GeriAhmet HAKAN Ben de akredite oldum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ben de akredite oldum

HER şey posta yığınının arasından çıkan alabildiğine "resmi" ve "gösterişsiz" bir davetiye ile başladı...

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, beni Ankara’da Gazi Orduevi’nde düzenlenen "30 Ağustos Resepsiyonu"na davet ediyordu.

Kalakaldım...

Çünkü...

Şunca yıllık gazetecilik hayatımda ilk kez Genelkurmay Başkanlığı’nın düzenlediği bir organizasyona davet ediliyordum.

İlk kez bir askeri alana girecektim. İlk kez bir orduevi görecektim. İlk kez askerlerle yakın temas kuracaktım.

Tam "Yaşasın komşular! Ben artık akredite oldum" diye haykıracakken...

Birden davetiyenin altında yer alan "Erkekler: Smokin" ibaresini fark etmeyeyim mi?

O dakikadan itibaren muazzam bir ikilemin pençesine düştüm.

Smokin şartına rağmen, koyu renk takım elbiseyi kravatla resmileştirerek gitsem, "Adama bak! Tayyip Erdoğan’ın sünnetini uyguluyor" diyeceklerdi.

Henüz akredite olmamış eski dostlarımın benim üzerimden çevirecekleri her türden geyiği göze alarak smokine bürünsem, bu sefer de fazla "heveskár" bir görüntü çizecektim.

Hemen Ankara’da askerin nabzını iyi tutan meslek büyüklerimi arayıp, "Durum böyleyken böyle... Hadi söyleyin... Ahmet nasıl kurtulur? Ben şimdi ne yapacağım?" diye sordum.

"Deniz Baykal bile takım elbise, kravat geliyor. Sen de öyle yapabilirsin" demesinler mi?

Mükemmel bir "laik dayanak" bulmuştum kendime.

Acayip rahatladım.

İşgüzar bir dostumun, "Sakallılar orduevlerine giremez" diye çıkıntılık yapmasına ise hiç takılmadım.

"Peki o zaman Emin Çölaşan ya da Hulki Cevizoğlu nasıl giriyor aslanım" diyerek susturdum onu.

Artık Gazi Orduevi için hazırdım.

Bunca yıldan sonra gelen akreditasyonun önünde hiçbir engel kalmamıştı.

Ve saat 19.30’da...

Hürriyet’in Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu ile birlikte Gazi Orduevi’ne doğru yola koyulduk.

Ben heyecana gark olmuşken, Enis’in alabildiğine kayıtsızlığı sinirimi bozuyordu.

Bir aceminin orduevi notları

MÜKEMMEL ORGANİZASYON Gazi Orduevi’nin bahçe kapısından resepsiyon alanına kadar her tarafta mükemmel bir organizasyonun izlerini görmek mümkündü. Havaya kibarlık ve anlayış egemendi. Yüzlerce davetli, en küçük bir aksilik yaşanmaksızın içeri alınıyordu.

İLK ÜRKEKLİK İlk kez bu kadar çok üniformalı görüyordum! Ne yalan söyleyeyim: Resepsiyon alanında önce bir parça yabancılık çektim. Bakışların dostça olup olmadığını kontrol etmeler, bir tanıdık bulup kaynamaya çalışmalar, ürkek ürkek etrafı süzmeler falan. Ama sonra Ankaralı gazetecilerin içten ilgisi sayesinde Brecht’in "yabancılaştırma efekti"ni canlandırmaktan kurtuluverdim.

TANIŞTIR BENİ Ortama o kadar alıştım ki, bir arkadaşıma "Şu açık renk smokinli, bir zamanların ünlü MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç Paşa değil mi? Hadi beni tanıştırsana" bile dedim. Aleyhinde yazılar yazdığım Tuncer Paşa, tam bir salon adamıydı. Gerçi hakkındaki eleştirilerime ima yollu göndermeler yaptı ama centilmenliğini asla kaybetmedi.

NURAN’IN MİHMANDARLIĞI Şu andan itibaren Genelkurmay çevrelerine yakınlığıyla tanınan iletişim uzmanı, akademisyen dostum Nuran Yıldız’ın mihmandarlığına kendimi bırakmış durumdayım. Nuran, "Gel seni Genelkurmay Başkanı Başbuğ ile tanıştırayım" dedi. Başbuğ’un bulunduğu bölüme doğru harekete geçtik. Ve bir süre sonra Paşa ile karşı karşıyayız...

