GeriOsman MÜFTÜOĞLU Beslenmenizi test edin!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Beslenmenizi test edin!

Sağlık problemlerinin pek çoğu sağlıksız beslenme alışkanlıklarınızdan kaynaklanır.

Beslenme konusunda dikkatli mi yoksa ihmalkar mısınız? Bilgili ve ilgili biri misiniz? Testi dikkatle uygulayıp cevabı kendiniz verebilirsiniz. Bu test ile alacağınız puan size yol gösterici olabilir. Toplam puanınız 40 ve altında ise hemen bir diyetisyen randevusu planlayın!

1- Günde kaç öğün yiyorsunuz?

İki: 1 puan

Üç: 3 puan

Daha fazla: 5 puan

2- Kahvaltıda ne yersiniz?

Yulaf ezmesi, sosis, yumurta: 3 puan

Tereyağ veya kahvaltılık margarin sürülmüş buğday ekmeği: 5 puan

Kahvaltı yapmıyorum: 1 puan

3- Ana yemeğiniz hangisidir?

Balık, hindi ya da tavuk, şinitzel (sığır, dana eti): 4 puan

Patates, sebze, mısır, salata: 5 puan

Sakatat, kızarmış et, sucuk, salam, sosis: 0 puan

4- Ana yemeğinizde en fazla porsiyonu hangisi alıyor?

Et veya balık: 1 puan

İştah açıcılar (Patates, pirinç, sebze, salata): 5 puan

Dengeli bir biçimde ikisinin karışımı: 3 puan

5- Yemeklerinizde hangi çeşit yağ kullanıyorsunuz?

Margarin, tereyağ: 1 puan

Ayçiçek yağı, mısırözü yağı: 3 puan

Zeytinyağı: 5 puan

6- Hangi sıklıkta balık yiyorsunuz?

Yılda iki: 1 puan

Ayda iki: 3 puan

Haftada iki: 5 puan

7- Hangi sıklıkla taze meyve yiyorsunuz?

Günde bir: 3 puan

Günde birkaç kere: 5 puan

Her gün değil: 1 puan

8- Günde ne kadar sıvı alıyorsunuz?

Üç bardak: 1 puan

6 bardak: 3 puan

Daha fazla: 5 puan

9- Susadığınızda hangi içecekleri tercih ediyorsunuz?

Meyve suyu, limonata: 3 puan

Çay, su, konsantre meyve suyu: 5 puan

Kahve, bira, kola: 1 puan

10- Hangi sıklıkta yemeğinize tuz ekersiniz?

Seyrek: 4 puan

Sıklıkla: 1 puan

Hiç: 4 puan

11- Sigara içiyor musunuz?

Hayır: 5 puan

Evet günde 5 taneden fazla değil: 3 puan

Evet, günde 5 taneden fazla: 1 puan

12- Hangi sıklıkla egzersiz ya da spor yapıyorsunuz?

Düzenli (Haftada en az iki): 5 puan

Düzenli değil ama merdiven çıkma, yürüyüş: 3 puan

Çok nadir: 1 puan

13- Hangi sıklıkta alkollü içecek alıyorsunuz?

Her gün: 1 puan

Haftada 3-5 kez: 3 puan

Özel durumlar hariç, asla: 5 puan

14- Genellikle nasıl yemek yersiniz?

Koşuşturma içinde: 1 puan

Vakit ayırarak: 6 puan

TV seyrederek: 1 puan

15- Ne zaman yemek yersiniz?

Arkadaşlarımla birlikte (aç olmasam bile): 1 puan

Sadece aç olduğumda öğün saatlerinde: 5 puan

TV seyrederken, okurken ve kızgın olduğumda: 0 puan

DEĞERLENDİRME:

* 65-80 puan: Tebrikler. Ne yediğinizin farkındasınız. Damar sertliği, kalp rahatsızlıkları ve diyabet için uygun bir diyet, pozitif etkide bulunabilir. Böyle devam edin ve sağlıklı diyetlere açık olun.



* 40-65 puan
: Beslenmeniz hayatınızın önemli bir bölümü. Gelişmesi sizin elinizde. Daha fazla meyve, sebze ve buğday ürünleri yemeye çalışın. Yağ konusundaki seçimleriniz kolesterol seviyenizi yükseltecektir. Ana yemeğe gelince, et yerine sebzeyi tercih edin.



* 40’tan az: Beslenmenizi gerçekten hiç düşünmüyorsunuz. Bir sürü durum yanlış beslenmeden kaynaklanır. Fakat şu anda harekete geçebilirsiniz. Yeme alışkanlıklarınızı, bu kitapta tavsiye edilenlere göre değiştirin.

NOT: Beslenme uzmanı Profesör Kurt Widholm ve Diyetisyen Monika Kach’dan yararlanılmıştır. (YAŞASIN HAYAT)

Mutluluk besinleri (III)

BADEM VE CEVİZ: Bademde yüksek miktarda magnezyum var. Bu madde adrenalinizin yükselmesini ve stresi yenmenizi sağlıyor. Badem, zihin yorgunluğuna iyi gelen gıdaların başında yer alıyor. Özellikle zihinsel olarak yorucu işlerde çalışan kişilerin badem tüketmesi gerekiyor. Ayrıca badem doğal bir ağrı kesici olduğundan, baş ağrısı çekenlerin de tüketebileceği bir besin. Ceviz de bir magnezyum ve B vitamini deposudur.

ŞARAP: Şarap, zengin bir resveratrol ve antosiyanin kaynağıdır. Bu güçlü antioksidanlar Alzheimer ve Parkinson gibi önemli hastalıkların önlenmesine yardımcı oluyor, damarları genç ve sağlıklı tutuyor. Ama ölçüyü kaçırmazsanız! Hiçbir zaman bir-iki bardağı geçmemeye bakın. Mümkünse çok seyrek kullanın.

