GeriAhmet HAKAN Balyoz’a aklım yatmıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Balyoz’a aklım yatmıyor

GEÇEN aralık ayında Gölcük Donanma Komutanlığı’nda arama yapıldı.

Bu aramada ortaya yeni “şok” belgeler çıktı. Cami bombalamalar, fişlemeler, ölüm fermanları falan...
Yeni belgelere bakarak “Balyoz Darbe Planı”na kesin ikna olmam, “Tatmin oldum” demem gerekiyor.
Ama olmuyor, olamıyor.
Çünkü kahrolası sorular var beynimi kemiren.
İşte onlardan birkaçı...
* * *
-  BİR: Cumhuriyet tarihinin en sert, en kanlı ve en vurucu askeri darbesini planlayan adamların, sağa sola bu denli çok belge ve kanıt bırakmalarını anlayamıyorum.
-  İKİ: Hadi diyelim ki darbeciler, biraz saf oldukları için her türlü belge ve kanıtı sağa sola sıkıştırdılar. Peki bunca fırtınanın ardından o darbe planlarının en azından yakılarak yok edilmesi gerekmez miydi? Ne iş?
-  ÜÇ: Plan çökmüş, işin içindeki bütün subaylar zor duruma girmiş, “bir numara” bile paniğin doruklarında... Ama buna rağmen darbe planları, Donanma Komutanlığı’ndaki bir istihbarat subayının odasının zemin karolarının altında tutuluyor/tutulabiliyor. Ne iş?
-  DÖRT: Özel Yetkili Savcı, Donanma’ya baskın yapıyor ve bu baskında yeni kanıtları eliyle koymuş gibi buluyor/bulabiliyor? Yine soruyorum: Ne iş?
-  BEŞ: Cami bombalamak gibi deli saçması planlarını bile kamuoyundan saklamaktan aciz adamlar, nasıl olacak da Cumhuriyet tarihinin en kanlı, en sert ve en vurucu askeri darbesini yapacak? Aklım kesmiyor.
* * *
Ama benim aklımın yattığı bir şey var:
Eğer bu “Balyoz Darbe Planı” ile ilgili ortaya atılan iddiaların tümü doğru ise...
Yapılması gereken şey şudur:
Başta General Çetin Doğan olmak üzere bu planın içinde olan herkesi, hem “Bu çağda bu denli fantastik bir darbe planına akıllarını yatırdıkları”, hem de yeryüzünün en sersem darbecisi oldukları gerekçesiyle...
Acilen tımarhaneye sevk etmemiz gerekir.

Atatürkçüye hitabe

EY Atatürkçü kardeşim!
Eğer adamın biri...
“Kardeşim bu memlekette ne çok Atatürk heykeli var, üstelik çoğu yasak savma kabilinden yapılmış” diyorsa...
Ya da...
“19 Mayıs törenlerinde öğrencilere askeri törenler yaptırmaktan vazgeçelim” diyorsa...
Hemen “Hoş geldin Atatürk düşmanı” demek yerine...
İki dakika şu birkaç şey hakkında düşünmeye ne dersin:
-  Bir dönem değer verilen insanların heykelleri dikilirdi. Heykel dikmek, eski dönemlerin ruhuna uygun bir saygı ifadesiydi. Ama artık saygı duyma, önemseme ve büyük değer verme kriteri değişti. Bu yüzden her “Heykel sayısı fazla” diyene itiraz etmemek gerekir.
-  Yasak savma kabilinden yapılan heykellerin ortadan kaldırılması, ancak Atatürk’ü sevme ve saymanın bir nişanesi olabilir.
-  Bir dönem, toplumun dinamikliği, enerjisi ve gençliği 19 Mayıs törenlerindekine benzer ritüellerle ifade edilir, altı çizilirdi. Bu devir geçti artık. Toplumlar, kimlikler ve değerler, kendilerini farklı şekilde ifade ediyor, önemsetiyor. Tutuculuk yapmak yerine o yeni ifade biçimlerini aramalısın.

Fotoğraf meselesi

DÜNKÜ yazımda yer alan “Biri bana bu fotoğrafı izah edebilir mi lütfen” başlıklı yazım üzerine Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal aradı.
Dedi ki:
“Fotoğraftaki kişi Katar Başbakanı’dır. Aynı zamanda Dışişleri Bakanlığı görevini de yürütmektedir. Dolayısıyla protokolde öncelikli olmasında yadırganacak bir husus yoktur”.
* * *
Katar Dışişleri Bakanı’nın aynı zamanda Başbakan olduğunu ben de biliyorum.
Eğer Hizbullah, normal bir siyasi parti olsaydı...
Eğer buluşma yeraltında bir sığınakta değil de parti merkezinde olsaydı.
Eğer Hizbullah Lideri Nasrallah’ın titri “Başbakan”, hatta “Bakan” olsaydı...
Katar gibi nüfusu Şişli’den bile küçük bir ülkenin Başbakanı’nın, Ahmet Davutoğlu’ndan öncelikli bir konumda takdim edilmesini ben de yadırgamazdım.
Ama o fotoğrafta hiçbir şey protokol kurallarının herhangi bir inceliğine sahip değil ki, durumu “protokol meselesi” olarak izah edelim.

