GeriAhmet HAKAN Bir döneğin takım tutma macerası
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir döneğin takım tutma macerası

OFSAYTTAN çakarım.

Futbol üzerine yapılan geyik programlarının meftunuyumdur.
Futbol konusunda yazılmış “Blöfçünün Rehberi”ni hatmettim, bu yüzden futbol hastalarının karşısında bile ezilip büzülmem, “her şeyden haberim varmış gibi” yapabilirim.
Ama gelin görün ki:
Son tahlilde ben bir “futbol düşkünü” değilim.
Hatta futbola kayıtsız kaldığını cümle âleme ilan etme cesaretini gösteren Okan Bayülgen’i, hiç değilse bu alanda “pir” bellemişimdir.

Takım tutma meselesine gelince:
Bir kardeşim Fenerbahçe’yi, bir kardeşim Beşiktaş’ı tercih edince bana da Galatasaray düştü.
Çocukluğumdan beri “Hangi takımı tutuyorsun?” sorusuna sırf “Ben takım tutmam” diyerek kıllık yapmamak için, bir ağız alışkanlığıyla “Galatasaray” diye yanıt verdim.
Sonra günlerden bir gün İnönü Stadı’nda bir Beşiktaş maçına gittim. Tribünlerden öyle aykırı, öyle yaratıcı, öyle erkeksi sloganlar yükseliyordu ki mest oldum.
Üstelik Mustafa Denizli de stada hayli artistik bir giriş yapmıştı.
Muazzam bir etki altındaydım.
Kararımı verdim: Beşiktaşlı oldum.

Derken bir gün yolum Trabzon’a düştü.
Trabzonspor Kulübü Tesisleri’nde küçük bir inceleme gezisi...
Şenol Güneş’in gadre uğradığı halde mağrurluğundan ödün vermeyişinden, Özkan Sümer’in asil duruşundan ve takıma gönül verenlerin adanmışlığından öylesine etkilendim ki...
Anında tornistan edip adımı Trabzonspor Kulübü Kayıt Defteri’ne yazdırdım.
Bir de söz verdim, “Pazara kadar değil mezara kadar Trabzonsporluyum” diye...

Sözümde durdum: Döneklik yapmadım ama aktif bir taraftar gibi de davranmadım.
En son İnter galibiyetinin İstanbul medyasında hak ettiği ölçüde karşılık bulmadığını görünce...
Yani yapılan açık haksızlığı fark edince...
Kararımı verdim:
Ben artık “aktif bir Trabzonspor taraftarı” olacağım.
Yolumdan hiç dönmemecesine...

İyi ki izin vermediler

İYİ ki Ergenekon sanığı Doğan Yurdakul’a ölüm döşeğindeki eşini son kez görmesi için izin vermediler.
İyi ki bir vicdan temizlemesine girişmediler.
İyi ki bir merhamet şovu yapmadılar.
Böylece...
Hiç değilse...
Haksızlık yapanların haksız olduğu anlaşılmış oldu.

Ne diyordu İsmet Özel, “Esenlik Bildirisi” adlı şiirinde?
“Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın / Ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir / Haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın / Yaşamak bir sanrı değilse öç alınmak gerektir”.

Yaşlanmanın 10 belirtisi

BİR: Saat 23.00 dedi mi gözün yatağa gitmesi...
İKİ: Slogan atmaktan çekinmeye başlamak...
ÜÇ: Sabahlayamamak...
DÖRT: Maraza çıkarmak yerine yatıştırıcı rol oynamaya başlamak...
BEŞ: Paraya pula daha fazla önem vermek...
ALTI: Çok fazla “Ne gerek var şimdi” demek...
YEDİ: Bir çantaya iki tişört üç kitap koyup anında yolculuğa çıkamamak...
SEKİZ: Gitgide artan abartılı merhamet...
DOKUZ: Okurken kitabı göze daha çok yaklaştırmak...
ON: Ölümüne aşk arayışı triplerine dalmak...

Kaldırın o otomobilleri

ŞEHİRDEKİ her türlü aksaklığı tatlı sert bir dille kaleme alma geleneğinin başlatıcısı Ahmet Rasim’dir.
Onun gazetelerde yazdığı “Şehir Mektupları” başlıklı yazılar, görevlerini hakkıyla yapmayan zabıta kuvvetleriyle giriştiği kavganın bir tür tutanaklarıdır.
Bizim post-Ahmet Rasim’imiz Hıncal Uluç’tur. Onun trafik ihlali yapan araçların plakalarını ısrar ve inatla teşhir etmesi bile bu unvanı hak etmesi için yeter de artar bile...
İzin verirseniz ben de bir günlüğüne de olsa “Ahmet Rasim / Hıncal Uluç geleneği”nin sürdürücüsü olmak istiyorum:

Harbiye ile Taksim arası, geniş mi geniş yaya kaldırımıyla dünyanın en güzel yürüyüş yollarından biridir.
Fakat ne yazık ki yayalar için ayrılmış geniş kaldırıma pek alışık olmayan yurdum insanı, “Bu kadar geniş kaldırım mı olurmuş, biz en iyisi araçlarımızı buraya park edelim de bir işe yarasın” mantığıyla kaldırımı resmen otoparka dönüştürmüş durumdalar.
İş o durumdadır ki: Yayalar araçlar arasından cambazlık yaparak geçebilmektedir.
Ey zabıta! Ey polis!
Lütfen duruma el koyun!
Biz yayaları o geniş kaldırımın keyfini sürmekten mahrum bırakmayın.

