Bayram temizliği

ÇOCUKLUĞUMDA ‘bayram temizliği’ diye bir kavram, bir alışkanlık vardı.

Evde her şey yeniden silinir, yeniden gözden geçirilirdi. Şimdi bayramlar geleneksel özelliklerine ilaveten, hatta daha çok tatil unsuru olarak algılanıyor. Birçok aile yurtiçinde ve dışında dolaştıklarından, sanırım bayram temizliği kavramı ilk unutulanlardan birisi oldu.
Bugün önereceğim böyle bir temizlik değil.
Bir kültür temizliği, kendinize yapacağınız estetik bir detoks.
Altı gün süren tatil birçok temizlik için yeterli. Gerek yurtdışında gerek yurtiçinde gezenlere, klasik bir öneride bulunacağım.
Gittiğiniz yerin tarihini, güzelliklerini, özelliklerini öğrenin. Müzelerini, ören yerlerini, sanat galerilerini gezin. Gititiğinizle döndüğünüz arasındaki kazancınızı bir hassas terazide tartın.
Türkiye’nin sınırları içinde ya da yurtdışında, yaşadığınız kentte bulamadığınız kitaplara, CD’lere ulaşabilirsiniz. Eğer bir başka kente, başka ülkeye gitmediyseniz, önce bir ev temizliği yapın. Daha önce alıp da bir köşeye koyduğunuz, yıllık izinde, tatilde okurum deyip bir türlü okuyamadığınız kitapları okuyabilirsiniz. Şayet öyle bir liste yapmadıysanız, her zaman hatırlattığım gibi, yılın ödüllü kitaplarından bir liste yapın ve ilk önce onları okuyun, edebiyattaki değişik türlerin nasıl olduğu konusunda bir yargıya varabilirsiniz.
Yeni CD’ler aldınız, hatta uzunçalarları da ihmal etmediniz, onlar da duruyor daha jelatinleri açılmadan... Onları da bir düzene koyun. Günlük çalışma temposu içinde seyredemediğiniz filmlerin DVD’leri sizi bekliyor, onları da seyredebilirsiniz.
Artık eskisi gibi mazeret ileri süremeyiz.
O filmi kaçırdım diyemeyiz. DVD bu eksikliği tamamlıyor.

* * *

KÜLTÜREL temizliğin, birikimlerinizi, seçtiklerinizi gözden geçirme fırsatı verdiğini düşünün.
Neleri artık dinleme arzusu duymuyorsunuz, hangi kitapları tekrar okumayacaksınız, neleri defalarca dinlemekten bıkmadanız, neleri sık sık okuma gereksinimi duyuyorsunuz. Hepsini gözden geçirin.
Kendinizi bir kültürel yenilenmeye tabi tutmalısınız.
Hâlâ otuz yıl öncesinin antolojilerine bakıyorsanız, genç kuşak yazarlarından birçoğunu okumamışsanız, Türk sinemasının yükselişinin DVD’lerini seyretmemişseniz, durağan bir kültür hayatınız var, gittikçe geriliyorsunuz demektir.
Dikkat ettiyseniz hâlâ ev temizliğinden söz etmiyorum...
Uzun zamandır yenilenmesi gereken kitaplık raflarınızı gözden geçirin, diskoteğinizi sıkı bir elemeden geçirin, DVD arşivinizin eksiklerini giderin, izlemediklerinizi izlemek için geniş bir zamana sahipsiniz.
Bayramda bütün müzeler açık, artık müzeler sadece okul zamanlarında ziyaret edilen mekânlar değil. Türkiye’yi, dünyayı, her ülkenin usta ressamlarını, heykeltıraşlarını tanımak için bayram size bol zaman sunuyor.
Artık müzelerin içinde pastaneler, lokantalar var. Güzel bir sergi ziyaretinin ardından, dilediğince dinlenebilirsiniz.

* * *

BAYRAM vesilesiyle, uzun zamandır yapmadığınız kültürel temizliği yapın. Bu bayramda, daha doğrusu neredeyse bir haftalık tatilde, kendinizi daha bilgili, daha sanata doymuş hissetmeniz için bunları seve seve yerine getireceğinizden kuşkum yok. Avara kasnak bir zaman kaybına kendinizi kurban etmeyin.
Herkese iyi, sağlıklı, mutlu, sanat dolu bayramlar diliyorum.

