GeriMehmet Ali BİRAND Başörtülüler eskiden neredeydiler?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Başörtülüler eskiden neredeydiler?

A&G şirketinin, 32.GÜN ve Kanal D Ana Haber için hazırladığı son araştırma, tahmin edebileceğiniz gibi çok kişiyi şaşırttı. Kimini kızdırdı. Kimi de komplo teorileri kurup, inanılmaz senaryolar yazdı. En çok sorulan soru şu: “Başı kapalı olanların sayısında az da olsa bir azalma görüldüğünü söylüyorsunuz. Oysa biz sokaklarda eksiye oranla daha çok başı kapalı insan görüyoruz. Ya sizin anket yanlış veya biz yanlış düşünüyoruz”.

A&G şirketinin, Kanal D Ana Haber ve 32.GÜN programı için gerçekleştirdiği son anket (dün bu köşede yayınlamıştık) şimdiye kadar bilinen, ancak yeterince üzerinde tartışılmayan iki noktaya dikkatleri çekti.

 

Bunlardan biri, “Nasıl oluyor da, başını kapatanların, namaz kılan ve oruç tutanların artmadığını söylüyorsunuz, oysa bizler sokakta çok daha fazla başı örtülü insan görüyoruz. Ya biz yanlış bir şey görüyoruz veya siz yanlış bilgi veriyorsunuz” sorusu.

 

Ben de bunu, araştırmanın sahibi, Adil Gür’e sordum. Şu yanıtı verdi: “...Eskiden de varlardı, ancak görünmezlerdi. Üstlerinde bir baskı, bir çekimserlik oluşmuştu. Son yıllarda, özellikle AKP’nin iktidarıyla birlikte, hem cesaretleri arttı, hem de daha zenginleştiler. Bunun sonucunda da, daha fazla sokağa çıkar oldular. Tesettür otellerine, havuzlarına gider oldular. Sayıları artmadı. Görünür oldular.”

 

Diğer bir nokta da, örtünme ve dindarlığın her yerden çok Güneydoğu’daki Kürt kökenli vatandaşlarda yaygın olması.Bu veri de, son seçimde AKP’ye giden oyların gerekçesini ortaya çıkarıyor. Hem hizmet, hem de dindarlık bir araya gelince AKP’ye oy patlaması yaratmış.

 

Adil Gür, son derece cesur bir araştırmayı gerçekleştirdi. Kimileri tarafından suçlandı, küçümsendi ancak damgasını vurdu.

 

Gerçekleri görelim, ona göre karar verelim. Gür, bu ülkeye katkıda bulunmuş oldu.

 

BİR MUHALEFET HAREKETİ...

 

Biz kaç kişiyiz” hareketi 12 Eylül’de Tuncay Özkan’ın çağrısıyla başladı. İlk defa bir TV kanalı toplumsal hareket kampanyası başlatıyordu. Tamamen sivil bir platform. İlk aşamada 1 milyon kişiyi hedefleyen hareket, AKP’nin hazırladığı yeni Anayasa’ya karşı çıkmayı hedefliyor. AKP’nin politikalarına karşı kitleleri harekete geçirmeyi amaçlıyor.

 

Biz kaç kişiyiz” toplumsal muhalefet hareketi, kısa sürede 240 bin kişiye ulaştı. “Ben de varım” demek istiyorsanız, üç şekilde katılabilirsiniz.  

 

  1. İnternet üzerinden “www.bizkackisiyiz.com” adresinden,
  2. Cep telefonlarından tüm operatörlerden 3638’e “ben de varım” yazıp SMS göndererek,
  3. Ayrıca 0 592 211 36 66 numaralı çağrı merkezi aracılığıyla.

 

Hareket, sivil toplum örgütlerini bir araya getirip, ortak tavır oluşturmayı bir oranda gerçekleştirdi.  Sivil toplum örgütleriyle Ankara, İstanbul, İzmir, Trabzon, Antalya, Kayseri, Erzurum, Adana, Diyarbakır’da bölge toplantıları planlıyor.

 

MAHMUT DİKERDEM’İ ANIYORUZ...

 

3 Ekim Çarşamba günü, Mahmut Dikerdem’i kaybedişimizin 14. yılında yine anacağız.

 

14 yıldır her 3 Ekim günü, dayımMahmut Dikerdem’i hangi gazetede yazıyorsam, orada mutlaka anarım.

