Belgeler Vahdettincileri yalanlıyor

YAZAR Alev Coşkun, ‘Tarihi Unutmamak Günceli Yakalamak’ kitabında tarihimizin kimi tartışmalı konularını güncel siyaseti de dışlamadan yorumlayan yazılar yazdı.

Bunlardan birisi Atatürk’ün, Osmanlı padişahı tarafından Anadolu’ya gönderiliş sürecidir. Bugünlerde özellikle bazı TV kanallarında Padişah Vahdettin’in, Atatürk’ü Anadolu’ya milli mücadeleyi örgütlemesi için gönderdiği konusunda çeşitli iddialar ortaya atılıyor.
Acaba öyle mi? Olaylar ve belgeler ne diyor?
Öncelikle, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından 14 gün sonra 13 Kasım 1918’de, 55 parçadan oluşan İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan savaş gemileri İstanbul’a girdiler. Boğaz’a demir attılar, toplarının ağızlarını Dolmabahçe Sarayı’na çevirdiler. (Tarih: 13 Kasım 1918)
On gün sonra Padişah Vahdettin, İngiliz The Daily Mail gazetesinin muhabiri Ward Price’ı sarayda kabul etti ve şunları söyledi: (Tarih:24 Kasım 1918)
İngiliz gemileri Boğaz’a demir atmış, emperyalist güçler İstanbul’u işgal etmiş, padişah İngiliz gazetesine ”İngiliz milletine hayranlığını” belirten açıklama yapıyor.
Bu arada zaman geçti, Karadeniz bölgesindeki Pontus çeteleri ile yerel kuvayı milliyecilerin çatışmalarını incelemek ve durdurmak amacıyla Mustafa Kemal 3 Ordu Müfettişi ünvanıyla ve Padişah Vahdettin’in onayladığı bir kararname ile yetkilendirildi ve Samsun’a gönderildi.
Mustafa Kemal bir süre sonra Anadolu içlerine doru hareket etti ve Havza’ya geçti. Anadolu’ya geceli henüz 20 gün olmuştu. Havza’daki askeri depoda bulunan silahları halka dağıttı, ayrıca İstanbul’a gitmekte olan onbin silah mekanızmasına el koydu.
İngiliz’ler uyandılar. Ertesi gün İstanbul’daki İngiliz komutanı Amiral Calthorpe, Osmanlı Devletine resmi bir yazı yazarak “karışıklık çıkaranların başını Mustafa Kemal çekiyor,derhal geriye çağırılsın” dedi. (Tarih: 8 Haziran 1919)
Aynı gün, Osmanlı Devletinin Harbiye Nazırı, Mustafa Kemal’e telgrafla emir vererek derhal İstanbul’a geri dönmesini istedi.
İddia: Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Milli Mücadeleyi örgütlemesi için Padişah Vahdettin gönderdi.
Soru 1. Madem Padişah gönderdi, İngiliz Amiralinin isteği üzerine kendisine bağlı hükümet neden onu geri çagırıyor?
Olayların gelişmesini adım adım sürdürelim:
Mustafa Kemal, Harbiye Nazırının bu geri çağırma kararına karşı, hemen doğrudan Padişah Vahdettin’e bir telgraf çekti. İstanbul’da İngiliz’lerin emrindeki kişilerin kendisini geriye çağırdıgını, bunlara müdahale edilmesini arz etti.Padişah bu telgrafa cevap vermedi. (Tarih:11 Haziran 1919)
Mustafa Kemal, Havza’dan Amasra’ya geçti ve ünlü Amasya Bildirisini yayınladı. Bu bildirde “Vatan milletin azim ve kararı ile kurtulacaktır” dedi. (Tarih:22 haziran 1919)
Ertesi gün, Osmanlı Devleti Bakanlar Kurulu bir karar alarak, Mustafa Kemal’i azletti. Tüm Anadolu’daki illere ve ilçelere Mustafa Kemal’in hiçbir resmi sıfatı kalmamıştır, emirlerine kesin olarak uyulmamalıdır” diyerek genelge gönderdi.
Dikkat, Mustafa Kemal, Anadolu’ya geceli henüz bir ay, 4 gün olmuştur.
Mustafa Kemal bu görevden alınış karşısında, Padişah’a sığınmak istedi. Kendisinin göreve Padişah iradesiyle atandıgını, bu nedenle kendisini görevden alacak makamın da Padişah olacagını bildirdi. (Tarih:23 Haziran 1919)
Aynı gün Amiral Calthorpe, Londra’da Dış İşleri Bakanı Lord Curson’a gönderdiği iletide, ”Mustafa Kemal Samsun’a varışından beri milliyetçi akımın merkezi haline gelmiştir,ama görevden alınmıştır” diye yazdı (Bakınız: Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, TTK,s.45)
İddia: Padişah Vahdettin Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Milli Mücadeleyi teşkilatlandırması için gönderdi.
Soru 2. Madem bu amaçla gönderdi, Padişaha bağlı Bakanlar Kurulu Mustafa Kemal’i görevden alırken neden müdahale etmiyor? Neden kendisinin gönderdiği bir komutanı korumuyor?
Olayların gelişmesine belgelere dayanarak sürdürelim.
Amasya’dan ayrılan Mustafa Kemal Erzurum’a geldi. Birkaç gün sonra gece Harbiye Nazırı tarafından telgrafhaneye çağrıldı. O tarihte tek iletişim aracı telgrafla oluyordu. Harbiye Nazırı Ferit Paşa, Mustafa Kemal’e Padişah’ın derhal İstanbul’a dönme emrini teblig etti. Mustafa Kemal Erzurum’dan ayrılmayacağını söyleyince kendisine Padişahın emriyle görevden azledildiği ve rütbelerinin alındığı bildirildi. (Tarih:7/8 Temmuz 1919 gece yarısı)
Bu görevden alma Osmanlı Devletinin Resmi Gazetesi TAKVİMİ VEKAYİ’‘de yayınlandı. Aynen şöyle:
”3.Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’nın memuriyetine hitam(son) verilmiştir. İmzalar: Harbiye Nazırı Ferit, Sadrazam Vekili Şeyhülislam Sabri, Tastik, Padişah Vahdettin” (Tarih: 8 Temmuz 1919)
İddia: Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Milli Mücadeleyi örgütlemesi için Padişah Vahdettin gönderdi.
Soru 3. Madem Padişah gönderdi neden geriye çagırıyor, sonra da görevden azlediyor. Görevden almayla ilgili Bakanlar Kurulu kararının altına Padişah neden onay imzasını atıyor?
Dikkat, Mustafa Kemal Anadolu’ya geceli henüz 50 gün olmuştur.
Mustafa Kemal hemen askerlikten istifa etti ve bir fert olarak millete döndü. Erzurum Kongresini topladı, kararlar alındı. İstanbul Hükümeti boş durmuyor, bütün Anadolu’ya Mustafa Kemal’i isyankar ve asi olarak ilan ediyordu. En sonunda Mustafa Kemal askerlikten istifa ettiği halde O’nun bütün rütbelerinin elinden alınmasına İstanbul hükümeti karar verdi, bu kararı da Padişah Vahdettin onayladı. (Tarih: 9 Ağustos 1919)
İşin ilginç noktasına bakınız: İddiaya göre Anadolu’ya Padişah tarafından gönderilen Mustafa Kemal’in tutuklanmasına padişaha bağlı hükümet karar veriyor, bu yetmiyor, şimdi de bütün rütbeleri, fahri yaverlik unvanı madalya ve nişanları geri alınıyordu. Padişah da bu kararı onaylıyordu. Bu nasıl milli mücadeleyi görevlendirmedir diye sormazlar mı?
Bunlar da yetmez... İdam edilmelidir.

