Başbakanlık koridorlarında dolaşan hava

Nihayet yerel seçimler bitti ve resmi olmayan sonuçlar açıklandı. Buna göre il genel meclisi oy oranları kabaca şöyle:

AK Parti yüzde 39, CHP yüzde 23, MHP yüzde 16, DTP yüzde 5,5, SP yüzde 5, DP yüzde 4.

Sonuçlar üzerine birçok analiz yapılıyor fakat benim seçim akşamı en çok merak ettiğim soru şu oldu:

Acaba önceki akşam ilk sonuçları aldığında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın tepkisi ne oldu?

Birkaç kaynaktan çek ettim.

Tayyip Bey'in sonuçlara ilişkin ilk tepkisi "ciddi bir şaşkınlık ve bir parça da kızgınlık" olmuş. Fakat tecrübeli bir siyasetçi olduğu için fotoğrafı net görmeden açıklama yapmak istememiş.

Beklentisi yüzde 45 civarında olduğu için 40'ın altındaki bir sonuca şaşırması normal. Fakat keskin inançlarına rağmen pragmatik bir siyasetçi olduğu için kendisini toparlaması çok fazla zaman almamış.

Danışmanlarıyla yaptığı hızlı bir değerlendirmeden sonra kabinede revizyon sinyali veren "o soğukkanlı konuşmayı" yapmaya karar vermiş.

Zannedilenin aksine Diyarbakır'a çok şaşırmamış. Sadece DTP'nin oy oranının bu kadar yüksek çıkacağını birçokları gibi o da beklemiyormuş.

Fakat en çok da Antalya'da CHP'nin kazanmasına içerlemiş.

Nitekim seçim sonuçlarından gerekli dersleri çıkaracağı izlenimi veren konuşmasında Antalya şaşkınlığını gizleyemedi.

Peki ya Başbakanlık'taki hava?

Başbakanlık'tan görüştüğüm bir kaynak, "Akşamki şaşkın hava yerini tam bir tevekküle bıraktı, herkes işinin başında" dedi.
Hatta genel havayı bir cümlede özetlemek için Pir Sultan Abdal'ın o meşhur "Gelin canlar bir olalım" şiirindeki deyişe atıf yaptı:
"Tevekkeltü taalallah."
(Olan biten her şeyden dolayı Allah'a tevekkül ederim.)

Tıpkı Ruhi Su'nun "Gelin canlar bir olalım" yorumu gibi:
"Pir Sultan'ım geldi cuşa
Münkirlerin aklı şaşa
Takdir olan gelir başa
Tevekkeltü taalallah."
Tabii bu tevekkülün yanı sıra Başbakanlık'ta en çok konuşulan şey "kabine ve teşkilatta revizyon."

Başbakan Erdoğan seçimden yüzde 50 oyla bile çıksa kabinede minik bir revizyon yapmayı planlıyordu. Oy oranı yüzde 39 olunca mini değil ciddi bir revizyon yapmak için düğmeye bastı. Bu yüzden tüm bakanlıklarda gözler Başbakanlık koridorlarına çevrildi.

"Kim gidecek, kim kalacak" belli değil fakat belli olan bir şey var:

Erdoğan, medya ile girdiği kavganın, ekonomik krizi hafife almanın ve kimlik siyasetini hizmetle aşma hayalinin tek başına sonuç vermediğini çok net gördü.

Yakın çevresine yaptığı değerlendirmelerde bu üç konuda özeleştiriden kaçınmamış.

Nitekim önceki akşam çıktı ekranın karşısına, seçimde başarısız olmalarının sebebi olarak şu üç konuda özeleştiri içeren değerlendirmelerde bulundu:

Bir, "Medya ile mücadele ettik" dedi.

Bunun anlamı şu: "Meydanlarda vur medyaya al oyu" yaklaşımı artık prim yapmıyor. Medya ile kavga görüntüsü kamuoyunda AK Parti'yi yıprattı. Kavgacı yaklaşım gözden geçirilecek.

