Bir kitabın 200. yılı

JANE AUSTEN’ın Aşk ve Gurur (Pride an Prejudice) romanı 1813’te yayımlanmış.

Yani 200 yıl önce.

2013’te yeni kitaplar çıkıyor; onun hakkında yazılar, araştırmalar okura sunuluyor.

Janet Todd’un The Companion to ‘Pride an Prejudice’ bunlardan biri.

Jane Austen’ın (1775-1817) yaşamını, kitabını anlatmayacağım. Okur çoğunluğunu biliyor.

Yıllardır bu kitabın çevirisi kitapçı raflarında var. Birbirinden nitelikli çevirileriyle okunabilir.

Benim derdim başka... Biz yazarların yıldönümlerinde sempozyumlar düzenliyoruz, konuşmaları kitaplaştırıyoruz ama bir kitabın yıldönümünde kapsamlı çalışmalar yapma alışkanlığı edinemedik henüz.

Tek anımsadığım, Yaşar Kemal’in İnce Memed’inin yayınlanışının 50’nci yılında Hürriyet Gösteri özel sayı hazırlamıştı. Bir de YKY, Üvercinka, İshak, Aylak Adam, Çocuk ve Allah ile başka kitapların yıldönümleri için özel baskılar yaptı, o kadar.

Bir kitap üzerine böyle anmaları yapamayışımızın bir başka gerekçesi olabilir mi?

Acaba böyle bir romanımız yok mu?

İnce Memed dışında belleklerden silinmeyen, her zaman, her kuşak tarafından okunan kitaplar var da biz mi bu ilgiyi göstermiyoruz.

Sanırım tartışılması gereken bir sorun.

Yazarın eserlerinin tümünden yola çıkmak ayrı bir araştırma seçimi olabilir, ama bir romandan, bir yapıttan bütünü kavrama çalışması çok değişik, özgün sonuçlara, yargılara götürebilir insanı.

Bir yazarı, şairi önce kendi ülkesi yüceltmeli, anmalı. O ismin yankısı ancak bu yöntemle yurtdışında görülür.

Aşk ve Gurur’u Altın Kitaplar Yayınevi klasikler dizisinde yayınlandığında ben de ona bir giriş yazmıştım.

Şimdi okuyabileceğiniz iki iyi çevirisini özellikle anmalıyım:

Nihal Yeğinobalı’nın çevirisi Aşk ve Gurur adını taşıyor Can Yayınları tarafından yayımlandı. Hamdi Koç’un çevirisinin başlığı Gurur ve Önyargı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlandı.

Zaman zaman İngiliz-Amerikan kitap dergilerinde yayınlanan en çok okunan ve hâlâ okunan kitaplar arasında bu romanın adı üst sıralarda yer alır.

* * *

YAZARIN adına hazırlanan sitesine girdiğinizde, Jane Austen Müzesi’ni görebilir, bilgisayar ekranında odalarını gezebilirsiniz.

Müzede yazarın adına açılan mağazada da, dönemin eşya ve giysileri satılıyor.

Bizim yazarlarımızın da böyle web siteleri olmalı, ayrıntılı bilgiler verilmeli, hakkında yazılanlar da burada yer almalı.

Okur için ne büyük kolaylık ve genç kuşak için de bir hazine. Bütün amaç, yazarı kitabının dışında da ilgi odağında tutmak.

Gurur ve Önyargı için biraz araştırma yaptığınızda özel bir durum dikkatinizi çekecektir. Ortalama her on yılda bir, ya televizyon filmi oluyor ya da dizi olarak yayınlanıyor.

İlk olarak 1940’da sinemaya uyarlanmış. Uyarlamanın senaristleri arasında Aldous Huxley var. En son da 2005 yılında gösterime girmişti, sinemalarda...

Bu okunmaz, bu seyredilmez” sözlerinin ne kadar anlamsız ve geçersiz olduğunu bu örnek gösteriyor. Bizim de bu ilgiyi göstereceğimizden kuşkum yok.