Bu görevden alma ve rütbelerin sökülmesinden 10 ay sonra, İstanbul’da kurulan özel mahkeme “Divan-ı Harp” yokluğunda, gıyaben Mustaf Kemal’i yargıladı. Mustafa Kemal’i idama mahkum etti. (Tarih.11 Mayıs 1920)
Doğaldır ki, diyeceksiniz ki, Padişah’ın haberi olmadan İngiliz işbirlikçileri Mustafa Kemal’i yargılamışlardır, idama mahkumetmişlerdir. Padişah onu Anadolu’ya gönderdiğine göre, bu mahkeme hükmünü derhal iptal etmiştir.
Hayır öyle olmadı. Bu idam hükmü Padişah’a sunuldu ve Vahdettin Mustafa Kemal’i idam kararını onayladı. (Tarih:24 Mayıs 1920) (Belge: Atatürk’le ilgili Arşiv Belgeleri No: 82 ve 83)
Soru 4; Madem Mustafa Kemali Padişah Vahdettin gönderdi neden idam ediyor?
Şimdi, Vahdettinseverler, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Milli Mücadeleyi örgütlemesi için gönderdi diyerek TV’lerde avaz avaz bağıranlara sormak gerekmez mi?
Böyle şey olur mu? Padişah hem milli mücadeleyi örgütlemesi için bir Paşa’yı Anadolu’ya gönderiyor, sonra görevinden alıyor, sonra rütbe, nişan ve madalyalarını geriye alıyor... Ama bu da yetmez deyip, idama mahkûm ediyor.
Bu kadar belge ortada iken, ya bu Vahdettinseverler okumuyorlar, yüzeysel bilgilere sahipler, yada herkesi aptal, cahil sanıyorlar. Herkesi kandırabileceklerini sanıyorlar
(Bu yazı Alev Coşkun’un ‘Tarihi Unutmamak-Günceli yakalamak’ taşıyan kitabındaki “Hain Başka Türlü Nasıl Olunur? Gerçekler-Belgeler” adlı inceleme makalesinden özetlenerek alınmıştır.)
Alev COŞKUN

GÜNÜN SÖZÜ
TÜRBAN

“TBMM’de, mahkemelerde, devlet dairelerinde dini simgeleirn istismar edilmesine asla sessiz kalmayacağım ve Anayasa’nın ihlaline göz yummayacağım. Cumhuriyetin 90 yıllık kazanımlarına ve Cumhuriyete meydan okunmasına karşı bütün kadınları laik, demokratik, çağdaş Cumhuriyete sahip çıkmaya çağırıyorum.”
(Av. Dilek Akagün YILMAZ-CHP Uşak Milletvekili)

Cumhuriyeti korumak için gençlik çok ağır bedeller ödedi

TÜRKİYE Gençlik Federasyonu Genel Başkanı Rıza Sümer, Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve bugünlere taşımak uğruna, gençliğin 90 yılda çok ağır ve haksız bedeller ödediğini, Cumhuriyet’e yönelik çağdışı hedefler peşinde olanların, şiddetten uzak gençlik-halk dayanışmasını gözardı etmemeleri gerektiğini söyledi.
Sümer, Cumhuriyet’in 90. yılı nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti.
“Türkiye Cumhuriyeti, çok büyük bedeller üzerinde kuruldu. Cumhuriyeti korumak ve bugünlere taşımak için en ağır ve haksız bedelleri gençlik ödedi. Daha açıkçası gençliğe ödettirildi.
Yüz yüze görüşmesi gerekenler, gençliğin karşısına polis, asker, savcı, yargıç, infaz memuru ve başka genç kesimleri çıkardı. Ülkeyi huzura kavuşturmayacağı kesin olan bu yöntem, ne yazık ki bugün de sürdürülüyor. Bugün, üç bine yakın öğrencinin ve gencin gözaltında, tutuklu veya hükümlü olması, yakalayanların veya yargılayanların başarısı değil, Türkiye’nin başarısızlığı ve insancıl duygularını yitirmemişlerin ortak üzüntüsüdür. Türkiye, bu haksız bedellerin ödendiği ve ödettirildiği dönemleri artık geride, tarihe bırakmalıdır.
Türkiye’nin siyasetçileri, Cumhuriyetle demokrasinin bütünleşmesini sağlayamadı. Farklılıkların doğal zenginlik olduğu kültürümüze yerleştirilemedi. Sokaktan TBMM’ye gitmesi gereken demokratik katılım, uzlaşı kültürü, barajlarla, kanunlarla engellendi. Azınlık değil, eşit yurttaşlık düzenlemeleri ve algılamaları gerçekleştirilemedi.
Şiddetin her türlüsü, toplumun huzurunu ve Cumhuriyetin temel değerlerini hedef aldı. Ülkenin kentleri, köyleri genç bedenlerin mezarları ile doldu. Türkiye, insana, hayvana ve çevreye-doğaya yönelik çok çeşitli şiddet örnekleri ile anılır oldu. Halkın ve gençliğin önemli bir kesimi, kurumlara olan güvenini yitirdi. Bunca sorun ve yanlışa karşı Cumhuriyetin 90 yılı geride bırakması, Türkiye’nin başarısı ve mucizesidir.
Cumhuriyeti kurarak insanlık tarihinin büyük bir mucizesini gerçekleştiren Atatürk ve o dönemin kahramanlarına, Cumhuriyet’le demokrasiyi bütünleştirmek için ömürlerini ve canlarını verenlere, bu uğurda bugün de kendilerini tehlikeye atanlara, acı çekenlere, haksızlığa ve adaletsizliğe uğrayanlara selam olsun.”

Sarıgül’ün seyir defteri; 6 saatte 7.912 imza

ŞİŞLİ Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün CHP’ye katılma süreci netleşmeye başladı.

Sarıgül bu hafta içinde “Partiye geri dönüş” talebini CHP Genel Merkezi’ne iletecek. Çarşamba günü bu MYK toplantısında görüşülecek. Ardından önce CHP İstanbul İl Başkanlığı’na durum sorulacak ve 3 Kasım günü Parti Meclisi’nde de Sarıgül ile ilgili gizli oylama yapılacak. Kılıçdaroğlu’nun Parti Meclisi’nde bu konuda ağırlığını koyacağı da açıklamalarından ortaya çıktı. Aslında, Sarıgül ve Kılıçdaroğlu bugüne kadar iki cephede de çok ince bir siyaset mühendisliği ile hem CHP’yi gündemde tuttular. Hem de açık hedef İstanbul’da iddialı konuma geldiler. CHP’li muhalifler ile diğer partilerin “Sarıgül gelmez” senaryoları çökerken, Sarıgül görünen odur ki CHP’de artık sadece İstanbul için değil Türkiye’de yerel seçimlerde aktif rol oynayacaktır. Sarıgül PM’eki oylamanın ardından 9 Kasım günü ise başta İstanbul olmak üzere yurdun dört bir yanından gelecek yandaşlarıyla CHP Genel Merkezi önünde saat 10.00 da buluşacak olan Mustafa Sarıgül “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı” başvurusunu yapacak.
Aynı gün Gürsel Tekin’de adaylığını açıklayacağı öne sürüldü.

CHP’YE ZİYARET

Sarıgül’ün bu arada İBB CHP Meclis Grubunu da ziyaret edeceği öğrenildi.
Sarıgül, TDH’lilere sıkça dediği “Bizi çekemeyenler saldıracaklar, Sarıgül’ü yıkarız diyecekler… Bunlara aldırmayın. Sonları geldi” sözlerinin ardından, kendi yaşamını anlatan “Mustafa Sarıgül - Ne Bir Eksik/ Ne Bir Fazla’ kitabını önceki Marmara Forum’da 6 saat süreyle imzaladı; imzalanın kitap sayısının 7.912 olduğu bildirildi. Gazeteci Mine Şenocaklı’nın redaksiyonun yaptığı kitap 50 bin basıldı. Yarın da Remzi Kitabevi’nde ikinci imza etkinliğini yapacak. Sarıgül kitabında “Önemli olan ulaştığım hedefler değil, zira siyasette hedef bitmez, her hedef yeni bir hedefin başlangıcıdır sadece”, “Seçmen, siyasetçiden güven bekler, umut bekler, ilgi bekler, saygı bekler. Bir siyasetçinin her zaman yüzü gülmeli, gözlerinde bir ışık olmalı… Karşındakine iyi enerji vereceksin ki, ondan da iyi enerji alasın.” sözleriyle de yaşamına ve siyasete dair önemli açıklamalara yer verdi. Sarıgül, TÜYAP Kitap Fuarında bir etkinlik yapmayacağını söyledi. “Çünkü ben siyasetçiyim, yazar değil... Kimseyi engellemek istemem” dediği belirtildi.

