yağı tutup kalan baharatları atın. Servis yapmadan önce ekstra kekiği ekleyin. Yağı ekmekle birlikte servis edin.

 Tadımlıklar

Baharatlı tavuk(Parti yemekleri)

3 adet fileto tavuk göğsü, un (bulamak için), yağ (kızartmak için), 1/2 tatlı kaşığı çekilmiş zerdeçal, 1/2 tatlı kaşığı çekilmiş kişniş, 1/2 tatlı kaşığı çekilmiş kimyon, 1/2 tatlı kaşığı toz acı biber. Tavuk göğüslerini ince şeritler halinde kesin ve una bulayın. Derin bir tencerenin üçte birini yağla doldurun ve 180 derecede veya bir parça ekmeği içine attığınızda 15 saniyede kahverengileşene kadar yağı kızdırın. Tavuk filetoları 3 dakika kadar ya da altın renk olana kadar yağda gruplar halinde kızartın. Kağıt havlunun üzerine yağını süzün. Zerdecal, kişniş, kimyon, acıbiber ve 1 tatlı kaşığı tuzu karıştırın. Etleri baharat karışımına bulayın ve fazlasını silkeleyerek atın. 

Salatalar

Caprese salatası (Vejetaryen mutfağı)

3 adet büyük salkım domates, 250 gr. mozarella peyniri, 120 taze fesleğen yaprağı, 60 ml (1/4 bardak) sızma zeytinyağı, ekstra 4 fesleğen, yaprakları koparılmış. Domatesleri birer santim kalınlığında dilimleyin. Mozarellaları domateslerin kalınlığında dilim olarak kesin. Domatesleri servis tabağına dizin, her iki domates diliminin arasına birer mozarella dilimi yerleştirin. Sızma zeytinyağını tabağın üzerine gezdirip, fesleğen yaprakları, taze çekilmiş karabiber ve tuzu serpiştirin. 4 kişiliktir.

 Soğuklar

Karidesli sushi(Parti yemekleri)

1.5 ölçü (330 gr) sushi pirinci veya taneli pirinç, 2 çorba kaşığı pirinç sirkesi, 1 avokado, 1 küçük salatalık, 8 tabaka çaprazlamasına ikiye bölünmüş nori, 1 tatlı kaşığı wasabi, 80 gr zencefil turşusu, 16 adet pişmiş kabuksuz orta boy karides, soya sosu (servis için).

Pirinci bir süzgece koyun ve soğuk suyla çalkalayın. Bir kenarda 1 saat kadar süzülmesi için bekletin. Süzülmüş pirinci geniş bir tencereye koyun ve 1.5 ölçü (375ml) su ekleyin. Kapağı örtün ve kaynatın. Sonra ateşi iyice kısın ve kapağı kapalı bir şekilde 15 dakika pişirin. Ateşten alın ve on dk. kapağı açık bir şekilde bekletin. Pirinci derin olmayan bir kaseye aktarın ve üstüne sirke serpiştirin. Sirkeyi büyük metal bir kaşık veya spatula yardımıyla pirince yedirin. Bu işlemi karıştırarak yapmayın. Aksi halde pirinç pelte gibi olacaktır. Avokadoyu soyun ve dörde bölün. Salatalığın uçlarını kesin ve uzunlamasına dörde bölün. Nori tabakalarından birini parlak tarafı alta gelecek şekilde elinizde tutun. 2 çorba kaşığı pirinci sol elinize alın ve nori tabakasının yarısına yayın. Üstüne biraz wasabi sürün ve üstüne de zencefil salamurası koyun. Pirincin üstüne avokado ve salatalık şeritlerinden birer parça ve en üste bir adet karides koyun. Noriyi külah olacak şekilde yuvarlayın. Aynı işlemi diğer noriler için de tekrarlayın. Soya sosuyla servis edin.

sushi: Japon mutfağında yosuna sarılmış balık

Wasabi: Japon mutfağından yabanturp kökleriyle yapılan acı sos. Büyük marketlerde bulabilirsiniz.

 yemekler

Limonlu holladez soslu Somon balığı(Trendy tarifler)


Limonlu hollandez sosu, 175 gr tereyağı, 4 yumurta sarısı, 2 çorba kaşığı limon suyu, 2 çorba kaşığı zeytinyağı, 4 adet derisi çıkarılmamış somon balığı.