BAŞBUĞ İLE SOHBET Başbuğ Paşa "temas" ve "mesafe" sanatını çok iyi bildiğini yansıtan bir tavırla karşıladı bizi. Soru sorulmasına izin vermeden, 30 Ağustos’un anlamı üzerinde durdu. Büyük Zafer’in pek bilinmeyen ayrıntılarına girdi. En sonunda ise sıra kıssadan hisseye geldi: Gençlere tarih bilincini aşılamalıyız. Bir ara etraftaki gazetecilerin arkadan bastırmalarıyla iyice sıkıştığımı fark eden Paşa, "Biraz açılın... Yoksa Ahmet Bey bir daha gelmez" diyerek espri yaptı... İzlenimim şu: Başbuğ ağır başlı ama esprisiz değil. Ciddi ama gülümsemeyi ihmal etmiyor. Temkinli ama soğuk değil. Fazlasıyla dikkatli, ölçülü ve vakur biri.

SEVİL BAŞBUĞ’LA TANIŞMA Resepsiyonun sonlarına doğru Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un eşi Sevil Başbuğ ile de tanışma fırsatı buldum. Sevil Hanım, çok nazik, alçakgönüllü ve içtendi. Benim için asıl sürpriz ise Sevil Başbuğ’un, beni akredite olmadığım yıllardan beri ilgiyle izlediğini söylemesi oldu.

Cumartesi hariç her gün

BUNDAN önce salı ve cumartesileri yazmıyordum...

Haftada iki gün yazmamak, "Hangi günler yazmıyorsun?", "Bugün yazın yok", "Ne zaman yazıp yazmadığını bilemiyoruz" türünden şikáyetlere yol açıyordu.

Oysa haftada bir gün yazmamanın işi kolaylaştıran bir tarafı var.

Çünkü "Cumartesi hariç her gün" cümlesi kurulabilir.

Ben de işin bu kolaylaştırıcı tarafına teslim oldum.

17 günlük bir tatilin ardından bundan sonra haftada 6 gün yazacağım.

Bir başka deyişle: Cumartesi hariç her gün.
X

İktidarın da işi zor muhalefetin de

İKTİDARIN ZORLUKLARI

* Hayat pahalılığıyla ilgili sorunlar.

* Pandemi etkisi.

* Üzerinden atamadığı atalet.

* Yeni bir hikâye yazamaması.

* Yeni bir iletişim dili kuramaması.

MUHALEFETİN ZORLUKLARI

* Çok parçalı oluşu.

* Aday belirlemedeki belirsizlikler.

Yazının Devamını Oku

AKP’li herkesten nefret ediyormuş

Bir avukat, şöyle yazmış sosyal medya hesabında:

“AKP’li herkesten nefret ediyorum. Tahammülüm yok.”

*

Baktım.

Bu paylaşım sahibine karşı...

AK Parti’ye yakın duranlar laf ediyorlar.

“Kutuplaştırma bu değilse nedir” falan diye...

*

Muhalefet cephesinden ise tık yok.

Yazının Devamını Oku

Endekse gel endekse: Afganistan’da temel haklar Türkiye’den daha iyiymiş

“Hukukun Üstünlüğü” diye bir endeks açıklanmış.

Kim açıklamış?

World Justice Project” adlı bir kurum.

*

Bu kurum, her yıl yayınladığı endeksle...

“Hukukun Üstünlüğü” perspektifinden bakarak ülkelerin durumunu ortaya koyma iddiasında.

*

Şöyle bir inceliyoruz endeksi...

Karşımıza şunlar çıkıyor:

Yazının Devamını Oku

Teknik bir izah: Siyasi suikastlar neyi amaçlar?

Siyasi suikastlar, neyi amaçlar?

- Ülkede kaos çıkmasını amaçlar.

*

- Yönetilemeyen ülke algısı yaymayı amaçlar.

*

- Toplumsal huzursuzluğu amaçlar.

*

- Halkın infiale kapılmasını amaçlar.

*

Yazının Devamını Oku

Duyum nedir nasıl alınır?

Önce dikkat çekme hastalığına yakalanmış bir gazeteci yazdı:

 

“Duyumlar alıyorum. Siyasi suikastlar olabilir.”