X

Sedat Simavi Ödülleri belli oldu

Hürriyet’in ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin kurucusu Sedat Simavi’nin anısına düzenlenen ödüller her yıl ölüm tarihi olan 11 Aralık Günü yapılan bir törenle kazananlara verilirdi.

Pandemi nedeniyle bu tören bu yıl düzenlenemeyecek.

44 yıldır verilen ödülleri kazananların listesi:

GAZETECİLİK ÖDÜLÜ: 

Hazal Ocak

Cumhuriyet gazetesinde 20 Ocak 2020 ve 14 Temmuz 2020 tarihlerinde yayımlanan ‘Damat İşi Biliyor’ ve ‘İşte Burası Önemli!’ başlıklı haberleri nedeniyle ödül aldı.

Seçici Kurul ayrıca, Ercan Arslan’ı milliyet.com.tr haber sitesinde 22 Temmuz 2020 tarihinde yayımlanan ‘Son Dakika! Bu Fotoğrafları Daha Önce Görmediniz! ‘Corona Virüsten Önce ve Sonra İstanbul...’  haber fotoğrafları nedeniyle övgüye değer buldu.

RADYO ÖDÜLÜ:

Çiğdem Işık–Sevilay Tunalı

Yazının Devamını Oku

Emre Yavuz Rahmaninov çalıyor

Piyanist Emre Yavuz’un Rus besteci Sergey Vasilyeviç Rahmaninov’un (1873-1943) eserlerini seslendirdiği CD’sini dinledim.

Yavuz, 1990 yılında İzmir’de doğdu. Üç yaşında okumayı söktü, Fazıl Say’ın tavsiyesiyle Mithat Fenmen’in ölümünden sonra kendi hocası olan Kâmuran Gündemir’e yönlendirildi.

İstemihan Talay’ın Kültür Bakanlığı döneminde, bakanlık aileye bir ev tahsis etti, masraflarını karşıladı.

Ankara’da Kâmuran Gündemir’le, Fazıl Say’la, Bilkent Üniversitesi’nde Sanem Berkalp ile çalıştı. Daha sonra Roland Batik’le Viyana’da , Karl-Heinz Kammerling’le Hannover’de çalışmalarını sürdürdü.

Birçok önemli orkestra eşliğinde Beethoven, Chopin, Saint-Saens ve Çaykovski’nin eserlerini icra etti.

Beethoven’ın 3. Piyano Konçertosu’nu ünlü şef Zubin Mehta yönetimindeki orkestrayla yorumladı.

Yurtdışında birçok ödül aldı.

Rahmaninov’un doğum günü olan 1 Nisan 2018’de verdiği resitalle başladığı turne kapsamında İzmir, Ankara, Bursa, Eskişehir, Akşehir, Frankfurt, Dresden, Cap Ferret, Bonn, Köln, Pinswang, Seibersdorf, Hamburg, Brüksel, Köln, Brüksel, KKTC’de konserler verdi.

CD’nin kitapçığında eserler hakkında bilgi veren metinler bizzat

Yazının Devamını Oku

Nefes nefese bir meslek hayatı

Ustaların ustası Haldun Dormen yeni kitabında tiyatro dünyasının tarihini anlatıyor ve hem Türkiye’den hem dünyadan önemli isimlere yer veriyor.

Shakespeare “Dünya bir sahnedir” demiş. O sahneden hiç inmeyen biridir Haldun Dormen. Oyun yazımından yönetmenliğe, oyunculuktan oyuncu yetiştirmeye kadar tiyatronun çağrıştırdığı bütün alanlara emek vermiştir.

Kitabın adı, onun bir mesleğe adanmışlığını yeterince özetliyor: ‘Yaşlanmaya Vaktim Yok’.

‘Başlarken’de kitap için bakın ne diyor: “Koskoca dört kitabımın yayımlanmasından bu yana öyle şeyler görmüş, öyle şeyler yaşamıştım ki sanki bir dış güç, ‘Al eline kalemi de yaz. Sende daha kaç kitaplık malzeme var. Özellikle de gençlere yönelik’ diye başımın etini yiyordu. Haklıydı o dış güç...”

Haldun Dormen’in kitabı uluslararası üne kavuşmuş bir tiyatro insanının meslekteki çabalarının ötesinde bize tiyatro dünyasının tarihini, bu tarihte yer alan kişileri anlatıyor.

