Güncelleme Tarihi:
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz asgari ücret toplantı tarihini duyurdu. Yılmaz, yapmış olduğu açıklamada "Asgari ücret sürecinde kamu kesimi işçi ve işveren arasında denge gözetilecek" dedi. Hükümet, işçi ve işveren tarafının katılacağı komisyon toplantılarında asgari ücrete ilişkin veriler ele alınıp zam oranı belirlenecek. İşte, asgari ücret toplantı tarihi ve detaylı bilgiler
Asgari ücret toplantısı, 1 Aralık tarihinde gerçekleşecek. 7 milyon asgari ücretliyi ilgilendiren ilk toplantı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı nezdinde tüm tarafların katılımı ile gerçekleşecek. Sonraki toplantılarda ise hem işveren hem de işçi sendikaları ev sahipliği yapacak.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, asgari ücret toplantısı öncesi şu ifadelere yer verdi;
"Şimdi öncelikle asgari ücreti tartışırken yapılanlardan başlamak gerekir. Asgari ücrete bu yıl biliyorsunuz yüzde 107 artış gerçekleştirildi. Asgari ücret artışı enflasyonun üstünde gerçekleşti. Reel olarak asgari ücreti koruyucu çok ciddi tedbirler alındı. Yaptığımız artışlara ilaveten yine geçen yıl tarihi bir adım attık ve asgari ücrete kadar tüm ücretlerde vergi muafiyeti getirdik. Sadece bu muafiyetin tutarı 500 milyar lira civarında. Yani buna vergi harcaması diyoruz. Dolayısıyla asgari ücret anlamında çok önemli bir çerçeve oluştu. Bu müzakere sürecine gelecek olursak, müzakereler üçlü bir şekilde yürütülüyor. Yani sadece kamunun bu konuda perspektifini paylaşması yeterli değil elbette.
İşin kamu, işçi ve işveren tarafı var. Sosyal diyalog dediğimiz bir mekanizmayla bütün şartlar belirleniyor. Sosyal diyalog mekanizmaları çalışmadan önce yorum yapmayı doğru bulmuyorum.
Görüşmeler başlayacak, Aralık ayı içinde sosyal diyalog mekanizması çalışacak. Orada elbette işçilerimizin refah beklentileri, işletmelerimizin de rekabet gücünü devam ettirme, istihdamı devam ettirme gibi beklentileri olacaktır. Kamu kesimi de bu dengeyi gözetecektir diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu üçlü mekanizmanın, diyalog mekanizmasının işleyişini gördükten sonra yorum yapmak daha doğru olur."
"Şimdi esas mesele şu; ücretlerle ilgili şunu söylemek isterim. Daha önceki asgari ücret tartışmasıyla da ilgili, esas olan bizim vatandaşımızın satın alma gücünü arttırmamız. Dolayısıyla enflasyonu düşürme perspektifimiz aslında kalıcı bir şekilde refah artışının önünü açan bir perspektif. Bunu yapmadığınız sürece çok yüksek artışlar da yapsanız sonuçta enflasyon bunun satın alma gücünü eritiyor zaman içinde. Kalıcı bir şekilde refah artışı yapmanın yolu enflasyonu düşürmekten geçiyor.
Bu konuda da tüm toplumsal kesimlerin bir uzlaşması gerekiyor açıkçası. Gerektiğinde bazı fedakârlıkların da yapılması gerekiyor. Başka türlü bu bir toplumsal fedakârlık da gerektiriyor enflasyonla mücadele. Kısa vadede belki bazı zorluklar yaşayacağız ama orta-uzun vadede daha sağlıklı bir şekilde refahımızı arttırmış olacağız. İşin özü bu. Dolayısıyla bahsettiğiniz şey çok önemli bence de. Sosyal medyada, medyada veya siyasi çevrelerde gerçeklerden kopuk bir takım algıların oluşturulması, anlık bazda insanlarımızın hoşuna gitse de kalıcı refah artışı getirmeyen hadiseler. Bizim yapmamız gereken kalıcı refahı sağlamak, buna dönük adımları atmak, güçlendirmek. Bu da herkese bir sorumluluk yüklüyor aslında. Siyasetçiler olarak bizlere de yüklüyor. Sağlıklı analizler yapıp vatandaşımıza bizim her şeyin artısını, eksisini göstermemiz lazım ki vatandaşımız da tercihini buna göre yapabilsin, gerçekleştirebilsin. Birincisi bu, ikincisi yine sizin altını çizdiğiniz bu denge çok önemli. Yani belli bir kesime sadece bir şey yapıp diğer toplumsal kesimlere yapmazsanız dengeyi bozmuş olursunuz. Bir şey yapılacaksa bütün toplumsal kesimlere belli bir denge içinde, bir adalet ölçütü içinde yaklaşılması gerekiyor. Ayrıcalıklı bir grup oluşturup ona sadece bir iyileştirme yapmayı bu anlamda doğru bulmuyoruz. Daha dengeli bir şekilde farklı kesimleri gözeterek kaynaklarımızı kullanmak zorundayız. Sonuçta belli sınırlı kaynaklarımız var. Hiçbir ülkenin sınırsız kaynakları yok. Var olan kaynakları en verimli şekilde, en dengeli şekilde dağıtma meselesi, ekonomi dediğimiz hadisenin özünü de oluşturan işlerden bir tanesi bu.
Bu anlamda popülizm sizin bahsettiğiniz yani gerçek kalıcı sosyal refahı değil, çok kısa vadeli birtakım gündemleri oluşturma meselesi. Buna aslında toplumumuz cevabı seçimlerde verdi. Defalarca bu cevabı verdi. Eğer bu popülist söylemlere toplumumuz prim verseydi bugün başka partiler iktidarda olurdu. Hiçbir hesap kitap yapmadan hiçbir programı planı olmadan sadece ve sadece o anda insanların hoşuna gitsin diye birçok rakamlar telaffuz eden ana muhalefet veya başka partiler oldu. Ama toplum bunlara prim vermedi. Sonuçta daha makul bir çizgide planlı, programlı bir şekilde kalıcı refah artışı sağlayacak olan partilere, liderlere destek oldu toplumumuz. Bence toplum bu anlamda üzerine düşeni yapıyor. Daha çok burada belki medyanın da bilmiyorum kendi içinde bir tartışması olmalı diye inanıyorum ben. Sosyal medyada tabii yapacak bir şey yok. Hani bir algı oluşturuluyor. Yani orada çok farklı birtakım algılar oluşturulabiliyor. Az sayıda insanın oluşturduğu algılara büyük çoğunlukların teslim olmaması lazım diye inanıyorum ben. Rakamlara dayalı, analizlere dayalı, uzun vadeli bir perspektifle bu meselelere yaklaşmamız lazım."