 

Bunun, Dikerdem’in benim çok sevdiğim bir akrabam olması veya beni okutan bir insana olan saygımı tekrarlamamla ilgisi olduğu kadar, Mahmut Dikerdem’in kişiliği ve dünyaya bakışıyla da büyük ilgisi var.

 

Dışişleri Bakanlığı’nın en parlak diplomatı, en genç Büyükelçisi, Kıbrıs politikasının en önemli mimarlarından biriydi. Daha da önemlisi, böyle bir konumda bulunmasına rağmen, o dönemin aşırı muhafazakar Dışişleri’nin tek sosyalist -kendine göre komünist- diplomatı olarak fikirlerinden ödün vermemesiydi.

 

Mahmut Dikerdem’lerin fikir namusu ilkesini ne kadar yaşatabilirsek, genç kuşaklara o kadar fazla örnek yaratmış oluruz.

 

MGK’YA DOĞRU BİR ATAMA...

 

MGK Genel Sekreterliği’ne, Atina Büyükelçimiz Tahsin Burcuoğlu atandı.

 

Burcuoğlu, dokuz ay önce aynı göreve atanmış ancak Sezer tarafından veto edilmişti. Bu vetonun gerekçesini hiçbir zaman öğrenemedik.

 

Burcuoğlu’nu tanıdığımdan dolayı, veto kararı beni özellikle şaşırtmıştı.

 

Atina’daki görev süresinde olsun, daha önceki görevlerinde olsun, Burcuoğlu son derece etkili, milliyetçi, hatta Sezer’in hoşuna gitmesi gereken ulusalcı yaklaşımıyla, Dışişleri’nin kalburüstü diplomatlarından biriydi.

 

Dışişleri kadrolarının farklı olması, aşırı dindarlık veya laikliği reddeden bir tutum benimsemeleri düşünülemez. Belki aralarında bir ikisi böyle çıkabilir, ancak genelde diplomatlarımız, olmaları gerektiği gibidirler.

 

Tahsin Burcuoğlu, doğru bir atama oldu.

 

KAYSERİ’DEN ÖĞRENECEK ÇOK ŞEYİMİZ VAR...

 

Kayseri’ye ilk defa bu yıl gittim.

 

Gül’ün bir kampanyasını izlemek istemiştim.

 

Hayretler içinde kaldım.

 

İstanbul’dan geliyordum ve gördüklerime inanamamıştım.

Düşünebiliyor musunuz, öyle bir kent ki şehrin caddelerinde bir tek işportacı,sokaklarında bir tek çöp görmeniz mümkün değil. Üstüne üstlük Anadolu’nun ekonomik çekim merkezlerinden biri olmasına, yoğun göç almasına rağmen bu şehirde gecekondulaşmadan eser yok! Otobüs terminalinin önünden geçerken insan şaşırıyor. Zira uzay üssünü andırıyor..

İstanbul’u düşündüğümde Kayseri’nin bence trafik problemi yok. Ama “her şey hayalle başlar” sloganını kullanan Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki 18 km.lik raylı sistemi gelecek sene hizmete açmaya hazırlanıyor. 

Öte yandan Anadolu’nun Wembley’i denebilecek 30 bin kişilik Atatürk Spor Kompleksi ve 7 bin 200 kişilik Kadir Has Kongre ve Spor Kompleksi’nin inşaatı tüm hızıyla devam ediyor. Ve belediyenin üst düzey yöneticilerinden Yusuf Eken’in söylediğine göre bu olağanüstü kompleksler için belediyenin kasasından 5 kuruş çıkmamış..

Kayseri’yi gezerken gerçek anlamda yapılan bir belediyeciliğin şehir insanının hayatını nasıl değiştirdiğine tanıklık ettim. Kayserililer’in 2004 seçimlerinde Mehmet Özhaseki’yi yüzde 70 gibi rekor bir oy oranıyla neden yeniden başkan seçtiğini anlıyorum. Ama bence işin sırrı Kayserili’nin kıvrak zekasında. Hangi siyasi görüşten, ideolojiden olursa olsun Kayseri’ye yararlı olduğunu düşündüğü şeyin etrafında yek vücut olmasında, Kayserili kimliği altında dayanışmasında yatıyor.