Gökçek yeni bir sakız buldu ‘Karayalçın’ın gelirleri,borçlarını ikiye katlar’

MELİH Gökçek, Murat Karayalçın ile didişmekten vazgeçmez hiç... Geçen iki dönem PKK ile genel başkanlığı döneminde ‘yayınlattığı’ terörü dayanak yaptığı görüntülerinden bu dönem haber yok! O görüntüleri yayınlasın da Başbakan kendisine ne der görür! Ama bu dönem sarıldığı konu ‘Karayalçın’ın borçları... Gökçek geçenlerde CNN’de Hande Fırat’ın programında gene bir takım iddialarda bulundu. Karayalçın buna pazar günü Milliyet’ten cevap verdi. Özetlersek... Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kullandığı proje kredileri ve ihraç etmiş olduğu tahviller nedeniyle ödeyeceği dış borç tutarı 1993 sonunda 2.2 milyar dolardır. Bunların ‘Karayalçın’ın borçları’ olduğu doğrudur. Ancak bu borçlarla yapılan yatırımlardan yalnızca metro, su, doğalgaz ve otobüsten elde edilen gelir 2013 yılı itibariyle 28 milyar dolar olmuştur. Yatırımlar ‘Karayalçın’ın borçları’ ile yapıldığına göre onlardan elde edilen gelirlerin de ‘Karayalçın’ın gelirleri’ olması gerekir. Gelirlerde öteki maliyet kalemlerinin yanı sıra kullanılan kredilerin geri ödenmesi için de belli bir pay bulunmaktadır. Yani 28 milyar dolarlık gelir ile alınan tüm kredilerin geri ödenmesi çok fazlasıyla sağlanmış olmalıdır. Ancak her şeye karşın bu gerçekliği bir yana bırakıp, kredi maliyetinin fiyatlara hiç yansıtılmadığını varsayıp, gelirlerin, örneğin % 85’i gibi çok yüksek bir oranı giderler için harcadığımızı kabul etsek bile geriye 4.5 milyar dolar kalmaktadır. Yani yalnızca brüt gelir miktarı ile değil, tüm harcamalar düşüldükten sonra kalan net gelir düzeyi ile de Karayalçın’ın borçları” ile yapılan tüm yatırımlar iki misli olarak geriye ödenmektedir. Özetle Ankara’ya kazandırılan hizmet kapasitesi bir yana, ‘Karayalçın’ın gelirleri’, ‘Karayalçın’ın borçlarını net olarak en az ikiye katlamaktadır.

Müftülüğe atama yarışı

AKP Erzurum milletvekilleri Adnan Yılmaz ile Cengiz Yavilioğlu Diyanet kadroları için “Ben yaptım oldu” yarışına girmişler Erzurum’da... Adnan Yılmaz (Türkiye Zirai Donatım’dan), “Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ile görüştüm ve yeni kadrolar açıldı” derken, Dr. Cengiz Yavilioğlu (TEDAŞ’tan) ise “Şu anda Türkiye genelinde din görevlileri için 3 bin kadro açıldı. Burada en fazla kadroyu yine bizlerin de yoğun mesaisi sonucu Erzurum’a kazandırdık” dedi. erkhaber.com’a göre her iki açıklama da kafaları karıştırmış! İmam hatip, müezzin, kayyum ve Kuran kursu öğretisi işi bekleyenler de endişeye düşmüşler.

1.5 aydır paso verilmez mi

OKUR Cengiz Mumay, iktidara “Hem üç çocuk yap diyorsun, hem de kızımı üç gündür kuyruklarda süründürüyorsunuz. İETT Beyaz Masa 5 aydır niye pasoyu hazırlayamıyor, vermiyor. Verilen yanıtlar beni utandırdı. Tüm bu gerekçelerle küçük bir kızın devlete olan güvenini daha fazla sarsmamanızı acilen bekliyorum” diyor.

Biliyor musunuz?

ESENYURT’a adaylığını duyuran Dr. Gürbüz Çapan’ın “Buradan yanacak çoban ateşi tüm Türkiye’yi saracak. Esenyurt bütün İstanbul’a etki eder. Esenyurt Türkiye’nin kalbidir, mozaiğidir. AKP’yi İstanbul’da da, Türkiye’de de sandıkta iktidardan göndereceğiz. Bazı şeyleri iyi yaptılar ama yaptıklarının içinde insanlık yoktu. Kaşıkla verdiler, sapıyla çıkardılar” diye konuştuğunu...
İBB Meclis üyesi İsmail Gökmen’in Kadir Topbaş’a, “Tuzla Emlak Konut sakinleri çevreden gelen kokularda rahatsız oldukları şikâyetlerini bildiriyorlar ve çözüm istiyorlar! Tuzla İDO İskelesi kapatıldı; yeri AKP Tuzla ilçe yöneticisine kiraya verildi! Tuzla’da; İSTON AŞ’nin faaliyetleri çevre ve görüntü kirliliği yaratıyor. Kurumlar birbirlerinden habersiz çalışmalar yapıyor, maddiyatın ve maneviyatın yanında kaynaklar da heba ediliyor!” dediğini...
SİLİVRİ Belediye Başkan Yardımcısı müfettiş kökenli Ayhan Otlatıcı’nın ‘Çatalca’nın yatırıma ve tanıtıma ihtiyacı var’ diyerek Çatalca’ya aday adayı olduğunu açıkladığını...
LÜTFEN biri beni aydınlatsın; trafik cezaları 5 yıl sonra mı tahakkuk ettirilecek? (Zeynep SMİTH)

Lütfen beni aydınlatın

2003 ve 2011 tarihlerinde sattığım iki ayrı araçla ilgili 2013’de trafik cezası işleme konulmuş ancak tarafıma bugüne kadar hiç bir resmi tebligatta bulunulmamıştır, sadece cep telefonuma açıklama yapılmadan vergi borcum olduğuna dair mesaj gelmiş olup kendi araştırmalarım sonucu bu bilgilere ulaşmış bulunmaktayım. Vergi Dairesine başvuruda bulunup cezaların mahiyetini ve nasıl oluyor da satış anında bunların çıkmadığını ve bize temiz kağıdı verilebildiğini sorduğumda cezaların ne ile ilgili olduğu hakkında hiç bir açıklama yapılmayıp temiz kağıdının ise bir anlamı olmadığı, trafik cezalarının 5 yıl sonra tahakkuk ettirildiğini söylediler.
Birincisi: Böyle bir sistem acaba başka hangi ülkede uygulanıyor?
İkincisi: Temiz kağıdının hiç bir anlamı yok ise ne diye vatandaşa eziyet ediliyor?
Lütfen bir bilen bana bu çarpık işleyen sistemi izah etsin.
Zeynep SMITH-David Smith <davidsist@yahoo.com

İETT 5 aydır yanıt vermedi biz de bu kez Topbaş’a soralım

16 Haziran 2013 Pazar günü Kazlıçeşme Meydanı’nda yapılan AKP mitingine partililerin taşınması için İETT otobüsleri tahsis edildiğini öğrendikten sonra, 4982 sayılı Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde aşağıdaki net soruları İETT Genel Müdürlüğüne tam 3 defa ısrarla sorduk; henüz net bir yanıt alamadık.
Köşeniz vasıtası ile İBB Başkanı Kadir Topbaş’a yanıtlaması ricası ile bir defa daha sormak isteriz. Zira tahsis edilen otobüsler, her partiden, her gelir grubundan tüm vatandaşların vergileri ile alınmış, İETT Genel Müdürü’ne değil, kamuya ait otobüslerdir.
1- AKP mitingine kaç otobüs kiralanmıştır? 2- Kiralama günlük, saatlik veya kilometre bazında mı yapılmıştır? 3- Otobüs sürücü ücretleri bu kiralama bedeline dahil midir? 4- Kiralama sürecinde kullanılan yakıt kira bedeline dahil midir? 5- Zorunlu Trafik Sigortası dışında, her hangi bir sigorta ücreti talep edilmiş midir? 6- AKP’ye kiralanan bu İETT otobüsleri için yukarıdaki şartları içeren bir sözleşme yapılmış mıdır?
İETT Genel Müdürlüğü’nün yaklaşık 5 aydır bu sorularımıza net bir yanıt vermemesi, bizleri “Saklanacak ne var” şüphesine yönlendirmektedir.
Dürüstlük ve iyi niyetinden şüphe duymadığımız Topbaş’ın sorularımızı yanıtlayarak, kamuoyunu aydınlatmasını rica ediyoruz.
Süleyman SATAL- LDP Gen. Bşk. Yrd.