Tereyağını bir tencerede orta ateşte eritin. Üzerinden köpüğünü alın ve soğumaya bırakın. Yumurtanın sarısı ve 2 çorba kaşığı suyu ayrı bir tavaya koyun ve 30 sn kadar karıştırın. Tavayı kısık ateşe koyarak 2-3 dk kadar pişirin. Çok fazla pişirmemeye dikkat edin ve ateşten alın. Yağı yavaş yavaş ve her seferinde iyi karıştırarak yumurtaya ekleyin. Tavanın dibinde sütümsü bir kıvama gelmesine izin verin. Limon suyu, tuz ve karabiberle tatlandırın. Teflon tavaya çok az miktarda yağ koyun ve somon balıklarının derisi tavana gelecek şekilde 2 dk. pişirin. Çevirdikten sonra 2 dk. daha pişirin. Önceden hazırladığınız sos ve dilediğiniz yeşilliklerle birlikte servis edin. 4 kişilik.
X

Sezai Karakoç’un ardından

İyi bir şair aramızdan ayrılıp da onun şiirlerini tekrar okumaya başladığımızda tehlikeli bir yolculuğa çıkarız. Sevdiğiniz, beğendiğiniz, övdüğünüz şiirler yıllar sonra hâlâ bu özellikleri muhafaza ediyor mu?

Sezai Karakoç gibi şairler her zaman bu yolculuktan zaferle çıkarlar. Çünkü şiirleri, insanın, özellikle düşünen insanın sırrını keşfetmişlerdir. Hayatın içinde yaşarlar. Karakoç gibi hem maneviyatımızı canlı tutarlar hem de dünyevi olanın nasıl ustaca yazıldığını ispatlama gücüne sahiptirler.

Ardından yazılanlarda, şiiri kadar Diriliş felsefesinden de söz ediliyor. Çağdaş ve modern kavramlar hakkında yazılan birçok yazıda yer alıyorsa bu, geleneği iyi incelediğinin, özümsediğinin göstergesidir.

Şiirinin arkasında bir inanç, bir ideoloji varsa dünya görüşü şiirine de sızdığında bir başka ustalık evresi çıkar ortaya. İnancını, dünya görüşünü paylaşanlar, yalnız düzyazının egemenliğini benimsemiş olanlar değildir, şiirinin de iyi şiir olmasından kaynaklanır. İyi bir şiir, temsil ettiği düşünceyi inandırıcı kılar.

İbrahim Kalın’ın dediği gibi, örnek bir hayatın temsilcisiydi.

İyi bir şiir zamana direncin de örnekleri arasında yer alır. Geleneği bilmeden, onun yaşayan yanını ortaya çıkarmadan modern bir eser verilebileceğine inanmam.

Sezai Karakoç’u her okuyuşumda T. S. Eliot’ın, ‘Gelenek ve Bireysel Yeti’ yazısını anımsarım.

Kimi adlar vardır ki, bazı kavramlar onsuz incelenemez. Sezai Karakoç’un yazdıklarını daha iyi anlamak, algılamak için hiç kuşkusuz bazı kitapları okumak gerekir. Kütüphanem kapalı olduğu için ancak yakınımdaki bazı kitaplardan söz edeceğim:

Mahmut Bıyıklı–Bahtiyar Aslan

Yazının Devamını Oku

Ali Emîrî, Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde anılacak

Diyarbakır Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakoç’un davetiyesi şöyle:

“Ali Emîrî Doğduğu Topraklarda konulu sergi ve panelimize teşrifleriniz bizi memnun edecektir.”

Üniversitenin tanıtımı:

“Bilginin ve Medeniyetin Buluştuğu Üniversite.”

16 Kasım 2021 Salı günü (bugün), Diyarbakır Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezi’nde Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı ve Dicle Üniversitesi tarafından, “Ali Emîrî Doğduğu Topraklarda, Hayatı – Eserleri – Kütüphanesi” konulu sergi ve panel düzenleniyor.

Bu sergide Ali Emîrî’nin memuriyeti ile ilgili arşiv belgeleri, aldığı madalya ve beratlar, kendi eserlerinden örnekler, kütüphanesi ve kütüphanesindeki önemli eserlerin görüntülerinden oluşan oldukça kapsamlı bir sergi de açılacaktır.

Panelde Ali Emîrî’nin Diyarbakır’daki yaşamı, memuriyeti, Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı tarafından Prof. Dr. Günay Kut’un editörlüğünde Prof. Dr. Sadık Yazar ve Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan tarafından inceleme - metin – tıpkıbasım olarak yayımlanan Diyarbakır kültürü ile ilgili Mir’âtü’l Fevâid ve Mukaddime’si, vatan ve millet aşkı, kütüphanesi konuları ele alınacaktır.

Konuşmacılar:

Millet Yazma Eser Kütüphanesi Müdürü

Yazının Devamını Oku

‘Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar’

Bir zamanların en çok icra edilen şarkının güftesini Baki Süha Ediboğlu yazmış, Selâhattin Pınar da bestelemişti. Sevdiğim bir şair ile sevdiğim bir besteci bir araya gelmişti. CD’yi dinlerken elbette anılar da eşlik ediyordu: “Selâhattin Pınar Şarkıları, Atakan Akdaş”

Bir aile dostumuzun aracılığıyla KüçükÇiftlik Park’a gittiğimizde onunla konuşurdum. Daha sonraları da Beyazıt’taki Şamlı İskender nota mağazasına uğradığımda rastlardım. Doğrusu şıklığı dikkatimi çekmişti, özellikle kravatları da. Yemeğe düşkünlüğü konusu da söyleşilerde yer alıyordu. Ayrıntısını hatırlayamadığım bir patlıcan salatası tarifini okumuştum, çabalasam arşivimde bulabilirim.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu ses sanatçısı Atakan Akdaş, icradaki ustalığını gösteriyor. Albümde, sanatçının 12 seçme eserinden biri yepyeni düzenlemesiyle, diğerleri klasik üslupla yer alıyor. Albümde son eseri ise bestekârın kendi sesinden dinleyeceksiniz; “Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar”.