PORTAKAL: Folik asit, potasyum ve B vitamini açısından zengin olan portakal, yorgunluk hissini yok ediyor. Ayrıca portakalın içindeki C vitamini ve flavonoidler, ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlıyor. Bacaklardaki varisleri azaltırken, vücuttaki direnci artırıyor. Grip ve nezleye de iyi gelen portakal, kanın durulmasına ve temizlenmesine de yardımcı oluyor.


Dr. Ece HATTAT

Tuz: Ne kadar sağlıklı?

Sodyum, günde 2-3 gr’dan fazla alınmamalıdır. Besinlerde zaten sodyum vardır. Vücuttaki su dengesini sağlayabilmek için, besinlerdekinin dışında sadece az miktarda sodyuma ihtiyaç duyarız. Fazla sodyum tansiyon yükselmesine neden olabilir, bu da kalp krizi ve felç ihtimalini artırır.

Konserveler gibi işlenmiş gıda tüketimini azaltarak, sodyum alımınızı önemli ölçüde kısıtlayabilirsiniz. Ayrıca yemek pişirirken ve sofrada tuz kullanımını kısabilirsiniz. Tuz kullanımını azalttıkça, tuz isteğiniz de azalacak ve yemeklerin kendi lezzetini alacaksınız. Aldığınız sodyum (tuz) miktarının günlük bir çay kaşığından biraz fazla olacak şekilde kısıtlayın. Pişirme sırasında tuz kullanımını kısıtlayın ve sofrada yemeklere eklemekten kaçının.

Tuzlu yiyecekler (fazla işlenmiş besinler, salamura yiyecekler) nadiren tüketiliyorsa bazen yenebilir. Konserveler, şişelenmiş meşrubatlar ve kutulardaki donmuş besinler sodyum bakımından zengindir. Hardal ve ketçap da bu şekildedir. Bazı insanlarda yüksek miktarda tuz tüketimi kalp hastalığı için yüksek bir risk oluşturan kan basıncını körükler. Tuz tüketiminizi iyi izleyin. Vücudunuza aşırı tuz yüklemeyin.

YAŞASIN HAYAT BESİN DESTEKLERİ KILAVUZU

Vitamin K



YARARLARI

4 Kan pıhtılaşması için gereklidir

4 Kemiklerin oluşumunu sağlar, osteoporozu önler

4 Bazı kanserlere karşı koruyucudur

4 Bağırsaklar ve karaciğerde önemli fonksiyonları vardır



EKSİKLİĞİ

4 Anormal kanamalar



KAYNAKLAR

4 Yeşil yapraklı sebzeler

4 Karnabahar

4 Karaciğer

4 Yumurta sarısı

4 Yulaf, çavdar, buğday

Dr. Evren ALTINEL

DİYET GÜNLÜĞÜ

Sorularınız için:

manager@yasasinhayat.org

Tel: (0212) 236 73 00

Karbonhidrat ve proteinleri bir arada tüketmeden yapılan diyetler, daha mı kolay zayıflatır?

Porsiyonlara dikkat

Bir beslenme planı içinde tüketilen yiyecek grupları, süt-yoğurt, et, ekmek ve tahıl grubu, sebze ve meyve şeklinde sınıflandırılır. Yiyecekleri, besin bileşimlerine göre sadece karbonhidratlı veya proteinli diye ayırmamız mümkün değildir. Örneğin, protein kaynağı besin olarak bilinen süt, proteinin yanı sıra belli miktarlarda karbonhidrat ve yağ da içermektedir.

Zayıflamanın temelinde, yiyeceklerle alınan kalori ile günlük aktiviteyle harcanan enerji arasındaki denge yatmaktadır. Harcanan kalori alınan kaloriye göre daha az ise kilo alınır, fazla ise kilo verilir. Bu nedenle "et yanında pilav veya makarna yenmez" yargısı ile lezzetten vazgeçmenize gerek yoktur. Önemli olan porsiyon kontrolüdür ve alınan enerjinin karbonhidrat, protein ve yağ oranıdır.

Aldığınız enerjinin tümünü karbonhidrat olarak tükettiğinizde, örneğin sadece meyve yediğinizde kilo almanız bile olasıdır. Veya tümünü protein grubu yiyeceklerden tükettiğinizde vücut su ve kas dengesinde istenmeyen değişikliklere neden olabilirsiniz. Ayrıca bir öğünde tüketilen karbonhidratlı yiyeceğin sizi daha uzun süre tok tutmasını istiyorsanız, onu mutlaka proteinli bir besin ile tüketmeye çalışın. Karbonhidrat ve proteini ayırmakla zaman harcamayın, egzersize vakit ayırın.

Diyetisyen Nilüfer BAYRAM

Diyet depresyona sokar mı?

Artık yediklerimden keyif alamıyorum. Diyet yapmaktan çok sıkıldım. Çok mutsuzum ama bırakırsam kilo alacağım. Ne yapmalıyım?

Sizi sadece "diyet yapmak" mutsuz ediyorsa, tabii ki yaptığınız diyetten vazgeçin. Çünkü size uygun olmayan, sizi bu kadar mutsuz eden bir program, bizim sürekli söylediğimiz "Diyet değil; bunlar sizin yeni yaşam tarzınız" cümlemize yakışmıyor.

Eğer ciddi bir kilo probleminiz varsa veya sağlık yönünden risk altında olduğunuz için zayıflamanız gerekiyorsa, zayıflamaktan vazgeçmeyin! Ama sizin yaşam tarzınıza ve ağız tadınıza uygun çeşitlilikler sağlamaya çalışın. Aralarda kilo almadan yani kaloriyi çok hızlı yükseltmeden molalar vermek de size iyi gelecektir. Şimdi biraz dinlenin ve sevdiğiniz lezzetleri kalorilerini nasıl düşürerek tüketebileceğinizi düşünün. Ve bu dönemde mutlaka diyetisyeninizden ve psikologdan yardım isteyin.