Her kuşağa; edebiyat eserlerinin bir zincir özelliği taşıdığını öğretmeliyiz.

Gene aynı dertli konuya dönelim mi?

Bizim yazarlarımızdan hangisinin müzesi, müze/evi var.

Tevfik Fikret, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Sait Fait Abasıyanık, Necati Cumalı, Orhan Kemal.

Orhan Kemal Müzesi’yle oğlu Işık Öğütçü uğraştığından, onun kitaplarını orada bulabiliyorsunuz.

Ben diğer müzelerde de yazarların kitaplarının bulunmasını, satılmasını bekliyorum.

Onların eşyasının replikaları ne kadar ilgi görür.

Ben kendimden biliyorum, orayı ziyaret edenlerin hepsi kitaplarını almak ister, bir de anı objesi.

Bunları yapmak o kadar zor değil, üstelik ilgi çekicidir.

* * *

BELKİ bir araştırma yapılabilir.

Hangi kitapların yıldönümü yapılabilir diye. Bu sayede ihmal ettiğimiz eserleri, yazarları hep hatırlayabiliriz...

X

TRT 2 Filarmoni Orkestrası kurdu

Hem TRT 2’nin hem de kurumsal olarak TRT’nin müzik alanındaki çalışmaları bağlamında, TRT 2 Filarmoni Orkestrası’nın Şubat 2021’de, İstanbul ve Ankara’da kuruluş hazırlıkları tamamlandı.

Orkestra Türkiye’nin birçok kentinde konserler verecek.

Türkiye’de CSO, İDSO gibi büyük orkestraların yoğun çalışmalarının ihtiyaca cevap vermekte yetersiz olduğu kaale alınırsa, bu orkestranın kurulmasının gerekçesi ortaya çıkar.

TRT FO’nun yapısı farklı olacak. Orkestra değişik türdeki müzikleri seslendirecek.

Senfoniler, konçertolar, operalar, film müzikleri, pop parçalarını seslendirecek.

Klasik Batı müziğinin önemli bestecilerinin yanı sıra önemli Türk bestecilerini de seslendirecek.

TRT’nin tarihinde bu tür çalışmalar yapılmıştır.

Yeni bir orkestra yeni bir seyirci kitlesini çekecektir.

Geçmişten bazı örnekler verelim.

Yazının Devamını Oku

Alev Ebüzziya’nın seramikleri

Seramik sanatının önde gelen isimlerinden Alev Ebüzziya Siesbye’nin ‘Tekerrür’ adını verdiği sergisi Arter’de devam ediyor.

‘Tekerrür’, Ebüzziya’nın 2019’da bu sergi için ürettiği yüksek pişirimli seramik çanaklardan oluşuyor.

İsmini Sören Kierkegaard’ın ‘Tekerrür’ başlıklı kitabından alan sergi, Alev Ebüzziya’nın gündelik ve kadim bir nesneyi tek bir malzemeye, yönteme ve biçime odaklanarak, kendi özgün yorumuyla sunan yapıtlarını bir araya getiriyor. Sanatçının tekrar eden formlar arasındaki nüansların keşfini izleyiciye bıraktığı sergiyi görmek için 5 Mart Cuma gününe kadar zamanınız var.

Sanatçının tasarladığı, Kopenhag merkezli tasarım firması Raawii tarafından farklı renklerde sırlanarak üretilen seramik serisinin zarif ve çok yönlü örneklerini Arter Kitabevi’nde bulabilirsiniz.

Sanatçı için epey yazdım, Paris’te de beraber resim atölyelerini gezdim.

Arter’in hazırladığı Alev Ebüzziya Siesby–‘Tekerrür’ kataloğundaki bazı yazılardan bilgiler aktaracağım.

Eda Berkmen: “Alev’in çanağını, görünmeyecek kadar küçük ayağından, tek renkte sırlanmış oluşundan, ince ağzının hafifçe kıvrılarak bir öncülün varlığını ima eder. Bir önce ile bir sonra olduğunu varsayar. Yüksek pişirimli bu çanakların genelde birkaç ince yatay çizgi hariç süslemesi yoktur.”