Albümün ilk tanıtım konseri 18 Kasım 2021 tarihinde Ataşehir Belediyesi Mustafa Saffet Kültür Merkezi, Halit Akçatepe Sahnesi’nde yapılacak.

Albümdeki Refik Hakan Talu’nun yazısından bir bölüm: “Türkiye radyo tarihinin en başta gelen isimlerinden olan Mesud Cemil Bey, Selâhattin Pınar’ın vefatının ardından İstanbul Radyosu’nda konuşmasının hemen başında şu şekilde bir cümle kurmaktadır:

‘Selâhattin Pınar’ı tanıtmak belki ilk hamlede lüzumsuz sayılabilir. Çünkü onun yıllar yılı, hasta olduğu zamanlarda bile terk etmediği İstanbul’un musiki sahnelerinde o kadar alışılmış, o kadar sevilmiş, sahnenin perdesi gibi, ışıkları gibi, kulisleri gibi bir hüviyetli şahsiyeti vardı ki bütün bir koca şehir halkı tarafından tanınırdı.

Orada daima coşkun, heyecanlı, hararetli ve aynı zamanda hâkim ve işini bilir hali ile sahneye adımını attığı andan itibaren çıkıncaya kadar ısrarlı alkışlarla karşılanır ve uğurlanırdı. Tam manası ile popüler bir sanatkâr.

İstanbul’un her devirde bir ayrı eda ve tavırda yarattığı halis İstanbul çocuğu idi.’

Yazının Devamını Oku

İskender Pala’ya ithafen...

Editörlüğünü Nagihan Gür’ün yaptığı ‘İskender Pala Armağanı’, ömrünü divan edebiyatına adayan ve bu türü kitlelere sevdiren İskender Pala’nın farklı yönlerine ışık tutuyor.

İskender Pala yıllar önce tanıdığım, çalışmalarını takip ettiğim iyi bir yazar. Nitelikli eserlerinin çok okunması da ayrıca onu edebiyatımızda önemli kılıyor. Çünkü yazdıkları kurgu edebiyatında yerini almıştır ama içinde bilgi ve araştırma vardır, edebiyat zevkinin yanı sıra öğrenme özelliğinden de yararlanırsınız.

İskender Pala’nın belirtilmesi gereken bir özelliği de divan edebiyatını kitlelere sevdirmesi, genç kuşak tarafından okunmasını sağlamasıdır.

Editörlüğünü Nagihan Gür’ün yaptığı ‘İskender Pala Armağanı’ (Kapı Yayınları), birkaç açıdan önemli bir çalışma. Armağan kitapları, o kitapları okuyanlara yeni bakış açıları sunar, okumayanları da okumaya sevk eder.

Gür, Önsöz’de hocası İskender Pala’yı ve kitabı anlatıyor: “Elinizdeki bu kitap, ömrünü divan edebiyatı araştırmalarına adamış, yazdığı akademik yazılarla ve kurgusal metinlerle Osmanlı kültürü ve tarihini her düzeyden okura benimsetmeyi başarmış ilkeli bir akademisyene, üretken bir yazara ve mütevazı bir kültür adamına sunulmuş ‘gecikmiş’ bir armağandır. Armağan kitabını ‘Anı Yazıları’ ve ‘Akademik Yazılar’ olmak üzere iki temel bölüme ayırma fikri, yazar listesi oluşurken şekillendi. ‘Anı Yazıları’ başlığı altında Osmanlı/Türk edebiyatı çalışmalarına önemli katkılar sağlamış yazarların/akademisyenlerin yazılarına yer verildi.”

Kimler yazdı: Namık Açıkgöz, Beşir Ayvazoğlu, Yakup Çelik, Mustafa İsen, Nihat Öztoprak...

İskender Pala Armağanı

Yazının Devamını Oku

Yunus Nadi ve Necip Fazıl Ödülleri belli oldu

İki edebiyat ödülü de açıklandı. Ödüllerin iki açıdan etkisi vardır. Adına ödül verilen anılır, ödül alan da daha geniş bir okur kitlesine ulaşır.

Necip Fazıl Ödülleri’nde 6 ayrı dalda 7 isim ödüle layık görüldü.