Spor yapmıyorsanız, bu dönemde sporu mutlaka hayatınıza sokun. Yemekten zevk alarak kilo kaybını sağlayabilirseniz, mutluluk ve sağlıklı bir yaşam için önemli bir adım atmış olacaksınız. Unutmayın ki kilo kontrolünü sağlamak, hastalıklardan uzakta, sevdiklerinizle daha uzun yaşamak için gereklidir ve bu bilinç sizi mutsuz edebilecek etkenlerin büyük kısmını ortadan kaldırabilir.

Diyetisyen Güneş AYIR

Dr. Evren ALTINELealtinel@yasasinhayat.org

Dr. Ece HATTATehattat@yasasinhayat.org

---------------------------------------------------------

Dyt. Güneş AYIRgunes@yasasinhayat.org

Dyt. Tuğçe ALTANtaltan@yasasinhayat.org

Dyt. Nilüfer BAYRAMniluferinceis@yasasinhayat.org
X

Bilim, bizi kandırıyor mu

Pandemi canımızı çok yaktı, yakmaya da devam ediyor.

Ama bu arada, biz hâlâ farkına yeterince varmasak da pandemi şu veya bu şekilde hepimizi önemli bir sınavdan geçiriyor, farklı ders de veriyor. O derslerden biri kuşkusuz “BİLİM” ve “GÜVEN” konusu ile ilişkili. Saklamaya, yok saymaya, görmezden gelmeye ya da inkâr etmeye hiç gerek yok. Uzun zamandan bu yana hepimizin aklını kurcalayan mühim bir soru pandemiyle birlikte yeniden ve yine kocaman bir ders kitabı gibi önümüze kondu: “BİLİM BİZİ KANDIRIYOR MU?”

SORU 1
BİLİME NE KADAR GÜVENMELİYİZ

KÖŞENİN başında gördüğünüz soruyu sadece siz değil, biz hekimler de birbirimize sık sık soruyoruz. Öyle bir noktadayız ki dünyanın en ünlü ve güvenilir, en saygın tıp dergilerinde çıkan makaleleri ve araştırmaları bile didik didik ediyor, derin bir kuşku içinde okuyup inceliyoruz. Zaten böyle olduğu için de değerli meslektaşım Prof. Dr. Mustafa Çetiner, “Bilim bizi kandırıyor mu?” sorusunun yanıtını bulabilmek adına değerli bir kitaba imza atmış. İlk sayfasında da Winston Churchill’in o ünlü cümlesine yer vermiş: “HERKESİ BAZEN KANDIRABİLİRSİNİZ, BAZILARINI HER ZAMAN KANDIRABİLİRSİNİZ, AMA HERKESİ HER ZAMAN KANDIRAMAZSINIZ.

Peki, neden bu kadar kolay kandırılabiliyoruz? Bence bu önemli sorunun ilk yanıtlarından biri de şu: “Tıp, bir bilim değildir de ondan.

Yazının Devamını Oku

Grip aşısı bu yıl da şart mı

Yaklaşan kışla birlikte başımızdaki mevcut COVID-19 belası yetmezmiş gibi sağlık gündemimize yeni bir madde, daha doğrusu soru daha eklendi. Soru şu: “Gripten nasıl korunacağız, bu yıl da geçen yıl olduğu gibi grip aşısı peşinde koşuşturup duracak mıyız?”

İsterseniz sözü uzatmadan önce ve hemen bu iki soruya yanıt verelim. Sonra da geçtiğimiz yıl yazdığımız bir yazıdan alıntılarla “Grip aşısı nedir, nasıl etki eder, kimler için daha önemlidir?” gibi soruları yanıtlayalım.

HERKES GRİP AŞISI OLMALI MI

Bu yıl geçen yıldan daha farklı ve daha avantajlı durumdayız. Elimizde COVID-19’dan bizi ciddi ölçüde koruyacağından emin olduğumuz güvenli, etkili aşılarımız var. Dolayısıyla özellikle COVID-19 aşılarını eksiksiz yaptıranların bu yıl geçen yıl olduğu gibi ciddi bir grip korkusu veya telaşı içine girmeleri gerekmiyor. COVID-19 aşısı yaptıranlar içinde sadece, daha önceki sağlık sorunları nedeniyle zaten gripten korunma bakımından yüksek risk grubundakiler olduğu kesin. Özetle, COVID-19 aşılarınızı olduysanız, kronik bir hastalığınız, organ yetmezliğiniz, sağlık durumunuzda herhangi bir ciddi arıza söz konusu değilse, kısacası sağlam ve sağlıklı biriyseniz bu yıl grip aşısı yaptırmanız şart değil. Diğer taraftan maske, mesafe ve hijyen tedbirleri nedeniyle geçen yıl neredeyse “0 grip” gibi bir grip sezonu yaşadığımızı da unutmayalım. Ve bu yıl da grip oranı düşük bir kış yaşayacağımızı umalım.

AŞI NASIL ÜRETİLİYOR

Dünya Sağlık Örgütü, influenza virüsündeki mutasyonları her yıl yakından takip ediyor ve bir yıl sonraki aşı üretiminin “içeriğini” firmalara bildiriyor. Firmalar da bu içeriği dikkate alarak aşılarını üretiyor.

AŞI, GRİPTEN NE ORANLA KORUYOR

Eğer o yıl toplumda saptanan virüsle “uygulanan aşı” arasında antijenik benzerlik varsa (yani uygunluk söz konusuysa) aşı yüzde 50-80 oranında koruma sağlayabiliyor. Koruma oranı sağlıklı erişkinlerde yüzde 80’in üzerine çıkabildiği gibi, yaşlı ve düşkünlerde yüzde 50’nin altına da inebiliyor. Bununla birlikte aşının hastalığa bağlı ek sorunları ve ölümleri azalttığı, hastalık süresini kısaltıp hastalığın şiddetini sınırladığı da biliniyor.