Türkiye’nin Kayseri ve Kayserililerden öğreneceği çok şey var!

 

ORHAN PAMUK’U KAÇIRMAYI BAŞARDIK

 

Hafta içinde gazetelerde bir haber vardı ki, içimi sızlattı. Orhan Pamuk, New York’ta kendine bir daire almış...

 

Demek ki, sonunda Orhan Pamuk’upes ettirmeyi başardık. Görüp görebileceğimiz tem nobel ödüllü yazarımızı içimizde tutamadık.

 

Canım ne olacak, New York’ta herkes daire satın alabilir” diyebilirsiniz. Doğrudur, herkes New York’ta daire sahibi olabilir ve yaşadıkları kente gelip dönebilir. Hele Pamuk gibi, nobel ödüllü bir yazar iseniz, kitaplarınızın daha fazlasatılabilmesi için New York’ta yaşamayı tercih edebilirsiniz. Ancak ne yazık ki, Orhan Pamuk kitap satışı için New York’ta değil.

 

Onubiz kaçırdık.

 

Nobel ödüllü yazarımızı ölümle tehdit ettik. Yerden yere vurduk. Hayatını zehir ettik. Sonunda Pamuk, canını kurtarmak için, hiç değilse bir süre başka bir yere gitmek zorunda kaldı.Belki de arada bir gizlice geliphasret gideriyordur.

 

Orhan Pamuk bu muameleye layık değildi.

 

Yaptığımız ayıptır, yazıktır...

 

 

 

X

Bugün hem polis, hem PKK sınavdan geçecek

Bugün Diyarbakır'da büyük tören var. Yüzbinlerce kişi toplanacak En ufak bir olay kan dökülmesine kadar gider. İki muhatabımız var. Biri Pkk diğeri de polis. Bakalım sürecin devamını mı istiyorlar, yoksa dinamitlemek mi?

Bugün yüzbinler Diyarbakır' da toplanacak.
  
İçlerinde çok kızgınları olduğu gibi, üzüntü duyanlar da olacak. Ancak ne olursa olsun, bu bir Kürt Gösterisi şeklinde geçecek.
  
Halk, gücünü gösterecek.
  
BDP yaklaşımını belirledi. Tahrik etmeyecek. Etrafın yakılın yıkılması için tahrik etmeyecek.

Yazının Devamını Oku

Bize bakışlar değişiyor

“İmralı Süreci”nin başlamasıyla, Türkiye'nin bölgedeki "İstikrar reytingini" yükseltmeye başladığının farkında mısınız? Henüz çok erken. Sonucun ne olabileceği de bilinmiyor. Buna rağmen, dış çevreler atılan bu adımı son derece dikkatle izliyor. Çok rahatsız olanlar da var tabi.

Her kişinin, her şirketin, her ülkenin, hatta her örgütün uluslararası bir bakışı, bir reytingi vardır. İç ve dış çevreler kendilerine göre bir algılama yapar, bir puan verirler. Etrafta karneler dolaşmaz belki, ancak kendi kafalarında bir fikir oluşur. Gazetelere hemen yansır. Bir makalede, yapılan bir haberde, toplantılarda sözü edilir. Elle tutulamayan, somut aletlerle ölçülemeyen bir reytingden söz ediyorum.

           

“İmralı Süreci”nin başlamasıyla birlikte, Türkiye'nin "İstikrar reytingi" yavaş yavaş artmaya başladı.

           

Henüz çok erken.

           

Sonucun ne olacağını kimse bilemiyor.

           

Yazının Devamını Oku

Öcalan sıradan bir mahkum değil ki

Neden bir türlü kabul edemiyoruz? Kürt sorunu ve Pkk terörünü çözecek muhatap olarak onu gördük. Bu ülkenin geleceğini şekillendirecek olan bir lider olduğunu kabul ettik. Şimdi de vereceğimiz TV'nin tek kanallı mı, çok kanallı mı olmasını tartışıyoruz. Kendimizle alay ediyoruz.

Neden bazı gerçekleri kabul edemiyoruz, anlamıyorum.

             

Başbakan, Abdullah Öcalan'ın İmralı'daki odasına TV konması direktifini verince kıyametler koptu.