Önemli edebiyatçı ve fikir adamlarından Necip Fazıl’ın manevi ve kültürel mirasını yaşatmak amacıyla Star Gazetesi tarafından düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri’nin 2021 yılı kazananları açıklandı.

Ödül 8 yıldır veriliyor.

Jüri üyeleri: Prof. Dr. M. Fatih Andı, Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, Prof. Dr. Turan Karataş, Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Özel, Necip Tosun

NECİP FAZIL ÖDÜLLERİ

Necip Fazıl Şiir Ödülü: Mustafa Aydoğan

Necip Fazıl Hikâye-Roman Ödülü: Mukadder Gemici

Necip Fazıl Fikir-Araştırma Ödülü: Prof. Dr.

Yazının Devamını Oku

Üç ciltten oluşan Atatürk’ün Nutuk’u

Üç ciltli kitaptan oluşan, üzerinde ‘Nutuk - Gazi Mustafa Kemal Tarafından’ yazılı bir kutu geldi.

Kutuyu açtığımda ilk olarak bir sertifika ile karşılaştım.

Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak’ın sunum yazısı:

“Kurumumuzun kuruluşunun 15. yılında; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’u, Cumhuriyet Türkiye’sinin kuruluşunun taçlandırıldığı, Kurtuluş Savaşı’nın derin izlerini süren, en temel tarihsel tanığı olma özelliğini taşıyan NUTUK, bu ülkeyi gelecek nesillere emanet eden bir anlayışın, kutsal bir belgesidir.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1927’de okuduğu Nutuk’un TBMM üyeleri için hazırlanan ‘özel nüsha’sının tıpkı baskısı, bu özel nüshanın Prof. Dr. Zafer Toprak tarafından ‘Latin harflerine çevirisi’ ve ‘egemen ulus anlayışını içeren yorumu’ Folkart’ın kuruluşunun 15. yılı anısına özel olarak numaralandırılıp 1.500 adet basılmış.

Projenin direktörlüğünü ise Fahri Özdemir yapmış.

EGEMENLİĞE GİDEN YOL

Yazının Devamını Oku

Heykel sanatına destek sergisi

Milliyet Sanat’ın düzenlediği ‘II. Heykelde Yeni Keşifler’ sergisi Kemer Country’de açıldı.

Serginin açılış konuşmasını Milliyet Sanat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Filiz Aygündüz yaptı:

“Bundan tam 49 yıl önce Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi tarafından, haftalık kültür sanat eki formunda yayın hayatına başladı. Yıllar içinde 128 sayfalık, aylık sanat dergisine dönüştü.

İlk yarışmaya Türkiye’nin dört bir yanından 200’e yakın sanatçı, eserleriyle başvurdu.

Pandemi arasından sonra bu yıl Heykelde Yeni Keşifler Yarışması’nın ikincisini düzenledik. Yine büyük bir katılımla karşılaştık. Bu yılki Seçiçi Kurulumuz’un seçtiği 10 eser arasındayız şimdi. Bu yıl yarışmamız, üretim ve yurtdışı eğitim destekleriyle heykel sanatındaki yeni keşiflere sunduğu katkıyı artttırdı. Bu katkılara yıllar içinde yenileri de eklenecek hiç kuşkusuz.

Son olarak Milliyet Sanat dergisine verdiği desteklerini hiç unutmayacağımız Sayın Erdoğan Demirören’i saygıyla yâd etmek isterim. Heykelde Yeni Keşifler Yarışması’nın mimarı Sayın Meltem Demirören Oktay başta olmak üzere tüm Demirören Ailesi’ne, yaptığımız projelerde her zaman yanımızda olan Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Mete Belovacıklı’ya ve bu yıl sponsorluğumuzu üstlenen Mesa Holding’e ise teşekkürlerimi sunuyorum.”

Heykelde Yeni Keşifler Seçici Kurulu:

Aslı Sümer

Yazının Devamını Oku

Ferit Sıdal’ı anarak

Türk müziğine emek veren icracıları, bestecileri bu köşede anıyorum.

CD’leri, LP’leri varsa bugün onları anımsatıyor, dinlenmelerini sağlama girişiminde bulunuyoruz.

Bu hafta tamburi besteci Ferit Sıdal’ın TRT tarafından çıkarılan iki CD’lik albümünü dinledim.

1. CD: Ferit Sıdal’ın Sözlü Eserlerinden Seçmeler

Koroyu Ali Şenozan yönetmiş.

Çok tanınmış iki eser:

Bir gönül vardı bende henüz aşkı tatmamış

Gözlerin bir içim su

2. CD: Ferit Sıdal’ın Enstrümantal Eserlerinden Örnekler

Yazının Devamını Oku

Eleştirinin, yayıncılığın saygın adı: Memet Fuat

Yazdıklarıyla olduğu kadar yönettiği dergilerle de Türk edebiyatına katkı sağlayan Memet Fuat, büyük şair Nâzım Hikmet’in doğru tanınmasına da vesile olmuştur...