Not: Bu arada Hıncal Uluç’a “kaybettiği tazminat davasının kendi gazetesinde haber yapılmamasına itiraz etmesi” nedeniyle bin selam.

Neden müze sevmem

Sevmem çünkü: Hiçbir müze bana geçmişe dair bir şey anlatmayı başaramadı.
Sevmem çünkü: Zengin ülkelerin başka coğrafyaların topraklarının altından çıkanları ele geçirmek için verdikleri mücadeleyi çok rezil bulurum.
Sevmem çünkü: Tarihin mahremiyetini edilgen bir şekilde seyre dalmaktan rahatsız olurum.
Sevmem çünkü: Tarihin bir tür hayvanat bahçesine dönüştürülmesine ifrit olurum.
Sevmem çünkü: Müze gezmeye özgü abartılı bürokrasinin içine dalmaktan fena halde sıkılırım.



X

Manşet müdafaası

Konya’nın bozkırına milyonlarca dolarlık yatırımı yapmışlar mı?

Yapmışlar.

*

Kiri, pası, kimyasalı, dumanı, atığı olmayan bir enerjiye yönelmişler mi?

Yönelmişler.

*

Güneşin insanlığa sunduğu nimetten elektrik üretecekler mi?

Yazının Devamını Oku

Kahrolası bir geyik: Doğulular şöyle batılılar böyle

Geçen akşam elimde kumanda, televizyon kanalları arasında minik bir gezintiye çıkmıştım.

Karşıma aniden büyük Türk düşünürlerinden Erol Mütercimler çıktı.



Şöyle bir şey diyordu:

*

“Doğu’da kuklacılık vardır... Batı’da ortaoyunu...”

Yazının Devamını Oku

Bizim millet proje sever

Kanal İstanbul’a karşı çıkmak, muhalefetin bileceği bir iştir.

Gerekçelerini sunarlar ve itiraz ederler.

Zaten yapıyorlar da bunu. Hem de gayet gür bir sesle yapıyorlar.

Buraya kadar sorun yok.

*

Sorun şuradadır:

Bizim millet, maalesef projeleri çok sever. Bayılır projelere.

*

Yani demem o ki...

Yazının Devamını Oku

19 yıllık siyaset pratiğinin öğrettiği beş şey

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

BİR: Olmuyor olamıyor

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

Mevcut iktidarın gerilemesine yol açmıyor, aksine tutunmasına yol açıyor.

*

İKİ: Hızlandırmıyor

Organik olmayan çıkışlara yaslanmak ve bel bağlamak...

İktidarın gidişini hızlandırmıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Hasan Saltık ah!

Hasan Saltık denilince...

Benim aklıma şunlar gelir:

*

- Neşet Baba’nın tüm külliyatını derleyip toplaması gelir.

*

- Gündemime soktuğu Hisarlı Ahmet gelir.

*

- Tanburi Cemil Bey’in saz semaileri gelir.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan’ın ömrü sanki Alman Yeşiller Partisi’nde geçmiş gibi

Ali Babacan, çevrecilik açısından hükümeti eleştirmiş.

Şöyle bir baktım açıklamalarına... Şu tür şeyler söylüyor:

*

“Bunların zihniyeti böyle... Bu zihniyetten ancak böyle şeyler çıkar... Temel sorun bu zihniyettir...”

Ben hayatımda böyle komik bir açıklama görmedim!

*

O Ali Babacan ki...

AK Parti’nin yıllar süren iktidarı boyunca hep bakandı.

Yazının Devamını Oku

Özgür Özel’den Bakan Varank’a sürpriz alo

CHP’li Özgür Özel, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ı telefonla aradı.

Şunları söyledi:

*

- Sayın Bakan!

- Siyasi rekabet bir yana Türkiye’nin aşı üretmesi bir yana.

- Yerli aşının üçüncü fazı için bakanlık olarak gönüllüler aradığınıza yönelik bir çağrı yapmışsınız. O çağrınızı ben de sosyal medya hesabımdan paylaştım.

- Ayrıca gönüllü arama afişlerinin CHP binalarına asılması için de girişimlerde bulunacağım.

- Hocaların uygun gördüğü bir aşamada yerli aşıda gönüllü olmaya da hazırım.