İki, "finansal kriz yaşıyoruz." Özellikle Erdoğan'ın "Kriz bizi teğet geçecek" sözü AK Parti'ye ciddi puan kaybettirdi. Ekonomik krize karşı daha ciddi tedbirler alınacak.

Üç, "Demek ki hizmet karşılık bulmuyor."

Yeni dönemde Başbakan Erdoğan özellikle Güneydoğu'da seçmeni "hizmetle kimlik" arasında tercih yapmak zorunda bırakmayacak bir yaklaşım arayışı içinde olacak.

Erdoğan, "Bundan sonraki süreçte dersimizi farklı bir şekilde çalışacağız" derken laf olsun diye konuşmadı.

Danışmanlar şimdiden derslerini farklı bir şekilde çalışmaya başladı.

Sonuçlar pek yakında.

X

Erdoğan'ın değişmeyen liderlik anlayışı

Başbakan Tayyip Erdoğan önceki akşam benim de dahil olduğum 41 gazete ve televizyon yöneticisiyle iftarda buluşunca içimden "Kırk bir kere maşallah" demek geçti. Çünkü uzun bir zamandır Erdoğan "geniş katılımlı" basın daveti vermiyor.  

Eksiklere rağmen (Star Haberi yöneten usta gazeteci Uğur Dündar'ın olmaması mesela) bu kadar çok gazeteciyi çağırması kayda değer.

Nitekim açık açık medyaya "demokratik açılım"a destek olun çağrısı yaptı. 

Gerekçesi gayet basit: "Ölenler insan, mühimmat değil. Adına ister Kürt ister Güneydoğu sorunu deyin bu, bir milli birlik ve beraberlik projesi."
 
* * *

MHP'den umudu kesmiş ama CHP ile şansını bir kez daha denemek istiyor.

Deniz Baykal'a ne yapmak istediğini anlatan kapsamlı bir mektup yazmaya başlamış.

"Cevap gelirse ne âlâ, gelmezse açılıma devam."

Dikkat ettim tüm tartışmalara, siyasi risk hesaplamalarına rağmen kararlılığında milim sapma yok. "Siyasi" ya da "hayati" tüm riskleri almaya hazır bir tavır sergiledi.

Ayrıca yaptırdığı kamuoyu anketlerinde halkın açılıma verdiği desteğin arttığını belirtti. Bu yönüyle Erdoğan "hesapsız" değil "kontrollü risk" alan bir lider.
 
* * *
Aynı tavır ekonomi özellikle IMF ile ilişkiler için de söz konusu.

Başbakan hemen her alanda kontrollü risk almayı seviyor.

Baksanıza IMF ile bir yılı aşkın bir süredir yeni bir stand by anlaşması imzalanmadı.

Krizin en şiddetli döneminde bile Erdoğan resmen IMF'ye direndi. "Belediyelere kaynak aktarımı ve Gelir İdaresi'nin özerkleşmesi konusunda kesinlikle geri adım atmam" dedi. Orta Vadeli Program açıklanmış olmasına rağmen tavrında bir değişiklik yok.

Allah Ali Babacan'ın yardımcısı olsun.

Özerklik ve belediyeler konusunda Başbakan'ı ikna etmesi çok zor görünüyor.

Israrlı sorular karşısında Erdoğan Merkez Bankası'nın özerkliğini bile içine sindiremediğini açıkça belirtti. "Tokmak onda davul bende olmaz" dedi.
 
* * *
Bu yaklaşımın Türkiye'yi 2001 krizine nasıl yuvarladığını iyi biliyoruz. Fakat Erdoğan risk almayı seven bir siyasetçi olarak iktidarını kimseyle paylaşmak istemiyor.

Karşısına çıkan herkese kontrollü bir biçimde kafa tutuyor.

Kimilerimiz kızsak da geniş halk kitlelerinden alkış alıyor.

Bu yüzden Babacan IMF'yi özerklik yerine Gelir İdaresi'nin yeniden yapılandırılmasıyla ikna etmeye çalışacak. Çünkü 60 milyarlık bütçe açığı, belediyeler ve kara deliğe dönüşen sosyal güvenlik açığına kaynak bulmak zorunda.

