Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Benim sambacım işini bilir

Pirelli’nin ‘çıplak kızlarıyla’ dillere destan takvimlerinin 2005 baskısının galası için bir haftadır Rio De Janerio’daydım.

Gala yemeği ve Pirelli 2005 takvimi ile ilgili ayrıntıları (Tabii ki takvim kızlarıyla ilgili olanları da) yarın Hürriyet Cumartesi’de okuyacaksınız. Burada gelin ‘Rio’da ne gördüm, ne yedim, ne içtim’ yapalım. Bir hafta yaşadıktan sonra söylüyorum, Rio De Janerio gerçekten çok keyifli bir şehir. Rio’nun keyfini sürmek isteyenleriniz olabilir, öğrendiklerimizi paylaşalım ki Rio’nun hakkını daha iyi verin.

Rio’ya Türkiye’den ulaşmak neredeyse 14 saat. Biz Air France’la uçtuk. Önce 4 saat Paris, sonra 10 saat Rio. Yaşadığım en iyi Air France uçuşuydu. Genellikle Air France’la yıldızım barışmaz ama bu kez aldığım hizmet çok iyiydi. Sezar’ın hakkı Sezar’a.

Rio’ya indiğimizde sabahtı. Brezilya parası real almak için döviz bürosuna yönelmiştik ki, taksi bürosundaki kadın ‘gel gel yaptı’. Gittim. ‘Bizde daha ucuz, hem takside de indirim yaparım’ dedi. O an Brezilya’da da ‘Benim sambacım işini bilir!’ diyen bir yönetim anlayışının olduğunu hemen anladım. Teklif tahrik ediciydi. 1 doları 2.70 realden bozdurup, taksiye bindik. Hedef Sofitel Rio.

Sofitel Rio güzel bir otel. 24 yıl önce inşa edilmiş. Olduğu gibi Copacabana kumsalına hakim. Kapalı ve açık havuzu var. Çalışanları çok yardımsever. Gerçi Rio’da herkes çok güleryüzlü, çok yardımsever. 172 milyon nüfuslu Brezilya’nın insanı da bizim gibi sıcakkanlı.

BU POPO BAŞKA POPO

Bugünlerde Rio yaza hazırlanıyor. Hava parçalı bulutlu, yağmurlu. Bir haftada bir gün güneş yüzünü gösterdi. Hava bunaltıcı ama. Hele de poposu açık, göğsü açık kadınları gördü mü daha fazla bir bunalacağı geliyor insanın.

Nerede televizyonda gördüğüm o güzel sambacılar anlayamadım. Benim gördüğüm Brezilya kadını hiç de güzel değil. İnsanın vücudu güzel olur, her yerini açar. Brezilya kadını hem kel hem fodul.

Brezilyalı kadınların tek ilginç yerleri popoları. Ben böyle garip, kalkık, vücuduna ‘hadi kalk gidelim’ diyen bir popo şekli başka bir millette görmedim. Sanırım yıllardır Afrikalı, Avrupalı, Güney Amerikalı aynı kapta iç içe geçince ortaya böyle farklı bir popo klasiği çıkmış. Küçüğü iyi de büyüyü bayağı bir gözleri zorluyor. Bir de kendilerini bilseler.. Koca çıkık popolu kadınlar niye dapdaracık pantolonlar giymekte ısrarcı davranırlar anlamam. Bir yerlerine ‘Çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür dileriz’ yazsalar kendilerini affettirmeleri mümkün değil.

Rio’nun seyyar satıcısı çok meşhur. Copacabana sahilinde yürürken mayo dahil her türlü eşyanın seyyar satışını görmeniz mümkün. Ne isterseniz... Fındık, fıstık, hellim peyniri, mısır, tişört, incik boncuk, terlik, ayakkabı... Hepsi saygılı çocuklar ama, ‘istemiyorum’ dedin mi bir daha hiçbiri yanınıza dolaşıp sık boğaz etmiyorlar.

ANANASIN DÖNERİ BİLE VAR

Brezilya, hindistan cevizi ve ananas cenneti. Her yerde bir hindistan cevizi yardırıp içine de kamış sarkıtıp hüüüp diye içinize çekmeniz mümkün. Ben denedim sevmedim. Ananas benim meyvem ama... Restoranlarda ananas döner bile var. Yeme de yanında yat. Mutlaka ve mutlaka denemek lazım.

Restoran deyince... Rio’da değişik bir et ve balık restoranı çalıştırma üslubu var. Biz et lokantası Bara Grill’i, balık lokantası olarak Marius’u denedik. Her ikisinde de ortada açık büfe var. İstediğiniz salatayı, mezeyi oradan alabiliyorsunuz. Sonra yerinize oturduğunuzda, siz dur deyinceye kadar burnunuza kanlı-kansız her türlü ızgara etleri ve deniz ürünlerini dayıyorlar. Eğer unutup dur demezseniz her an yemekten patlamanız mümkün.