Ona bir yakınmasında hak veriyorum, belleği zayıf bir toplumuz, zamanında zirveye çıkmış adlardan çoğunu aynı meslekten olanlara sorsanız olumlu bir yanıt alamazsınız.

Yaşlanmaya Vaktim Yok
Haldun Dormen

Yazının Devamını Oku

Sadberk Hanım Müzesi’nden bir seçki

Türkiye’nin ilk özel müzesi olan ‘Sadberk Hanım Müzesi’nden bir seçki ‘Motif’ başlığı altında 10 Aralık 2020–18 Nisan 2021 arasında Beyoğlu’nda ‘Meşher’de sergilenecek.

Meşher’in üçüncü sergisi olan ‘Maziyi Korumak: Sadberk Hanım Müzesi’nden Bir Seçki’ 19 bini aşkın eserin bulunduğu müzenin Türk–İslam Sanatı koleksiyonlarından seçilen 210 seçkin eserle ziyaretçileri Anadolu’nun uygarlıklar tarihinde bir yolculuğa çıkaracak.

Sergi kataloğunun ‘Önsöz’ünden bir bölümü aldım:

“Sadberk Hanım Müzesi Türkiye’nin ilk özel müzesi olma sıfatını haklı bir gururla ve sorumluluk bilinciyle taşımaktadır. Müze, 14 Ekim 1980 tarihindeki kuruluşunu izleyen yıllarda, Türkiye çapında önemli roller üstlenmeye hazır genç bir oluşumdu.

Koleksiyonların oluşturulması ve zenginleştirilmesi çok zahmetli ve uzmanlık gerektiren bir süreçti. Sadberk Koç’un çok erken tarihlerdeki girişimiyle ilk seçkin eser grubunun derlenmesi, kurumsallaşmanın ardından Sadberk Hanım Müzesi İcra Komitesi Başkanlığı’nı üstlenen Sevgi Gönül’ün özeni ve azimkâr çabaları koleksiyonun çerçevesini belirledi.”

Katalogda üç imza var:

Turgut Saner

Şebnem Eryavuz

Hülya Bilgi

Yazının Devamını Oku

AVM’ler ve kütüphane

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, AVM’lerde 4’üncü kütüphaneyi de açtı.

Akyaka Park AVM Kütüphanesi İstanbul Ümraniye’de hizmet verecek.

Daha önce açılan kütüphaneler:

Ankara’da Nata Vega Outlet AVM

Subayevleri Vega AVM

Eskişehir’de Vega Outlet AVM

2020 yılı sonunda AVM kütüphanesi sayısı 8 olacak. Bakanlık 25 AVM yönetimi ile görüşmelerini sürdürüyor.

Edebiyat ve sanat içerikli etkinliklere, söyleşilere, imza günlerine, müzik performanslarına ve atölye çalışmalarına da yer verilecek kütüphanenin yüzölçümü 253 metrekare, şimdilik kitap sayısı 5 bin.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hedefi 20 milyonun üzerinde kitap, 57’si gezici olmak üzere 1.264 kütüphane.

Yazının Devamını Oku

Neşet Ertaş: Bozkırın Tezenesi

Abdallık kültürünün en önemli temsilcilerinden Neşet Ertaş, 1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesi Abdallar (Kırtıllar) köyünde dünyaya geldi.

Müzik hayatına kendisi gibi saz üstadı babası Muharrem Ertaş sayesinde başlayan sanatçının ilk çalgısı ise annesi Döne Hanım’ın çamaşır tokacına tel takmak suretiyle yaptığı oyuncak bağlama oldu.

Ertaş, müzisyen bir babanın oğlu olması sebebiyle çok küçük yaşta bağlama ve keman çalmayı öğrendi.

Hasan Saltık, onun sanat yaşamı ve yeni kayıtlar hakkında bakın ne söylüyor:

“Neşet Ertaş’ın 2000 yılında 30 yıl aradan sonra Almanya’dan buraya açık hava konseri için gelmesini sağlamıştık. Konserde izdiham olmuştu. Neşet’in tekrar Türkiye süreci böyle başlamıştı.

İlk geldiğinde küskündü, öldü diye haberleri çıkıyordu. Konserde halkla tekrar kucaklaşmıştı.

