GeriSeyahat Bir ceplerinde 100 bin dolar, diğerinde dünya haritası ve bir tomar biletle dünyayı gezerken İstanbul’dan geçtiler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Bir ceplerinde 100 bin dolar, diğerinde dünya haritası ve bir tomar biletle dünyayı gezerken İstanbul’dan geçtiler

Bir ceplerinde 100 bin dolar, diğerinde dünya haritası ve bir tomar biletle dünyayı gezerken İstanbul’dan geçtiler

Havadan gelmiş 100 bin dolarınız olsa... Kimse "Nereye harcadın, ne harcadın" diye sormasa... Siz nereye giderdiniz bilmem ama ben bir çırpıda büyüüük bir dünya turu listesi oluşturabilirim. Ama ne yazık ki bunların hiçbirine sahip değilim. Bu hikayedeki şanslılar Amerikalı Bill Faries (32) ve Dana Peterson (33). Soyadlarının farklı olduğuna bakmayın, 12 yıldır birlikteler, beş senedir de evli. Bill gazeteci ve ekonomist, Dana diplomat.

Ortak hobileri seyahat etmek. Gezdikleri yerler bir yana, bugüne kadar Bolivya’da, Nijerya’da, Endonezya’da ve

/images/100/0x0/55ea4ee8f018fbb8f8776043
Rusya’da yaşadılar. Peki yukarıdaki girizgah bu çiftle nasıl birleşti? Viski üreticisi Chivas Regal bir yarışma düzenler ve der ki; "Bizim için dünyayı gezecek ve oradan görüşlerini bildirecek, blog yazacak, macerayı, keşfetmeyi ve kaliteyi seven seyahat editörleri arıyoruz." O sırada Bolivya’da yaşayan Bill ve Dana da katılırlar ve işte sonuç: Bir cepte 100 bin dolar, diğer cepte dünya haritası ve bir tomar bilet. Dünyayı geziyorlar. Görüşlerini www.thisisthelife.com sitesine yazıyorlar. Bill ve Dana’yı İngiltere, İtalya ve Ürdün’den sonra geldikleri İstanbul’da tanıdım.

Ne zaman, nasıl tanıştınız?

- Dana: 12 sene önce tanıştık. Ben Stanford Üniversitesi’nde okuyordum. Bill de üç aylığına oraya gelmişti. Kaldığımız yurtta yemekte yan yana oturunca tanıştık. Şimdi evliyiz...

Bolivya’ya nasıl gittiniz peki?

- Dana
: Ben Amerikan hükümetinin uluslararası gelişim programında görevliyim. La Paz’da bir iş fırsatı doğunca düşündük, birlikte gidelim dedik. Bill gazetecilik yaptığı için her yerde yaşayabilir.

- Bill: Zamanlama benim açımdan mükemmeldi çünkü o dönemde Bolivya’da çalışan Amerikalı gazeteci yok gibi bir
/images/100/0x0/55ea4ee8f018fbb8f8776045
şeydi. Gittiğimizin ertesi günü büyük sokak protestoları oldu ve onların haberini yaparak başladım işe. Birçok gazeteye ve dergiye iş yolladım. Yetişemeyeceğim kadar çok iş imkanı var Bolivya’da.

İSTANBUL HAYALİNİ

KURDUĞUMUZ YERDİ


This is the Life projesine nasıl dahil oldunuz?

- Bill
: Bir gece bir arkadaşımızdan bir mail geldi: "Seyahat editörleri aranıyor, 100 bin dolar bütçe" yazıyordu. Önce şaka zannettik, kaale almadık. Sonra viski markası Chivas Regal’in anasayfasına giden linke tıkladık. Gördük ki, şaka değil...

Ne isteniyordu katılmak için?

- Bill: Üçer dakikalık bir tanıtım videosu lazımdı. Üstelik ertesi gün yollamamız gerekiyordu. Kahvaltıda çektik, daha önceki bazı filmlerimizden de eklentiler yaptık, yolladık.

- Dana: Heyecan, hayat tarzı ve seyahat kültürü olan kişiler arıyorlardı. Bu gezinin içeriğinde sadece sırt çantasıyla gezip keşfetmek yok. Dinlenme, eğlenme ve lüks de var.