Rio’da mutlaka çıkılacak iki dağ var. Biri Sugar Loaf, diğeri Corcovada. İkisi de şehrin her yerinden görünüyorlar ve o dağlardan Rio’yu izlemek çok keyifli. Corcovado’nun tam zirvesindeki İsa heykeli 30 metre yüksekliğinde ve dünyaca ünlü bir heykel. Riolular da heykellerinin ününün farkındalar. Dağa, taşa, kuşa heykelin resmini işlemişler. Rio’da nereye baksan Corcovado’daki İsa heykelinin gölgesi. Bazen ‘Eee yetti artık ama’ dedirtecek kadar fazla.

REAL BEREKETİ

Brezilya parası real çok bereketli. Çok fazla şey alıyor. Bizdeki 3 milyonluk sigara Brezilya’da 1,5 milyon lira. Bir Big Mac mönü 7 milyon lira. Terlik, ayakkabı almak isteyen de Brezilya’ya gitsin. Twigy’nin niye reklamlarında Brezilyalıları oynattığı ortada. Brezilya kaliteli ama ucuz terlik, ayakkabı cenneti. Brezilya’da yiyecek de ucuz, su da ucuz. Brezilya ucuz ucuz. Türkiye’deki maaşlarla Brezilya’da beyler paşalar gibi yaşanır, hatta üzerine bir de her ay iki takım elbise diktirilir.

Son söz şu: Rio gerçekten de olağanüstü güzellikleri olan, zenginliği ve çok yoksulluğu aynı anda yaşayan bir ada. Riolular aralarında Rio’ya ‘Citade Moravilhosa’ (Mükemmel Şehir) diyorlar. Haklılar. Rio’yu görmek lazım. Ama asla kasımda değil. Ocak ve şubat en uygun aylar. Şubata denk getirirseniz karnavalı da izlersiniz. Karnaval’ın yapıldığı yeri görünce biraz şok oldum. Topu topu 600 metre uzunluğunda bir arena. Ben de sanıyordum ki karnaval zamanı bütün Rio yollarda. Ah şu medya yok mu, her şeyi nasıl da büyütüyor!

Rio De Janerio’da ‘tropik bir mavi tura’ katılacağım hiç aklıma gelmezdi. Sofitel’den otobüse doluştuk, yola çıktık. Sandım beş on dakika yoldan sonra Rio içinde bir yerden tekneye binip okyanusa doğru açılacağız. Nerdeee.. Yol, git Allah git bitmiyor. Bir saat geçti biz hálá kılavuzumuzdan ‘Brezilya’nın Coconut bahçelerine kuzu yayılır kuzu’ türküsünü dinliyoruz. Arada bir de ‘Rio’dan gelip bilmem nereye gitmekte olan bilmem ne tur yolcuları’ şeklinde mola bile verdik. İki saat sonunda İtacuruça isimli küçük bir yerleşim yerine geldik.

BERNARDO ADASI’NI KAPATTIK

Otobüsten inip kıyıda bekleyen tekneye doğru yöneldik ki çevremizi siz deyin on, ben diyeyim on beş incik boncuk satıcısı sardı. Satıcıların arasından geçip tekneye ulaşıncaya kadar verdiğimiz mücadele takdire değerdi. Bazılarımız satıcılar tarafından sobelendi ama yine de pazarlık güçleri ile yenildiler ama ezilmediler.

Tekne hareket eder etmez çevremizi samba mızıkacıları sardı ve konser başladı. Bir süre sonra da ortaya iki sambacı kız çıktı. Bir dans bir dans sormayın gitsin... O sırada bizim ruh halimizi en iyi ne anlatır biliyor musunuz? Uçaktan inip karşılarında Bursa kılıç kalkan ekibini gören turistlerin ruh hali. Nedeni de sambacı kızlar. Hani Rio’da Sulukule olsa diyeceğim ki oradan çıkıp, bizim tekneye gizlice sızmışlar. Kardeşim o ne kilo, o ne deri rengi. Brezilya Samba Standartları Enstitüsü görse, ikisine de ölene kadar sambayı yasaklar. (İnsan bir süre geçince her şeye alışıyor ama. Bu geziden sonra televizyonda gördüğüm samba kızlarını sambacıdan sayar mıyım bilmem!)

Samba dansları ve samba müziği eşliğinde okyanustaki tropik adaları birer ikişer geçtik. Tekne küçük bir adaya demirledi. Bernardo adası. Sessiz, tropik ağaçlarla kaplı, tam anlamıyla cennetten bir köşe. Adada bizden başka kimse yok. Bir de ada çalışanları. Adanın küçükçe, kumu nefis bir de koyu var. Oradan okyanusa girmenin tadına doyum olmuyor. Kumsalın hemen kenarındaki ağaçlara bağlanmış hamaklarda yatmanın da...