Türk edebiyatının çeşitli türlerinde yazar ve yayıncı olarak Memet Fuat’ın damgası vardır. Özellikle Nâzım Hikmet’in doğru ve yaygın tanınmasında, bireysel ve edebiyat tarihi açısından da ayrı bir önem taşır. Bütün yapıtlarını okuduğum, yakından tanıdığım Memet Fuat’a daima saygı ve sevgi duymuşumdur.

Yazdıklarıyla, yönettiği dergilerle birçok kuşağın sesi işlevini üstlenmiştir. Memet Fuat’ın ‘Yazarlığın Eteklerinde’ kitabını okurken, edebiyata ilk adım attığı zaman yaşadıklarını öğreniyoruz.

Annesi Piraye Hanım’ın -ki onunla da tanıştım ve etkilendim- zorlamasıyla Nâzım Hikmet’le mektuplaşmalar
başlıyor.

Nâzım, ilk mektubuna verdiği yanıtta, hatıraların önemini vurgularken okuması gereken kitapları da tavsiye ediyor:

“Oğlum,

Mektubunu aldım. Bayram ettim. Sen daha o kadar gençsin ki hatıraları olmayan ve hatıralara değerlerini vermesini öğrenmemiş olansın.”

Yazının Devamını Oku

Dergilere bir bakalım

Pandemide en çok ihmal edilen ürünler dergilerdi. AVM’lerdeki birçok kitapçıda ne yazık ki dergiler bulunmuyor, bu yüzden de dergi tiryakilerinin beklentisi yerine gelmiyor. Oysa hepimiz ilk yazımızın çıkacağı dergiyi arar bulurduk. Şimdi gene Bâb-ı Âli’den alabiliyorum dergileri. Dergilerin son sayılarında neler var, kısaca onları hatırlatmak istedim.

MİLLİYET SANAT

KAPAKTA ne var?

‘Müzik+Sinema+Moda: Lady Gaga’

Öykü Sofuoğlu’nun yazısı: ‘Lady Gaga’nın kutsal üçlemesi: Müzik, moda, sinema.’

Bir hayatın üç günü:

Sevin Okyay’ın yazısının sunumu şöyle: “Sadece ülkesi Britanya’da değil bütün dünyada sevilen Galler Prensesi Diana’nın hayatından üç günü anlatan Pablo Larrain filmi ‘Spencer’ özellikle Prensesi canlandıran Kristen Stewart’ın performansıyla dikkati çekiyor.”

Ümran Avcı

Yazının Devamını Oku

Beyoğlu kültürü ve diğer semtler

Beyoğlu’nun bir kültür adası olmasını her İstanbullu destekleyecektir. Hele AKM’nin açılışından sonra kültürel olaylar hız kazanacaktır. Galataport’un açılışı sanata ilginin derecesini arttıracaktır.

Hiç kuşkusuz cadde üzerinde kitapçıların da artmasını bekliyorum. Yalnız Türkçe değil, yabancı dilde kitaplar da satılmalıdır.

Tünel’den Taksim’e çıkarken bu tür kitaplara az rastlıyorum. Pandemiden önce ithal kitapları Pandora getirtiyordu. Şimdi yabancı ülkelere giden dostlarıma İngilizce eleştiri kitaplarını ısmarlıyorum, sağ olsunlar getiriyorlar.

Yıllar önce Tünel’den indiğimizde Frenç Amerikan, Hachette kitabevleri vardı. Tabii sonra korsan kitaplar sergilerde satılmaya başlandı. Deniz Kitabevi’ni, Alman Kitabevi’ni de anmak gerekiyor.

Rahmetli arkadaşımız Onat Kutlar, gece kitapçılarının açık olmamasından yakınırdı. Kitabevlerinde alıcının kitapları seçmek için oturacak yerleri de olmalı.

Kitapçılar, eskiden kitaplar konusunda bilgi verirler, hatta kitap tavsiye ederlerdi.

Kitap dükkânlarının içinde yayınevi sahipleri de otururdu. En çok rastladığım Remzi Kitabevi’nin sahibi Remzi Bengi ve Hilmi Kitabevi’nin sahibi İbrahim Hilmi Çığıraçan, İnkılap Kitabevi’nin kurucusu Garbis Fikri’ydi.

Batı dillerinde kitapları nerede bulurduk?

Yazının Devamını Oku

İstanbul resimlerini görmek

İstanbul’da sanat, kültür açısından hareketlenme beni mutlu ediyor.

AKM’in açılışı hiç kuşkusuz yalnız Beyoğlu’nu değil, bütün İstanbul’un kültür hayatındaki yerini olumlu anlamda değiştirecek, yükseltecek. Ben de İstanbul’a dair kültürel tekinlikler, sanatın çeşitli alanlardaki tarihi üzerine kitapları okuyup onları tanıtma çabasındayım.