Böylece burada tekrar üretim yapmasını sağladık. Güvensizdi çünkü daha önce albümlerin korsanı çıkıyordu, hakları verilmiyordu, telif ödenmiyordu. Tekrar güvenini kazandık. Telif gelirleriyle İzmir’deki evini aldı. Biz onun eser takibini yaptık. Neşet’in ilk orijinal kayıtları kayıptı. Hâlâ eser takibini ve çalışmalarını Kalan Müzik takip ediyor. Yıllardır eski plak şirketlerinin depolarından ve stüdyolarından topluyoruz tek tek. Yüzde 80’ini toparladık. Şimdi bu kayıtları double CD ve üç ayrı plak olarak hazırladık.

Bu kayıtların özelliği orijinal makara bantları kullanılarak hazırlanmış olması.”

Neşet Ertaş’

Yazının Devamını Oku

Sinemamızın seyir defteri

Türkiye’nin en ünlü sinema eleştirmeni Atillâ Dorsay, yeni kitabında Türk sinemasının son 10 yılını mercek altına alıyor.


Atillâ Dorsay, Türk sinemasının 2010 - 2020 zaman dilimi içindeki durumunu irdeliyor. Kitabın tam adı şöyle: ‘Dünyaya Açılan Sinemamız - Ve Yeni Bir Kuşak’. Sunuş’ta kitabın serüveni ve içeriği üzerine bilgiler veriyor. ‘Son On Yıl Üstüne’ bölümündeki sayısal bilgiler şöyle:

◊ 2010’da

Toplam Film Sayısı: 252
Yerli Film Sayısı: 65  

◊ 2019’da

Toplam Film Sayısı: 401

Yazının Devamını Oku

Yemek konusuna tarih düşürmek

Lezzetin tarihi insanoğlunun en önemli özelliklerini yansıtır. Sevilen, seçilen, hazırlanan yemekler, sofra adabı üzerine yazıların yer aldığı ‘Yemek ve Kültür’ dergisi (Üç Aylık Dergi/ Sonbahar 2020, Sayı 61) içeriğiyle dünden bugüne devam eden ya da yok olan ağız tadı konusunda bilgilendiriyor bizi.

Enis Batur, ‘Yemeğe dil değdirmek’ kavramı üzerine Batı’dan Doğu’ya bir geziye çıkarıyor.

Ünlülerin bazı sözleri ile yazısını beziyor.

“Açlıkla tanışmamış bir mide basit yemekleri küçümser.”

Erasmus’tan: “Karnın kulağı olmaz”.

Dil ekseninde bir deneme.

Murathan Mungan’ın ‘Mutfaktaki Tarih’ yazısında, Refik Halit Karay’ın ‘Mutfak Zevkinin Son Günleri’ kitabını değerlendiriyor.

“Okuru bu kitabı okumaya çağırırken, ayrıca şu konuda bir uyarıda bulunma gereği duyuyorum. Karay’ın edebi dili insanda iştah uyandıran bir dildir, bir okuma iştahı...”

Yazının Devamını Oku

Dergiler arasında

Dergiler edebiyatın atardamarıdır.

Bugünün ustalarının ürünlerini okumanın yanı sıra yarının ustalarını da onlardan takip edebiliriz. İşte dergilerin yeni sayılarından seçtiklerim...

VİRÜS

VİRÜS her sayı bir şairle ilgili dosya hazırlıyor. Bu sayının şairi Cahit Külebi.

‘Elinden’ başlıklı bölümde Cahit Külebi’nin elyazısıyla ‘Doğu’ şiiri yer alıyor.

İlk sayfadaki fotoğraf Çerkes Karadağ’a ait. En özgün bölüm şairin Behçet Necatigil’e gönderdiği mektuplar ve oradaki şiirler.

Takdim yazım da şöyle:

“Folkloru kullanmak bir şair için en zor sınavdır. Birden taklidin ağına düşersiniz. Başardığınızda da ondan modern bir şiir ortaya çıkar. Cahit Külebi’nin ustalığı burada kendini belli eder.”

Derginin ilk şiiri iyi şair Hilmi Yavuz’un ‘Talan ve Zaman’ı.

Yazının Devamını Oku

70’lere damgasını vuran şarkılar

1970’ler Türkiye’nin siyasetten sanata uzayan hareketli bir zaman dilimi. İki kitap bu dönemin özelliklerini yazıya döktüler.

Derya Bengi’nin ‘70’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük – Şimdiki Zaman Beledir’ ve Mete Kaan Kaynar’ın hazırladığı ‘Türkiye’nin 1970’li Yılları’.



İki çalışma da birbirini tamamlıyor.