*

Ardından CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’dan benzer bir açıklama geldi:



Yazının Devamını Oku

Tamerci de değilim Nihalci de değilim

Altın Portakal Film Yarışması’nın ödül töreninde sunuculuk yapan Tamer Karadağlı ile ödül alan Nihal Yalçın arasındaki sorunu, hiçbir etki altında kalmadan, zerre kadar politik bir anlam yüklemeden, kadın/erkek meselesine indirgemeden şöyle yorumluyorum:

İkisinin hallerine de güldüm. İkisinin hallerini de tuhaf karşıladım. İkisinin halleriyle de dalgamı geçtim.

*

Peki hangisinden yanayım?

Hemen söyleyeyim:



Yazının Devamını Oku

Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok

Bugün Hürriyet’in manşetinde bir vicdan tutulmasının öyküsü var.

Olay, tam olarak şu:

*

Hatay’da bir adam, elinde satırla bir kadını kovalıyor.

Canını kurtarmak isteyen kadın, bir dükkânın önünde oturan dört kişinin arkasına sığınıyor.

Satırlı adam, dört kişinin arkasına sığınan kadına elindeki satırla vuruyor.Ve o dört kişi, kıllarını bile kıpırdatmıyor.

*

Bazıları, bu olay üzerine...

Yazının Devamını Oku

İmam hatiplinin gazetesi

Yakın çevresine kendisini “huysuz” diye pazarlayan ama gazetecilik yaptığı dönemde yerleşik düzene karşı hiçbir huysuzluğuna rastlanmayan Tuğrul Eryılmaz diye eski bir gazeteci var.

Bizim İlber Hoca, işte bu Tuğrul Eryılmaz’la Cihangir’de bir araya gelmiş.

*

Tuğrul Eryılmaz, bu buluşmadan söz ettiği yazısında...

İlber Ortaylı’nın fotoğrafının altına şunu yazmış:

*

“İmam hatiplinin gazetesinde neden yazdığı anlaşılamayan akademisyen İlber Ortaylı...”

*

Yazının Devamını Oku

Paradigmanın iflası

“Paradigmanın İflası” diye bir kitap vardı.

Yazarı Fikret Başkaya’ydı.

90’larda başucu kitabımız haline gelmişti.

*

O kitabın adından aldığım ilhamla, bir paradigma iflasından söz edeceğim.

Sosyal medyanın ilk yaygınlaşmaya başladığı zamanlarda...

Şöyle bir paradigma gelişmişti:

*

Yazının Devamını Oku

Boğaziçi kültürü mü? Boğaziçi tepinmesi mi?

Ne zaman Boğaziçi Üniversitesi söz konusu olsa...

Hep şöyle şeyler söylüyorlardı:

*

Boğaziçi’nin bir kültürü vardır.

*

Buradaki ortam, ultra uygar bir ortamdır.

Acayip medeni tartışmalar yapılır burada.

*

Yazının Devamını Oku

Fulya’nın kanserle mücadelesi

Fulya Soybaş, çok kısa bir süre içinde Hürriyet’in vazgeçilmez isimlerinden biri oldu.

 

Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle, kendini tamamen işine odaklamasıyla, temas ve mesafeyi şahane ayarlamasıyla...

Hepimizi etkiledi, etkiliyor.

*

Ama bizi asıl etkileyen yönü...


Yazının Devamını Oku

Kararsızların artmasının temel nedeni şudur

Ne diyor muhalefet?

- “Üç harfli marketleri şehirlerin dışına atacağız” diyor.

*

- “AVM’leri uzaklara fırlatacağız” diyor.

*

- “Elektrik şirketlerini, elektrik boykotlarıyla dize getireceğiz” diyor.

*

Peki bu tür vaatleri işiten memnuniyetsiz seçmen ne yapıyor?

Yazının Devamını Oku

Mehter Marşı İzmir Marşı

Müjdat Gezen’e bir sempatim var.

Neden?

Nedenini tam olarak izah edemeyeceğim.

“Bazen nedensiz de sempati beslenir” deyip geçiyorum.

*

Fakat yaptığı son çıkışlara çok net itirazım var.

*

Muhalefet kanallarından birinde şöyle demiş Müjdat Gezen:

*

Yazının Devamını Oku

Tuhaf ve anormal bir valilik açıklaması

Önceki gün şöyle bir haber vardı gündemde:

 

Flaş... Flaş... Flaş... Artvin Kemalpaşa Kaymakamı, kendisine hoş geldiniz diyerek elini uzatan öğretmeni haddini bil diyerek sınıftan kovdu.