Nermin Kura: “1960’lardan beri stüdyo seramik sanatçısı olan Alev Ebüzziya Siesbye 20. yüzyılın başlıca seramik çanak ustalarından biri olarak anılır.”

Ali Kayaalp

Yazının Devamını Oku

Arif Sağ’ı yeniden dinleyin

Eski kayıtların hemen hemen hepsi yeniden LP formatında yayınlanıyor.

Geçen hafta dinlediklerimden biri ‘Arif Sağ-70’ler’ uzunçaları.

Plağın içinde Türkçe–İngilizce olarak hayatının, sanatının yer aldığı bir yazı yer almaktadır.

Oradan alacağım birkaç cümle, hayatı üzerine bir hatırlatma özelliği taşıyor.

Sanatçının dönemlerini, o çalışmalardaki ürünlerini buradan okuyabilirsiniz.

Köln’de, Hollanda’da birçok konserler verdi.


Yazının Devamını Oku

‘İsveç kanalında yüzen bir şapka’

Eczacıbaşı Fotoğraf Sanatçıları Dizisi’nde ‘Lütfi Özkök Albümü’ yayımlandı.

Özkök, sanat-edebiyat dünyasından birçok kişinin fotoğrafını çekti.

Onun arşivinde bulunan, hem dünyadan hem de Türkiye’den çektikleri birkaç kez kitaplaştı.

Feridun Andaç’ın yönettiği Dünya Yayınları’ndan çıkan kitabın adı ‘Portreler–Türk Edebiyatına Dönemsel Bakış’tı. Fotoğrafların yanında biyografi de yer alıyordu.

Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığı yıl İsveç’e gittiğimde editörü Feridun Andaç’la evine gitmiştim.

Duvarlarında çektiği fotoğraflar duruyordu.

Özkök, şairdi de. Şiirlerini ‘İçimizdeki Sıla’ başlığı altında yayınlamıştı.

Osman İkiz’

Yazının Devamını Oku

Pazar plakları

Bildiğiniz parçaların yeni icralarını dinlemenin ayrı bir tadı vardır.

Ayrıca sözünü edeceğim uzunçalarların bazıları da yeni.

Sevdiğiniz türlerin müziğin önemli adlarının çalışmalarını yazacağım bugün.

Leman Sam’ın ‘Livaneli Şarkıları’ bunlardan biri. Livaneli’nin iyi Türk şairlerinin metinlerini bestelediği, yıllardır dinlediğimiz, sevdiğimiz parçalar.

* Nâzım Hikmet’ten Orhan Veli’ye, Sabahattin Ali’den Ülkü Tamer’e, Bedri Rahmi’ye kadar şairler. İyi şiirler, iyi bestelerle buluşmuş.

* Bir diğer LP (uzunçalar), Gürol Ağırbaş’ın ‘Bas Şarkıları’.

Sanatçının LP’nin iç kapağındaki yazısından bir bölüm çalışmanın ortaya çıkışını öğrenmemizi sağlıyor:

“Albüm, benim için çok özel bir kavuşmaya vesile oldu. Belki de o yüzden beklemişim onca yıl... (1934–1989) Babam Salim Ağırbaş’ın kayıtları 1972’de yapmış olduğu 45’liğin kayıtları İlayda’nın hediyesidir bize. Albümdeki Koşan Çocuk şarkısı –baba ve iki oğulun buluşması– bu sayede oldu...

Salim, Birol ve Gürol Ağırbaş... Canım oğlum Uzay, babası, amcası ve hiç göremediği dedesini bu albümün o şarkısında tanıyıp büyüyecek...”

Yazının Devamını Oku

Bir Osmanlı-Cumhuriyet entelektüeli

A. Emel Kefeli’nin hazırladığı Halide Edib Adıvar kitabı, yazarların, eleştirmenlerin, akademisyenlerin yazılarından oluşuyor. Önsöz, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un.