           

Nasıl olurdu da, “Bebek katili” istediği zaman TV seyredebilirdi?

           

O herhangi bir mahkumdan farklı değildi ki...

           

Yazının Devamını Oku

Parmaklar tetikten çekiliyor

Başbakan'ın son açıklamaları İmralı Sürecini rahatlatacak ve daha başlangıçta birçok konudaki tıkanmayı engelleyecek, Ankara'nın bu konuya iyi niyetle yaklaştığını gösterecek önemdedir. Pkk'nın olası bir çekilmesi sırasında, 1999'daki gibi tuzağa düşürülmeyeceği güvencesi " parmakların tetikten çekilmesinin" ilk adımıdır.

PKK’nın korkusu tuzağa düşmekti

Dün bu köşede, tam da Başbakan'ın yaptığı açıklamayla ilgili olarak Pkk'nın kuşku ve kaygılarını anlatmıştım. Hatırlatayım, 1999'da Öcalan Türkiye'den ayrılma direktifi verdikten sonra TSK, çekilmeye başlayan Pkk’lılara saldırdı ve yaklaşık 500’ü öldürüldü. Pkk bunu hiç beklemiyordu ve tuzağa düşürüldüğü sonucuna vardı. TC'ye güvenilmeyeceği izlenimi arttı.Başbakan bu konuşmasıyla son derece önemli bir güvence vermiş oluyor.

xxx

           

Başbakan'ın son açıklamalarını çok önemsiyorum.

           

Bunlar, İmralı Süreci' nin devam edebileceği ümitlerini büyük ölçüde arttırdı.

           

Yazının Devamını Oku

PKK da kuşku içinde...

Türk kamuoyu, İmralı Süreci' nin nasıl ilerleyeceği konusunda haklı olarak kuşku duyuyor. Ancak farklı kuşkuyu PKK' da da görüyoruz . Onlar daha önceki çekilmeyi hatırlayıp Güvenlik Güçlerinden korkuyorlar. Bakın neden...

Başbakan , İmralı ile başlatılan Ön Görüşmeler hakkında fazla bilgi vermedi. Zaten medya'da yeterince ayrıntı var. Hepimiz bu lego parçalarıyla oynayıp bir harita yapmaya çalışıyoruz.
  
Benim dikkatimi çeken, Türk Kamuoyunda giderek yaygınlaşan kuşkucu bakış. Önce heyecanla alkışladık, şimdi " durun bakalım, bu işin sonu ne olacak? Acaba oyuna mı geliyoruz?" diyenlerin sayısı artar oldu.
  
Herkes kendi açısından haklıdır.
  
Bundan önceki ateşkes'lerin nasıl engellendiğini düşünün, barış girişimlerinin nasıl sabote edildiğini hatırlayanlar, bu defa yoğurdu üfleyerek yemek istiyorlar. Zira karşı tarafa güvenilmiyor.

Yazının Devamını Oku

Çetin Doğan, çenesinin kurbanı oluyor...

Balyoz davası aslında "Askeri üstünlük alışkanlığının" yargılanmasıydı. Ancak ne yazık ki, olayla ilgisi olmayanlar da yandılar. Yargı, toplumun vicdanını tatmin edemedi. Hukuk değil, siyasi bir mesaj verilmiş oldu.

Balyoz davası konusunda siz ne düşünüyorsunuz bilemem, ancak benim çok kişisel bir izlenimim var.
  
Gizlice yapılan telefon konuşmalarını da okudum... Gazetelerdeki demeçleri, resmi konuşmaları da tekrar tekrar gözden geçirdim. Tutuklanmadan önce yaptığı TV konuşmalarını da izledim.
  
Vardığım sonuç, Çetin Doğan paşanın büyük ölçüde çenesinin kurbanı olduğudur.
  
Sadece kendini değil, beraberinde 325 kişiyi de - farkına varmadan - kurban etti.

Yazının Devamını Oku

Gerilimsiz hayat beni hasta etti…

Yurt dışına çıkmak, benim sağlığımı bozuyor. Birbiriyle sürekli kavga etmeyen, birbirine hakaret etmeyen insanlarla karşılaşıyorsunuz. Çok hayret verici bir şey. Örneğin, töre adına kızını öldüren yok. Sol-sağ diye, öğrenciler balta ve zincirlerle birbirlerini biçmiyor. Neyse, döndüm de kendime geldim!