Tanıtacağım kitap, dünden bugüne İstanbul’un resme yansıyışı konusunda ayrıntılı bilgi veriyor:

‘Hayal ve Gerçek Arasında-Osmanlı Resminde İstanbul İmgesi, 18. ve 19. Yüzyıllar, Tarkan Okçuoğlu.

Giriş’in başında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi’nden bir alıntı var:

“Bugün bile halk dilinde ve hatta fikir hayatında o zamanlardan kalma ‘alafranga’ ve ‘alaturka’ (musikide olduğu gibi) ‘eski’ ve ‘yeni’ (zihniyet meselelerinde) tabir edilen bu ikilik realitesi Tanzimat’ın en büyük fatelitesidir.”

Okçuoğlu, kitabı tanıtıyor:

“Bu çalışmanın sınırları, Osmanlı sanatındaki ilk natüralist resim denemelerinden baş- layarak yağlı boya tekniğinde tamamen Avrupalı bir üslubun hâkim olduğu dönemlere kadar uzanıyor. Sözü edinilen dönem, Osmanlı sanat tarihi yazımında Batılılaşma/Modernleşme, yenileşme gibi terimlerle tanımlanır ve genel bir kabulle, III. Ahmed (1703 - 1730) döneminden başlatılarak, 19. yüzyılı da içine alan zaman aralığını kapsar. 16. ve 17. yüzyılların normları belirlenmiş, kodlanmış sanat üretiminin çözülmesinin ve yeniden yorumlanmasının sürecidir. Bu süreçte hızla değişen, politik ve toplumsal yapıya koşut bir sanat ortamı doğar.

Bu çalışmanın nihai amacı ise genç dönem Osmanlı resimlerindeki İstanbul tasvirlerini birer metin olarak kavramsallaştıran, bu metni (resmi) oluşturan ögeleri ayrıştırıp çözümlemek ve son aşamada da bir bütün olarak okumak.”

Yazının Devamını Oku

Leylâ Gencer’i dinlemek

Zaman zaman diskoteğimden CD’ler ya da LP’ler çalıyorum.

Bu hafta Leylâ Gencer’i (1928–2008) dinledim. Türkiye’nin tek ‘Diva’sını ilk kez Tosca’da, Tepebaşı’ndaki Dram Tiyatrosu’nda dinledim. Uzun bir bilet kuyruğu vardı. O sıralarda hiçbir kaydının olduğunu anımsamıyorum.

İstanbul’a geldiğinde ilk defa Nişantaşı’ndaki evine Filiz Ali ile gitmiştim.

İtalya’ya gittiğimde o dönem Hürriyet’in İtalya temsilcisi Mehmet Demirel bana onun LP’lerini buldu.

Roma’da plakçı mağazalarına girip onun adını verdiğimde beni hemen LP’lerinin bulunduğu rafın önüne götürürlerdi. Benim Türkiye’den geldiğimi, Leylâ Gencer’i tanıdığımı öğrenen bir plakçı, Diva’dan randevu almam için ricada bulunmuştu. Ben de bunlardan birine aracı oldum, görüşmelerini mümkün kıldım.

Leylâ Gencer

Yıllar önce çıkan ve 6 CD’den oluşan albümü CD çalarıma koydum: ‘Donizetti Kraliçeleri.’ Ahmet Etem Erenli’nin, ‘Leylâ Gencer’i Anmak ve Donizetti Rönesansı’ yazısını okudum. Hangi eserler vardı:

Conaro

Yazının Devamını Oku

Geçmişten bugüne Moda

Osman Öndeş’in ‘Kadıköy’ün Güngörmüş Sayfiyesi Moda’ kitabı İstanbul’un gözde semtinin uzun yıllara yayılan hikâyesini anlatıyor. Bir semtin tarihini, insanlarını belgesel bir roman tadında okuyacaksınız.

Bazı semtler vardır ki orada yaşayanlar ayrı bir anlam yükler ve o semtle övünürler. Moda böyle semtlerden biri. Çoğu kimse birbirini tanır. Osman Öndeş’in ‘Kadıköy’ün Güngörmüş Sayfiyesi Moda’ bir Modalının sevgisini yansıtıyor.

İç kapaktaki yazı Münevver Ayaşlı’nın ‘Dersaadet’inden bir alıntı: “Kadıköy’den bir karış ötede Moda’da büsbütün bir başka hava eser. Mağrur, kendini beğenmiş, Kadıköy’ü Kadıköylüleri küçük gören Snop Moda.”

‘ACIMASIZLIK VAR’

‘Eski Moda’ya ne oldu’ yazısı kitabın özelliğini, niteliğini irdeliyor: “Zaman eğer yıllarla ifade edilirse, zaman birçok güzellikleri de silip götürüyor. Yaşam eğer fâni ise gümrah ağaçlarla süslenmiş bir semtin insanları toprak olurken, arkalarında nice özenle inşa edilmiş ve sahipsiz kalan köşkler, ahşap evler de acımasızca yıkılıp yerine apartmanlar inşa edilmiş ise eskinin güzellikleri günümüzde de bilinsin istiyorum.