Tek şansı Başbakan'ın IMF'ye kategorik olarak karşı çıkmaması.

Erdoğan ucuz kredi ve akreditasyon bağlamında IMF'ye sıcak baktığını gizlemedi. "Siyasi konulara girmesinler, ekonomide anlaşırız" mesajı verdi.
 
* * *
Kamu maliyesinde önümüzdeki dönemde kemer sıkılması gerektiğini kabul ediyor fakat yatırım harcamalarının kısıtlanmasına kesinlikle karşı.

Dahası Tayyip Bey hâlâ küresel finans krizinin Türkiye'yi teğet geçtiğine inanıyor. Benim gibi kuşkucu bakanlara "Bakın İspanya'ya işsizlik % 18, oysa Türkiye'de 14" dedi.

Haklı, İspanya işsizlik konusunda bizden daha beter, fakat İspanya %3 daralırken Türkiye bu yıl %6 küçülecek. Yani rakamlar nereden baktığınıza göre değişir.

Değişmeyen tek şey, Tayyip Bey'in Türkiye'yi "kontrollü riskle" yönetme arzusu. 
Yazının Devamını Oku

Albright'ın şapka çıkardığı Türk

1960'lı yılların başı..

Koç Grubu Amerikalı bir şirketle bira sektörüne girmek ister. Tüm hazırlıklar yapılır. Hatta devasa bir arazi satın alınır.

Fakat hazırlıklar tamamlanmışken şirketAvrupa pazarına girmekten vazgeçer.

Bu işe çok büyük bir hevesle giren Rahmi Koç'u alır mı derin bir düşünce...

Her şey bir yana yüklü paralar ödenerek alınan devasa arazi ne olacaktır?

Yazının Devamını Oku

Pazara ilk Gül çıkıyor

Referans'ın hafta sonu "Liderler pazarda krizi sepetleyecek" manşeti iş dünyası ve siyasi partilerde çok önemli bir dalgalanmaya yol açtı.

Tepkiler genelde olumlu. 

İç talebin ciddi daraldığı şu kriz ortamında siyasi parti liderlerini "tüketici" kimlikleriyle çarşıda-pazarda görmek sembolik de olsa herkesin arzusu.

Öyle ki TOBB öncülüğünde geçen hafta başlatılan "Eve kapanma pazara çık" çağrısına ilk olumlu yanıt Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den gelmiş.

Abdullah Bey yakın çevresine, Referans'ın manşetini ve orada kullandığımız illüstrasyonu çok beğendiğini ifade etmiş.

Yazının Devamını Oku

Başbakan'ın maksadı ne?

"Maksat üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi?"

Şu sıralar birçok icraatından dolayı Başbakan Tayyip Erdoğan'a samimiyetle sormak istediğim soru bu.

Çünkü birçok konuda pragmatik bir siyasetçi olmasına rağmen Erdoğan'ın, meseleleri "bağcıyı dövmeye" kadar götürdüğünü düşünüyorum.

Çok uzağa gitmeye gerek yok.

Alın size iki örnek!

Yazının Devamını Oku

Erken öten horoza ne oldu

Geçen hafta İshak Alaton'dan uzun bir makaleye iliştirilmiş kısa ama fazlasıyla anlamlı bir mektup aldım.

Şöyle başlıyor: "Sevgili Kardeşim, bu yaşıma geldim, nihayet anlamaya başladım. Ben dünyaya erken gelmişim. Hep erken öten horoz olmuşum! Allah'tan, bugüne kadar sağ kalabilmişim..."

Alaton geçen hafta salı günü Referans'ın manşetine taşıdığımız "Devrimci DİSK'in 30 yıllık evrimi" haberinden çok etkilenmiş.
Etkilenmemek mümkün mü? 
 
1979'da Türkiye'nin içinde bulunduğu kriz ortamından TÜSİAD'ı, yani sanayicileri sorumlu tutan ilanlar veren Tekstil İşçileri Sendikası, geçen hafta gazetelere verdiği ilanla "patronlara" sahip çıktı.