100 bin dolar çok büyük bir para değil mi? Bitirebilecek misiniz?

- Bill
: Paranın nasıl hızlı gittiğini anlatamam size. Yaptığımız programla kolayca bitecek gibi duruyor.

- Dana: Bu projenin içinde lüks de olduğu için gittiğimiz yerlerin en iyi otellerinde kalmaya çalışıyoruz. Cimrilik etmiyoruz, uçağın ekonomi sınıfında yer yoksa business class’ta uçuyoruz.

- Bill: Parayı hesabımıza yolladılar, istediğiniz yeri seçin dediler. Bir program yaptık, ona göre uçak biletlerimiz alındı. Bazı ülkelere 5-6 hafta ayırdık, oradaki komşu ülkelere falan gideceğiz.

Nasıl seçtiniz gideceğiniz yerleri?

- Dana:
Bir kısmı hep görmek istediğimiz, hayalini kurduğumuz yerler. İstanbul mesela. Batı Avustralya’daki köpekbalıkları ve balinalar da öyle. Veya Ürdün’ü bisikletle geçmek gibi. Daha önce gidip çok etkilendiğimiz bir iki yer de var.

- Bill: İlk elemeyi geçtikten sonra bizi New York’a Chivas Regal ofisine mülakata çağırdılar. Sonunda oradaki yetkililerle kocaman bir dünya haritasının önünde durup bakmaya başladık. Doğu’ya doğru gitmeliyiz dedik ve rotayı çizdik.

İTALYA İKİMİZİ DE

BÜYÜLEDİ


Şimdiye kadar nerelere gittiniz?

- Dana
: İlk noktamız mecburiydi. İskoçya’da Aberdeen yakınındaki Strathisla’daki Chivas Regal’in damıtım tesislerini gördük. Mecburduk dediğime bakmayın, o kadar enteresandı ki. Normal koşullarda hayatta aklımıza gelmezdi ama bence içkiyi seven, üretimini merak eden herkesin görmesi gerek. Daha bir saygıyla bakıyorsunuz sonra o şişelere.

- Bill: Gerçek İskoçya havası aldık diyebilirim! Bize yerel kıyafetler giydirip, gaydacıyısla falan geleneksel İskoç yemekleri yedirdiler. Öncesinde bayağı bir endişeliydim, çünkü kulağa çok korkunç gelen bir yemekleri var.

Nedir o?

- Bill
: Sosis gibi gözüküyor ama içinde her türlü sakatat var. Bir zar içinde koyun işkembesi var; içine de kıyılmış koyun kalbi, ciğer ve böbrek doldurmuşlar. İlk anlattıklarında bunu yersem ölürüm diye düşündüm ama sonra oluverdi...

İşkembe ve sakatat Türkiye’de de çok sevilir. Hazır başlamışken burada da devam edin... İskoçya’dan nereye gittiniz?

- Dana: Sonraki durak Londra’ydı. Londra’yı uzun uzun anlatmaya gerek yok ama bu aralara neler çok in, onları söyleyeyim. La Fromagerie isimli muhteşem bir peynir barı keşfettik. Ben hayatımda böyle bir yer görmedim. 500 çeşit peynir vardı. Bir iki tane de çok iyi Hint lokantasına gittik. İkimiz de çok severiz. İsimleri Chutney Mary ve Amaya.

Sonraki durağınız Roma’ymış. Daha evvel İtalya’ya gittiniz mi?

- Bill
: Gördüğümüz ve yaşadığımız yerlerden sonra bunu söylemek utanç verici ama hayır, İtalya’ya ilk defa gittik. Hatta ben Avrupa’da nerdeyse hiçbir yeri bilmiyorum. Bu gezide Roma, Floransa, Venedik ve Bologna’yı gördük.

Neden böyle sizce? Amerikalılar Avrupa yerine daha uzakları mı seviyorlar?

- Dana:
Tüm Amerikalılar adına konuşamam ama biz ve arkadaşlarımız her zaman daha egzotik ülkeleri, farklı dinleri ve kültürleri keşfetmeyi seviyoruz. Pek standart bir turist tipi değiliz sanırım.