-

Yazının Devamını Oku

Bir günün öne çıkanları, kahırları, öfkeleri, gururları, vurguları falan

Ayşe Begüm... Türkiye işte böyle bir gençle gurur duyar

“TÜRKİYE seninle gurur duyuyor” sloganı, çok hırpalanmış bir slogandır.

Hırpalanmasının temel nedeni şudur:

Hiç de gurur duymayacağımız kişiler için atılmıştır bu slogan.



Ama bugün bu sloganı büyük bir gönül rahatlığıyla atabiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yine sorulmayan soru vakası: Eleman kimdir, nereden seçilir, nasıl belirlenir

Saygı Öztürk, eksik bıraktığı soruyu sormuş Korkut Eken’e.

Demiş ki:

*

“Atilla Peker’i Kıbrıs’a götürdüğünüzü söylemiştiniz. Neden bir devlet görevlisini değil de Peker’i götürdünüz?”

*

Korkut Eken de cevap vermiş:

*

“Orada PKK ile çatışma olursa yanımda birisi olsun istedim. Bu tür olaylarda o günkü devlet stratejisine göre ‘eleman’ kullanılıyordu.”

*

Yazının Devamını Oku

Korkut Eken’e sorulmayan sorunun yaşamsal önemi

Gazeteci Saygı Öztürk, Korkut Eken’e soruyor:

“Gazeteci Kutlu Adalı’yı öldürmekle suçlandınız...”

*

Korkut Eken, cevap veriyor:

*

“Şöyle bir olay oldu: Hasan Paşa (dönemin Barış Kuvvetleri Komutanı Hasan Kundakçı) telefon etmiş. Kundakçı, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a ‘Kıbrıs’ta çok büyük PKK faaliyetleri var. Teröristler burada cirit atıyor’ falan demiş. Ben de o dönemde Emniyet’te özel harekât polislerini yetiştirmekle görevliyim. Mehmet Bey de beni gönderdi. Her ihtimale karşı, Sedat Peker’in kardeşi Atilla Peker’le gittim.”

Gazeteci Saygı Öztürk, soruyor:

*

Yazının Devamını Oku

En büyük en acil ve en önemli sorunumuz

Optimar Araştırma’nın nisan ayı anketinden bir sonucu aktarıyorum:

Aşı olmayı düşünüyor musunuz?

YÜZDE 52: Evet olurum.

YÜZDE 39.2: Hayır olmam, aşının uzun vadeli etkilerini bilmiyorum.

YÜZDE 8.4: Hayır, aşıya karşıyım.

Bu zamana kadar Türkiye’nin en önemli sorunu, aşı teminiydi. Bundan sonra Türkiye’nin en önemli sorunu aşı konusunda olumsuz tavır sergileyen yüzde 48’dir. BİR DAHA KULİSLERE ASLA DALMAYACAĞIM

EĞER ortada bir büyük sessizlik varsa, kulisler anında hareketlenir.

Her türden kulisçi, hemen harekete geçer.

Yazının Devamını Oku

İlk doz aşıda bile yüzde 80 koruma

Önce Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na kocaman bir teşekkür.

İki gündür Hürriyet’te çok önemli bir hizmet yapıyor Osman Hoca.

“BioNTech Dosyası”nı açarak...

Bu aşıyla ilgili akla gelebilecek her türlü sorunun yanıtını veriyor.



Büyük bir emeğin ürünü olan bu yazı dizisini dikkatle okuyor ve çok faydalanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Büyük resmin peşinde koşanlara beş öğüt

ÖĞÜT BİR: Alengirli işler

KABUL... Çok alengirli işlerin arkasında genellikle devasa güçler bulunur. Bunu asla gözden ırak tutmamak lazım. Ancak durum böyledir diye... Her alengirli işin arkasında da her zaman devasa güçler bulunmayabilir.

*

ÖĞÜT İKİ: Komplo ile fal

TAMAM... Paranoyak olmamanız takip edilmediğiniz anlamına gelmez. Ama şunu da unutmayın: Bazen puro içen bir adam, sadece puro içen bir adamdır. “Komplo” ile “fal”, birbirine benzer: Onlara inanma ama onlarsız da kalma!

*

ÖĞÜT ÜÇ: Hayal kırıklıkları

DOĞRU... Alengirli olaylar, sarsıcı etkilere yol açar. Bu nedenle “Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak” der dururuz. Ancak şu da doğrudur: Hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı beklentisi, genellikle büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanır.

*

Yazının Devamını Oku

Neden herkes aşıdaki büyük müjdenin farkına varamadı?

Sıtkı sıyrılmıştı milletin.

Tabii benim de.

*

- Öyle çok müjde verildi ki...

- Öyle çok milyon rakamı telaffuz edildi ki...

- Öyle çok hayal kırıklıkları yaşandı ki...

- Öyle çok rakamlarda revizeye gidildi ki...

Biz artık “Şu kadar milyon aşı gelecek” beyanlarına yüz vermez olduk.

*

Yazının Devamını Oku