X

Bu gençlere yazık olacak

Koronavirüs bahanesiyle yılda en az 70 bin TL ödediğimiz yabancı dilde eğitim yapan okulların öğretime başlamaması, çocuklarımıza yazık etmektedir.

Okula gitmeyen çocuklar yabancı dil öğrenemezler. Eski Ankara TED Koleji CEO’su Milli Eğitim Bakanı, kaçmadan konunun üzerine eğilmelidir. Benim çocuk dokuzuncu sınıfı pas geçmiş, onuncu sınıfta da yılı bitmek üzeredir. Milli Eğitim Bakanı’nın öğretmenlerin işleri süründürdüğünün bilincinde olması gerekir. Sağlık Bakanı’na ve sağlık bilimi profesörlere gelince... Kendileri değil miydi gençlere koronavirüs bulaşmıyor diyen? Avrupa ve tüm dünyada korona dolayısıyla okullar hiç kapanmamıştır. Bir de kendi sistemleri EBA’yı çok övüyorlar. EBA 1980’lerin açıköğretimine benzemektedir. Burayı bitirenler ancak devlet dairelerinde işe girebilirler. Bugünkü nesle yazık edilmektedir.

Eğer öğretmen sayısını arttırırsak eğitimi rahatça yapabiliriz.

Aslan ÖZMEN

GÜNÜN SÖZÜ

“KKTC’nin adından ‘kuzey’ sözü çıkarılıp, adı ‘Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ olmalıdır.”

Prof. Dr. Hasan ÜNAL-Maltepe Üniversitesi

HDP NEDEN GRUP KURMUYOR?

BİLİNDİĞİ

Yazının Devamını Oku

Aşının öyküsünü unutmayın

Tüm Avrupa basınında Uğur Şahin ve Özlem Türeci’nin başarısından söz ediliyor. Dört yaşındayken Türkiye’den ailesiyle Almanya’ya göçmesi, tanışmaları, BioNTech’i kurmaları tekrar ve tekrar anlatılıyor. Amerika bile BioNTech’i yetkilendirerek büyük ortak olan Pfizer’in başarısından söz ediyor ve bunda Türk çiftin isimleri ön plana çıkıyor. Almanya’nın Mainz kentinde bulunan BioNTech firmasını kuran Şahin çiftinin yaşadığı Almanya’da 1960’da Alman devletinin talebiyle başlayan işgücü göçü aralıksız yıllarca sürdü.

Alman eğitim sistemi köyden, işçi sınıfından gelen ana-babaların çocuklarını çok itip kaktı. Dil bilmeyen ana-babaları aşağıladılar. Türk çocukları Sonderschule (engelli ya da zekâ özürlü çocukların gönderildiği okullar) denilen okullara yönlendirildiler çoğunlukla. Öğretmenler çok önyargılıydı ve ana babalar mücadele edemiyordu. 

Gymnasium denen liseye Türk çocuklarını göndermiyor, meslek okullarına gitmelerinde ısrar ediyorlardı. Hatta Cem Özdemir’in annesi dil bildiği halde çocuğunu meslek okuluna göndermekte ısrar eden öğretmenle mücadelesini anlatmıştı. Biliyorsunuz, milletvekili oldu. Türk girişimci veya bilim insanı olanlara Almanya iyi şartlar sağladığından değil, Türk ana-babalar maddi manevi büyük mücadele verdiğinden bu sonuç.

Şimdi ‘Alman aşısı’ diye övünüyorlar. Almanya’nın kalkınmasına 60 yıldır yardım eden, katkı ve emek vermiş Türk işçileridir. Onlarla övünün.

ALMANYA’DA RAKAMLAR ALARM VERİCİ

Almanya’da salgından dolayı ölenlerin sayısı günlük olarak yükseliyor. Dün 261 kişinin daha öldüğü açıklandı. Bu rakamın en son nisan ayında görüldüğü söyleniyor. Çarşamba sabahı itibarıyla 18 bin 487 yeni vaka açıklandı. Bu rakam geçen hafta çarşamba günkü vaka sayısından yaklaşık 1500 daha fazla. Toplam vaka sayısı 703 bin 687’ye yükseldi. Tedavi edilenlerin sayısının da yaklaşık 454 bin 800 olduğu belirtiliyor. Ölenlerin sayısı da 261 artarak 11 bin 767 idi. Robert Koch Enstitüsü’nün geçen 8-10 günlük vaka sayılarına bakarak yaptığı tahmine göre bulaştırma katsayısı da 1’in altına inip 0.92 oldu. Yani virüs bulaşan 100 kişi virüsü 92 kişiye daha bulaştırıyor.

TÜRKLERİN SAYISI 400’Ü GEÇTİ

3 Kasım’da COVID-19 dolayısıyla Almanya’da hayatını kaybeden Türklerin sayısının 314’e ulaştığı bilgisini paylaşmıştık. Berlin Büyükelçimiz Ali Kemal Aydın’ın açıklamasına göre dün itibarıyla bu sayı maalesef 400 sınırını aşmış durumda. Sloganı unutmayın: Lütfen maske, mesafe ve hijyen kurallarına uyalım, sağlığımızı koruyalım.

KADIN VE ÇOCUKLAR ÖNDE!

Yazının Devamını Oku

Atatürk neden büyüyor?

Kendi kaderini belirleyecek insanlar yarattığı için, her geçen gün daha da büyümektedir Atatürk.

İnsana ‘insana yaraşır şekilde hayat’ sunduğu için her geçen gün daha da yücelmektedir Atatürk.

Aklı ve bilimi sadece insana en hakiki yol gösterici bir ilke olarak sunmakla kalmamış, aklı devlet politikası yapmış ve bu nedenle çağını aşmıştır.

Atatürk demek ulus egemenliği demektir.

Barış demektir.

Çağdaşlaşma demektir.

İlkelerini ve devrimlerini yaşam biçimi haline getirmek demektir.

Mazlum ülkelere umut ve örnek olmak demektir.

Yalnız

Yazının Devamını Oku

Ağlayarak değil anlayarak!

Türkiye PEN, Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ü yitirişimizin 82. yıldönümünde, yönetim kurulu üyesi Haydar Ergülen’in 10 Kasım 2007 doğumlu kızı, 8. sınıf öğrencisi Nar Ergülen’in yazdığı bildiriyle anıyor:

“Bugün 10 Kasım, Atatürk’ü anıyoruz. Peki onu anarken yeterince anlıyor muyuz? O’nun geride bıraktığı düşüncelerin önemini ne zaman kavrayacağız? 82 yıl önce hayata veda etmiş bir dünya liderinin çağdaş fikirlerini benimseyebildik mi?

Bunlara verebileceğimiz yanıt ne yazık ki olumlu olmayacak. Her 10 Kasım’da onu andık ama, galiba anlamayı unuttuk ve bu unutkanlığın sonuçlarını bugün yaşıyoruz. Atatürk her kuşağın yenilikçi fikirler benimsemesini, demokratik ve laik Cumhuriyet düşüncesinin geleceğe aktarılmasını hedeflemişti. Ne yazık ki 97 yıl önce kurulan Cumhuriyet’in ilkeleri tümüyle uygulanamadı ve toplumsal eşitlik sağlanamadı. Çağdaş bir topluma ulaşamadık.

Atatürk’ü anlamak demek, onun ilke ve devrimlerini bıraktığı yerden devam ettirmek ve daha ileri götürmek demektir. O’nun düşüncelerinin değerini, devrimlerinden uzaklaşmaya başlayınca anladık.

‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ demişti. Bugün bilimin ve aklın yol göstericiliğinden çok uzaktayız. Ama Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler olarak çok çalışacak, bilimin ışığında, aklın yolunda, aydınlık bir Türkiye’ye ulaşacağız.