Ayşe Emel Kefeli, ‘Halide Edib Adıvar’ın Sunuş’unda bu tür kitapların önemine değiniyor, hayatından yola çıkarak eğitimini, onun üzerine yazılanların özelliğini vurguluyor: “Nesiller arasında kültür köprüleri olarak görev yapan eserlerin tanıtılması, farklı zaman dilimlerinde yeniden okunması geçmişle bağlarımızı güçlendirmek kadar bugünü anlamak ve geleceği şekillendirmek bakımından da önemlidir. Doğum ve ölüm yıldönümleri okurlara yazarları, biliminsanlarını anma ve eserlerini farklı bir zaman diliminde yeniden değerlendirme olanağı verir.” Kefeli’nin bu saptamasını yazılarımda sık sık yineliyorum. Bu açıdan da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu dizisini güçlendirmesini öneriyorum. Kitaplığımda bu diziden birçok yapıt bulunuyor. Ben de bu dizi için Cemal Süreya’yı hazırlamıştım. Çeşitli yazarların yorumları, değerlendirmeleri araştırma yapacaklar için tam bir başvuru niteliği taşıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

Kitabın bölüm başlıkları şöyle:

- İzlenimler, Değerlendirmeler

- Ölünün Ardından Yazılanlar

- İncelemeler

- Halide Edib’in Kaleminden

Yazının Devamını Oku

‘Her Yerde Kar Var’

Televizyondaki haberlerden öğrendiğime göre 1980’lerin müziği bu kapalı günlerde bizi stresten uzaklaştırıyormuş.

O yılların en meşhur şarkısı Adamo’nun söylediği “Her Yerde Kar Var”dı, aslı Fransızcaydı ama Adamo Türkçesini de söylemişti.

Kırık bir Türkçeydi.

Beni şaşırtan şey, bazı Türk sanatçıların da o şarkıyı kırık bir Türkçe ile okumalarıydı. Hadi Adamo  –yanılmıyorsam– Belçikalı, ya Türkler.

İstanbul’a kar lapa lapa yağardı, Ayazpaşa’da oturduğumda, otomobille ya yokuş aşağı inmek ya da yokuş yukarı çıkmak gerekirdi. Ertuğrul Özkök’ün arabası ağır olduğundan hepimiz benim arabaya dolup gazeteye öyle giderdik.

Benim de oturduğum Sarayarkası Sokağı’nda kimler komşuydu: Ertuğrul Özkök, Nurcan Akad, Neyyire Özkan.

Nurcan’la balkonumuz yan yana olduğundan o geç saatlere kadar çalışır, kedisi Yavruş da bizim evde yaşardı.

Nurcan Akad’ın bir sözü ile kendimi statta buldum.

Şifo Mehmet

Yazının Devamını Oku

‘EVDEYİMOKUYORUM’

Okutay Platformu’nun hazırladığı okuma kültürü üzerine kitabında, okuma ve kitap konusunda rakamlar ve tespitlerle bilgi veriliyor.

Kitap üç bölümden oluşuyor:

Birinci Bölüm’de platformun faaliyetleri, 24 ayda milyonlarca kişiye ulaşan projenin hedefleri yer alıyor.

İkinci Bölüm’de toplantılarda belirlenen sorunları, çözüm önerilerini, dünyadan örnekler ve makaleler eşliğinde okuyabilirsiniz.

Üçüncü Bölüm ise proje geliştirmek isteyenlere kapsamlı bir kılavuz sunuluyor.

Platformun kurucular listesinden sonra anket formu geliyor.

Anket içerikleri şöyle sıralanıyor:

Demografi

Pratikler

Yazının Devamını Oku

1950 kuşağından bir yıldız daha söndü

Kuşakdaşlarımızdan birinin aramızdan ayrılması onulmaz bir acı izi bırakıyor. Sevgili Demir Özlü de böyle biriydi.

Ferit Edgü ve Murat Katoğlu verdiler bana acı haberi.