Yazının Devamını Oku

Şirketlere krizde 5 öneri

Amerika'ya dair ilk büyük şaşkınlığımı ev arkadaşım Pako bilgisayar malzemeleri almak için "Best Buy"a gidelim dediğinde yaşamıştım.

Yıl 1996. 

Boston'da yüksek lisans öğrencisiyim.

Ben basit bir bilgisayar satış mağazası beklerken karşımda futbol sahası büyüklüğünde sadece elektronik malzemeler satan bir tekno-market.

Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacak gibi oldum.

Yazının Devamını Oku

Erdoğan 3.6'lık küçülmeyi nasıl kabul etti?

Dün gün boyu şu sorunun cevabını aradım.

Mahalli seçimlerden önce hükümetin piyasalar tarafından epey hayalci bulunan ekonomi hedefleri konusunda "Nuh deyip Peygamber" demeyen Başbakan Tayyip Erdoğan nasıl oldu da 2009 yılı için -3.6'lık bir küçülme hedefini kabul etti?

Soru önemli çünkü global ekonomik krizin en sancılı günlerinde bile Erdoğan 2009 yılı için yüzde 4'lük büyüme hedefinden asla taviz verilmeyeceğini açıklamıştı.

Oysa hafta sonu Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, Erdoğan'a sunduğu katılım öncesi ekonomik program ve hükümetin yeni ekonomi hedeflerini "sorunsuz bir biçimde" kabul ettirdi.

Peki, nasıl oldu da geçen aya kadar yüzde 4 büyüme hedefinde ısrar eden başbakan bırakın büyümeyi -3.6'lık bir küçülme hedefine razı oldu?

Yazının Devamını Oku

Finans piyasaları için kara göründü

Bir ekonomi gazetesi yöneticisi olarak kendimi global ekonomik krizin başladığı Eylül 2008'den bu yana Karayip Korsanları serisinin "gözcüsü" gibi hissediyorum.

Fırtınalı ve dalgalı sularda yol alan piyasa gemisinin direğinde umutsuz gözlerle "kara göründü" diye bağırabileceğim "o günü" bekliyorum.

Herkes aynı şeyi soruyor: "Global ekonomik krizin sonuna geldik mi?"

Korsan filmlerine aşinaysanız siz bunu "eve karılarımızın koynuna ne zaman döneceğiz?" diye de okuyabilirsiniz.

Her iki soruya cevap verebilmek için de henüz çok erken.    

Yazının Devamını Oku

Piyasalar, ilk hedefiniz 2 Nisan!

ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke dün, "Siyasi irade, bankacılık sistemini kurtarmaya yönelik destek paketlerini tamamlarsa ABD ekonomisi gelecek yıl toparlanmaya başlar" dedi.

Aynı gün Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan ise "Kriz inşallah 2009 sonu itibariyle ülkemizi terk edecek" açıklamasını yaptı.

ABD ekonomisi gerçekten de gelecek yıl toparlanmaya başlar, kriz Türkiye'yi bu yılın sonunda terk eder mi?

Fal bakmaya gerek yok, eğer bu iki sorunun cevabını merak ediyorsanız size tavsiyem 2 Nisan 2009 tarihini ajandanıza not edin.

Çünkü global ekonomik krizin dip noktasının görülmesi de ABD'nin toparlanması da krizin Türkiye'yi terk etmesi de iki hafta sonra Londra'da yapılacak G-20 İngiltere Zirvesi'nden çıkacak sonuçlara bağlı.

Yazının Devamını Oku

Şimşek’in IMF sözcüsüne cevabı

Dün G-20 Zirvesi bakanlar toplantısı için Londra’ya gitmeden önce İstanbul’da havaalanına yakın bir otelde Devlet Bakanı Mehmet Şimşek ile tam 2.5 saatlik bir sohbet gerçekleştirdik.

Bir grup gazeteci arkadaşla birlikte 14.30’da başlayan sohbetimiz tam Türkiye IMF ilişkilerine gelmişken BlackBerry telefonuma ajanslardan IMF sözcüsü David Hawley’in açıklaması düştü.