Yazının Devamını Oku

Uhulet suhulet ve zarafetle yaşlanın

Sorum net ve açık: Yaşlanmayan bir yaşlı olmak mümkün mü?

Bence mümkün! Bu kanaati neredeyse 20 yıl önce ilk kitabım “YAŞASIN HAYAT!”ta da siz okuyucularımla paylaşmıştım. Konuya ilişkin harika ve öğretici bir başka kitabı da “Hocaların Hocası”, ülkemizin yetiştirdiği en önemli ruh sağlığı uzmanlarından biri, değerli bilim insanımız Prof. Dr. Özcan Köknel 2015’te yayımladı: YAŞLANMAYAN YAŞLILAR!

Ama yine de ve hâlâ günümüzde bile yaşlılığa karşı tavır geliştirenler(!), yaşlılıkla itişip kakışan, hatta kavga edenler, ömrümüzün bu mükemmel huzur ve dinginlik dönemini kabullenmekte zorluk çekenlerimiz var. Peki, doğru mu? Kesinlikle yanlış! Nedenlerine gelince...

ÖNEMLİ
YAŞLANMAK HASTALIK DEĞİLDİR

BİZ doktorların bile bazıları, önemli bir hataya düşüp yaşlılığı “kronik bir hastalık” gibi görebiliyoruz. Daha da ileri gidip “yaşlılık hastalığı”nın tedavisine soyunanlarımız da oluyor. Hatta bu arada hızını alamayıp “Yaşlanma saatini durdurabilirim” diyenler ve daha da garibi “O saati geri bile çevirebilirim” iddiasında bulunanlar da eksik değil. Bana göre burada da gelmiş geçmiş en iyi, iyi hayat ve yaşlanma uzmanlarından biri olan 9. Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel’e ve Özcan Hoca’nın “Yaşlanmayan Yaşlılar” kitabındaki düşüncelerine kulak vermemizde fayda var.

Yazının Devamını Oku

COVID-19’un ilacı bulundu mu

Sözü uzatmadan müsaade ederseniz kişisel kanaatimi hemen açıklayayım: Uzun süredir üzerinde çalışılan MOLNUPİRAVİR isimli ilaç eğer son aşama sayılan “FDA onayı” sürecini de başarıyla geçebilirse COVID-19 tedavisi için önemli seçeneklerden biri olabilecek.

Ve yazının hemen başında altını çizelim: Molnupiravir ile ilgili gelişmeler için de üretici firmanın açıklamaları kadar bilim insanlarının düşüncelerine de kulak vermemizde yarar var. Mesela yazıyı hazırlarken konuştuğum Prof. Dr. Mehmet Ceyhan firmanın sözünü ettiği araştırmanın ruhsat ve bilimsel onay için yeterli olmayabileceğini düşünüyor. Haksız da değil. İsterseniz gelin şimdi de son 2 günün en çok tartışılan, konuşulan bu önemli gelişmesinin detaylarını inceleyelim.

HABER ŞU
MERCK İLAÇ: MOLNUPİRAVİR BAŞARILI

MERCK ilaç firmasının biyoteknoloji araştırmacısı Ridgeback Biotherapeutics ile birlikte geliştirdiği Molnupiravir çalışmasının ilk sonuçları firma yetkilileri tarafından birkaç gün önce kamuoyuyla paylaşıldı. Merck yetkilileri yaptıkları açıklamada, yeni tip koronavirüse karşı geliştirdikleri bu ilacın, enfeksiyonun erken dönemindeki kişilerin yarısında “hastaneye yatış ve ölüm oranlarını yüzde 50 azalttığını” belirttiler. Molnupiravir hikâyesinin diğer detaylarına gelince...

Yazının Devamını Oku

COVID-19 beyni küçültüyor

COVID-19’u geçirdikten bir süre sonra “yorgunluk, halsizlik, isteksizlik ve ruhsal çökkünlük” hisseden “düşüncelerini toparlamakta, konsantre olmakta/odaklanmakta zorlanan, bellek kaybıyla ilgili sorunlar yaşadığının farkına varan” çok sayıda hastam oldu.

Bunların önemli bir kısmında bu şikâyetler kısmen azalmakla birlikte hâlâ devam ediyor. Bir kısmında ise “odaklanma güçlüğü ve hafıza sorunları” sinsi bir şekilde yavaş yavaş ilerliyor. Peki, sorun ne? Saydığım bu sorunların “dokusal temelleri”ni gösteren yeni bir çalışma geçtiğimiz hafta yayımlandı, aşağıda ona da değineceğim ama önce gelin nöroloji/psikiyatri ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının ne dediklerine kulak verelim.

İYİ BİLGİ
UZMANLAR NE DİYOR

NÖROLOJİ ve psikiyatri uzmanları COVID-19 sonrası ortaya çıkan bu sorunları başlangıçta bir çeşit “beyin sisi tablosu” yani “sisli beyin meselesi” olarak değerlendirdiler. Enfeksiyon hastalıkları uzmanları ise soruna farklı bir açıklama getirdiler, problemin aslında bir tür “post viral sendrom” olduğunu ileri sürdüler. İsterseniz gelin bugün, bu önemli sorunu yeniden -ve bu yeni araştırma nedeniyle- masaya yatıralım. Mercekle falan da değil mikroskopla incelemeye çalışalım!

VARAN 1

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya depresyonu

ÖNCE şu bilginin altını dikkat ve önemle çizelim: ÇOCUK VE GENÇLERİMİZİN RUH SAĞLIĞINI İLGİLENDİREN SORUNLARDA CİDDİ BİR ARTIŞ VAR! Bu endişe verici gelişmenin pandemi sürecinde daha da zirve yaptığı konusunda bizim uzmanlar da fikir birliği içindeler. Ruh sağlığı uzmanları, çocuk ve gençlerde eskiye oranla özellikle “DEPRESYON”a, “KAYGI BOZUKLUĞU”na ve “TAKINTI MERKEZLİ RUHSAL SORUNLAR”a daha sık rastlandığına işaret ediyorlar. Ayrıntılara gelince...

