Besin alerjilerine dikkat

Besin alerjilerine eskisinden daha sık rastlanıyor sanmayın!

Araştırmalar da, alerji uzmanları da besin alerjisi sorununun gereğinden fazla büyütüldüğü düşüncesinde. Özellikle süt alerjisi, peynir, pirinç, mayalı yiyecekler, glüten alerjisi gibi "sanal tanılar" ile birçok insanın gereksiz yere yanıltıldığı, korkutulduğu belirtiliyor. Bunun birçok nedeni var: Birincisi besin alerjisi teşhisinin çoğu kez doktorların değil, kişilerin kendilerinin koymaları.

Çoğu kişi besinlere karşı gelişen sıradan fiziksel reaksiyonları bile besin alerjisi olarak değerlendirip, doktora gitmeden teşhisi kendi kendine koyuyor! İkinci neden besin alerjisini belirlediğini ileri süren ama alerji uzmanları tarafından onaylanmayan, tamamen para kazanmaya odaklı yanıltıcı bazı "gıda intoleransı -gıdalara karşı duyarlılık-" testleri. Bu testleri alerji klinikleri ve uzmanları değil tamamlayıcı tıp merkezleri kullanıyor. Testler bilimsel olarak onaylanmış testler değil. Bu nedenle de "gıda toleransı bozukluğu"nu teşhis ettiği ileri sürülen bu "yanıltıcı testleri" üniversite hastanelerinde, eğitim kurumlarında veya gelişmiş özel laboratuarlarda yaptıramazsınız. Bu testler ile konulan gıda alerjisi tanılarının neredeyse tamamı yanlıştır.

ASTIM BİLE YAPABİLİR

Besin alerjilerinde alerji yapan unsur besinin içindeki proteinlerdir. Bazı kişiler hassas oldukları besinle karşılaştıklarında bağışıklık sistemlerinde bir dizi reaksiyon meydana gelir. Bu reaksiyonun amacı, vücudun "antikor" isimli maddeleri üreterek kendini korumasıdır. Bu antikorlar "histamin" ve benzeri kimyasalların salınmasına yol açar. Bu kimyasallar ise alerji belirtileri olarak bildiğiniz kaşıntı, ciltte kabarma, şişme, burun akıntısı, boğaz yanması ve kalp atışının hızlanması gibi belirtileri oluşturur.

Besin alerjisinin belirtileri bazen çok ağır olabilir. Astım ve benzeri solunum sıkıntıları, inatçı öksürük, solunum güçlüğü ve tekrarlayan aksırma nöbetleri ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda besin alerjisi, karında şiddetli gaz ve kramp, karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve benzeri sindirim sistemi belirtilerine de yol açar. Cilt döküntüleri de sık görülen belirtilerdir.

Bir kez daha hatırlatalım: Besinlere karşı toleranssızlık sonucunda artrit, bağırsak mantarı, cinsel organda akıntılı mantar enfeksiyonu, idrar yolları ve kulak enfeksiyonları ya da bazı davranış sorunlarının oluşabileceğini bilimsel çalışmalar doğrulamamıştır. Yukarıdaki durumlara benzer sorunlarınız nedeniyle size besin allerjisi veya intoleransı testleri önerildiğinde bunları yaptırmadan önce bir alerji uzmanıyla görüşün. Yoksa hem paranızı hem de zamanınızı boşa harcarsınız.

Yüz felci nedir

Yüz felci ya da "bell paralizisi" dediğimiz tabloda yüzün bir yarısında kuvvet kaybı oluşmaktadır. Yüz sinirinin enflamasyonu ve şişmesi sonucu, sinirin işlevleri bozulmakta ve felç ortaya çıkmaktadır. Yüz sinirimiz sağ ve sol yanda olmak üzere iki tanedir ve yüzümüzün mimik kaslarının fonksiyonlarını, tad alma, göz açıp-kapama gibi işlevlerin düzgün şekilde yapılmasını sağlamaktadır.

Hastalığa genellikle viral enfeksiyonlar neden olmaktadır. Yüz felci yavaşça ilerleyen bir tablo şeklinde gelişir. Yüzün bir yarısında uyuşukluk, kulak çevresinde ağrı, tad duyusunda bozulma ile başlayıp, genellikle 48 saat içinde belirginleşmektedir. Tablo yerleştiğinde hasta yüzün bir yarısında gözünü açıp kapamada, dişlerini gösterme ya da ıslık çalma fonksiyonlarında zorluk çekmeye başlar. Bir yanda ağız köşesinin düşük olduğu, felçli tarafta gözün tam olarak kapatılamadığı gözlenir.