Bir süredir yurt dışına çıkmıyordum. Hergün cennet vatanımın haberleriyle yoğruluyor, sabah köşe yazısı, akşam ana haberler derken, kendi dünyamızda yuvarlanıp gidiyorduk.

  

Yılbaşı aralığından istifade edip,  eşim Cemre ile birlikte bir süre Amerika'ya, oradan da Karayipler’e dalmaya gittik. Gitmez olsaydım kardeşim...

  

Pazartesi günü  döndüm.

  

Fena halde rahatsızım!

  

Yazının Devamını Oku

Aldığım en güzel haber

Tam bir hafta süreyle denizin ortasındaydım. Ne gazete, ne telefon, ne de televizyon. Sadece güneş, uyku ve kitap okumakla geçirdim. Miami'de karaya çıkınca ilk işim haber merkezini aramak oldu. Bundan daha keyifli başka haber alamazdım.

Bir hafta süreyle dünya ile ilgimi kestim.

  

Binlerce kilometre uzakta, koskoca bir denizin ortasında, ne telefon çeker, ne internet bağlantısı, ne televizyon. Sadece dalma, uyuma ve kitap okumayla geçen yedi gün.

  

Son gün Miami'de karaya çıkarken, hafif midem burkulmaya başladı. Kimbilir şimdi ne karanlık haberler alacaktım. Haber Merkezini aradım ve Süleyman SARILAR'dan hiç beklemediğim, ancak ilk defa biran önce geri dönme hissimi kamçılayan o haberi aldım.

  

İmralı ile görüşmeler başlamış.

  

Yazının Devamını Oku

Başbakan Erdoğan, nasıl bir Devlet Başkanı olacak

2014 yaklaştıkça, hepimiz Başbakan Erdoğan'ı bir başka türlü izler olduk. Her söylediği sözü, her attığı adımı farklı şekilde değerlendiriyoruz. Bugüne bakıp, yarının Devlet Başkanı Erdoğan'ı hesaplıyoruz. 1.5 yıl sonra nasıl bir Başkan veya Cumhurbaşkanı ile karşılaşacağımızı merak ediyoruz.

Başbakan Erdoğan'ı artık bir başka türlü izlemeye başladık.
 
Vücut diline, genel yaklaşımına ve konuşmalarına farklı bakıyoruz.

Nedeni de, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi.
 
Başbakan'ın aday olacağı artık herkes tarafından kabul ediliyor. Kendi de yalanlamıyor. Ancak henüz, bugünkü yetkilerle Siyasi Parti üyesi bir Cumhurbaşkanı mı, yoksa yetkileri daha da arttırılmış bir Devlet Başkanı mı olacağı belli değil. Bu durum, anayasa değişikliği tartışmalarında anlaşılacak. Ancak adı ne olursa olsun, Erdoğan'ın kişiliği hangi konumda olursa olsun, o mevkiin işleyişini farklılaştırıyor. Kendi kurallarını kendi başına oluşturuyor.

İşte böyle bir insan, büyük olasılıkla 2014-2024 arasında Türkiye'yi yönetecek.

Bu defaki yönetimi farklı olacak, zira Köşk'e çıkınca elindeki güç daha da artacak.

Yazının Devamını Oku

Türkiye bölgedeki bir savaşa hazır olmalı…

Ne zaman çıkar, ne zaman kapımıza dayanır bilemem. Ancak bildiğim bir şey var ki Orta Doğu'da, önümüzdeki 10-15 yıl içinde şurada veya burada bir veya birkaç savaş yaşanacak. Büyük krizlerle karşı karşıya kalınacak. Kısır kavgaları bir yana bırakıp, biraz etrafımıza bakarsak, durumun ne kadar tehlikeli olduğunu görürüz.

Bölgedeki bir savaşa hazır olalım

Bugün dikkatlerinizi Orta Doğu'daki tehlikeli gidişe çekmeyi ve "Alarm çanlarını çalmayı" planlıyorum.

           

O kadar iç kavga yaşıyor, o kadar iç politikanın kısır koridorlarında zaman harcıyoruz ki etrafımızı bir türlü göremiyoruz. Oysa, durum çok ciddi.