Dinlediğim uzunçaların adı:

‘Anılar: 1970’ler (Türkçe Aranjmanlar)’*

O yılları yaşayanlar bu şarkıları dinlerken eşlik edecekler, genç kuşak da o zaman neleri dinliyorlardı sorusunun karşılığını bulacak.

Yazının Devamını Oku

Nobel’li yazarın objektifinden İstanbul

Orhan Pamuk’un İstanbul’un gecelerinden fotoğraflar içeren kitabı ‘Turuncu’da insansız sokaklar, ışığın yansıdığı evler okuru etkiliyor.


Orhan Pamuk’un yeni kitabı ‘Turuncu’da İstanbul’un gecelerinin fotoğrafları yer alıyor. Bir romancının seçimiyle çekilen binalar, insanlar, ıssız caddeler, dışı görünen evler, bize bir şehrin gizli hayatının karelerini aktarıyor. Bir ışık huzmesinin romancıya hatırlattıkları, çağrıştırdıkları, bizi farklı İstanbul yorumlarına götürüyor. Fotoğraflar, önünden geçtiğiniz, yaşadığınız ama farkına varmadığınız/varamadığınız bir hayatın habercisi.

Gece öylesine çağrışımlar kaynağıdır ki, edebiyat onun sayesinde zenginleşmiştir. F. Scott Fitzgerald’ın ünlü kitabı ‘Tender is the Night’, Türkçeye çevirisi zor olan bir kitap adı. (Daha önce ‘Müşfikti Gece’ olarak çevrilmişti).

Ahmet Haşim, geceyi severdi.

Ahmet Kutsi Tecer’in ‘Geceleyin bir ses böler uykumu’ dizesi her şiirseverin belleğindedir.

Fotoğrafların izinde yazar, bir siyasal kimlik değişiminin de ana çizgilerini bize iletiyor. ‘Turuncu’nun başındaki yazıdan bir bölüm, çekiliş serüvenini, fotoğrafın bize söylediklerini yazıya getiriyor: “İstanbul’da ev içi ve sokak lambalarının son on yılda sarıdan beyaza doğru yavaş yavaş renk değiştirdiğini fark ettim? Altmış altı yıldır yaşadığım şehrin gece manzarasının yavaş yavaş değiştiği anlamına geliyordu.”

Turuncu

Yazının Devamını Oku

Orhan Veli anılıyor

Orhan VELİ KANIK (1914-1950) aramızdan ayrılışının 70’inci yıldönümünde Zeytinburnu Belediyesi Kültür Sanat Merkezi’nde anılıyor.

Bugün saat 19.00’da gerçekleşecek anmada kimler konuşacak:

Hakan Arslanbenzer

Orhan Veli Şiirinde Karakterler Olaylar Diyaloglar.

Turgay Anar

Bir Muhit Kuşu Olarak Orhan Veli (Garip akımı ve Orhan Veli’nin Edebiyat Mahfillerinde ‘Filizlenen’ Bir Ekol Oluşu Üzerine).

Mehmet Can Doğan

Yaprak Dergisi ve Orhan Veli.

Yazının Devamını Oku

Dünya Sanat Günü kutlandı

Dünya Sanat Günü ‘Wallace Hartley’ Ödülleri 5 Kasım Perşembe günü yapılan tören ile sahiplerine verildi.

Piramid Sanat’ın sponsorluğunda, pandemi kuralları gereğince az sayıda izleyicinin önünde gerçekleşen Dünya Sanat Günü Ödül Töreni, UPSD Başkanı Bedri Baykam’ın konuşması ile başladı. Pandemi nedeniyle Dünya Sanat Günü’nden 6.5 ay sonra bu ödüllerin ancak verilebildiğini aktaran Baykam, önce İzmir depreminde kaybettiğimiz değerli insanlarımızın yüreğimizi kan ağlattığını belirtti. Ardından, Dünya Sanat Günü teklifini ilk hazırlayan UPSD Yönetim Kurulu’ndan arkadaşlarını hatırlattı ve Dünya Sanat Günü’nün 2012’den başlayan serüvenini özetledi.

Ayrıca Piramid Sanat’ta ‘Katarsis’ başlıklı kişisel sergisi bulunan 23 yaşındaki sanatçı Şevval Başalan da sergi turu ile işleri hakkındaki düşüncelerini konuklarla paylaştı.

Gelelim 2020 yılı ödüllerine.