Yüz felci tanısı doktorunuz tarafından muayene ile konur. Teşhis aşamasında yapılan muayenenizde yüz siniri felci dışında bulgular saptanmamalıdır. Hastalığın erken döneminde kortizon içeren ilaçlar önerilmektedir. Unutulmaması gereken nokta ise; eğer felç nedeniyle gözünüzü kapatamıyorsanız, mutlaka tozlardan ve dış etkenlerden gözünüzü korumanız gerekliliğidir. Bunu gözlük, göz bandajı gibi araçlarla yapabilirsiniz. Açık kalan gözün kurumaması için de önlem alınması gerektiği hatırda tutulmalıdır.

Hastaların çoğunda şikayetler ikinci haftadan itibaren düzelmeye başlamakta ve bu düzelme altı aya kadar sürebilmektedir. Ancak, nadiren de olsa felce ait bulguların tamamen düzelmeyebileceği unutulmamalıdır.

Prof. Dr. Ayşe ALTINTAŞ

Tanıtıcı künye şart

Özellikle süt, yumurta, balık, kabuklu deniz ürünleri, buğday, baklagiller ve fıstık ezmesi ile besin alerjilerinin daha sık oluşabileceğini unutmayın. Böyle bir durumla karşılaştığınızda acil tıbbi yardım isteyin. Ayrıca böyle bir duruma karşı evinizde "alerji atağı tedavisinde kullanılan ilaçlar" bulundurmayı düşünün. Ağır alerjik reaksiyonlar gösterebilen aile bireyleriniz çevresindekileri bilgilendirecek tanıtıcı bir künye veya kolye takmayı düşünmenizde de yarar var.

Antidepresanlar kilo artışını kolaylaştırabiliyor

Klinik gözlemler antidepresan kullanan hastaların daha kolay kilo aldığını desteklemektedir. Bu ilaçları kullanmaya başladıktan sonra kilosunu yönetmekte zorlanan hastaların sayısı oldukça fazladır. Bununla birlikte antidepresanlarla kilo artışı arasındaki ilişki net değildir. Bazı antidepresanların daha az, diğerlerinin daha fazla kilo artışı yaptığını ileri sürenler var. Örneğin, eski nesil trisiklik antidepresanların, yeni nesil antidepresanlara kıyasla daha fazla kilo aldırdığı belirtiliyor. Yeni nesil antidepresanlar içinde kilo artışı ile ilişkili olduğu bilinenlerin başında ise paroksetin içeren ürünler geliyor.

Bununla birlikte bazı hastalarda depresyon nedeniyle ortaya çıkan yeme bozukluklarının antidepresan tedavi ile de düzelmesi mümkün. Bazı uzmanlar depresyon sırasında kaybedilen kiloların tedavi ile geri alındığını, suçun antidepresanlarda olmadığını ileri sürüyor. Eğer antidepresan kullandıktan sonra kilo almaya başladıysanız ilacınızı kesmeyin ama bu sorundan doktorunuzu haberdar edin. Doktorunuz gerekli gördüğü taktirde ya doz ayarlaması yapacak ya da ilacınızı değiştirecektir.


Dr. Evren ALTINEL

Yoğurt bağırsaklara iyi geliyor

Yoğurt, süte bazı bakteri türlerinin ilave edilmesiyle elde edilen çok değerli bir besindir. Güçlü bir kalsiyum, vitamin ve protein kaynağı olmasının ötesinde mükemmel bir bağırsak dostudur. Yoğurt üretiminde kullanılan bakteriler sütteki laktozu laktik aside dönüştürür. Yoğurda ekşimsi tadını ve özel kıvamını veren şey "laktik asit"tir. Yoğurt yapımında kullanılan bakteriler arasında bağırsağa dost, iç dengeyi iyileştiren, bağışıklığı güçlendirip bağırsağın yapısını destekleyen, iyi huylu bakteriler de bulunur. Özellikle bifido bakteri ve laktok basillerden zengin yoğurtların sağlık yararları fazladır.

Bu peribiyotik bakterilerin sinirsel kolit, mutsuz bağırsak hastalığı, hassas bağırsak sendromu gibi isimlerle tanınan bir soruna da iyi geldiği anlaşılıyor.

Karında şiddetli gaz ve şişkinlik atakları, kramplara bağlı ağrılar, ishal veya kabızlık gibi değişimlerle yaşam kalitesini önemli ölçüde azaltan bu hastalıklarda peribiyotiklerden zengin yoğurtlar, kabızlık, ishal, gaz, şişkinlik gibi sorunların azalmasını sağlıyor.