Türk yazarlarının bedel listesi yüklüdür, sadece edebiyat tarihine bedel ödemezler, darbelerin de kara faturası onlara çıkar.

Demir Özlü hem 12 Mart’ta hem de 12 Eylül’de ağır bedeller ödedi.

Yalnız dostum, arkadaşım, kuşakdaşım değildi.

İki kız kardeşi de edebiyat ve çeviri dünyasındandı.

Tezer Özlü yazardı, Sezer Duru da hem yazar hem çevirmen. Gençliğimizde nice edebiyat toplantısını onların Fatih’teki evlerinde yaptık.

İsveç’te yaşayan

Yazının Devamını Oku

‘Melek Anneme Ağıt’

Dünyaca ünlü flüt sanatçımız Şefika Kutluer, yeni CD’sini annesine adadı:

‘Canım Melek Annem Ayşe Arıyak’a Ağıt’.

Şefika Kutluer’in birçok CD’sini dinledim. Flüt virtüözünün ulusal ve uluslararası birçok ödülü vardır.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülü, Avusturya Cumhurbaşkanı’ndan aldığı Avusturya Liyakat Ödülü vardır.

‘Şefika Kutluer Festivali’ de bu alanda önemli bir etkinliktir.

Sanatçının ‘Mevlânâ Rûmi’ CD’si benim için önemli bir çalışmasıdır.

Yunus Emre Yılı için çalışmaların yapıldığı bugünlerde buradaki besteler daha da öne çıkmaktadır.

Neler icra edilmişti:

Yazının Devamını Oku

Yazılanları bizzat yaşadım

‘100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası’ serisinin yayımlanan ilk kitabında anlatılanları bizzat yaşadım. Bu yıllar içinde olanları yorumlarken II. Dünya Savaşı’nın günlük yaşam üzerine etkilerini unutmayın.

Derya Bengi - Erdir Zat’ın hazırladığı kitabı okurken ‘gündelik yaşamımın günlüğü’ duygusu uyandı bende.

Kitabın adını, kapsadığı tarihi dönemi yazmam gerekir önce: ‘100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası 1’ (1923 – 1950) / “Her savaştan bir yara”’. (Sadettin Kaynak’ın Yanık Ömer’inden alıntı.)

- Daktilo aranıyor ilanını görünce sekreterlik müessesesinin başlangıcını anımsadım. Kısa zaman önceye kadar sadece kurumlarda değil, mahkemelerde de zabıt kâtibi olarak çalışırlardı. Kantosu bile vardı.

- Müzik tarihini merak ederseniz zamanın popüler solistlerinin hayatını bulabilirsiniz, CD’lerini de dinleyebilirsiniz. Bu listenin başında ‘Deniz Kızı Eftalya’ gelir.

- Çocukluğumun bir bölümünde, II. Dünya Savaşı sırasında akşamları evimizde siyah istorları kapatırdık. Hedef olmayalım diye.

Ekmek karnesinin bizim kuşağın nüfus kâğıdında damgası vardır. Şimdi çeşit çeşit ekmeği görünce o günlerin bıraktığı iz kendini belli ediyor. Kahvenin bile bulunamayışından söz edilir, hatta nohudun kavrularak içildiği söylenirdi. Yaşadığımız, yaşadığım o günleri Rıfat Ilgaz’ın ‘Karartma Geceleri’nde okuyabilir, filmini de görebilirsiniz.

- Buzdolabı frijder olarak bilinirdi. Frigidaire bir buzdolabı markasıydı. İlk o geldiği için buzdolabı sözünü o zaman hiç duymadım. Ayrıca kapı açacağında kilit vardı. Herhalde çocuklar düşünülerek yapılmıştı.

- Devlet büyükleri, başta Atatürk, oraya gittiği için Florya gözde bir yazlık yeriydi. Ailemle bazı pazar günleri Florya’daki plaj gazinosuna gider, ‘komple 5 çayı’ içerdik. Çay, bisküvi, kurabiyeler...