Hawley açıklamasında özetle olası bir stand-by anlaşması yönünde Türkiye'ye yeni bir yenileştirilmiş öneriler paketi sunduklarını ve IMF heyetinin Ankara’yı ziyaret etmesi için Türkiye'den davet beklediklerini söylüyordu.


Doğal olarak piyasalar bu haberi "Türkiye IMF’le tekrar masaya oturuyor anlaşma yakın" şeklinde okudu.


Nitekim bu olumlu hava dövizde akşama doğru ciddi bir gerilemeye sebep oldu.


Yazının Devamını Oku

Erdoğan'ın kriz sırrı

15 Eylül 2008 tarihinden bu yana küresel ekonomik krizin Türkiye'ye etkilerini "bizi teğet geçti" söylemiyle geçiştirmeye çalışan Başbakan Tayyip Erdoğan önceki gün Elbistan mitinginde krizin varlığını ilk kez açık bir biçimde kabul etti:

"Şu anda Türkiye'de bir ekonomik kriz yok mu? Var. Bunu görüyoruz eyvallah…"

Peki ama bugüne kadar hükümete uyarıda bulunanları bile "kriz tellalı" olarak suçlayan Tayyip Bey krizin varlığını kabullenmek için neden 6 ay bekledi?

İşin sırrı 15 Eylül 2008 tarihinde!

Daha doğrusu 29 Mart 2009'da.

Yazının Devamını Oku

Kaç kişi görebilir Güneş'i

Bir ülkeye ekonomik açıdan kabaca 300 milyar dolara, insani açıdan on binlerce ölüme mal olan bir konuyu, 2 saat uzunluğunda 6 milyon dolarlık bir bütçeyle filme çekerseniz ne olur?

Hemen söyleyeyim "Bu bir Mahsun Kırmızıgül filmi" olur.

Hafta sonu özel bir gösterimde Mahsun Kırmızıgül'ün yeni filmi "Güneşi Gördüm"ü gördüm.

Film hakkında olumlu-olumsuz çok şey söylenecektir.

Ben herkesten ve her şeyden önce Kırmızıgül'ü böylesine zor bir konuyu, kimi zaman aşırı didaktik olmak pahasına bu kadar cesur ve yürekten anlatabildiği için kutluyorum.

Yazının Devamını Oku

İş dünyasında mahalle baskısı!

"Olur mu?" demeyin bal gibi olur!

"Nasıl mı?" birazdan anlatacağım.

Şerif Mardin'in gündeme getirdiği "mahalle baskısı" kavramı en son Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Binnaz Toprak'ın "Türkiye'de Farklı Olmak- Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler" başlıklı araştırmasıyla hayli gümbürtü koparmıştı. Maksadım o tartışmayı yeniden açmak değil, madalyonun diğer yüzüne dikkat çekmek.

AK Parti iktidarı döneminde bürokrasi-medya ve iş dünyasında "bizden olanlar-olmayanlar" ayrımı yapıldığı "yandaş medya-yandaş bürokrat ve yandaş iş adamı" yaratıldığı artık sır değil.

Fakat dedim ya madalyonun bir de öteki yüzü var.

Yazının Devamını Oku

Başbakan, Hacı Ulusoy'u neden görevden aldı

Dün AK Parti'de aktif siyaset yapan işadamı bir arkadaşım aradı.

Gelir İdaresi Başkanı Mehmet Akif Ulusoy'un görevden alınmasına çok içerlemiş. 

Meğer Ulusoy'la geçen yıl hac farizasını yerine getirirken tanışmış.

Hatta Gelir İdaresi Başkanı olduğunu bilmeden başlayan sohbetleri dostluğa dönüşmeye başlayınca arkadaşım merakla Ulusoy'a mesleğini sormuş.

O da mahcup bir ifadeyle "Maliye Bakanlığı'nda çalışıyorum" demiş.

Yazının Devamını Oku

Gazetecilik yaşamımın en ilginç telefonu

Hafta sonu telaşlı bir alışveriş esnasında gazetecilik hayatımın "en nazik" telefonunu aldım.