Peribiyotik bakteriler geleceğin doğal ilaçlarıdır. Bizim düşüncemiz bu bakterilerin sadece hassas bağırsak sendromunda değil daha pek çok sağlık sorununun çözümünde kullanılabileceğidir. Midede H. Pylori adlı bakterinin çoğalmasına engel olarak reflü probleminin kontrolünü kolaylaştırarak seyahat ishallerinin iyileşmesini hızlandırarak da faydalı olan bu bakterileri içeren besin desteklerini veya bu bakterilerle zenginleştirilmiş yiyecek ve içecekleri önümüzdeki dönemde çok sık konuşacağız. Bu alanın adı çoktan kondu bile: "Peribiyotik terapi"

BİR SORU/BİR CEVAP

Kalsiyum tabletleri mi, yiyecekler mi

Kemik yoğunluğu kaybını azaltmak için vücudunuza daha çok kalsiyum kazandırmak istiyorsanız kalsiyum destekleri yerine kalsiyumdan zengin süt, yoğurt, peynir ve yeşil yaprakları yiyecekleri tüketmeye gayret edin. Kalsiyum tabletleri kemik sağlığı için gerekli olan D vitamini, magnezyum ve fosfor gibi önemli diğer besin unsurlarını içermez. Besinlerle aldığınız kalsiyumun kemiklerinize ulaşma ihtimali daha yüksektir.

DİYET GÜNLÜĞÜ

Sorularınız için: Tel: (0212) 236 73 00

Diyet yaparken hiç şeker tüketmiyorum. Vücudumun şekere ihtiyacı yok mudur? Bir sağlık sorunum olur mu?

Şekeri meyveden alabilirsiniz

Şekerin diyet yaparken en çok karşılaşılan "diyet sabotajcısı" olabileceği genel bir yargıdır. Günlük alınan kalorinin çok önemli bir kısmı (yüzde 55-60’ı) karbonhidratlardan gelmektedir. Şekerin de içinde bulunduğu ekmek, meyve, patates, pilav, makarna gibi yiyecekler iyi birer karbonhidrat kaynağıdır. Sağlıklı bir beslenme planının içinde ekmek değişimlerinin kullanılması ve meyve porsiyonlarının kişiye uygun bir biçimde verilmesi şeker (bütün karbonhidratların vücutta kullanılan şekli glikoz) ihtiyacını karşılayacaktır. Karbonhidrattan gelen enerjinin vücutta verimli bir şekilde kullanımı posası yüksek halleri ile tüketilmesi ile sağlanır.

Beyaz ekmek yerine esmer ekmek çeşitleri, kabuklu yenilebilen meyvelerin kabuğu ile birlikte tüketilmeleri alınan enerjinin gün boyu işinize yaramasını sağlayacaktır. Basit şeker olarak adlandırılan çay şekeri şekerin rafine edilmiş şekli olup günlük kalori alımına ek yapmasından başka bir fayda sağlamayacaktır. Diyet yaparken belki de faydalanılacak en son enerji kaynağıdır ve kan şekerinizde yapacağı dalgalanmalar ani açlıklarınızın nedeni olacaktır. Bizim tercihimiz basit şekerden gelecek enerjiyi taze meyveden 1 porsiyon daha fazla verebilmektir. Kan şekerinizde oluşabilecek ani düşmelerde (hipoglisemilerde) 1 çay bardağı kadar meyve suyu içerek uzun zaman beklemeden bir ana öğün yapın. Unutmayın! Kan şekerinizi yükseltmesi için basit karbonhidrat ağrılıklı yiyecek (kek, kurabiye, bisküvi, gofret, poğaça) tüketmek yanlış bir seçimdir.

niluferinceis@yasasinhayat.org

Diyette ekmek grubundan sadece ekmek tüketmem mi gerekiyor. Ekmek yerine neler olabilir?

Ekmeğin yerini tutan besinler

Beslenme programında size göre hazırlanmış porsiyon miktarları yer alır. Önemli olan bu porsiyonu gün içinde yiyecek ve içeceklerle tamamlamaktır. Öğün saatleri, düzeni ve yiyecek seçimleriniz de çok önemli. Eğer şeker ile ilgili bir sorun yani hipoglisemi veya hiperglisemi sorununuz yoksa ekmek grubunda rahatlıkla değişiklik yapabilirsiniz. Eğer böyle bir probleminiz mevcut ise glisemik indeksi düşük olan değişimlerden yararlanmanız gerekiyor.



1 dilim (30 gr) ekmek yerine geçenler:

2 yemek kaşığı pirinç

3 yemek kaşığı bulgur*

2 yemek kaşığı makarna

3 yemek kaşığı kepekli makarna*

Çeyrek simit

2 adet pötibör bisküvi

4 adet diyet kepekli bisküviler*

1 orta boy patates (100g)

1 orta boy haşlanmış mısır

* Glisemik indeksi düşüktür.