Yazının Devamını Oku

Hangisi İstanbul

Her yıl bu aylarda yıllıkların önemine, işlevine değinirim. Bunu internetin karşıladığına inanmıyorum. Uygulama bana bu gerçeği gösterdi.

İstanbul üzerine yapılan her inceleme benim dikkatimi çeker ve İstanbul’a, İstanbulluya katkısı vardır.

İstanbul’un semtlerini canlandıranları da sık sık anımsarım ve anımsatırım.

Çelik Gülersoy, Yeşil Ev’i açtıktan sonra Sultanahmet canlandı. Birçok otel yapıldı.

İstanbul üzerine kitap yazacakların Gülersoy’un kurduğu ‘İstanbul Kitaplığı’ndan yararlandığını biliyorum.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün çıkardığı ‘Yıllık’ bu gereksinimi karşılayan yayınlardan biri.

Yazılardan önce okuduklarım, şehrin kültürüne, edebiyatına dair çalışmalar.

İncelemelerin yanı sıra, İstanbul’u anlatan romancıları, şairleri, öykü yazarlarını da okuyun, böylece bu bilgileri edebiyatla süslersiniz.

*

Yazının Devamını Oku

Vapur sefası yaptınız mı?

Vapura binmemiş bir İstanbullunun olduğunu sanmıyorum.

Eskiden Anadolu’dan gelenler Haydarpaşa İstasyonu’na inerler, oradan Kadıköy’e, Sirkeci’ye giderlerdi. Onları İstanbul’da ilk karşılayan vapurlar olurdu.

Adalar’da yazlığa gidenlerin de tek ulaşım aracı vapurlardı.

Vapur muhabbetleri meşhurdur, çoğu zaman Anadolu tarafında oturanlar belli bir vapurda buluşurlardı.

Köprülerin olmadığı zamanlarda, Anadolu yakası ile İstanbul’u birleştiren arabalı vapurlardı.

Gece karşıdan İstanbul’a geçebilmek için saatlerce beklerdik. Ben işim geç biterse orada bir otelde kalmayı tercih ederdim.

Hiç kuşkusuz Boğaz’ın Anadolu yakasında oturanların da vapur sefaları söz konusuydu.

Bütün Adalar’ı dolaşanlara dilenci vapurları denirdi.

Burgazada’da oturan

Yazının Devamını Oku

‘Şen ol Bayburt...’

Hüsamettin Koçan’ın kurduğu Baksı Müzesi’ni görmeseydim, ondan bu kadar etkilenmeseydim, belki de ‘Bayburt Türküleri’ni bu kadar can kulağıyla dinlemezdim.

Aziz okurlarım bilirler, bir coğrafyanın müziğini dinlemeden orayı tam benimseyemiyorum. Çünkü oranın müziğini dinlemeden, orada yaşayanların zevkini, alışkanlıklarını, aşklarını, hasretini fark edemezsiniz.

Açılışında bulunduğum Baksı Müzesi’nin yükseliş çizgisini sevgiyle izledim, izlemekteyim.

Hiç kuşkusuz türküleri dinledim, daha sonra da Melih Duygulu’nun ‘Bayburt Halk Müziği’ kitabını okudum.

Melih Duygulu, müzik kitaplarıyla bu alanın önemli bir adı.

CD’yi ayrı bir duyarlılıkla dinledim.

Kapakta şu yazı vardı:

“İlk Kayıtlarıyla Bayburt Türküleri”.

Bildiğiniz türkülerin özgün bir icra ile sunulması ayrı bir tat veriyor. Kapak resmi de, o dönemin müzisyenleri, çalanlar, söyleyenler.

Yazının Devamını Oku

Mimarimizin ‘üç Doğan’ı

‘Mimar Doğan'lar... Üç Doğan’, mimarimizin üç önemli ismi, Doğan Kuban, Doğan Tekeli, Doğan Hasol’un sohbetinden mürekkep... Üç ünlü mimarın sorulara verdiği yanıtlar bizi aydınlatıyor.

Üç tanınmış mimar, mimarlık, Türkiye’deki mimarlığın sorunları, özellikle İstanbul üzerine derin bir sohbete daldılar.