İtalya’da ilk hisleriniz neydi peki?

- Dana:
Büyülendim!

- Bill: Muhteşemdi! Avrupa’nın böyle etkileyici ve güzel olabileceğini düşünmezdim. Amerika çok genç bir ülke. Avrupa’da ise binlerce yıllık kültür var. Hangi müzeye girseniz, adım başı 500 senelik tablolarla, heykellerle karşılaşıyorsunuz. Bu çok acayip bir his.

ÜRDÜN’Ü BİSİKLETLE

GEZME HEYECANI

En çok neden etkilendiniz İtalya’da?

- Dana:
Tabii ki sanattan. Özellikle de heykellerden. Michelangelo’nun eserleri anlatılır gibi değil. Müzelerde inanılmaz eserler var. Bir heykelde saldırıya uğrayan bir kadını resmetmişler, o eller sanki gerçek gibiydi. Bir başka heykelde de yatakta yatan biri vardı; tamam, heykel taş ama yatak bembeyaz mermerden o kadar ince oyulmuş ki, onun taştan olduğuna inanamıyor insan. Gerçekliğine inanmak için gizlice dokunduk. Medici ailesinin geçmişi ve bina olsun resim olsun, bıraktığı eserler çok etkileyici.

- Bill: Ve tabii ki yemekler... Makarnaları ve şarapları deneye deneye bir hal olduk. Sanırım İtalya’da kilo aldık.

Venedik karnavalına denk geldiniz mi?

- Dana
: Maalesef hayır. Zamanlamayı tutturamadık. Üstelik hava da çok soğuktu. Ama Venedik film seti gibi bir yer. Başka bir dünyaya ışınlanmış gibi olduk. Orada bir rehber kitaptan bakarak "hayaletlerin peşinde gece yürüyüşü" yaptık. Turdaki duraklardan biri ve otelimizin önündeki köşenin adı Ölüm Köşesi’ymiş. Zamanında orada infazlar yapılırmış. Bu bizi çok korkuttu!

Ürdün’de bisiklet turu nasıl bir şey?

- Dana
: Bunu geçen sene okumuştuk, hep aklımızdaydı. Ürdün küçük bir ülke, büyük bir bölümünü bisikletle gördük. Petra’ya, Vadi Rum’a ve Ölü Deniz’e gittik. Ben sudan biraz korkarım, o yüzden Ölü Deniz benim için çok heyecan vericiydi. Ne yaparsanız yapın, suya batmıyorsunuz!

Yorucu değil miydi bisiklet üstünde geçen günler?

- Bill:
Günde 5-6 saat biniyorduk. Arada durarak, birçok yeri görerek gittik. Gece olunca da otobüse binip otelimize gidiyorduk. Beni en çok Vadi Rum’da çölde geçirdiğimiz gece etkiledi. Çadırımız ve uyku tulumumuz bile yoktu, kamp matlarının üzerinde yattık. Hava çok soğuktu, üzerimizde bir sürü battaniye ve bavulumuzdaki kıyafetlerin yarısı vardı. Ama yine de değdi. Güneş doğuşunu çölde izlemek her şeye değer.

BOLİVYA

O küçücük şapkalar

hiç düşmüyor başlarından

Bolivya çok heyecan verici bir ülke. Güney Amerika’da orijinalliğini kaybetmemiş yerlerden biri. Başkent La Paz’da bile sokakta yerel kıyafetlerle dolaşıyor, yerel lehçeyle konuşuyorlar. Turist atraksiyonu değil, gerçekten öyleler. Kadınlar hayatın her yerinde; buna yerin metrelerce altındaki kanal işleri ve inşaat alanları da dahil. Ve o küçücük şapkaları hiç düşmüyor başlarından. Ne yaparlarsa, hangi açıda dururlarsa dursunlar, orada duruyor. Biz nasıl becerdiklerini çözemedik.