Bu seçenekler artırılabilir. Yani siz artık diyetinizde makarna, börek, pilav yiyebilirsiniz. İyi bir beslenme eğitimi bu değişimlerden yararlanmanızı kolaylaştıracaktır.

gunes@yasasinhayat.org

GENÇ KAL GÜZEL OL

Cildinizin yeni ustası

Benfotiamin, B1 vitamini Tiamin’in özel bir formudur. Japonya’da alkol ve diyabete bağlı ağrılı sinir hastalıklarını tedavi etmek amacıyla geliştirilmiştir. Benfotiaminin kan şekeri oynamalarını ya da başka sebeplere bağlı cilt yangısal süreçlerini de azaltabileceğini düşünenler var. Uzmanlar, bu doğal maddenin ciltte iltihapsal süreçleri baskılayabildiğini gösterdiler. Bu yönüyle benfotiamin, alfa lipoik asit gibi çalışmaktadır. Herhangi bir yan etkisi olmayan bu doğal ürünü ağız yoluyla kullanmak tavsiye edilmektedir. Almanya’da üretilen ve "milgamma" ismiyle pazarlanan benfotiamin tabletlerinden yararlanmanız mümkündür.

Sıcak hava uykuyu bozar

Hava sıcaklıklarındaki artma sadece gündüz saatlerinde değil geceleri de yaşam kalitenizi düşürebilir. Aşırı sıcak, uyku bölünmelerine neden olabilir. Eğer sıcağa bağlı uyku sorunlarıyla daha az karşılaşmak istiyorsanız aşağıdaki önerilerden yararlanabilirsiniz:

Akşam yemeğini hafifletin.

Akşam saatlerinde alkol kullanmamaya çalışın.

Su içmeyi ve sulu şeyler yemeği unutmayın ama yatmadan iki saat önce sıvı alımını azaltın.

Odanızı havalandırmaya çalışın. Bunu mümkünse soğutma cihazları kullanmadan yapın.
X

Bana biraz müsaade

Etrafımızdaki korona çemberi daraldıkça hekim olarak bize düşen görevler de doğal olarak arttı.

Neticede daha fazla mesleki faaliyet için yazılara biraz ara verip okurlardan kısa bir mola isteme zamanı geldi. Çok değil, sadece 4 günlük bir mola istiyorum. Pazartesi bu köşede yine hep birlikte başta korona olmak üzere sağlık gündemini değerlendireceğiz. Saygı ve sevgiyle...

Yazının Devamını Oku

Maske ‘su’ mesafe ‘ekmek’tir

Rakamlar korkutucu.

Rakamlar can sıkıcı. Her ne kadar rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’den “Doktor, ferdaya güzel bak!” talimatı almış olsam da maalesef önümüzdeki günlerin güzel olabileceğini düşünmüyorum. Bizi ağır hem de çok ağır bir kış bekliyor. Zira sadece İstanbul’dan değil hemen her ilden kötü haberler geliyor. Bu nedenle bir an önce derlenip toparlanmamız, aklımızı başımıza almamız ve önümüze konulan koruyucu tedbirleri kendi irademizle uygulamaya koymamız lazım. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda kullandığı bir cümle benim için çok önemli, siz de önemseyin derim. Sayın Vali’nin de belirttiği gibi önümüzdeki günler için maskeye “su”, mesafeye ise “ekmek” kadar önem vermemiz lazım.



BİR SORU
KAFAM NEDEN SEPET GİBİ

Yazının Devamını Oku

COVID-19’da ölüm oranları neden düştü

Sadece bizde değil, hemen her ülkede COVID-19’a bağlı ölüm oranlarında fark edilir bir düşme var.

Ama bilelim ki rakamlardaki bu azalma “virüsün ölümcül gücünün” azalması ile bağlantılı değil. YENİ KORONAVİRÜS BUGÜN DE HÂLÂ AYNI DERECEDE TEHLİKELİ VE ÖLÜMCÜL. Ölüm oranlarındaki düşmenin de virüsteki güç azalmasından, virüsün kolunun kanadının kırılmasından ziyade yeni gelişen bazı değişimlere bağlı olduğu kesin. O değişimlerin neler olduğuna gelince. ntv.com.tr’de Ayşegül Engür Dahil, bu konuda güzel bir yazı hazırlamış. Bugün size o yazıdaki çok değerli bulduğum bilgileri özetleyerek aktaracağım. Buyurun... 