BİR ŞÜPHE
FACEBOOK’TAN AÇIKLAMA BEKLENİYOR
GEÇTİĞİMİZ günlerde basına sızan yakın tarihli bir Facebook araştırması, sadece bizde değil hemen her ülkede sosyal medyanın öncelikle de Instagram’ın çocuk ve gençleri depresyona sokabileceğini gösteriyor. Facebook’un dikkatlerden kaçırmaya çalıştığı, önemsizleştirmeye gayret ettiği bu raporun kısa başlıkları geçtiğimiz günlerde The Wall Street Journal tarafından haberleştirildi. Facebook araştırmasının sonuçları net ve açık: SOSYAL MEDYA GENÇLERİ, ÖZELLİKLE DE GENÇ KIZLARI DEPRESYONA SÜRÜKLEMEDE ÖNEMLİ BİR “TETİKÇİ” GÖREVİ ÜSTLENEBİLİYOR. Ayrıca Instagram, neredeyse her 3 genç kızdan birinde “OLUMSUZ BEDEN ALGISI”nı daha da körüklüyor. Ve yine Instagram, “BEDEN İMAJ KAYGISI”nın zirvede olduğu ergenlerde “BEDENLE BARIŞIKLIK MESELESİ”ni daha da öne çıkararak “YEME BOZUKLUĞU” meselesini de büyütebiliyor. ÖZETİ ŞUDUR: Çocuk ve gençlerimizin sosyal medya kullanımları söz konusu olduğunda aileler ve eğitimcilerimizin daha dikkatli olmalarında fayda var.

GÜNÜN SORU
COVID-19 NE ZAMAN BİTECEK

BU güncel soruya en doğru yanıtları geçtiğimiz günlerde gazetemiz yazarı Fulya Soybaş, “Türkiye Bunu Konuşuyor” köşesinde uzman açıklamalarına dayanarak vermeye çalıştı. Hatırlayalım: Salgının başından beri dikkatle izlediğimiz uzmanların tümü, “Aşılanma yaygınlaştıkça salgın törpülenip küçülecek, ciddi bir problem olmaktan çıkacak” Alpay Hoca’nın (Prof. Dr. Alpay Azap) deyimiyle gerçekten de “Çoğu gitti, azı kaldı!”gibi bir durumla karşı karşıyayız. Anlaşılan o ki önümüzdeki ilkbahar ortalarında pandemiyi bugünkünden çok daha az önemseyecek ve konuşacağız. Peki, yabancı uzmanların görüşü ne? Onlar ne diyor? İsterseniz gelin, o uzmanlardan birine, Dr. Sarah Gilbert’in fikirlerine kulak verelim.

Yazının Devamını Oku

Uyku hırsızı olmayın

“Uyku hırsızlığı” kavramı uyku uzmanlarının, özellikle de konunun bir numaralı uzmanı kabul edilen Dr. Matthew Walker’ın üzerinde önemle durduğu mühim bir ayrıntı.

Dr. Walker, “Niçin Uyuruz?” isimli kitabında da bu konuya değiniyor ve bakın ne diyor: “İnsanoğlu kendini bilerek uykusuz bırakan ve ‘uykudan çalma’ gibi bir ‘HIRSIZLIĞIN’ altında imzası olan tek canlı türüdür.”

Uyku hırsızlığının, daha doğrusu uykusuzluk ve diğer uyku sorunlarının hızla yaygınlaştığı önemli bir dönemden geçiyoruz. Aslında Dünya Sağlık Örgütü, uykusuzluk probleminin sanayileşmiş ülkelerde salgın bir sağlık sorunu olduğunu açıklayalı çok oldu. Ne var ki COVID-19 pandemisi bu sorunu da sadece gelişmiş sanayi toplumlarının problemi olmaktan çıkardı, “YAYGIN VE HATTA SALGIN BİR SAĞLIK TEHDİDİ” haline dönüştürdü. Detaylara gelince...




SORU ŞU

Yazının Devamını Oku

Sonbahara hazır mısınız

Bugün size “önemli ve güzel” bir teklifim var

Gelin, hiç olmazsa bu “keyifli sonbahar hafta sonu”nu yüreğimizi giderek daha çok bunaltan COVID-19 tartışmalarının dışına çıkıp sağlığımızı ilgilendiren basit ama etkili ve önemli konulara ayıralım. Süreci de aşağıdaki 5 soruya yanıt arayarak özetlemeye çalışalım. Hazırsanız buyurun...




SORU 1
İYİ UYUYOR MUSUNUZ

Yazının Devamını Oku

Aşı hayata bilettir

Bilelim ki pandemi sürecinde yaptıracağımız her aşı sağlıklı bir hayat için kesilmiş en güçlü ve güvenli bilettir. Bu nedenle “Aşıların içinde ne var?” gibi bir soru süratle ve hemen gündemden düşmelidir.

Zira bu soru özellikle “aşı kararsızları”nın kafasını karıştıran, onları aşıdan soğutabilen hatta bazılarını “retçi” veya “inkârcı” bile yapabilen son derece sakat, sakıncalı ve anlamsız bir sorudur. Ben de pek çok hekim gibi “Aşının içinde ne olduğunu bilmiyorum. Bu nedenle tereddütlüyüm” diye konuya girip bana “Aşının içinde ne var?” sorusunu yöneltenlere “Yıllardır yuttuğunuz o ilaçların, yaptırdığınız aşıların içinde ne vardı biliyor muydunuz?” diye cevap veriyor, ardından da şu cümleyi ekliyorum: “AŞIDA HAYAT VAR!”

BİR TEKRAR
AŞININ İÇİNDE NE VAR

Aşının içinde ‘HAYAT’ var.
Aşının içinde ‘GÜVENCE’ var.
Aşının içinde ‘SAĞLIKLI YAŞAM’ var.