Şehrin çok yakınında muhteşem dağlar var, birçoğu 6 bin metrenin üzerinde. Yağmur ormanı ve buzullar bir arada. Doğa sporlarını sevenler için tam bir cennet. Titikaka Gölü şehirden bir iki saat mesafede. Gölde sazdan oluşmuş yüzen adalar var. Madidi Milli Parkı dünyanın en güzellerinden biri. Hatta orada yeni bir maymun türü keşfettiler. La Paz 3 bin metrede kurulu bir şehir. Yükseklik şehre yeni gelenleri hasta edebiliyor. Havaalanında bavul aldığınız yerde oksijen barları var. Çok yüksekte oluğu için yemek yapmak kolay değil. Örneğin su 100 dereceden daha düşük bir ısıda kaynıyor ve bu yüzden makarnalar her zaman sert kalıyor. Ekmekleri de sert. Gerçi onların makarna yemek gibi bir derdi de yok... 300’den fazla çeşit patates yemeği yapıyorlar. Bir de lama eti yiyorlar. Gece yukarı baktığınızda gökyüzündeki tüm yıldızları görüyorsunuz bu ülkede.

EEE BUGÜN NE YAPTIN?

Farklı işlerde çalışan ve farklı hobileri olan iki kişinin aynı evde bile yaşasa birlikte geçirdiği vakit bazen yetmeyebiliyor. Ya da yeterince kaliteli olmuyor. O yüzden bu seyahat bizim için çok önemli. Sürekli birlikteyiz. Geçen gün Dana bir espri yaptı, "Eee, bugün neler yaptın bakalım" dedi. Şaka bir yana, ikimiz de ara ara farklı şeyler yapıyoruz tabii. İstanbul’da ben berber tıraşı olurken, Dana hamama gidecek mesela. Bu kadar yollarda olunca çocuk yapacak mıyız sorusu geliyor sık sık. Önümüzdeki altı ay yapmayacağımız kesin! Yollardayız, evimiz bile yok... Bu seyahate çıkmadan önce Bolivya’da yaşıyorduk. Bundan sonra nerede yaşayacağımıza bu gezide karar vereceğiz. Belki İstanbul’da kalmaya karar veririz, kim bilir!

İSTANBUL

 Bugün Ayasofya’yı gördük, bin küsur senelik bir mabet. İnsan bu kadar eski ve ihtişamlı bir yapının karşısında durunca gerçekler birbirine karışıyor.

 Dün gece 360 diye bir lokantaya gittik, muhteşem bir manzarası vardı. İnanın, dünyanın hiçbir kentinde böyle bir kent silueti yok.

NEREYE GİDİYORLAR

 
Güney Afrika  Tayland  Bhutan  Vietnam  Kamboçya  Çin Avustralya  Yeni Zelanda  Fransız Polinezyası (Papeete ve Bora Bora)

seyahatte ne okuyorlar

Birçok seyahat kitabını birden okuyorlar. Günlük hayatı yakalamak için de Herald Tribune gazetesini. Bill, gittiği yerlerin tarihiyle ilgili kitaplar ve romanlar okuyor.

ne dinliyorlar

iPod’suz yola çıkmıyorlar. İkisinin de var. Sadece müzik değil, sesli kitap da dinliyorlar.

ne giyiyorlar

Her birinin en az 30 kiloluk birer bavulu var. Tırmanış ekipmanından dalış kıyafetine birçok şeyle taşıyorlar. Düzgün giyinmeyi de seviyorlar, yani listede takım elbiseler ve topuklu ayakkabı da var.

ne yiyor, ne içiyorlar

Her şeyi denemeye çalışıyorlar.

neyle seyahat ediyorlar

Uçakta business class’ta uçmayı çok sevmişler. Şehirlerde lokal ulaşım araçlarını kullanıyorlar.

nerede kalıyorlar

O şehrin en iyi otellerini bulmaya çalışıyorlar. Bu seyahatte lüks-butik otelleri deniyorlar.

kimle seyahat ediyorlar

Birbirleriyle.

çantalarının olmazsa olmazları

Dana spor ayakkabıları, ailesinin ve kedisinin fotoğrafı olmadan, Bill kitapsız ve iPod’suz hiçbir yere gitmiyor.

False