           

Bizden başka herkes korku içinde.

           

Bizler ise oralı değiliz. Oysa tam tersine, çok kaygılanmak ve hazırlanmak zorundayız.

Yazının Devamını Oku

Gelin 2013’ün falına bakalım

Dün gece ne yaptınız? Eğlendiniz mi, yoksa erkenden yattınız mı? Ben binlerce kilometre uzakta Karayip Adaları’ndayım. Bir hafta süreyle adaları dolaşıp, dalış yapacağım. Bu arada da önümüzdeki yılda bizi nelerin beklediğini merak ettim. Bakalım, bu yılki fal da doğru çıkacak mı?

Yılın ilk gününe hoş geldiniz.

           

Eminim bir bölümünüz baş ağrısıyla kalkmıştır. Dün gece güç ve geç bitmiş olabilir. Diğer bir bölümünüz ise, biraz TV seyredip yatmıştır. Bir tatil günün keyfini yaşayacaklarından memnundurlar.

           

Ben de çok uzaklardayım.

           

Cemre ile birlikte dalma hobimizin peşinden koştuk ve Karayip Adaları’na geldik. Bir hafta süresince, dünyanın üstünü değil, denizlerin altını izleyeceğiz. Günlerimizi, çok sevdiğimiz bir dünyada deniz canlıları ve köpek balıklarıyla yüzerek geçireceğiz. Haftaya Pazartesi sizlerle hem bu köşede hem de ekranda yine buluşacağız.

           

Yazının Devamını Oku

Bundan böyle falcılık yapacağım

Hepimizin kişisel sorunları var. İçimizde, 2012'yi çok kötü geçirmiş olanlarımız da var. Ancak geneline bakarsak ve bölgedeki diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda, Türkiye'nin şanslı olduğu ortaya çıkıyor. Toplum olarak iyi bir yıl geçirdik. Tüm okurlarıma, sağlıklı ve güzel bir 2013 yılı dilerim.

364 günü siyaset kavgaları içinde geçirdikten sonra, artık bugün rahat edelim. Güzel bir günü paylaşalım.

           

Geçen yılın 31 Aralık günkü yazısında, 2012'yi nasıl geçireceğimizin falına bakmıştım. Bu yazıyı hazırlarken korkuyla tekrar baktım. Korktum, zira tahminlerimin ne olduğunu unutup gitmiştim. Ya baltayı taşa vurdumsa kaygısıyla okuyunca yüzüm güldü. Meğer tam isabet kaydetmişim. Üstelik Allah'tan “Sağlık” dileğim de kabul görmüş. Bundan daha güzel ne olabilir ki?

           

"2012'de neler olacak ?" falında şunları öngörmüşüm:

 

            - Başbakan'ın Köşk'e gidiş senaryosu kesinleşecek...

            - PKK ile çatışmalar daha da artacak...

Yazının Devamını Oku

Bu kadar saydınız da, neden hiç dinlemediniz?

Şerafettin Elçi'nin ölümüyle birlikte siyasetçilerimizden bir övgü bir övgü. Ne kadar saygıdeğermiş, ne kadar değerli insanımızmış...vs..vs. O zaman ben de sormak istiyorum: Bunca yıl yanıbaşınızdaki bu insanın görüşlerinden neden hiç yararlanmadınız?

Bizim cennet vatanımızın en büyük alışkanlığı, insanlarının değerini ancak öldükten sonra anlamasıdır. Hayatta iken yerden yere vururuz, işimize gelmediği sürece hapishanelerde süründürürüz. Ne söylerse söylesin dinlemeyiz.
  
Adam ölmeye görsün.
  
Aman efendim bir methiye bir methiye...
  
Rahmetli Şerafettin Elçi'nin cenazesi ve ardından verilen demeçler beni fena halde kızdırdı. Gel de haykırma...

Yazının Devamını Oku

İktidar, Uludere'ye yeterli sevgiyi gösteremedi...

Belki bıktınız, belki çok konuşulmasından yoruldunuz, ancak aradan 1 yıl geçti, o yara hala açık. İktidar partisi insanların gönlünü almakta çok mahirdir, ancak bu defa nedense aynı empatiyi gösteremedi.