Yazının Devamını Oku

Bağışıklık gücü nasıl artar

Salgınla birlikte sağlıkta bir numaralı gündem maddesi “bağışıklık” konusu oldu.

Doğrusu da bu zaten. Çünkü bu belalı virüsten bizi koruyacak, kollayacak en önemli ve güvenli güç, bağışıklığımızdır. Neyse ki biz “Ne yapalım da bağışıklığımıza güç verelim” diye kara kara düşünürken imdadımıza aşılar yetişiverdi. Ama gelin biz bu yeni haftaya başlarken de bağışıklığı bir kenarda unutmayalım, bağışıklık meselesini yeniden ve kısa başlıklar/özetlerle masaya yatıralım.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZ NE ZAMAN ZAYIFLAR?

* Hareketsiz ve tembel olduğumuzda.

* Uykusuz kaldığımızda

* Kötü beslendiğimizde

* Strese girdiğimizde

* Gereksiz yere ilaç  kullandığımızda

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı bir soru: D3 mü, K2 mi

D vitamini daha doğrusu D3; yaşamsal vitaminlerin en önemlilerinden biri.

Ama eğer ondan hakkıyla yararlanmayı düşünüyorsanız, “D3’ü K2’yle evlendirmeniz”de fayda var. Çünkü bu iki “yağda çözünen vitamin” arasında mükemmel ve vazgeçilmez bir “görev ortaklığı” söz konusu. Biliyorsunuz güneşle cildimizde ürettiğimiz ya da takviyelerle bedenimize kazandırdığımız D3 vitamini, gıdalarla vücudumuza giren kalsiyumun bağırsaklarımızdan emilimini kolaylaştırıyor. Ayrıca böbrekler yoluyla kaybını da engellemeye çalışıyor. Yiyip içtiklerinizle yeteri kadar kalsiyum kazanamadığınızda da D vitamini kemiklerinizdeki kalsiyumu adeta “çalarak” kanınızdaki kalsiyum dengesini sürdürmeye çalışıyor. K2 vitaminine gelince...

SORU ŞU
PEKİ, K2 NE YAPIYOR

BİLELİM ki söz konusu “kalsiyum dengesi” ise K2 en az D vitamini kadar önemli bir molekül. K2 vitamini “osteokalsin” isimli bir proteini aktive ederek kanınızda dolaşan kalsiyumun kemiklerinize yerleşmesini kolaylaştırıyor. K2’nin görevi sadece bununla da sınırlı değil. Kalsiyumun kan damarları ve böbrekler gibi yumuşak dokularda birikmesini önlemek böbreklere çökerek “böbrektaşı”, damarlara çökerek “plak” yapmasını önlemek de K2’nin görevleri arasında. K2 bu önemli görevi “matris GLA proteini”ni aktive ederek yerine getiriyor. Sözü daha fazla uzatmadan isterseniz gelin süreci özetleyelim: D vitamini kandaki kalsiyumun yeterli seviyede olmasını garanti ederken K2 de o kalsiyumdan kemiklerin daha iyi istifade etmesine ve kalsiyum fazlasının böbrek ve damarlarımızda birikmesine engel oluyor. Peki, D3-K2 ilişkisi için “hepsi bu kadar” mı? Kesinlikle hayır! Bu ikili ilişkinin başka bir detayı daha var. O detayı merak ediyorsanız 1 numaralı kutuya geçebilirsiniz.


Yazının Devamını Oku

Rakamların farkında mısınız

Salgınla ilgili rakamların tamamı ürkütücü ama isterseniz gelin biz rakamlardan önce, yazımıza durumu özetleyen çok daha net, çok daha açık, çok daha acı ve çok daha ürkütücü bir cümleyle başlayalım: TÜRKİYE -maalesef- SALGININ EN AĞIR DÖNEMLERİNDEN BİRİNİ YAŞIYOR.

Evet, “fotoğrafı saklamanın, görmezden gelmenin ya da bazı bahanelerle önemsizleştirmenin mümkün olmadığı” çok özel günlerden geçiyoruz. Geçtiğimiz yıla göre, ölüm sayıları neredeyse 4 kat artmış gibi görünüyor. “Aylara göre vefat ortalamaları” dikkate alındığında ise en yüksek rakamın görüldüğü Nisan 2021’e kıyasla Eylül 2021 sonunda çok daha yüksek bir “günlük kayıp ortalaması” ile karşılaşacağımız anlaşılıyor. Kısacası hassas bir noktada, tehlikeli ve riskli bir dönemeçteyiz. Durum acilen ve hemen masaya yatırılmalı, yeni kısıtlamalar hatta kapanmalara ve de okul kapatmalarına asla fırsat verilmeyecek şekilde ciddi ve etkili önlemler alınıp süratle uygulamaya konulmalıdır. TEKRARLIYORUM: Yeni kapatmalar/kapanmalar, eğitime yeniden kısa süreli de olsa toptan ara vermeler asla olmamalıdır.

Bu arada altını bir defa daha çiziyorum: Rakamlar ürkütücüdür, bu yazının hazırlandığı saatler itibariyle Eylül 2021’de kaybettiğimiz canlarımızın ortalama sayısı 265’in üzerindedir. Ve ne üzücüdür ki rakamlar 300’lere doğru hızla tırmanmaktadır.

HATIRLATMA
SALGINLA YENİDEN SAVAŞ İÇİN 10 ‘BİLDİK’ ÖNERİ

AŞAĞIDAKİ 10 öneriyi hepimizin zaten çok iyi bildiği kesindir. Ama yine de tekrarda fayda vardır: Eğer günlük vaka sayılarını düşürmek, daha az canımızı kaybederek ve daha az hasar görerek bu sıkıntılı dönemi atlatmak istiyorsak öncelikle yapmamız gerekenler hâlâ aynıdır.

İLK 5

Yazının Devamını Oku

Aslında 4 pandemi var

Sağlığımız bakımından son derece enteresan, farklı ve önemli bir dönemden geçtiğimiz kesindir.