*

Ve dün...

Bu konuyla ilgili olarak Artvin Valiliği’nden bir açıklama geldi.

*

Valilik açıklaması, aynen şöyle:

*

Yazının Devamını Oku

Parlamenter sistem hayaline erişmek için şu 7 adım şart

BİRİNCİ ADIM: Kazanabilecek iyi bir cumhurbaşkanı adayı bulacaksın.

İKİNCİ ADIM: Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacaksın.

*

ÜÇÜNCÜ ADIM: Anayasa değişikliğini sağlayacak çoğunluğa erişeceksin.

*

DÖRDÜNCÜ ADIM: Olmuyorsa... Referanduma gidecek çoğunluğu bulacaksın.

*

BEŞİNCİ ADIM: Diyelim yakaladın. Referandumu kazanacaksın.

*

Yazının Devamını Oku

Kahraman Özgür Bey üç harfli marketlere karşı

Melih Gökçek, birkaç yıl önce “cinler” demek yerine “üç harfliler” demeyi tercih etmişti de olay olmuştu.

Dün de CHP’li Özgür Özel “üç harfliler” dedi.

Ama bambaşka bir kasıtla!

Özgür Özel’in üç harflileri, “cinler” değildi, üç harfli süpermarketlerdi.

*

Söylediği tam olarak şu Özel’in:

*

“İktidar olduğumuzda bu üç harfli marketleri ve AVM’leri şehirlerin sınırlarının dışına yollayacağız. Bu konuda verilmiş bir sözümüz var.”

Yazının Devamını Oku

Erdoğan aniden ‘Parlamenter sisteme dönüyoruz’ derse

Geçenlerde Cübbeli Ahmet vardı Tarafsız Bölge’de... “Tarikatlar içindeki cinayetler” konusunu konuşmak için davet etmiştik kendisini.

Reklam arasında siyasete daldı Cübbeli.

Bana, “AK Parti, parlamenter sisteme döner mi?” diye sordu.

Bütün gece sınava çalıştığı halde hiç beklemediği yerden gelen soruyla afallamış öğrencilere özgü bir şaşkınlıkla kekeledim: “Sanmam... Gündemde değil... Olmaz öyle şey... Kem... Küm...”

Benim kem küm etmemle zerre ilgilenmedi Cübbeli.

Ve hemen kendi görüşünü söyledi:

“AK Parti, parlamenter sisteme dönerse iktidarı hiç kaybetmez. Durumu riske atmak istemiyorsa yapması gereken şey parlamenter sisteme dönmektir.”

*

Posta yazarı

Yazının Devamını Oku

Meral Akşener’in ‘Aday değilim’ demesi iyi mi oldu, kötü mü oldu?

Siyasetin bir numaralı sorusu şudur:

 

Millet İttifakı’nın adayı kim olacak?

*

Millet İttifakı yanlıları, bu soru etrafında yapılan televizyon tartışmalarından, yazılan gazete yazılarından ve tabii üretilen bin türlü spekülasyondan çok rahatsız oluyorlar.



Yazının Devamını Oku

Sanırım Millet İttifakı’nın planı belli oldu gibi

Meral Akşener şöyle dedi:

 

“Ben cumhurbaşkanı adayı değilim. Ben başbakan adayıyım.”

*

Buradan çıkan sonuç şudur:

*

Kemal Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olacak.

*

Peki ya sonra?

Yazının Devamını Oku

Kürt sorunu diyenlerin gündeminde sadece İKİ SORUN var

Eskiden “Kürt sorunu” dendiğinde aklımıza şunlar gelirdi:

 

Kürt kimliğinin inkâr edilmesi... Ret ve asimilasyon politikaları... Kürtçe müziğin yasak olması... Kürtçe televizyonun hayal bile edilememesi... Terörle mücadelede sergilenen hukuksuzluklar... Dışkı yedirme... Köy yakma ve köy boşaltma...

*

Bugün itibarıyla “Kürt sorunu” dendiğinde aklımıza bunlar mı geliyor?

Tabii ki hayır.

Kimsenin aklına bunlar gelmiyor.

Çünkü bu sorunlar, zaman içinde çözülmüş sorunlar.

*

Yazının Devamını Oku