İYİ BİLGİ
VAKA SAYILARI ARTIYOR, ÖLÜM ORANLARI DÜŞÜYOR! PEKİ NEDEN

Yazının Devamını Oku

Virüs aldatmaya devam ediyor

“Yeni koronavirüs”ün her geçen gün “yeni bir numarası” ortaya çıkıyor.

Geçtiğimiz günlerde bu köşede, enteresan virüsün hastalığı hafif geçirdiği bilinen çocuk ve gençlerde IQ seviyesini düşürebileceğinin anlaşıldığını yazmıştım. Çocuk ve gençlerde görülen bu şaşırtıcı IQ kaybının da bazen yüzde 10’ları bulabileceğinin altını çizmiştim. Şimdi de virüsün yeni ve şaşırtıcı bir başka hüneri(!) daha ortaya çıktı. O hüner de şu...




ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Babasının oğlu

Bugünlerde sık duyduğumuz ve çok sevdiğimiz bir cümle var: “TÜRKİYE VE AZERBAYCAN İKİ DEVLET BİR MİLLETTİR”

Bu cümlenin mimarları ise 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel ile Azerbaycan’ın rahmetli cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’dir. Bu iki değerli devlet adamının arasındaki yakın dostluğun en yakın tanıklarından biriyim. Bu dostluk hep vardı ama Haydar Aliyev’in 1999’da geçirdiği o önemli rahatsızlıktan sonra daha da kökleşti. Bu satırların yazarı da bugünün Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de o hastalık döneminde tanıştı, yakın bir dostluk oluşturma fırsatı buldu. Hastalık ve sonrasının hikâyesine gelince...



BİR ÇAĞRI
ACELE DOKTOR YETİŞTİRİN!

1999

Yazının Devamını Oku

Bakan müjdeyi verdi... Koronada Çin aşısı aralıkta Türkiye’de

Bakan Koca, koronavirüs için ilk aşamada daha güvenli bulduğu Çin menşeili “CoronaVac” ile işe başlamayı düşünüyor. Bence bu iş bitmiş. 5 milyon doz Çin kökenli koronavirüs aşısı aralıkta devreye girecek. Arkasından da 5’er milyon dozluk yeni uygulamaların başlayacağı anlaşılıyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile önceki gün Bursa’da yaptığım görüşmede salgında son duruma ilişkin farklı konuları etraflıca tartışma fırsatı buldum. Bakan, her zaman olduğu gibi sorularıma net yanıtlar verdi. Görüşmenin beni memnun eden en önemli bölümü ise aşılarla ilgili söyledikleri oldu. Bu gelişmelerden grip aşısına ilişkin notlarımı dün sizlerle paylaştım. Yeniden özetleyeyim: Anlaşılan o ki Sayın Bakan ve ekibi “en az 3 milyon doz grip aşısı” rakamına ulaşmada kararlılar. Eğer sıkıntılı bir durum söz konusu olursa da bu rakamın daha da artabileceği düşüncesindeler. Peki, esas meseleye yani “Korona aşısı ne zaman gelecek?”, “İlk aşamada muhtemelen kaç doz aşı uygulanabilecek?” sorularının yanıtına gelince... Buyurun.




İYİ HABER 1

Yazının Devamını Oku

Ben sordum bakan anlattı... A'dan Z'ye grip aşısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa ziyaretine katıldım, grip aşısıyla ilgili akıllardaki soruları kendisine ilettim. Üretiminden koruma gücüne, ilk aşamada kimlere yapılacağından bu yıl Türkiye’ye kaç doz aşı getirileceğine kadar tüm soruları sabırla yanıtladı...

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa’ya yaptığı inceleme seyahatine katılma fırsatı buldum. Bursa Valisi, belediye başkanı, il sağlık müdürü ve diğer ilgililerle yaptığı toplantıları dikkatle izledim. Önce beni çok rahatlatan şu gözlemimi sizinle de paylaşmak isterim: Son rakamlardan Sayın Bakan da bir hayli tedirgin. Özellikle toplantılar sonrasında yaptığımız baş başa görüşmede İstanbul’daki son rakamların onu ciddi ölçüde endişelendirdiğini fark ettim. İstanbul’daki krizle ilgili düşüncelerini yarın paylaşacağım. Görüşmemizde Sayın Bakan’la pek çok konuyu konuşma ve tartışma fırsatım oldu. Samimi olduğunu düşündüğüm yanıtlarını bugün ve yarın sizinle detaylı olarak paylaşacağım. Bugünün ana konusu olarak “grip aşısı konusundaki son gelişmeler”i seçtim. Ayrıca şu noktaların altını da kalınca çizmem lazım:




Fahrettin Koca hâlâ ilk günkü gibi samimi. İlk günkü kadar heveskâr. İlk günkü gibi gayret ve çalışkanlığını sürdüren bir tavır içerisinde. Ayrıca “eleştirilere açık” bir tutum sergilemeyi de ısrarla sürdürüyor. Grip aşısı ve konuyla ilgili son değerlendirmelere gelince...