Karnımız acıkmaya başlamıştı ki, adanın tam ortasına konuşlandırılmış olan restorandan bir görevli çıkıp duvarda asılı duran çanı neredeyse elli kere çaldı. Öğle yemeği hazırmış. Restorana daldık. İçerden küçük bir İtalyan lokantası havası aldık. Tüm görevliler hazır olda bizi bekliyorlardı. Yemekler açık büfe. Salatalar, deniz ürünleri, kırmızı etler, beyaz etler. Hepsi birbirinden lezzetli. Sıcak yemeklerin servisini yapan beyaz önlüklü yaşlı adam ilgimi çekti. Adanın sahibiymiş. 80 yaşında. İtalyan. Enzo Giovannetti.

Açlıktan ada sahipliğine: Bir aşk öyküsü

ATV Haber Koordinatörü Korcan Karar’ın İtalyanca konuştuğunu görünce, yaşlı İtalyan içeri gidip bir şişe Livornese şarabı getirdi. Livornese şarabı Enzo’nun İtalya’da doğduğu yerin şarabıymış. Herkese de açmazmış. Korcan’ın sempatik hallerini görünce dayanamadı adamcağız, başladı şarap eşliğinde hayat öyküsünü anlatmaya.

Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arası. İtalya açlıktan kırılıyor. Enzo daha 20’li yaşlarda. Konservatuvar trompet bölümü mezunu. Livorno’da, caz orkestralarında çalışarak ölüm kalım mücadelesi veriyor. Tek düşündüğü iki kapı yan komşusu sevdiği kadın. Sonunda aşkının açlıktan gözleri önünde eriyip gitmesine dayanamıyor. Bir savaş gemisinin kaptanını ikna edip, ellerinde bir valizle ikisi birlikte biniyorlar gemiye, gidiyorlar doğru yeni dünya Amerika’ya.

Amaçları Amerika’ya mülteci olarak sığınmak. Evdeki hesap çarşıya uymuyor. Enzo ve büyük aşkı New York’ta gemiden indirilmiyorlar. Önlerine iki alternatif konuyor. Ya Brezilya’ya gidecekler ya da Arjantin’e. Karar vermek için de bir saatleri var. Enzo ve aşkı o zamanlar daha bakir, daha güvenli diye Brezilya’yı seçiyorlar. Birkaç gün sonra ellerinde valizleriyle kendilerini Rio limanında buluyorlar.

Enzo bir süre Copocabana’da sokak çalgıcılığı yapıyor. Daha sonra taksicilik yapmaya başlıyor. O arada büyük aşkıyla evleniyorlar. Enzo’nun aşkı ince ruhlu bir kadın. O daha çok edebiyattan, klasik müzikten, sanattan hoşlanıyor. Enzo’nun ruhu iş adamı ruhu.

Enzo kısa sürede taksilerin sayısını çoğaltıyor. Sonra otobüs filosu kuruyor ve tur işi yapmaya başlıyor. Bu arada saygın bir işadamı olarak bürokratik kademelerde sıkı dostlar ediniyor. Bu dostlukların yardımıyla yeni çıkan bir kanundan yararlanarak 1950’li yılların başında Bernardo Adası’nı satın alıyor. Yıllarca gece gündüz çalışarak adayı bugünkü cennet haline getiriyor. Tabii ki en büyük yardımcısı büyük aşkı.

Enzo hala 6 ay adada yaşıyor, 6 ay Rio’da. Otobüs filosunun başında artık oğulları var. Enzo 60 yılda Rio’da ada dahil her şeye sahip oluyor ama hálá İtalyan vatandaşı. Brezilya vatandaşı olmayı reddediyor. Enzo tek mutsuzluğunu şöyle ifade ediyor: ‘Her şeyim var ama vatanım yok!’.

Enzo hálá işin başında. Her şeyle inceden inceye ilgileniyor. Biz Bernardo Adası’ndan ayrılırken de, diğer konuklarına yaptığı gibi iskeleye gelip el sallamayı ihmal etmiyor.

Aramızda şüpheci Türk basınından arkadaşlarımız var. İnanmıyorlar Enzo’nun öyküsüne. Birinin yorumu çok ilginç: ‘Savaş suçlusudur lan bu, yiyor bizi!’. Ne dersiniz Enzo yemiş olabilir mi bizi? (Bernardo Adası’na Enzo’nun turlarıyla gitmek isteyenler için yazışma adresi: pullmanntur@gbl.com.br)



‘Orta yaş krizi çocuklarının ve elbiselerinin aynı yaşta olduğunu anladığın anda ortaya çıkar’. (Bill Tammeus)


yıldızIN; Cinsiyet: Kadın; Yaş: 21; İl: İzmir

Eski erkek arkadaşımın doğum günümde bana mesaj yollayacağını düşünüyorum. Dün de şimdiden bir cevap mesajı hazırlayıp telefonuma kaydettim. Çünkü o anda çok etkilenip başka şeyler yazmak istemiyorum. Aynen şöyle: ‘Mesajını beklemiyordum. Şaşırttın beni ama hatırladığın için sağol.’ Kızlardan cidden korkmak lazım!

Yorum: Kesinlikle korkmak lazım. Hele de İzmirlilerse!
X