Hepimiz için “sağlık ana gündemi”nin birinci maddesi COVID-19 olsa da üzülerek belirteyim aslında bir değil, iç içe geçmiş 4 pandemiyi aynı anda yaşıyoruz.

BİR: COVID-19 PANDEMİSİ

İKİ: KAYGI/DEPRESYON PANDEMİSİ

ÜÇ: UYKUSUZLUK PANDEMİSİ

DÖRT: KİLO/OBEZİTE PANDEMİSİ

Gelelim detaylara...

Yazının Devamını Oku

Canımı sıkan 5 şey

Zor günlerden geçiyoruz. Her alanda pek çok sorunumuz var. Ve tabii ki “sağlık” da sorunlu alanlarımızdan biri. İsterseniz gelin “sağlıkta sorunlar gündemi”nin “can sıkıcı” ilk beşini yeniden gündeme getirelim. Hazırsanız buyurun...

SORUN 1
AŞILAMA HIZINDA YAVAŞIZ

BİRBİRİ ardına gelen yeni mutasyonlar dikkate alındığında salgını kontrol altına almamız için ulaşmamız gereken toplumsal bağışıklık oranı yüzde 60’lardan yüzde 80’lere çıkmış durumda. Ve bizim bu rakama ulaşabilmemiz için her gün en az 750 bin ila 1 milyon civarında vatandaşımızı aşılamamız gerekiyor. Oysa biz 300-400 binli rakamlara takılmış durumdayız. Bilelim ki bu rakamlar yetersiz ve endişe vericidir.

SORUN 2
ÜÇÜNCÜ DOZDA DA GEÇ KALIYORUZ

Yazının Devamını Oku

Hangi soruna hangi mineral

Sağlığımızı korumak ve güçlendirmek söz konusu olduğunda aklımıza nedense hemen ve öncelikle vitaminler geliyor.

Oysa en az vitaminler kadar önemli, değerli ve güçlü başka pek çok “SAĞLIK MUHAFIZI”mız var. Bunların ilk sırasını da mineraller (örneğin kalsiyum, magnezyum, selenyum ve çinko) alıyor. İsterseniz gelin bugün köşemizi, çoğumuzun pek de farkında olmadığı o “mineral gücü takımı”nın önemli oyuncularından birine, “MAGNEZYUM”a ayıralım. Hazırsanız buyurun...

İYİ BİLGİ
MAGNEZYUMUN MARİFETLERİ

MAGNEZYUM, sağlık savunma sistemimiz, hastalıklarla mücadele maçına çıktığında bir sağlık oyuncusu olarak sahanın her yerinde görev alabiliyor. Örneğin, geri planda kaleci ya da stoper gibi çalışıp bağışıklığımızı koruyabiliyor. Ya da bir orta saha oyuncusu görevi üstlenip kemik ve kaslarımızı destekleyerek bizi daha güçlü ayakta tutabiliyor. Gerektiğinde de etkili bir forvet oyuncusu görevi görüp sinir sistemimizi aktive ediyor, enerji üretimimizi arttırıyor, gücümüze güç, kuvvetimize kuvvet ekleyerek maçı bizim kazanmamızı sağlayacak golleri de atabiliyor.

UNUTMAYIN

Yazının Devamını Oku

Yürüyelim arkadaşlar

En sevdiğim marşlardan biri, “Dağ başını duman almış / Gümüş dere durmaz akar / Güneş ufuktan şimdi doğar / Yürüyelim arkadaşlar” dizeleriyle ruhuma motivasyon yükleyen o güzelim “Gençlik Marşı”dır.

Günde kaç adım’ tartışması ne zaman gündeme gelse aklıma hep o marş gelir. Görünen o ki o güzelim marş neredeyse yüz yıldır dillerden düşmüyorsa günde kaç adım tartışması da kolay kolay gündemden düşmeyecek. Nedeni bilimsel verilerdeki kafa karıştırıcı açıklamalar. Aslında bilimsel veriler bize hep aynı sonucu söylüyor: “Mutlaka ama mutlaka her gün egzersiz yapın” diyor. Ardından da ekliyor: “Düzenli yürüyüşler, günlük egzersizlerin en etkili, en faydalı ve en kolay uygulananıdır.” Detaylar için buyurun...




YİNE O TARTIŞMA
HARVARD GİTTİ MASSACHUSETTS GELDİ

Yazının Devamını Oku

Delta’yı hafife almayın

Son günlerde hepimizin kafasını karıştıran çok ama çok önemli bir soru var, o soru şu: Günlük kayıplarımız neden azalmıyor?

Ölüm sayıları neden bir türlü 100’lü rakamların altına inmek bilmiyor? Daha da kötüsü 200’lü rakamları bile aşıp 300’lere ulaşabiliyor. Sorunun yanıtı aslında belli: İpin ucunu bıraktık da ondan. Ne maske kaldı, ne fiziksel mesafe, ne de hijyen önlemleri. O eski şarkıda olduğu gibi “Kapıldık gidiyoruz bahtımızın rüzgârına!” bir durumla karşı karşıyayız. Öyle ki bu kötü gidişe benim gibi iyimserler, hatta Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca bile isyan ediyor ve soruyor: “NELER OLUYOR BİZE?



Aslında vaka sayılarındaki artıştan çok daha önemli bir nokta daha var, kayıplarımız beklenenden çok daha yüksek. Peki, neden? Yanıt için yine en güvenli kapılardan birini çaldım, Dr. Mehmet Ceyhan Hoca’yı aradım.

Yazının Devamını Oku

Aşıcılar mı zerdeçalcılar mı haklı

AHMET Hakan, rahmetli S. Demirel’in deyimiyle meseleyi adeta “Keli perçeminden yakalar gibi yakalamış!”, net ve açık olarak soruyor: “AŞI SAVAŞINI ZERDEÇALCILAR MI, KÜRESELCİLER Mİ KAZANACAK?”