Yazının Devamını Oku

İşler iyi gitmiyor

GEÇEN haftada da yazdım, daha doğrusu uyardım: Bu kış zor geçecek. Üzülerek belirteyim, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük vaka rakamları endişemi doğruluyor. Son bir haftada sadece İstanbul ve çevresinden değil, Türkiye genelinden gelen haberler de iç açıcı değil. Özellikle son 3-4 günün rakamları o korkulan “ikinci dalga”ya işaret etmese bile, bilelim ki can sıkıcı yeni ve büyük dalgaların habercisi gibi görünüyor. Kısacası önümüzde bizi bekleyen “karanlık bir kış” var. Peki ne yapmalı?

OSMAN HOCA UYARIYOR
TÜNELDE BİR IŞIK VAR AMA...

SADECE pandemi sürecini yönetenlerin değil, ortaya çıkabilecek olumsuzlukların neticesine katlanacak olan bizlerin de şapkalarımızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz lazım. Bir süre önce varlığına işaret edilen “ışığın” bu karanlık tünelden çıkışımızın değil de hızla üstümüze gelen şiddetli ve büyük yeni dalgaların habercisi olması mümkündür. Aslında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sıkıntıyı aylar önce işaret etti. Daha yaz başında “Gemiyi kıyıya yaklaştırdık ama limana sağ salim ulaşabilmemiz için bazı fedakârlıklar yapmamız lazım. O fedakârlıkları yapmazsak eğer kıyıya çıkmamız uzayabilir!” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama da yaptı. Önerim şu: Gelin hiç olmazsa bu mühim dönemde hata yapmayalım. Gelin bu vurdumduymazlıktan, bu kayıtsızlık ve bıkkınlıktan vazgeçelim. Tedbirleri gevşetmek bir yana, daha da sıkılaştırmanın yollarını bulalım. Sürecin bundan sonrasını “toplumsal bir savaş” olarak algılayalım, planlayalım ve sürdürelim. Yoksa “Osman Hoca demedi!” demeyin, başımızın fena halde belaya gireceği günler yakındır.

İTİRAF EDELİM

GEÇ KALDIK!

GERİYE bakmayı pek sevmem. Zira “hayat hocam ve mentorum” 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel, bana şu öğüdünü adeta ezberletmiştir: “Arkana bakarak önünü göremezsin.” Kesinlikle inandığım ve uyguladığım iyi hayat yaklaşımlarından biridir bu. Ama iyi bilirim ki zaman zaman da geleceği planlarken şöyle bir arkaya dönüp bakmak ve geçmişteki hataları belirleyip, ders alıp o hataları tekrarlamamak da önemlidir. Pandemi sürecinde de bazı hatalar yaptık. İlk hatalarımızdan biri ise daha en baştan maske meselesinin önemini kavrayamamamız oldu. Ben dahil pek çok uzman -aramızda istisnalar olsa da- hijyen ve sosyal mesafe meselesini vurgularken, “Maskesiz olmaz arkadaş” demekte bir hayli geç kaldık. İtiraf edelim ve kabullenelim: Bu geç kalma yanlışını sadece biz değil, yetkililer de yaptı. Ayrıca bu büyük yanlışa sadece biz düşmedik. Hemen her ülke aynı yanlışı yaptı. Ve ne yazık ki bu mühim yanlış herkese pahalıya patladı. Kanaatim o ki pandeminin bu kadar uzaması ve ağırlaşmasında maske takmada geç kalma yanlışımız da çok etkili oldu. Peki, şimdi ne yapmalıyız? “Zararın neresinden dönerseniz kâr sayılır” deyimine sadık kalmalı, maskelerimize sıkı sıkı sarılmalı, “Maskesiz olmaz arkadaş!” cümlesini her gün en az on defa tekrarlamalıyız.

Yazının Devamını Oku

Pandemiye ‘psikolojik zırhta’ ilk 10

Şu kesin: Küresel bir afet yaşıyoruz ve anlaşılan o ki bu ne zaman neticeleneceği meçhul bir afet.