Kadınlara, erkeklerle eşit haklar sağlamıştı, özgürlüklerine çok önem vermişti.

Bugün eşitlikten ve kadınların özgürlüğünden yoksun bir ülkede yaşıyoruz... Ama haklarının ve özgürlüklerinin bilincinde gençler olarak, Ata’mızın bize armağan ettiği özgürlükleri yeniden kazanıp, ülkemize de kazandıracağız.

Eğitim-öğretimde laiklik ve fırsat eşitliği sağlamıştı, bugün ne yazık ki bunun geçerliliği kalmadı... Ama şimdi laik eğitimin bir ülkenin gelişmesindeki en önemli unsur olduğunu unutmadan çalışacağız.

Türkiye Atatürk’ün önderliğinde bilimde, kültürde, sanatta, sporda, eğitimde başlattıklarını sürdürebilseydi, bugün kendi bölgesinde ve dünyada en gelişmiş ülkelerden biri olurdu. Cumhuriyet ve laikliğin bile tartışılır duruma geldiği bu zamanda, O’nu ağlayarak değil anlayarak analım.”

Yazının Devamını Oku

Ekmeklik buğday alerjik olabiliyor

Gıda konusunda en tartışmalı besin ekmektir. Ekmek deyince de buğday akla geliyor. Buğday da insanda ‘buğday alerjisi’, ‘çölyak hastalığı’ yapabiliyor. ‘Gluten hassasiyeti’ oluşabiliyor. Buğday alerjisi üzerine araştırmalar yapan İstanbul Altınbaş Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haydar Özpınar’ın araştırması sona ermiş.

Özetleyelim. İlgilenenler, uzmanlar makaleyi bulup detaylarını okuyabilir. Alman Alexander Humboldt Vakfı’nın desteğiyle Almanya’daki Potsdam Üniversitesi ile işbirliğinde yürütülen araştırmada, Almanya’dan 25, Türkiye’den de 21 yerli, ithal veya melez buğday incelenmiş. Bunlar Güneydoğu, Orta ve Doğu Anadolu’dan, Ege’den, Karadeniz ve Marmara ve Akdeniz bölgesinden Kunduru, Siyazan, Tosunbey, Esperya, Kayra, Sivas, Ceyhan, Pehlivan, Rusya, AK-702 ve Altay cinsi buğdaylar.

ALERJEN PROTEİN

‘Ekmeklik Buğday Türlerinde Alerjen Proteinlerin Saptanması’ adlı araştırmada, sindirim bozukluğuna neden olan alerjen protein araştırılmış. İlk kez yapılan bu araştırmada bazı ekmeklik buğdaylarda ‘alerjen protein miktarı’ yüksek bulunmuş. Prof. Dr. Özpınar, ‘Bu tür alerjen protein miktarı yüksek buğday tohumlarının belirlenmesi insan sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Buğdayda glutene bağlı oluşan çölyak hastalığı ve semptomları biliniyor. Ancak, alerjen proteinler konusunda yeterince bilgi yok’ diyor. Projede Tarım ve Orman Bakanlığı TAGEM ve İstanbul Halk Ekmek ile birlikte hareket ettiklerini, tohum toplamada her iki kurumdan destek aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Özpınar, bu konuda çalışmalara Türkiye’de de devam ettiklerini söylüyor.

(Prof. Dr. Haydar Özpınar’ın araştırması sona erdi. Uluslararası saygın ‘Foods’ dergisinde 13 Ekim 2020’de yayınlanan makalesini gönderdi. Araştırmanın başladığına dair yazımız geçen yılın 23 Ağustos’unda çıkmıştı.)

GÜNÜN SÖZÜ
“Tecrübe çok acımasız bir öğretmen, önce sınavı yapıyor, dersi sonra öğretiyor.” Vernon Law

BİR GÜNLÜK YAS GEREKİRDİ

DOĞRU

Yazının Devamını Oku

Mesut Yılmaz’ın ‘had’leri

Yahya Kemal ‘Rindlerin Ölümü’nde, ölümü asude bir bahar ülkesi olarak tasvir eder. Bir başka şiirinde ise bir ‘sessiz gemi yolculuğu’. “Dönen yok ki” derken, ‘o yerden’ bir memnuniyet hali çıkarır.

Mesut Yılmaz da sessiz bir gemiye binip asude bir bahar ülkesine doğru yola çıktı. Dünya standartlarında eğitimli, iki lisana hâkim, donanımlı, babadan zengin, konforu yerinde bir işinsanı iken, darbe sonrası demokratikleşme sürecinde sivil siyasete omuz verdi.

Türk siyasi hayatında en uzun süreli, kesintisiz milletvekilliği yapanlardan biri oldu, çeşitli bakanlık görevlerinde bulundu, üç defa hükümet kurdu.

Türkbank’ı mafya tezgâhına teslim etmediği için Yüce Divan’da yargılandı.

Ortada suçlayacak hiçbir delil yoktu, ama ne yazık ki mahkemede bu ülkede başbakanlık yapmış bir kişinin hukukunu koruyacak cesaret de yoktu, deve mi kuş mu olduğu belirsiz bir ucube karar çıktı.

‘Sığ siyaset’ 28 Şubat’ı sırtına yüklemeye çalıştı ama zamanın asker muktedirleri munis siyasetçi olmadığı ve askeri vesayet aracı olarak kullanılan ‘ulusal savunma’ konseptini, hem de genel kongrede cepheden eleştirdiği için ertesi gün, şahsına ‘hadsiz’ bir muhtıra verdi.

28 Şubat komplo davasında tanıklık yaptı ve kendisine muhtıra verenlerin hukukunu korudu, lehlerine tanıklık yaptı.

Siyasetten uzak olduğu bir dönemde, 15 Temmuz kalkışmasında, ülkeyi yurtdışında koşulsuz savundu.

Avrupa Birliği’nin siyasi mülahaza ile değil, ‘

Yazının Devamını Oku

Avrupa salgına teslim

SAĞLIK Bakanı Fahrettin Koca’ya kulak verelim. “2 bine yaklaşan ağır hasta sayısını düşürmek zorundayız” diyor. Ekliyor: “Tedbirden daha güçlü silahımız yok. Hareketliliği azaltalım.” Yılbaşından beri dünyayı sarsan COVID’in damlacık yoluyla geçtiği artık kesin biliniyor.

‘Maske, mesafe, hijyen’ kuralına harfiyen riayet edelim. Bunu sadece kendimize değil ailemize, ülkemize hatta insanlığa karşı bir görev addedelim. Salgın Avrupa’yı teslim almış durumda. Türkiye’nin sağlık sisteminin, yoğun bakım yatak sayısının, kahraman sağlık ordumuzun bizi Avrupa’nın durumuna düşürmediğine teşekkür edelim. Hollanda, Belçika gibi ülkelerde yoğun bakım yatağı kalmadı. Hastaları ambulans helikopterlerle Almanya’ya sevk ediyorlar. Mesela İsviçre zihinlerde canlandırılan İsviçre değil artık salgın karşısında. Wallis Kantonu’nda yoğun bakım yatağı kalmamış. NZZ gazetesine göre hastalar geri çevriliyormuş.

Fransa’da vaka sayısı 1.4 milyonu geçmiş... Pazar akşamı sağlık bakanlığı 47 bin vaka açıkladı. Pazar günü 231 kişi ölmüş. Ölenlerin sayısı 37 bin aşmış. Başa çıkmakta artık zorlanmayı bırakın, imkânlarını aşmak üzere. İtalya deseniz, günlük vaka sayısı 30 bin. Günde ölenlerin sayısı 200’ü aşmış. Orada da yoğun bakım yatak sorunu var.

Avrupa’da en fazla vatandaşımızın yaşadığı Almanya zaten bir süre önce ordudan yardım istemişti. Alman ordusu 15 bin askeri bu iş için ayırmış. Şimdiden 4 bini asker, il sağlık dairelerinde görev yapıyor, filyasyona yardım ediyor. Alman Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer bir TV’ye verdiği demeçte “Biz zaten sağlık müdürlüğü gibi çalışıyoruz” diyordu.