Haklı! Sadece halkın değil, tıp camiasının da yoğun bir şekilde yaşadığı mühim bir tartışmadır bu. “Aşıdan yana olanlar, aşı karşıtlarını ‘ZERDEÇALCILAR’ diye yaftalıyor. Aşı karşıtları ise aşı taraftarlarını ilaç firmalarına aracılık yapan küresel sermayenin uşakları olarak görüp onları ‘KÜRESELCİLER’ sözcüğüyle tanımlıyor.” Peki, bu maçı kim kazanır? Zerdeçalcılar mı, küreselciler mi haklı? Ortak bir çözüm var mı? Var!

İYİ BİLGİYENİ BİR SAĞLIK YAKLAŞIMI

ŞU bilgi kesin: Sağlığımız konusunda endişeliyiz, güven kaybı içindeyiz. Yiyip içtiklerimizin sağlıklı olmadığını düşünüyoruz. Sağlığın ticarileştiğinden, hastaneler ve doktorların bizimle ilgilenirken işin ekonomisini fazlaca hesaba kattıklarından endişe ediyoruz. Daha da önemlisi ekmeklerimiz kadar ilaçlarımızın da yeterince güvenli olmadıklarını düşünüyor, sağlık sorunlarımıza “ilaçsız ve doğal çözümler” arıyoruz. Bu endişeler de bizi doğaya, doğal ve geleneksel çözümlere yönlendiriyor. Neticede de ilaçlar yerine bitkisel ürünleri, modern tedaviler yerine geleneksel önerileri, doktor, eczacı ve diğer sağlık profesyonelleri yerine alternatif tıp şarlatanlarını dinlemeye başlıyoruz. Sülük tedavilerinden, hacamat uygulamalarından, şişe çekmelerinden son zamanlarda daha çok medet umar hale gelmemizin nedeni biraz da bu. Peki, işin doğrusu ne? Çözümde orta bir nokta yok mu? “HEM ‘KÜRESEL’ HEM DE ‘YEREL’ OLMAK YANİ MODERN/BİLİMSEL TIP İLE GELENEKSEL VE DOĞAL SAĞLIK ÇÖZÜMLERİNDEN AYNI ANDA YARARLANMAK MÜMKÜN DEĞİL Mİ?” Mümkün! 

BANA GÖRE
ÇÖZÜM ‘BÜTÜNCÜL’ TIPTADIR
BÜTÜNCÜL (İntegratif) tıp yaklaşımı modern tıpla, geleneksel ve doğal tıbbın birlikte ve iç içe çalıştığı, hekimliğin eskiden olduğu gibi bir sanat olarak uygulandığı, çağdaş tıp tedavilerini destekleyici olarak geleneksel ve tamamlayıcı tıp tedavilerinin de devreye alındığı yeni bir sağlık yaklaşımıdır. Bütünleşmeyi sadece modern ve geleneksel tıbbı birleştirmekte değil, başka ortak yaklaşımlarda da arar. O arayıştaki 3 önemli kuralı, 3 temel vazgeçilmezi bir, iki ve üç numaralı kutularda bulacaksınız.

KURAL 1

Yazının Devamını Oku

'Armudun sapı Üzümün çöpü' demeyin

Daha önce de yazdım, ömrü uzatma meselesi birden çok ve son derece karmaşık süreçlerin kesişme noktasıdır ama “hastalıklardan uzak, sağlıklı, keyifli, huzurlu, formda ve fit bir yaşlılık” zannedildiği kadar ulaşılması zor bir hedef değildir.

Üstelik bunun için ödeyeceğimiz bedellerin çoğu, kolay ve ucuz yaşam tarzı seçimleri ve değişimlerinden ibarettir. Ve tabii ki beslenme bu değişimlerin en önemlilerinden biri, muhtemelen de birincisidir. İşte size önemli, basit, sıradan ve uygulanabilir bir örnek: RESVERATROL ve GÜZEL BİR DEMİREL ANISI.




DEMİREL’DEN BİR ANI
TAÇLARDA, BAYRAKLARDA HANGİ MEYVELER VAR

Yazının Devamını Oku

Efsanelerin nihayet sonu geldi

mRNA aşılarının elimizdeki en güçlü aşı alternatifi oldukları konusunda genel bir kanaat var.

Bu kanaate ben de katılıyorum. Usulünce uygulandıklarında ölü virüs ve vektör aşılarına oranla çok daha güçlü, etkili ve muhtemelen de uzun süreli bir bağışıklık sağladıkları fikri bende de var. Diğer taraftan bu aşılarla ilgili “şehir efsaneleri” de “tevatürler” de bir türlü bitmek bilmiyor. Neyse ki ünlü tıp mecmuası “The New England Journal of Medicine”da yayımlanan yeni ve mühim bir araştırmanın sonuçları bu efsanelerin üzerine kocaman ve kalınca bir “çarpı” hatta net bir “çizgi” attı. Kısacası mRNA aşıları (BioNTech ve Moderna) ile ilgili şehir efsanelerinin de sonu nihayet geldi. İsrail’de mRNA aşısıyla aşılanan 885 bin kişiden elde edilen sonuçların net özeti şunlar...

ÖZET BİLGİ
MRNA AŞILARI: NE YAPIYOR NE YAPMIYOR

- BULGU 1: Araştırmada incelenen 885 bin aşılanan kişiden hiçbirinde PIHTILAŞMA sorunu görülmemiş. Kısacası bu aşı pıhtılaşmaya yol açmıyor. Aşılamadan önce ya da sonra kan sulandırıcı kullanmanın hiçbir anlamı yok.

- BULGU 2: Aşılananlarda LENF BEZİ ŞİŞMESİ olasılığı var ama bu olasılık çok çok düşük: 100 binde 78 civarında. Ayrıca şişen lenf bezleri de kısa bir süre sonra kendiliğinden küçülüyor.

-

Yazının Devamını Oku