Açık konuş ciğerimi ye

BAŞÖRTÜLÜ olmak, tanınmaya engel oluyormuş. Bu yüzden başörtülü olarak sınavlara girilmesine izin verilemezmiş.
Böyle buyuruyor Danıştay.
Keşke “Atatürk ilkelerine aykırı, o yüzden” deselerdi.
Keşke “Başörtüsünden hiç hoşlanmıyoruz” deselerdi.
Keşke “Gericiliğe geçit yok” deselerdi.
Keşke “Siyasi simge” deselerdi.
Yine çok tartışmalı bir şey söylemiş olurlardı ama hiç olmazsa niyetlerini ve amaçlarını delikanlı gibi açıkça ortaya koymuş olurlardı.
“Başörtüsü tanınmayı engelliyor” diyerek başörtüsüne savaş açmak ile “Biz aslında halkımızın sağlığını korumak istiyoruz” diyerek içkiye savaş açmak arasında pek bir fark yok.
İkisi de arkadan dolanıyor, ikisi de asıl niyeti gizleme maksatlı.

Çok incelikli bir susturma yöntemi

SON zamanlarda hükümet eleştirileri birazcık arttı ya...
Hükümet yanlısı güçler, hemen teşhisi koydular:
“Biricik hükümetimizi alaşağı etmek için derin güçler harekete geçtiler ve düğmeye bastılar. Kampanya yapılıyor kampanya”.
Dikkat!
Bu yaklaşım şunlara yol açıyor:
Hükümeti olumsuz yönde eleştirdin mi, “derin güçlerin payandası” oluyorsun.
Hükümete laf ettin mi, kampanyanın bir parçası oluyorsun.
Hükümete gözünün üstünde kaşın var dedin mi, senin de düğmene basılmış oluyor.
Hükümete itiraz ettin mi, sen de komploya hizmet etmiş oluyorsun.
12 Eylül darbe günlerinde...
Kafayı kaldırıp hoşnutsuzluğunu dile getirme cesareti gösterene...
“Yoksa 12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsun?” denilerek sonuç alınırdı.
Şimdi daha sofistike, daha incelikli bir yöntem bulundu.
Kafayı çıkarana...

Not defterimden

-  Bir sinema filmi için “fantastik” deniliyorsa, ben o filmden hızla kaçıyorum.
-  Keşke “Romantik komedi” denilen türü bu kadar küçümsemeseymişim... Bu denli mahcup olmazdım.
-  Bir tavsiye: Eskinin sıkı ve baba filmlerini yeni görüntü teknolojileriyle izleyin... Birçok ayrıntıyı yeniden yakalamanıza vesile oluyor.
-  Bir tavsiye daha: Eğer siz de benim gibi İtalyan mutfağına yatkınsanız, Nişantaşı’nda yeni açılan “Cento Per Cento”ya (İtalyanca “yüzde yüz” demekmiş) bir uğrayın... Hayır duanızı esirgemeyeceğinizden eminim.
-  Yiğit Karaahmet, “Yiğit Karaahmet’in Şahane Hayatı” adlı bir kitap çıkardı. Sakınmasız, fırlama, terbiyesiz ve nezaketsiz bir kitap bu... Ama belki de bu yüzden çekici... Mimesis Kitap’tan çıktı.
-  Artemis Yayınları’nın “her aya bir defter” şeklinde çıkan ajandaları harika! Benim gibi “çabuk sıkılanlar” kategorisine giriyorsanız bayılacaksınız.

X

Geri adımların en güzelidir bu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen akşam NTV yayınında yaptığı açıklamada tam olarak şunları söyledi:

“Benim hitabımın muhatabı Sezen Aksu değildir. Sezen Aksu Türk müziğinin önemli bir ismidir. Şarkılarıyla milletimizin duygularına tercüman olmuş bir sanatçımızdır.”

*

Bunun adı geri adımsa...

Ne şahane bir geri adımdır bu!

*

Bunun adı durumu açıklığa kavuşturmaksa...

Ne güzel bir açıklığa kavuşturmadır bu!

*

Yazının Devamını Oku

Neden en başta “Evet, balıkçıdaydım” demedi

İstanbul’un kara teslim olduğu dakikalarda...

Ekrem İmamoğlu’nun balıkçıda olduğu iddiaları havada uçuşmaya başladı.

*

İddialar havada uçuşmaya başladığı andan itibaren...

Ekrem İmamoğlu, sırasıyla şu üç şeyi yaptı:

*

BİR: Önce olayı sakladı. Ortaya çıkan fotoğraflara rağmen olayı görmezden geldi. Sustu. Konuya açıklık getirmedi. Konunun kapanmasını bekledi. Geçsin gitsin istedi. Hiçbir açıklama yapmadı.