Genelde tanımadığım numaraları açmam.

Telaşlı bir ortamda olmama rağmen nedense o an elim cep telefonumun yeşil yani "aç" tuşuna gitti.

İyi ki de gitmiş.

Arayan Merkez Bankası eski Başkanı Süreyya Serdengeçti'ydi.

Yazının Devamını Oku

Kozlu'yu okumadılar, krizi yönetemediler

"Sisifos efsanesindeki gibi. <br>On binlerin sırtında dağın zirvesine çıkarılan kaya yuvarlanıp tekrar eteğine düşmüştü.

Efsanedeki kaya sanki hepimizin yüreğinin üstüne oturmuş, bizi eziyor, içimizi dağlıyordu…"

İstanbul-Amsterdam seferini yapan Boeing 737-800 tipi uçağın Schiphol Havaalanı'na 1500 metre kala düştüğünü haber aldığım an Cem Kozlu'nun zihnime kazılı bu satırları geldi aklıma.

Hemen Kozlu'nun iki yıl önce tek nefeste okuduğum Bulutların Üzerine Tırmanırken adlı kitabının "Semalardaki Tuzaklar" başlıklı onuncu bölümünü açtım.

Evet oradaydı.

Yazının Devamını Oku

Başbakan'ın menfaati nerede

Başbakan Tayyip Erdoğan, IMF ile Türkiye arasındaki stand-by pazarlıklarının düğümlendiği üç konuyu Sabah Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu'na açıklamış.

Erdoğan özetle;

1- Gelir İdaresi'nin özerk kuruma dönüştürülmesi

2- Mükelleflere "nereden buldun" sorgulaması yapılması talepleri

3- Yerel yönetimlerin gelirini artıran yasal düzenlemenin iptali beklentisi karşılanamaz demiş.

Yazının Devamını Oku

Bir vergi denetmeninin isyanı

Doğan Yayın Holding’e (DYH) kesilen 862 milyon TL’lik haksız vergi cezasından sonra hangi işadamı ile konuşsam aynı şeyi soruyor: "Bu işin sonu nereye varacak?"

Fakat ben bugün sizlere iş dünyasının değil bir vergi denetmeninin isyanını aktarmak istiyorum. Çünkü DYH’ye kesilen her türlü objektiviteden uzak aşırı yoruma dayalı vergi cezasıyla birlikte neredeyse tüm Gelir İdaresi çalışanları, özellikle de denetim elemanları büyük zan altında kaldı.

Dün sabah saatlerinde DYH’nin basın bilgilendirme toplantısına katıldım.

Hem DYH CEO’su Mehmet Ali Yalçındağ, hem de CFO Soner Gedik haksızlığa uğramış olmanın verdiği haklı kırgınlığa rağmen, alabildiğine özenli bir dil kullandılar. 

Siyasi yorumu kamuoyunun takdirine bırakıp her konuda alabildiğine detaylı teknik bilgi verdiler.

En teknik, en karmaşık, en çetin soruları hiçbir açık kapı bırakmadan tek tek cevapladılar.

Bunun üzerine aldı beni bir merak.

Madem hisse devrinin 26 Aralık değil, 2 Ocak’ta gerçekleştiği gün gibi aşikâr…

Yazının Devamını Oku

Rifat Hisarcıklıoğlu'nun ayakları neden titriyor?

Tarih 17 Ocak 2009, yani tam 1 ay önce.

Yer Muğla Sanayi ve Ticaret Odası'nın yeni hizmet binası.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu gayet soğukkanlı bir biçimde şu çarpıcı tespiti yapıyor:

"Ben Ankara'da vergi rekortmeni olarak ödül alan bir iş adamıyım. Benim gibi bütün ödül alan insanların aklında şu iki soru var:

1- Ben vergimi veriyorum acaba herkes veriyor mu?

2- Ben vergimi veriyorum ama bu kaynaklar yerinde harcanıyor mu?

Verdiğimiz verginin nereye harcandığını sorabiliyor musunuz?

Soramazsınız!

Sormaya kalktığınız an

Yazının Devamını Oku