Aşı ve ilaç konusunda olumlu bazı gelişmeler bizi ne kadar umutlandırırsa umutlandırsın, özellikle yaklaşan kış nedeniyle daha dikkatli ve yoğun, eskisinden daha farklı ve ayrıntılı, sosyal yönü daha detaylı yeni bazı pandemi stratejileri oluşturmamız gerekiyor. Bu stratejilerin önemli bir ayağını da çok güçlü bir “psikolojik zırh” oluşturuyor. Ancak o zırh sayesinde ruh sağlığımızı garanti altına alabileceğiz. Peki o zırhı nasıl oluşturacağız? Pandemiye ruhsal bir defans geliştirirken hangi ayrıntılardan faydalanacak, hangi yanlışlardan uzaklaşacağız? Bu sorularının yanıtlarını Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nün hazırladığı bir çalışmada buldum ve sizinle de paylaşmaya karar verdim. Buyurun...



İLK 5
ENDİŞENİZİN DOZUNU ARTTIRMAYIN

1.

Yazının Devamını Oku

Bu kış oldukça zor geçecek

Daha önce de belirttim, bu virüs de benzerleri gibi en çok ortamdaki virüs yüklü görünmez su damlacıklarının solunmasıyla bulaşıyor.

Bu damlacıklar ise ultraviyole ışığının yoğun olduğu, güneşli ortamlarda, hele hele bir de hava kuru ve sıcaksa daha kısa sürede etkisiz hale geliyor. Ben dahil pek çok uzmanın geçtiğimiz yaza umut bağlamamızın nedeni de zaten bu idi. Ama sıcak yaz ayları bile düşündüğümüz faydaları maalesef getirmedi, getiremedi. Kışa gelince... Peşinen ve üzülerek belirtelim: Bu kış çok zor geçecek.




KISA BİLGİ
KIŞI ZORLAŞTIRAN NE?

Yazının Devamını Oku

COVID-19 beyin sisi yapar mı

Son birkaç ayda üst üste yayımlanan vaka raporlarına bakılırsa “Yapabilir” diyebiliriz.

Son zamanların popüler nörolojik sorunu “beyin sisi”, COVID-19 enfeksiyonunu geçirenlerde de görülebiliyor. COVID-19’u aylar öncesinde geçirmesine rağmen hâlâ kendini sanki bir “demans/bunama hastası” gibi hisseden, “yorgun, isteksiz, keyifsiz, düşüncelerini toparlamakta güçlük çekip öfke kontrolünde zorlanan, neticede de hızlı ve ölçüsüz tepkiler verebilen, odaklanma ve konsantre olmada zorlanan” pek çok insan var. Konu o kadar güncel hale geldi ki ardı ardına birçok önemli gazetede (The New York Times, The Guardian, The Independent) haber konusu oldu. Peki sorunun detaylarında neler var? Merak ediyorsanız buyurun...




İYİ BİLGİ
SORUN: POST VİRAL SENDROM 

BAZI virüs enfeksiyonları iyileştikten sonra bile bedensel ve ruhsal sorunlar oluşturabilirler. Sıradan bir soğuk algınlığı, grip ya da ağır geçirilmiş bir başka viral enfeksiyonu takiben gelişen yorgunluk, en sık görülen belirtidir. Yorgunluğa çoğu zaman kafa karışıklığı, baş ağrıları, yüksek volümlü seslere tahammülsüzlük, konsantre olma ve odaklanmada zorlanma, unutkanlık, eklemlerde ve kaslarda sertliğin eşlik ettiği ağrılar ve benzeri şikâyetler de eşlik edebilir. Hastaların çoğu kendilerini üzgün, yorgun hatta bazen de depresif hissettiklerinden bahsedebilir. Bu tür sorunlarla en çok da o viral enfeksiyonu ağır geçiren orta ve ileri yaşlı kişilerde rastlanır. Post-viral sendroma bağışıklık sistemi zayıf olanların daha sık yakalandığı da iyi bilinir. Post-viral sendromun en çok hedeflediği sistemin ise “sinir sistemi” olduğu kesindir. Sisli beyin de post-viral sendromun parçası olabilir. Peki neden?

Yazının Devamını Oku

Streste de ‘doz’ çok önemli

Zor günlerden geçiyoruz. Neredeyse 1 yıla yaklaşan “pandemi baskısı” hepimizi fena halde bunaltıyor.

Neticede de ister istemez ne kadar dirençli, dikkatli, eğitimli olursak olalım, anında “stres meselesi” ve onun yanında sağlık sorunları devreye girmeye başlıyor. Kaçınılmaz olarak da “kaygı sorunu” bir karabasan gibi üzerimize çöküveriyor. Stres de kaygı da önemli. İkisine de önümüzdeki günlerde sık sık değineceğim. İsterseniz gelin, önce en yaygın olanından, stres meselesinden, bir başka deyişle “stres sarmalı”ndan başlayalım. Buyurun...