Ceren Çıplak Drillat da bunları kaydetti ve ortaya bu kitap çıktı: 'Mimar Doğan'lar: Doğan Kuban, Doğan Tekeli, Doğan Hasol...'

Üçünü de yakından tanıdım, mimarlık üzerine düşüncelerini epeyce dinledim.

Kitabı hazırlayan Ceren Çıplak Drillat, Sunuş bölümünde adının nereden geldiğini belirtiyor: “'Üç Doğan’ın tek ortak tarafı isimleri ve meslekleri değil. Onlar aynı hocaların öğrencileri, aynı şehrin sakinleri, yine ayrı şehrin, İstanbul'un mimarları...


Mimar Doğan'lar... Üç Doğan
Ceren Çıplak Drillat

Yazının Devamını Oku

Eski bir yazıma zeyl

7 Şubat 2001 tarihli yazımın başlığı: “İlber Ortaylı’nın feryadı”.

İlber Ortaylı, Murat Bardakçı, Halil İnalcık’ın da görüşlerinin yer aldığı bir yazıydı. Osmanlı arşivinin birçok belgesinin tasnifinin yapılmadığını belirtmiştim.

Adı geçenler 12 Eylül döneminde önerilere de ilgi gösterilmediğini söylemişlerdi.

Yazımda bazı konularda rakamlar da ortaya konulmuştu.

150 milyon belgenin o tarihe kadar 50 milyonunun tasnif edilebildiği, Arşivler Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı verilerine göre 79 yılda arşivlerden sadece 3 bin 40 yabancı araştırmacının yararlandığı belirtilmişti.

Bir yazının yankı bulması elbet yazarı sevindirir. O kurumun geliştiğini görmek de ayrı bir mutluluk.

YAZIYA 20 YIL SONRA VERİLEN YANIT

CUMHURBAŞKANLIĞI Devlet Arşivleri Başkanı Prof. Dr. Uğur Ünal’ın Özel Kalemi Ali Kadercan çalışmaları, arşivlerin bugünkü durumu üzerine bir bilgi gönderdi.

Televizyonda çıkan bir haberi görünce böyle bir açıklama yazma gereği duymuşlar. Söz konusu benim yazımdı.

Yazının Devamını Oku

Cahit Kayra’nın ardından

Tanıştığım, konuşmasından da kitapları kadar tat aldığım biriydi Cahit Kayra.

Bürokrat olarak çeşitli görevlerde bulundu, politikaya girdi, bakanlık yaptı.

Cumhuriyet kuşağının çalışkan, üretken bir neferiydi ve 104 yaşında veda etti dünyaya.

Siyaset içinde ve dışında bulunduğu, tanıklık yaptığı dönemleri de dizilerinde, kitaplarında yansıttı.

Cahit Kayra ile ilk buluşmamız Moda’da İdil Biret–Şefik Büyükyüksel’in evindeydi.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sevgili Hilmi Yavuz’un fahri doktor unvanı töreninde konuşmuştuk.

Kadıköy Belediyesi Kütüphanesi’nde Behçet Necatigil Toplantısı’nda Ayşe Sarısayın, Hilmi Yavuz ve beni dinlemeye gelmişti.

Bazı kitaplar sizde iz bırakır, belleğinizden bir türlü çıkmaz.

Yazının Devamını Oku

Ödüllü sanatçıların CD’si çıktı

Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği ‘Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması 2020’nin CD’si ‘Lila Müzik’ etiketiyle çıktı.

Ödül başlığı: ‘Piyanolu Üçlüler’.

35 yaş altı besteciler katıldı.

CD’nin kitapçığında Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı’nın yarışma üzerine bir sunum yazısı var.

Jüri aşağıdaki adlardan oluşmuştu:

- Besteci – müzikolog – müzik teorisyeni Yalçın Tura

- Besteci Özkan Manav

- Hasan Uçarsu

- Turgay Erdener

Yazının Devamını Oku