Fizikçi olan Alman Şansölyesi Angela Merkel de birkaç hafta önce “Yaptığım hesaplara göre, böyle giderse günlük vaka sayısı 19 bin 200 olacak” demişti. Alman halkı hayret etmiş, şaşırmıştı. Hesabı gerçek oldu. Günlük vaka sayısı artık bu rakama dayandı. Toplam vaka sayısı 532 bin 930 oldu. Ölenlerin sayısı 10 bin aştı. Almanya bugünden itibaren kısmi kapanmaya gidiyor. Restoranlar, barlar, sinemalar, tiyatrolar, yüzme havuzları vs kapanıyor. Mağazalar açık ama 10 metrekareye bir kişi girebilecek. 10 kişiden fazla ne evde ne de dışarıda bir araya gelmek yasak. O da en fazla iki ayrı aile fertleri olabilecek. Kasımda durum gözden geçirilecek. Eğer durum değişmezse muhtemelen en sert önlemleri alacak Almanya.

Reuters Haber Ajansı’nın haberine göre bu virüs dünya çapında 45.5 milyon insana bulaştı, 1.2 milyon insan hayatını kaybetti. İkinci dalga daha fazla vuruyor. Hatta bazı bilimsel çalışmalara göre daha hızlı bulaşıyormuş... Milletçe İzmir depreminin acısını yaşadığımız bugünlerde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın uyarılarını kulak ardı etmeyelim. Çünkü bu virüs her geçen gün daha fazla can alıyor, daha fazla insanı sevdiklerinden koparıyor.

GÜNÜN SÖZÜ
“TÜM yabancı kaptan ve 2. pilotlar 1 Kasım 2020 tarihi itibarıyla izne gönderiliyor.” Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği (TUYED) Başkanı Musa ALİOĞLU

MESUT YILMAZ’IN BİR ÖZELLİĞİ

Yazının Devamını Oku

‘Diriliş’ ve ‘Kuruluş’ dizileri çürüme ve çöküşü kurtarmaz

CHP Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, ‘tarımın batışı’ ile çarpıcı değerlendirmeler yaptı ve şöyle konuştu:

“Dünyada artan nüfus, iklim değişiklikleri ve çarpık sanayileşme sonucu su ve topraklarımız hızla kirlenmekte ve yok olmaktadır.

 18 yıllık AKP hükümetleri, tarımı ve gıda güvenliğimizi her geçen gün dışa bağımlı hale maalesef getirmiştir.

 2002 yılında gayrisafi yurtiçi hasıla içinde tarımın payı yüzde 10.3 iken 2019’da bu oran yüzde 6.4’e düşmüştür. Yani 2003-2019 arasında tarımsal hasıla kaybımız tam 971 milyar lira olmuştur. Tarımsal hasıla kaybımızın her yıl düşmesi ülkemizi net ithalatçı konumuna gelmiştir. İktidar, çiftçinin borç batağına saplanmasına da seyirci kalmaktadır. AKP’de üreticinin borcu tam 50 kat arttırmıştır.

 AKP üreticiyi adeta faize ve bankalara da çalışır hale getirmiş; bunun sonucu üretici ekemez, biçemez hale gelmiş ve toprağını terk ederek şehirlere göçe zorlanmıştır.

 2002 yılında tarımın istihdam içindeki payı yüzde 35 iken 2019 yılında bu rakam ne yazık ki yüzde 18’lere gerilemiştir. Bir başka deyişle, 2002’de 7.4 milyon kişi tarım sektöründe istihdam edilirken, 2019’da bu rakam 5.9 milyon kişiye düşmüştür.

Çiftçiyi üretimden koparmış, toprağına küstürmüş, borç batağına sürüklemiş, ülkemizi ise tarımda ithalatçı ülke haline getirmişlerdir. Köylerimiz boşaltılmış, işsizlik patlamış, sosyo-ekonomik yapı hançerlenmiştir. Bu bir utanç tablosudur; tarıma, çiftçiye verdiği değerin ibretlik, acı bir göstergesidir.

Artık çürümeyi ve çöküşü ‘Diriliş’ ve ‘Kuruluş’ dizileriyle inanın unutturamayacaksınız. Artık milletin kafasında ve gönlünde de yoksunuz.

Vatandaşın önüne giden ilk sandıkta da -şunu tekrar ediyorum- yok olacaksınız, yok olacaksınız ve yok olacaksınız.”

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyetimizin 97. yılı kutlu olsun!

Dil Derneği, Cumhuriyetimizin 87. yılı nedeniyle bir mesaj yayınladı. Anlamlı içerikli bu mesajı özetleyerek yayınlıyoruz:

“Bu yıl, dünyada ve ülkemizde canlar alan salgın nedeniyle TBMM’nin 100. yılını coşkuyla kutlayamadık. 23 Nisan Ulusal Çocuk Bayramı’nı, 19 Atatürk’ü Anma, Gençlik Spor Bayramı’nı, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı coşkuyla kutlayamadık. Dil Derneği’nin 33. yaşını gönlümüzce kutlayamadık. 29 Ekim 2020’de laik Cumhuriyetimizin kuruluşunun 97’nci yılını da buruk bir coşkuyla kutlayacağız. Laik Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, Lozan’la yayılmacılara son dersi veren İsmet İnönü’yü, Kurtuluş Savaşı’nın Kuvay-ı Milliyecilerini saygıyla anıyoruz.

Koronavirüsle savaşan bütün sağlıkçıları selamlıyor, bu savaşım sırasında yaşamını yitiren bütün hekimleri, bütün sağlık emekçilerini saygıyla anıyoruz. Tehlike sonlanmadı, salgın sürüyor. Cumhuriyet kurumlarını karartan, devrimleri budayan karşıdevrim ‘virüsü’ de sürüyor. Yıllardır akşam-sabah ‘Cumhuriyet tarihi(miz) boyunca’ diye başlayan, arkasından laik Cumhuriyetimizin değerlerinden birini ya da birkaçını yasal kılıflarla ortadan kaldıran sözleri dinliyor; yurdun tarihsel ve doğal dokusunu bozan eylemlere tanık oluyoruz. Eğitim ve yargı başta olmak üzere, her yurttaşın bugününü ve geleceğini güvence altına alacak kurumların yaralanmasıyla karşılaşıyoruz.
97 yaşındaki Cumhuriyet’in 21. yüzyılda yaşadıkları inanılacak gibi değil...
‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkemizin unutulduğu, Atatürkçülerin karalandığı sözde demokrasiyle sınanıyoruz.

Bu Cumhuriyet’in olanaklarıyla orun, ün, kazanç elde edenler, ‘cumhuriyet tarihini’ doğru okumakla yükümlüdür.

Yüzyıllarca kul sayılan, ‘ümmi ümmet’i yurttaş kılan, kadınlara haklarını öğreten, Osmanlı’nın borcunu bile ödeyen, kimseye boyun eğmeyen bağımsız bir Cumhuriyettir! Şimdi hesaplaşılan, bütün yaşamını, kazanımlarını ulusuna adayan Mustafa Kemal’dir!
Osmanlı’yı yıkan çağının gerisinde kalmasıydı; ulusal ve evrensel değerleri yok sayan hiçbir iktidarın da koltuğu kalıcı olmayacaktır! Mustafa Kemal Atatürk devrimlerin ışığını Çankaya’da parlatmıştı; bu ışık hiçbir zaman sönmeyecek! Bizler her şeye karşın, Cumhuriyet Bayramlarını Atatürk’e olan bağlılığımızla, aydınlanma aşkımızla başımız dik, alnımız açık kutlayacağız!”

ÇANKAYA’DA ATATÜRK’LÜ AÇILIŞ

Yazının Devamını Oku

İnce’den 47 günde 46 kent

Sivas Kongresi’nin 101. yıldönümü olan 4 Eylül’de Sivas’tan ‘Memleket Hareketi’ gezilerine başlayan Muharrem İnce, Türkiye siyaset tarihinde, belki de dünyada denenmemiş yeni bir yöntemle, 81 ili karış-karış, hem de pandemi ortamının zor şartlarında geziyor...

47 günde 46 kenti ziyaret ettikten sonra, günlerdir bir grup akademisyen ve mesleğinde uzman isim tarafından kaleme alınan manifestosunun son halini vermek için İstanbul’da bir otelde istişare amaçlı kampa giriyor.