Olayın üzerinden tam bir yıl geçti.
  
Uludere 'deki katliamın sorumluları hala belirlenemedi. Hala inceleme yapılıyor, hala yazışmalar sürdürülüyor.
  
Hatırlayın, radarda kalabalık bir gurubun Irak'tan sınırı geçip geldiği tespit edilmişti. Yanlarında, sırtlarına yük vurulmuş hayvanlar vardı. Kimlikleri saptanamayan bu grup -yetkililerin değerlendirmesine göre- ya PKK ya da kaçakçı idi. Sonunda, iş şansa bırakılmadı. Vur emrini verenler risk almak istemediler. Uçaklar kalktı. Bombardıman yapıldı ve 17'si çocuk 34 kişi katledildi. Sonradan anlaşıldı ki, öldürülenler bölgede tanınan, bilinen ve kaçakçılıkla yaşam kavgası veren köylülermiş.
  
Kamuoyuna önce "Terörist avı" diye yansıdı, ancak kısa sürede işin içinde bir garipliğin olduğu anlaşıldı.

Yazının Devamını Oku

Genelkurmay'a dostça bir önerim var ...

Türk Silahlı Kuvvetleri ile, sivil toplum arasında yeni bir döneme girildi. Çok şey yerli yerine oturuyor. Ancak, bazı sembolik adımlar var ki bunları herkesten önce Genelkurmay'ın atmasında büyük yarar var. Örneğin, Ankara'daki Harp Okulu’nu şehir dışına çıkarmak gibi...

Önce sepetteki yumurtaları kırmamak için, bu yazının amacını anlatayım.

Dikkat edecek olursanız, bir süredir Türk Silahlı Kuvvetleri ile sivil kesimin önemli bir bölümü ve iktidar arasındaki ilişkiler yepyeni bir zemine oturuyor.
  
Artık eskisi gibi tepeden bakma yok.
  
Sert demeçlerle ders vermeler, ülkenin nasıl yönetileceğine dair görüş açıklamalar, laiklik konusunda uyarılar da yok.
  

Yazının Devamını Oku

Bu iş sadece madde değiştirmekle olmaz…

Darbeleri önlemek için, iç hizmet yasasını değiştirmek semboliktir ancak yetmez. Asıl yapılması gereken askeri okullardaki eğitimin elden geçirilmesi ve genç subay adaylarının kafalarına "koruma ve kollama" görevinin sokulmamasıdır.

Başbakan Yardımcısı Bozdağ,  Türk Silahlı Kuvvetleri iç hizmet kanunundaki ünlü  “Koruma ve kollama” maddelerinin değiştirileceğini açıkladı. Hatırlarsanız, her darbe öncesi ve sonrasında askerler "Biz ülkeyi iç ve dış düşmanlara karşı korumak ve kollamakla görevliyiz, iç hizmet kanunumuzda var" derlerdi. Hani "Ne yapalım, mecburiyetten dolayı müdahale etmek zorundayız" der gibi bir şey...

  

Şimdi bu maddelerdeki ve asker yeminlerindeki söylem değiştirilecek.

  

İyi, güzel tabii. Sembolik bir önemi var. Ancak işte o kadar. Aklına koyan "Eh, iç hizmet kanunu değişti, bundan böyle darbe yapamayız" diye vazgeçmez.

  

Yıllardır yazarım, asıl önemli olan, askeri liselerde okutulmaya başlanan “Devrim ve Atatürkçülük” kitaplarının elden geçirilmesidir.

  

Yazının Devamını Oku

Trabzonspor’dan özür dilerim

Başbakanımız başta olmak üzere, siyasilerimiz sürekli şekilde " Dediklerimiz çarpıtılıyor, tam açıklama beklenmeden yorum yapılıyor" diye şikayet ederler. Bir zahmet onlar da niyetlerini daha net ve açık anlatsalar, hiç bu anlaşmazlık yaşanmaz

Pazar günü Trabzondaydım. Maça gittim. Son derece keyifsiz, heyecansızdı. GS beraberlikle kurtardığı için memnundu.

  

Neyse, onu bir yana bırakalım. Beni asıl etkileyen, Trabzonspor'lu dostların nerede görseler etrafımı alıp, Beyaz TV'de söylediğim iki cümleden dolayı ne kadar kırıldıklarını-kızdıklarını anlatmaları oldu.