Ağaçlar, bahçeler, özenle yetiştirilmiş çiçekler ve parklar yok edilmiş. Artık o parklar, bahçeler ve bostanlar yok! Bu değişim sadece Moda’yla sınırlı değil. Dünya üzerinde kentlerin eski resimlerine ve bugünkü resimlerine bakınız. Ortada kaçınılmazlık ve bir de acımasızlık var herhalde.”


Yazının Devamını Oku

Sinan’la açılışın anlamı

Atatürk Kültür Merkezi (AKM), bugün Hasan Uçarsu’nun bestelediği ‘Sinan’ operasıyla açılıyor.

Açılışın bir Türk bestecinin eseri ile yapılması, opera bestecilerinin AKM’de bir çok operasını göreceğimizin müjdecisi gibi geliyor.

Kahire operasının açılışı için İtalyan besteci Giuseppe Verdi’ye ‘Aida’ operası ısmarlanmıştı. Konu piramitlerde geçiyordu. Mısır’a bir kongreye gittiğimde, piramitlerde eseri izlerken o operayı yeniden sevmiştim.

Mimar Sinan’ın hemen hemen bütün camilerini gezdim, yazın Silivri’ye giderken de yeniden onarılan, 18 Ekim’de açılışı yapılan o köprünün üstünden geçerken büyük ustayı anarım.

Eminönü’ne her inişimde Rüstem Paşa Camisi’nin önünde bir kez daha o yapıya hayran hayran bakarım.

AKM’de temsil edilmek için gerçekten bestecilerimize operalar ısmarlanmalı.

Operayı seyredenlerin ‘Mimar Sinan’ hakkındaki kitapları okuyacaklarına, eserlerini ziyaret edeceklerine kuşkum yok.

Belki bir gün bu opera Selimiye’nin şehri Edirne’de sahneye konulacak.

Operayı seyredenlere bir önerim var.

Yazının Devamını Oku

Marşların kitabı

Cumhuriyet Bayramı’nın yaklaştığı günlerde güncel bir kitap yayımlandı.

‘100 Ülke 100 Marş’

İstiklâl Marşı

Editörler:

Prof. Dr. Birol Emil

Prof. Dr. Zeki Taştan

Her kıtanın, her ülkenin marşlarının başında birer inceleme bulunuyor.

Böylece marşın oluşum sürecini de bu incelemelerden öğreniyoruz.

Kitabın başlıca amacı, İstiklâl Marşı’na duyulan saygı, vefa ve hassasiyetin bir ürünü olmasıdır. İstiklâl Marşı, bu kitapta farklı tahlil ve denemelerle incelenmektedir.

Yazının Devamını Oku

Turgut Kut Özel Sayısı

Yemek ve Kültür dergisi yeni sayısını sevgili dostumuz rahmetli Turgut Kut’a adadı.

Yazılardan bazı satırları aktaracağım:

İlk yazı eşi Günay Kut’un:

Ahmet Turgut Kut’un ‘Türk Mutfağı’ ile ilgili yazıları:

2 Temmuz 2021 günü 52 yıllık eşim, yol arkadaşım Turgut Kut’u kaybetmemiz ailemizi sarsmıştır. Onun yazmayı planladığı mutfakla ilgili çok konusu vardı. “Son olarak üzerinde çalıştığı ve bir çok malzeme topladığı çocukluğundaki ve gençliğindeki günlerin izinde kaleme alacağı ‘İstanbul’da Sokak Satıcıları’ adlı makalesini bir kitap olarak kayda geçiremeden birdenbire aramızdan ayrıldı.”

Gönül Tekin – Turgut Kut’a dair izlenimler ve hatıralar:

“Turgut’un Türk edebiyatına, Türk yemeklerine ve tarihine, yiyeceklerin tarihi sürecin içindeki gelişmelerine dair ilgisinin ve bilgisinin yabana atılamayacak kadar fazla olduğunu anlamıştım.

Turgut’un kütüphanesinde sonradan Millet Yazma Eser Kütüphanesi’ne bağışladığı çok kıymetli eserlerin yanı sıra tarih, edebiyat, sanat tarihi, lügatler, İstanbul’la ilgili fevkalade çok sayıda kitap bulunmaktadır.”

Yazının Devamını Oku

Ümmü Gülsüm’ü dinlerken

Mega plaktan bir Ümmü Gülsüm paketi geldi.

Bir CD, bir LP, hayatına, sanatına dair bilgiler vardı. Hemen dinlemeye başladım, Mısır’da geçirdiğim günleri hatırladım. Piramit gezisini, Agatha Christie’nin ‘Nil’de Ölüm’ü yazdığı Karaf Oteli’nin lokantasında günlük yazımı yazışımı... Sapsarı Nil’in üzerindeki uçuşumuzu. Bizi oraya dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay götürmüştü, Türk Şehitleri Mezarlığı’nın açılışına katıldık.