İnce, bugüne dek on binlerce insanla dirsek (COVID selamı) selamı yapıp, binlerce esnafın sorunlarını yüz yüze dinledi. İnce’in önümüzdeki haftalarda 81 ili tamamlayıp daha sonrasında da her kentin en büyük 4 ilçesini tek tek gezmesi bekleniyor.

Edindiğimiz izlenim: İnce’ye en büyük ilgi, Z kuşağı dediğimiz genç seçmen ve kadınlardan. Mesela Van’da sabah saatlerinde yanına gelen bir genç, “İlk kez oy kullanacağım, söz ilk oyum sana” diyor. Samsun’da paten yapan gençler otobüsü görünce kayarak geliyor ve İnce’nin etrafını sarıyorlar. Tokat’ta otobüsü gören gençler, otelde dinlenmeye çekilen İnce’nin telefon numarası olduğunu düşündükleri bir numaraya WhatsApp’tan otobüsle çekildikleri selfie’yi yollayarak, “Başkanım dinleniyormuşsunuz, sizi kaçırdık ama otobüsünüzle resim çekildik” diye yazıyor, mesajı gören İnce de “Bekleyin, iniyorum” yazıyor, DHA muhabiri, İnce’nin gelmesi ile şaşkınlık yaşayan Z kuşağı ile sohbeti otelin önünde haberleştirdi. 

Adana’da bir kafenin balkonundan “Başkanım bana da el sallayın” diye seslenen 18 yaşındaki kıza İnce’nin “İki elle sallıyorum gel aşağı” demesi üzerine pop star görmüş gibi titreyerek genç kızın ağlaması da TV ekranlarında yer aldı. Bunlar dikkat çekici...

Hakkâri’den Şırnak’a giderken Dağdibi’nde köylülerin otobüsün önünü keserek “Bizi İktidar ile HDP’nin arasında ezdirme, parti kur oy verelim” demeleri, Muş’ta kahvehaneye içeri ısrarla İnce’nin çağrılarak, muslukları açarak “Suyumuz akmıyor, haftalar oldu, çözüm yok, sesimiz ol” feryatları, esnafın her yerde dertlerini karşılarında gördükleri İnce’ye anlatması...

EK GÖSTERGEYİ UNUTMAM

Yollardaki kontrol noktalarında nöbet tutan kolluk kuvvetlerini, özellikle Doğu illerinde

Yazının Devamını Oku

Arapların Türkiye düşmanlığı büyüyor

Araplar tarafından sürdürülen ambargo neden mi başladı? ‘Müslüman Kardeşler’ Mısır, Katar, Libya konularında alınan karşıt tavırlar ve gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında siyasi bir krizin başlamasına ve büyümesine neden olan faktörler olarak sayılıyor.

Bu siyasi krizle birlikte Suudi Arabistan, 1.5 yıl önce gümrüklerde Türk mallarının girişini yavaşlatma, tam sayım uygulama gibi muamelelerle Türk ürünlerini limanlarda bekletme şeklinde başlayan ülkemize yönelik bir kısmi ve örtülü ambargo içindedir. Söz konusu ambargo, Suudi Arabistan’da iş alan müteahhitlerimizin hakedişlerinin geciktirilmesi ve artık iş verilmemesiyle, Suudi Arabistanlı turistlerin ülkemize gelmemesine yönelik telkinlerle devam etmiştir. Süpermarketten fast-food zincirlerine kadar pek çok firma Suudi Krallığı tarafından başlatılan ambargoya destek verir hale gelmiş ve Türk ürünlerini satmayacaklarını/kullanmayacaklarını açıklamışlardır.

Suudi Arabistan Ticaret Odaları Başkanı da “Türkiye’ye dair, ithalat, yatırım ya da turizm olsun, her şeye boykot uygulama” konusunda çağrılar yapmaktadır. Boykot Türk lokantalarına ve berberlere kadar uzamış durumda. Bunun 32 bini Hataylı olmak üzere 45 bin yurttaşımızı son derece tedirgin ediyor. Boykot Fas, Tunus, Cezayir ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde de görülüyor artık. Bu ülkelerde de tıpkı Arabistan ambargosunun başında olduğu gibi gümrüklerde Türk mallarının girişi yavaşlatılmaya başlanmıştır. TÜSİAD, TOBB, TESK, TİM, DEİK gibi Türkiye’nin en önemli iş örgütleri de yaptıkları ortak açıklamada ambargonun küresel lojistik firmalarından küresel tedarik zincirlerine kadar etkilerine dikkat çekerek sorunun çözülmesi için somut adımlar atılmasını istemişlerdir.

İhracatçımızdan nakliyecimize, çiftçimizden üreticimize, turizmcimizden müteahhidimize kadar her sektörden yurttaşımızı derinden etkileyen sorun, ancak TBMM’nin devreye girmesiyle giderilebilecektir. Bu nedenle, gittikçe derinleşen ve yaygınlaşan gayriresmi Suudi
ambargosunun nedenleri ve sonuçlarıyla ele alınması, bu ambargo karşısında alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla genel görüşme açılmasını istiyoruz.

Mehmet GÜZELMANSUR CHP Hatay Milletvekili

GÜNÜN SÖZÜ
“DÜNYANIN en büyük trajedilerinden biri ahlakın din tarafından ele geçirilmesidir.” Arthur C. Clarke

FINDIĞA ‘VURGUN’ GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Tatar, Rum liderinin tebrik mesajını derhal iade etmeli

KKTC’nin yeni seçilen Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a, Rum lider Nikos Anastasiadis’in gönderdiği kutlama mesajı kabul edilebilir bir üslupla yazılmamıştır ve politik teamüller içerisinde derhal kendisine iade edilmelidir. Tatar, KKTC vatandaşları tarafından KKTC Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Anastasiadis’in kutlama mesajında bahsettiği şekli ile Türk cemaatinin lideri sıfatının da üzerinde, KKTC Cumhurbaşkanı sıfatını taşımaktadır.

Anastasiadis cumhurbaşkanımıza hitaben yazdığı yazılarında kendisine ‘KKTC Cumhurbaşkanı’ olarak hitap etmediği takdirde yazısının kabul edilemeyeceği kendisine bildirilmelidir. Kutlama yazısında yer alan ‘Kıbrıslı Türk vatandaşlarım’ tanımı kabul edilemezdir. Anastasiadis, Kıbrıslı Rumların oyları ile seçilmiş bir siyasidir. Hiçbir zaman ve koşulda da KKTC vatandaşları kendisinin temsil ettiği oluşumun vatandaşları değillerdir.

Yukarıda belirtilen hassas konular, Rum liderin Ersin Tatar’a hitaben gönderdiği yazılarda yer almadığı sürece, bu içerikteki yazıların kabul edilmemesi gerekmektedir.

Prof. Dr. ATA ATUN-Kıbrıs İlim Üniversitesi Dekanı, KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

GÜNÜN SÖZÜ

SAYIN Bekir Coşkun için: “Bizler hayata veda ettikten sonra güneş pek çok defa doğacak fakat bizleri bulamayacak. Fakat geride bıraktığınız güzel anılar, güzel yazılarınız, hayvan sevgisi ile beraber aşıladığınız güzel dersler hep yaşayacak. Azrail hiçbir yazarı, sanatkârı, kısacası düşünceleri ders olanları ölümüyle yok edemez. İnsan emelleri, düşünceleri ve bizlerde bıraktığı duyguları ile sonsuza kadar yaşar. Siz şanslısınız, siz gittikten sonra da düşünceleriniz yaşayacak.”    Prof. Dr. Cengiz KUDAY

AÇIKLAMA
KARTELLERE 10 MİLYAR DOLAR, BİZE 5 MİLYON DOLAR KALIYOR

FATSALI

Yazının Devamını Oku

‘Altın Ölüm’

Artık İbrahim Gündüz gibi araştırmacı ve ödünsüz gazetecilere rastlanılmıyor.