  

Söyleşi sırasında, soru üzerine şu iki sözü sarfetmiştim:

 

"...Aziz Yıldırım'ın çanta içinde şike parası dağıttığına inanmıyorum..." ve "...GS için FB rekabeti çok önemlidir... Ne yani, FB düşerse, liderlik maçını Trabzon ile mi yapacağız?..."demiştim.

  

Yazının Devamını Oku

Neden hiç ders almıyoruz acaba?

Yıllardır aynı senaryoyu izlemiyor muyuz? Bir kaç santim kar yağıyor, etraf savaş alanına dönüyor. Zira belediye zamanında harekete geçmiyor. Kazalar birbirini kovalıyor, kimse kış lastiği takmıyor.

Nedense, hiçbir zaman yaşadıklarımızdan ders alamıyoruz.
  
İşte, şu andaki durum.
  
Lütfen söyleyin, kaç yıldır aynı sözleri duyuyorsunuz.
  
Ben kendimi bildim bileli aynı gazete manşetlerini okurum.

Yazının Devamını Oku

Komplo teorileri bıkkınlık verdi....

Yetti artık. Sadece komploları konuşur olduk. Hele son dönemdeki, Özal ve Kahveci'nin ölümlerinin de derin devlete bağlanması durumu inanılacak gibi değil. Elde ne somut değil var, ne bir şey. Sadece "Düşündürücü kuşkular!" Bırakın şu çözülmemiş her sorunu derin devlete bağlamayı, inandırıcılığınız kalmıyor.

Ayağı yere basan politikacılarımızdan biri de Ak Parti' nin Burhan Kuzu'sudur. Ancak bakıyorum, o da kendini modaya kaptırdı.
 
Moda, geçmişte kuşkulu tüm ölüm olaylarını komplo teorileriyle anlatmak ve derin devleti suçlamak. Kimdir, neyin nesidir, tetiği kimler çekmiştir, bilinmeyen karanlık güçler suçlanıyor.
 
Turgut Özal'ın ölümü dünyanın en komik, çocukların dahi inanamayacağı bir kurguyla anlatılıyor. Efendim, son gece ona kola veren biri zehirlemiş... Hayır hayır, zaman içinde yavaş yavaş zehir verip öldürmüşler.
 
Peki kimdir bunlar?

Yazının Devamını Oku

Başbakan, sözlerine açıklık getirmeli...

Başbakan, kuvvetler ayrılığı prensibinin ülkenin gelişmesini engellediğini söyledi. Ne demek istediği tam anlamıyla anlaşılamadı. " Kuvvetler ayrılığı kalksın ve ülkeyi yöneten kim ise, onun dediği olsun..." mu demek istedi? Sanmıyorum. Olamaz. Mutlaka başka bir şey demek istedi. Öyle ise, mutlaka gerçek fikrini açıklamalı.

Başbakan kuvvetler ayrılığı sisteminin yanlış olduğunu ve ülkenin gelişmesini engellediğini söyledi. Ben söylediklerinin ne anlama geldiğini çözemedim. Konya konuşmasında doğrular da vardı. Örneğin, yargı kararları ve bürokrasi oligarşisinden şikayet etmekte haklıydı. Ancak iş sistemin kaldırılması noktasına gelecekse, işte orada duralım...
 
Demokrasiye inanan bir kişinin, kuvvetler ayrılığının yok edilmesini istemesi düşünülemez bile. Bu ilkenin ortadan kaldırılması, Türkiye'yi yönetecek kişinin ağzından çıkan herşeyin yasa anlamına gelmesini istemektir. Bunun daha açık anlamı "Başbakan veya Başkan olan kişi tek hakim olsun" demektir.
 
Ben Başbakan'ın tek adamlık isteyeceğine inanmak dahi istemiyorum.
 
Başbakan konuşmayı yaptıktan sonra, bakanları tevil etmeye çalıştılar. "Başbakan onu değil, bunu söylemek istedi" dedilerse de ikna edici olamadılar. Eğer bir açıklık getirilemezse, önümüzdeki dönemde gündeme gelecek olan başkanlık sistemi hakkındaki kuşku ve kaygılar daha da artacaktır.

Yazının Devamını Oku