Yılın Sanatçısı: Taner Ceylan

Kendisi, Olimpos’ta sanatsal faaliyetler sürdürdüğü için törene katılamayan Ceylan adına ödülünü Alp İşmen, sanatsever Müge Tezman Sırmabıyık’tan aldı.

Sanat İnsanı Onur Ödülü: Faruk Sade

2016’da kaybettiğimiz Ankara’daki Galeri Siyah Beyaz’ın kurucusu olan Faruk Sade’nin ardından kızı Sera ve eşi Fulya Sade tarafından genç sanatçılara destek olmak amacıyla oluşturulan Faruk Sade Sanat Fonu’nun değerli çalışmalarından bahseden Baykam, Fulya ve Sera Sade adına ödülü Faruk Sade’nin gençlik yıllarından beri yakın arkadaşı olan Contemporary İstanbul kurucusu Ali Güreli’ye sundu.

Basın Onur Ödülü: Doğan Hızlan

Yazının Devamını Oku

‘Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür’

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözü birçok öğeyi kapsayan bir sözdür. Söz uygulanmaya başlandığında geçerlilik ve inandırıcılık kazanır. Kültür, yaşama biçiminden sanata, edebiyata, tarihi algılamaya kadar uzayan bir kavramdır.

İçinde bilim de vardır, yarının düşüncesini aramak da.

Bu ülkede yaşayan her kuşaktan insanlar O’nun ‘Nutuk’unu okumalıdır. Özgün baskısının dilini anlamayabilirsiniz ama o kadar çok bugünün diliyle yayınlanmıştır ki, herkes bir ulusun kurtuluşunun tarihini anbean okurken yaşar.

Atatürk ve kuşağının bir özelliği vardır. Kişisel zevklerinin doğrultusunda karar vermezler, kendi düşüncelerini, zevklerini yarını düşünerek gözden geçirirler, fedakârlık ederler.

Atatürk gibi bir lideri anlamak için bu söylediğim ölçütü unutmamak gerekir.

O’nun ölüm yıldönümlerinde her zaman Atatürk’ün sevdiği şarkılar çalınır; onlar gerçekten bugün de Türk musikisi repertuvarında çalınan, söylenen bugüne kalan çok değerli bestelerdir. O’nun ruh dünyasını, yalnızlığını yansıtan eserlerdir.

Aynı Atatürk, ilk yerli operayı da Adnan Saygun’a besteletmiştir.

Cumhuriyet’in ilk kuşağının bütün öncüleri, değişimin, devrimin künyesinde yer alacak bir çaba göstermişlerdir. Eskiyi çok iyi bilirlerdi ama yeniyi öğrenmek için de olağanüstü çaba göstermişlerdir.

Yeni bir rejim, halka nasıl anlatılır, nasıl tanıtılırdı.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın sırrına müzikle ermek

Fazı Say, şairlerin, yazarların esintisiyle iyi besteler yapan bir piyanist ve besteci.

Yeni CD’si ‘Şu Dünyanın Sırrı’nda da okuduğumuz, beğendiğimiz metinlerin ses dünyasına yansımasını ustaca bize iletiyor. Böylece edebiyatla müzik birleşiminden yepyeni bir dünya yaratmış oluyor.

Albüm kitapçığında besteci oluşum sürecini yazmış:

“Bazı dönemler, ‘İçinden ne geliyorsa onu yap’ diyorum kendime. Ve içimden yine şairlere dönmek, şiirlere şarkı olmak geldi. Yirmi dört yaşımda, ilk şarkılarımı bestelerken hissettiğim heyecanıma geri döndüm. Bir şiiri bestelerken hangi dünyadayım? Belki de sadece kendi dünyamdayım. Bugüne kadar pek çok şarkı ve vokal eser besteledim.

‘İlk Şarkılar’ (2013), ‘Yeni Şarkılar’ (2015) ve ‘Güz Şarkıları’ (2017) albümlerinin ardından ‘Şu Dünyanın Sırrı’ aklıma, ruhuma dokunan şiirlerin yer aldığı dördüncü şarkı albümüm.

Her şiiri, her şairi piyano ile uzunca anlatmak istediğim bir müzik doğdu bu albümde. Tüm şarkılar Serenad Bağcan’ın güçlü sesine emanet. Büyük oranda şan ve piyanonun başrolü oynayacağı yalınlıkta, görkemli bir orkestrasyondan uzak, yaklaşık 50 dakikalık bir müzik. Sadece Pir Sultan ve Kaygusuz Abdal’da Aykut Köselerli’nin performe edeceği davul ve vurmasaz var. Bir de Sabahattin Ali eserinde viyolonsel kullandım. Onu da hepinizin çok beğeneceğine inandığım, genç yetenek Jamal Aliyev yorumlayacak.