Şimdi malum nedenlerden dolayı herhangi bir kurumda çalışmıyor ama gazeteciliğe hâlâ devam ediyor. İbrahim, aktif olarak çalıştığı dönemde bir haber yaparken her zaman etik ilkelere bağlı ve objektif bakışıyla son derece titiz bir şekilde çalışırdı. Mutlaka taraflara eşit ölçüde söz vererek ve belgelere dayanarak haberini sunardı. İbrahim’in geçenlerde bir kitabı Galeati Yayınları’ndan çıktı. Adı, ‘Altın Ölüm’.

‘Altın Ölüm’ kitabı gerçekten çok önemli. Çok önemli çünkü her şeyden önce İbrahim, bu kitabı da bulup ortaya çıkardığı haberleri gibi kılı kırk yarmış da hazırlamış. Yarınlara kalacak olan çok önemli bir belge niteliğinde bu kitap.

Çok önemli çünkü bu ülkenin yeraltı kaynaklarının nasıl ticari meta haline getirildiğini kanıtlarıyla, belgeleriyle ve tarafların açıklamalarıyla öylesine gözler önüne seriyor ki, bu ülkede neler döndüğüne insanın inanası gelmiyor. Kitapta ‘altın’ arayışında doğanın nasıl talan edildiği, doğanın nasıl tüketildiği çok net bir şekilde anlatılıyor. Başka ülkelerde olsa bu kitap yayınlandığında ortalık ayağa kalkar, günlerce konuşulur, tartışılırdı.

Bursa’da Kirazlıyayla, Uşak’ta Murat Dağı, Kazdağları, Cerattepe, Kurşunçalı, Toroslar, Munzur başta olmak üzere neredeyse tüm dağlarımız, ormanlarımız ve ırmaklarımızın nasıl risk altında olduğunu bir bir anlatılıyor. Kitap, 384 sayfadan ve üç bölümden oluşuyor. Kitabın ‘Siyanür Kıskacında Yaşam’, ‘Maden Fuarlarında Pazarlanan Ormanlar ve Türk Tarımı’, ‘Türkiye’deki Siyanürlü Madenler ve Hikâyeleri’nden oluşan bölüm başlıkları bile insanı hayrete düşürüyor. Özellikle 3. bölümde yer alan ve ‘Ovacık Altın Madeni–Sarı Öküzün Verildiği Yer’, ‘Erzincan Dağlarında Bizans ve Yunan Güneşi’, ‘Çöpler Altın Madeni’, ‘Fındık ve Hamsi Diyarına Siyanür Darbesi: Fatsa Altın Madeni’, ‘Kışladağ Bitti Hedef Murat Dağı’, ‘Çanakkale-Balıkesir Siyanür Hattı’, ‘Öksüt-Alaplı Siyanür Hattı’, ‘Artvin-Cerattepe’, ‘Katar-Kanada-Yunanistan Ortaklığı Gururla Sunar: Kızıltepe Siyanür Madeni’, ‘Gümüştaş Siyanür Tesisi ve Doğan Yayıncılık İlkeleri’ gibi konular insanı hayrete düşürüyor.

Ellerine ve kalemine sağlık İbrahim... Elimizde olanak olsa, kitabın tüm sayfalarını buraya aktarmak isterdik.

Eğer siz de birazcık da olsa bu ülkede olup bitenleri merak ediyorsanız, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımıza ne olacak diyorsanız bu kitabı bir an önce okumalısınız. Yarın çok geç olmadan...

BU KADAR HAYVAN SEVGİSİZLİĞİ OLAMAZ!

BİGA’

Yazının Devamını Oku

Yavaş, Gökçek’i utandırıyor!

29 Ekim’de Ankara’da dev bir açılış var. Açılışın ‘dev’liği projenin büyüklüğünden değil öneminden geliyor.

Çubuk 1 Barajı rekreasyon alanı Mansur Yavaş’ın talimatıyla ihya ediliyor.

Yıllar boyu süren savaşlardan sonra Türkiye’nin yokluk yıllarında yapılan ilk barajı olan Çubuk Barajı, Atatürk gibi bir ‘dâhi’nin bizzat yönetiminde yapılmış yıllarca Ankara’ya hem rekreasyon alanı olarak hizmet vermiş, hem de Ankara’nın su ihtiyacını karşılamıştı.

1929 yılında yapımına başlanan ve 7 yılda tamamlanan Çubuk Barajı, Atatürk’ün sadece iyi bir asker olmadığının görülmesi açısından çok önemlidir. Çubuk Barajı, Cumhuriyet’in ilk eserlerinden biri olarak milli birlik ruhunu yansıtmaktadır ve bugün dönemsel olarak bu ‘ruh’un yeniden canlandırılması için Çubuk Barajı, bir rekreasyon alanından, bir barajdan çok daha önemlidir.

Atatürk’ün baraj yapımı sırasında inşaatı denetlerken, gelip giderken oturduğu yapı yıllar içinde ‘Atatürk Evi’ olarak ziyaretçilere açılmış ancak Melih Gökçek’in başkan seçilmesinden sonra sadece içinde ‘Atatürk Evi’ olduğu için rekreasyon alanı da kaderine terk edilmişti.

25 yıl aradan sonra Çubuk Barajı belediye iştiraki ANFA şirketi yetkililerinin büyük çabasıyla temizlendi. Öyle ki 25 yılın çöpü-molozu 2000 kamyonla atıldı. 1000 dönümlük bir araziye sahip Çubuk Barajı rekreasyon alanı temizlendi, binlerce ağaç ve bitki dikildi, yollar yapıldı. Atatürk Evi aslına uygun olarak restore edildi.

Mansur Yavaş’ın bütün hizmetleri bir yana, tarihsel bir öneme sahip rekreasyon alanının 29 Ekim’de açılacak olması anlayanlara çok önemli mesajlar veriyor.

Aslı Baykal açıklama yaptı

Yazının Devamını Oku

'Kurt isim': Mehmet Sevigen

İYİ niyetle bir siyasi ‘kulis’ haberini biraz çalkalayınca alttan çok şeyler çıktı.

‘Yeni parti... Halk Partisi... Eskiler... Özlemciler... İttifak... K.K. ile işler iyi gitmiyor” gibi bir sürü sözcüğün çevresinde ‘dans’ edildiği anlaşıldı. CHP’den kopmayı telaffuz edenlerden bazı isimlerin de parti oluşumu hakkında doğru konuşmadıkları anlaşılıyor.

Aslında bunlar küçük bir grup... Yine bazı partililerin adlarının ortaya atılması CHP açısından doğru olmadı.



Bütün bunları biliyoruz ve sorumlu kişinin de ‘kurt’ siyasetçi Mehmet Sevigen olduğunu açıklamak durumundayız.

FİKİR BABASI KİM?

Yazının Devamını Oku

‘Antalyalı parti’ hikâyesinin ardındaki gerçekler CHP aşındırılıyor...

Dün iki cümle bahsettiğimiz, adını vermediğimiz‚ ‘Antalya kökenli parti’ hikâyesi bir anda ortalığa düştü. ‘Heyecan’ ötesinde ‘kızgınlık’ da yarattı. İttifakın lokomotifi CHP, nereye gidiyor, ne yapıyor soruları öne çıkmaya başladı.

Peşinen söyleyelim: Kemal Kılıçdaroğlu ittifak konusunda doğru şeyler yapıyor. İYİ Parti ve SP’yi ana gövdeden koparttırmıyor. Yeni partileri kanatları altına almak istiyor.

İktidar ise başka bir yöne gidiyor ama Kılıçdaroğlu, başta rejim olmak üzere partiyi batıdan koparmak istemiyor.

Bir siyasal araştırmacı ile konuşurken, “Bu konuda bir şey söylemeden önce Kırgısiztan’da neler olduğunu dikkatle izlemek lazım” diyor.

Rusya, Suriye’de gücünü ortaya koyuyor; Azerbaycan-Ermeni ilişkilerinde de iki ülkeyi ‘terbiye’ ediyor.

Akdeniz’de ‘bayrak’ sallamamıza karşı bütün güçler karşımıza dikilmek isteniyor.

Kıbrıs’taki başkanlık seçimini Mustafa Akıncı yeniden kazanırsa? Bunun cevabı henüz yok.

CHP’DEN KOPUŞLAR

Asıl vurgulamak istediğimiz, CHP seçmenden küçük kopuşlara dikkat çekmek.

Yazının Devamını Oku