Bir zamanların zirvesinde olan bir ses sanatçısıydı Ümmü Gülsüm. Eğer dinlemediyseniz, dünya müziği repertuvarınız için büyük bir eksikliktir.

Önce sunumu okuyalım:

- Arap Müziğinin Primadonna’sı.

- Doğu’nun Yıldızı.

- Mısır’ın 4. Piramidi.

- Nil’in Ölmeyen Sesi.

- Hüzünlerin Anası.

Yazının Devamını Oku

Başyapıtlar kataloğu

İki ciltlik ‘Ankara Resim ve Heykel Müzesi-Başyapıtlar’ kitabı bu iki sanat dalında önemli akımları, sanatçıları ve eserlerini bir arada görmemizi sağlıyor. Oldukça önemli bir koleksiyon kitabı...

Müzelerin katalogları yayımlanmalıdır. Çünkü bir meraklı, ilgili nerede, ne olduğunu bilmeli ki ziyaret isteği uyansın. T.C. Kültür ve Turizm Bakanı’nın yayımladığı iki ciltlik ‘Ankara Resim ve Heykel Müzesi-Başyapıtlar’ kataloğu gerçekten bir eksiğimizi gideriyor. Gitmeyenler, o bilgilerle müzeyi gezmiş gibi olurlar.

İlk cildin başında neler yer alıyor: Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nin kısa tarihçesi, mimarı Arif Hikmet Koyunoğlu ve yapının mimari özellikleri, müzenin koleksiyonunun sanatımızın tarihindeki yeri ve önemi... Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un ‘Sunuş’u var.

Prof. Dr. Kıymet Giray, yazarın önsözü ‘Başlarken’de müzenin önemine değiniyor: “Akademik çalışmalarım birbirini izlerken Türk Resim ve Heykel Sanatı Tarihi alanında yapmış olduğum araştırmalar da giderek derinleşti. 1980’li yıllarda bu ölçekte yalnızca üç müze bulunduğunu göz önüne alırsak, Ankara Resim ve Heykel Müzesi mevcut kurumlar içinde kapsamlı düzeniyle ve aydınlatıcı yönüyle öne çıkıyor; bu sayede o yıllarda bu alanlarda akademik çalışma yapan bilim insanları gibi benim de bilgilerimi perçinliyordu.”

İçindekiler listesini okuduğumuzda kısa başlıklarla resim ve heykel sanatının gelişimini, değişimini anlayabiliyoruz. Hayatını okuduğumuz ressamlar ve heykeltıraşlar, bu iki sanat dalındaki ustaları daha iyi tanımamızı sağlarken ‘Batı’nın etkisi’ konusunda da aydınlatıcı fikir veriyor.

Ankara Resim ve Heykel Müzesi BaşyapıtlarProf. Dr. Kıymet GirayKültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

Birinci cildin içeriği:

* Resim

* Resim Sanatımızın İlk Ressamları

Yazının Devamını Oku

Bir ödül hikâyesi

İhsan Yılmaz’ın önceki gün Hürriyet’teki ‘İspanya’da Carmen, Türkiye’de Nurten’ yazısını okuyunca, ödülün perde arkasını anlatmaya karar verdim.

‘Haldun Taner Öykü Ödülü’ töreni The Marmara’da yapılmıştı.

Ödül Adnan Özyalçıner ile Nurten Ay arasında bölüştürüldü. Özyalçıner’in kitabının adı ‘Cambazlar Savaşı Yitirdi’, Nurten Ay’ın kitabının adı da ‘Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı’ydı.

Gazetenin sahibi Sedat Simavi, Hürriyet Gösteri’ye ilgi gösterir, önerilerde bulunurdu.

Ona telefonda ödül törenine geldiğimi, kazananla konuşacağımı söyledim. Bilinmeyen, tanımadığımız bir ad kazandı, dedim. Sedat Simavi, “Mademki bir ilk başarı, onun öyküsünü Hürriyet’te yayınlayalım” dedi. Böylece ilk kez günlük bir gazetede ödül kazanan bir edebiyat eseri yayınlanıyordu.

Nurten Ay’a ilk sorum şuydu: Haldun Taner’in öykülerini seviyor musunuz? Kaçamak bir cevap verdi, “Evet, çok severim” gibi, başka tanınmış öykü yazarlarını sordum, doyurucu bir yanıt alamadım.

Birçok edebiyatçı dostum merak ediyordu nasıl biri olduğunu, beklemelerini söyledim.

Sonradan öykünün Ali Teoman’a ait olduğunu kendisi açıkladı.

Öyküyü Hürriyet’te okuyanlar çok beğenmişlerdi. Çünkü en çok satan bir gazetede öykü tefrikası onları şaşırtmıştı.

Yazının Devamını Oku