Bu toprakların şiirlerini bilmek gerek. Yüzyıllar sonrasında, aynı seslerin armonisiyiz sanki.

Bu buluşma tarihin içinde yolculuk gibi. Dinlerken vardığımız yer, yüzyıllar öncesi bugün! Bu şiirleri bestelerken, kendimi şairlerin denizinde buldum. Şimdi her birinin şiiri, benim denizimde.”

Besteleri dinlerken herkeste başka başka duygular, çağrışımlar uyandıracağı kanısındayım.

Yazının Devamını Oku

Kendi hayatımızı konuşuyor muyuz?

‘Gel Hayattan Konuşalım’da gazeteci Filiz Aygündüz sormuş, Dr. Alper Hasanoğlu yanıtlamış. Hepimizin aklına gelen ama genelde unuttuğumuz hayata dair bazı konular insanı düşündürüyor...

Kendi hayatımız üzerine ne kadar düşünüyoruz? Başkalarının, özellikle de yakınlarımızın hayatıyla daha çok mu ilgiliyiz yoksa?

Filiz Aygündüz - Dr. Alper Hasanoğlu’nun ‘Gel Hayattan Konuşalım’ kitabında bu sorunun cevabını bulacaksınız. Aygündüz sormuş, Hasanoğlu yanıtlamış.

Sanırım hepimizin aklına gelen ama sormayı unuttuğumuz, ertelediğimiz ya da sormaktan çekindiğimiz birçok sorunun yanıtını okurken, kendinizle psikolojik bir yüzleşmeye girişeceksiniz.

Aygündüz Önsöz’de şöyle diyor:

“En büyük hayallerimden biriydi. Gel Hayattan Konuşalım isimli bir nehir söyleşi kitabı hazırlamak.”

Önce Engin Geçtan’la böyle bir kitap yapmak istemiş, o sıra hoca çok yaşlanmış, söyleşilerden uzak durmuş, 2018’de de aramızdan ayrılmış.

“Sorulara da, cevaplara da edebiyat eşlik etti, felsefe, psikoloji, anılar, hüzün sonra da neşe tabii” diyor Filiz Aygündüz.

Hasanoğlu’nun da bir Önsöz’ü var. Ve kitap Engin Geçtan’a adanmış. İlk sayfada Dostoyevski’den ve Marguerite Duras’dan alıntı var: Mutluluk süreklilik arz etmez.

Yazının Devamını Oku

Çerçeveletip duvara asılacak bir tablo

Hürriyet’in birinci sayfasına taşıdığı kurtarıcıların fotoğrafları çerçeveletip duvara asılacak derecede yürekleri titretiyor.

Bütün gün haber dinleyen biri değilim ama İzmir depreminden sonra çalışma odamda televizyon hep açık. Birinin daha kurtuluşunu beklerken, birinin daha nasıl kurtardığını öğrenmek istiyorum.

Bazı görüntüler belleğimizden silinmeyecek.

O küçük parmağıyla yaşama tutunan kız ve elini bırakmayan kurtarıcı.

Günler sonra enkaz yığınından çıkan toz toprak içindeki çocuğu yanağından öpen kurtarıcı.

“İnsan insanın kurdudur” sözünü yalanlayan sahneler. İnsan insanın şifasıdır sözünü egemen kılıyor.

Böylesine olaylar, hepimizin vicdan karnesine geçecek. Mutlu olmanın mutlu etmekle eşdeğer olduğunu bir kez daha öğreniyoruz.

Çok deprem yaşamış bir ülkeyiz, Erzincan’dan bu yana felaketlerden ne öğrendik, öğrendiğimizi uyguladık mı?

Hiç kuşkusuz aylarca kulaklarımızda iki ses yankılanacak:

Yazının Devamını Oku

Yıllıklar gereklidir

Yıllıkların önemini sık sık vurgularım. Çünkü yıllıklar daha sonra yapacağımız çalışmalar için başvuracağımız kaynakların başında gelir.

Hâlâ Varlık Yıllığı’ndan, Aziz Nesin Yıllığı’ndan yararlanıyoruz.