İYİ BİLGİ
NEDİR BU STRES MESELESİ

STRES sözcüğü sağlık/hastalık literatürüne 1900’lü yıllarda girdi ama stresin var oluşumuzdan beri bizi etkilediği kesindir. Basitçe, “herhangi bir nedenle herhangi bir zamanda ruhumuz ve bedenimize zarar veren her şey ve bunlara karşı beden ve ruhumuzda gelişen istem dışı her türlü değişimi” stres başlığının altına rahatça koyabiliriz. Stresin latince “estrictia” sözcüğünden türetildiği biliniyor. Esas olarak da “sıkıca sarıp sarmalamak, sarmalanmak, sıkıştırmak, sıkıştırılmak” anlamına geliyor. Ama biz günlük yaşamda bu sözcüğü “basınç, sıkışma, dert, keder, gerilim, zorlanma ve daha pek çok durumda” kullanıyoruz. Peki süreç nasıl başlıyor, nasıl gelişiyor?

Yazının Devamını Oku

Yağmurda ıslanan maske işe yaramıyor

Malum, sonbaharla birlikte yağmurlu günler başladı.

Yağmurlu havaların pandemi açısından da bir önemi var. O da şu: Koruyucu maskelerin etkisi yağmurda ıslandıkları takdirde ciddi ölçüde azalabiliyor. Zira çok iyi biliniyor ki nemli ve ıslak maskelerin koronavirüsü filtre etme yetenekleri minimuma iniyor. Bu da koruyucu özelliklerini ortadan kaldırabiliyor. İşte bu nedenle yağmur nedeniyle ıslanan maskelerin süratle değiştirilmesinde fayda var. Aklınızda olsun, nemlenen maskeler bile gücünü kaybedebiliyor.



HATIRLATMA
COVID-19 UZAYABİLİYOR 

BİLİNDİĞİ

Yazının Devamını Oku

Trump çabuk mu iyileşti

Trump, COVID-19 teşhisinden sonra gelişebilecek muhtemel bazı sorunlara karşı önlem olarak Walter Reed Hastanesi’ne yatırılarak tedavi edildi.

Başlangıçta başkanın sağlık durumunun ciddi olduğu söylense de tedavi kısa sürdü, Trump birkaç günde taburcu oldu. Ne var ki uygulanan tedaviler hakkında ABD’li uzmanlar arasında hâlâ ciddi görüş ayrılıkları var. Çoğu uzman ortada bir “VIP sendromu” durumu olduğunu ve başkana gereksiz yere çok ağır tedaviler uygulandığını ileri sürüyor. Bazı uzmanlar da tam tersine ortada ciddi bir durumun olmadığı, sürecin siyasi nedenlerle bilerek büyütüldüğü düşüncesindeler. Peki kim haklı? Yapılan tedavilerde gerçekten bir aşırılık (over terapi) söz konusu olabilir mi? Bana göre, hayır! Zira başkan Trump ,“70’i geçen yaşı, kilo fazlalığı, ılımlı düzeyde de olsa yaşadığı hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi sorunlar” nedeniyle otomatik olarak risk grubuna alınabilir. Ve doğal olarak da risk grubundaki hastalara neler yapılıyorsa ona da aynı tedaviler uygulanabilir.




KISA BİLGİ
TRUMP’A HANGİ İLAÇLAR VERİLDİ

Yazının Devamını Oku

Yürüyelim mi koşalım mı

Daha önce de yazdım ama tekrarda fayda var:

Ben, “insanların yürüyerek, ceylanların koşarak, balıkların da yüzerek egzersiz yapmalarının daha faydalı olacağına” inananlardanım. Farklı fikirde olanlara da saygı duyarım. Koşmayı değil yürümeyi tercih etmemin sebebi şu: Uzun süreli koşmanın böbrek üstü bezlerimizi aktive ederek stres hormonu kortizolün salgılanmasını arttırabileceği biliniyor. Örneğin, maraton koşucularında ciddi kortizol patlamalarının yaşandığı net ve açık olarak gösterildi. Koşunun bedene verebileceği hasar sadece kortizol yükünü arttırmakla da kalmıyor. Uzun süreli koşular, bedeni paslandıran, bizi daha erken yaşlandıran serbest radikallerin üretimini de arttırabiliyor. Aklınızda olsun, koşmayan birinin de günlük serbest radikal üretim miktarı 1 kilodan fazla. Eğer illaki koşmak istiyorsanız uzun süreli koşmalar yerine kaslarınızı zorlayabilen yüksek yoğunluklu, kısa süreli koşuları deneyin. Bu tür egzersizler hakkında bilgi edinmek istiyorsanız da “yüksek yoğunluklu interval egzersizler” konusunda daha çok bilgilenmeye gayret edin.




İYİ BİLGİ

Yazının Devamını Oku