Bu gerekçelerle Zeytinburnu Belediyesi’nin yayımladığı ‘Kültür Sanat Yıllığı 2020’ örnek bir çalışma. Diğer kurumların, yerel yönetimlerin de bu tarz çalışmalar yapmasını hatırlatırım.

Başkan Ömer Arısoy, Sunuş’ta yıllıkların önemine değiniyor, bu yayınların gerekçelerini sunuyor, saptamalarının tümüne katılıyorum, birkaç satır aldım:

“İşte böylesi bir ihtiyaçtan yola çıkarak hazırladığımız ‘ZKS Kültür Yıllığı’, Türkiye’de kültür sanat alanında 2019–2020 kültür sanat sezonu boyunca olup biteni kayıt altına almayı deniyor.

Ankara’dan Siirt’e, Samsun’dan Antalya’ya, İstanbul’dan Trabzon’a, ülkemizdeki kültür sanat faaliyetlerinin oluşturduğu o büyük resmi ortaya çıkarmak, iyisiyle kötüsüyle eksiğiyle fazlasıyla manzarayı kuşatabilmek, son tahlilde Türkiye’nin kültür sanat renklerini, ilgi alanlarını, kişi ve kurumların yönelimlerini belirlemek fikri, takdir edersiniz ki fazlasıyla heyecan verici.”

Her aya ayrı bölüm ayrılmış. Sanatın bütün türleri, ödüller, yarışmalar eksiksiz biçimde yer alıyor.

Her konu için hazırlanan yazılar, haberin ardındaki ayrıntıyı bize veriyor.

Yıllıkların anılması gereken işlevi, günübirlik yaşamımızda atladığımız, dikkatimizden kaçan sanat olaylarını, özellikle aramızdan ayrılan sanatçıların öneminin üstünde durmanızı sağlamasıdır.

Yazının Devamını Oku

İzmirlilerin üzüntüsünü yaşıyorum

İzmir’de kaybettiğimiz canları rahmetle anıyorum, ardında kalanlara başsağlığı, yaralılara sağlık diliyorum.

İzmir benim de anılarımda yer alan bir kent. Acısı yüreğime saplandı.

Halikarnas Balıkçısı ile orada tanıştım, birçok yazarla, şairle bu kentte dost oldum.

Yüreğimizdeki hasar uzun süre devam edecek.

CUMHURİYET BAYRAMI’NI SESLE KUTLADIM

CUMHURİYET BAYRAMI’nın benim için en güzel etkinliği Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın Patara’da verdiği konserdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İletişim Başkanlığı’nın ortak projesiydi.

İki kurumu da bu isabetli proje için kutluyorum.

Çoksesli müzik Cumhuriyet döneminde yaygınlaşmıştı. Daha önce Osmanlı döneminde sarayda çoksesli icralar gerçekleştiriliyordu.

Yazının Devamını Oku

Bir mirasyedinin anatomisi

Çok konuşulan kitabı ‘Osman’da Ayfer Tunç, toplumsal tarihimizdeki ‘mirasyedi’ tipini irdeliyor. Roman, göndermelerle örülmüş bir eser.

Ayfer Tunç’un iyi romanı ‘Osman’ üzerine yazılanlarda bir eksik saptadım. Kitap üzerine yazanlar mirasyedileri yakından tanımıyorlar, onlarla karşılaşmamışlar ya da ailelerinde böyle biri yok.

Tunç, toplumsal tarihimizde bu tipi irdeliyor.

Yazarın gerçekçilik üzerine söylediğiyle yazıma başlamalıyım:

“Ben kurmaca yazıyorum ama yazdıklarımın bir yerinin mutlaka gerçeğe değmesini isterim. Öte yandan gerçekle de zorum vardır, deforme etmek isterim, alışılmışın dışındaki form etki yaratır, bizi gerçek hakkında düşündürür.”

Osman, bir caz kulübünde piyanisttir. Bir gece yarısı çalıştığı kulüpten çıktığında bir trafik kazasına kurban gider.

İlk cevapsız soru kaza mı intihar mı?

Roman göndermelerle örülmüş. Osman’ın tuttuğu defterde yazılanlarla Osman’ın çevresindekilerle yapılan söyleşilerden oluşuyor. İki kaynaktan mirasyedi Osman’ın anatomisini öğreniyoruz.

Bir konuşmasında da Ayfer Tunç bakın ne söylemiş:

Yazının Devamını Oku