*

Yazının Devamını Oku

Umuttan mı? Umutsuzluktan mı?

Muhalif kesimlerde bir üslup sertleşmesi gözlemleniyor.

Bazen işin aleni hakaretlere vardırıldığı görülüyor.

Hakaretleri kınamaktan kaçınıldığına dair izlenimler ortaya çıkıyor.

*

İyi ama neden böyle oluyor?

*

Cevap:

Ya umuttan böyle oluyor ya da umutsuzluktan.

*

Yazının Devamını Oku

Sedef Kabaş olayında Kılıçdaroğlu ve Akşener iki şey söyleyebilirdi

Hem CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu hem de İYİ Parti Lideri Meral Akşener...

Sedef Kabaş’a tam destek verdiler.

*

“Ne var canım? Ne demiş ki? Atasözü söylemiş?” falan diyerek verdiler bu desteği.

“Sedef Kabaş Yalnız Değildir” sloganını paylaşmayı da ihmal etmediler.

*

Oysa... Oysa...

Yazının Devamını Oku

Dört başı mamur bir seviyesizlik

Sedef Kabaş ne dedi?

Tele1 adlı televizyon kanalında konuşan Sedef Kabaş’ın söyledikleri tam olarak şu: 

*

“Şuna inanıyorum ki Recep Tayyip Erdoğan dönüp şöyle siyasi hayatına baksa... Kendisine bu toplum, bu halk, bu ülke çok şans verdi. Çok iyi makamlara getirdi, çok destek verdi, çok oy verdi, çok paye verdi. Çok meşhur bir söz vardır, taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Hadi onu söylemeyeyim, büyükbaş hayvan diyeyim. Büyükbaş hayvan, bir saraya girdiği zaman o kral olmaz, o saray ahır olur.”

*

Görüyorsunuz değil mi ülkenin Cumhurbaşkanı’na televizyon ekranında edilen hakaretleri.

*

Bağlamına bakıyoruz sözlerinin... Gördüğümüz şu:

Yazının Devamını Oku

Küçük felaket: Davutoğlu ile müttefik olmak

Ahmet Davutoğlu’nun şu türden ontolojik özellikleri vardır:

- Kendisine verileni, kendisinin aldığını zanneder.

*

- Yüzde 0.5 ile yüzde 25’in eşit olduğunu düşünür.



*

Yazının Devamını Oku

Yemişim Swap’ını

Televizyon yayınlarını denetleyen kurumsal yapımızın...

Muhalif bir kanalın haberlerine yönelik...

Denetim iştahını sürekli kabarık tutmasını, hep zinde bir tutum almasını, devamlı kontrol altında tutmasını normal karşılamak...

Tabii ki mümkün değil.

*

Ama ağalar, beyler...

Elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin:

*

Böyle bir anormallik var diye...

Yazının Devamını Oku

Aşk eski bir yalan

Son günlerde dilimde çok eski bir şarkı var.

Sürekli o şarkıyı mırıldanıyorum.

*

Bir suç işler gibi mırıldanıyorum.

Yasadışı bir iş yapar gibi mırıldanıyorum.

*

Mırıldandığım şarkı, Kâmuran Akkor’un çok eski bir şarkısıdır:

*

“Aşk eski bir yalan / Adem’le Havva’dan kalan.”

Yazının Devamını Oku

Engelliyorlar o yüzden hizmet yapamıyorum

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yeni mottosu bu.

Son günlerde İstanbul’un dört bir yanına afişler asıp şu mesajları veriyor:

*

- Otobüs almak istiyorum, aldırmıyorlar.

- Metro yapmak istiyorum, yaptırmıyorlar.

- Bütün işlerim tek imzaya kaldı.

- Cumhurbaşkanı imza atmıyor.

- Bana iş yaptırmıyorlar.

-

Yazının Devamını Oku

Kısa çöpü çeken en sona otursun

Muhalefet partilerinin “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” çalışması tamamlanmış.

Parti liderleri, yakında bu sistemle ilgili ortak açıklama yapacaklarmış.

*

Fakat şöyle bir sorun söz konusuymuş:



Ortak açıklama yapılırken, liderler hangi düzene göre oturacaklar?

Yazının Devamını Oku

Peygamber soyundan gelir, kimseye söylemez

Yıldırım Kaya, CHP’nin önde gelen isimlerinden.

 

Yıldırım Kaya’nın yakın geçmişinde...

Bir solcu sendika, bir solcu parti var.



Eğitim-Sen

Yazının Devamını Oku

Kapkara bir cehalet: Cin çıkarma vakası

Aşırı dindar bir ailenin içine doğdum.

Babam ilahiyat mezunu bir müftüydü.

Din konusunda iyi bir öğretim gördüm.

Vaazlar, sohbetler dinledim.

Kitaplar karıştırdım.

*

İşte çok net biçimde söylüyorum:

*

“Cin çıkarma”

Yazının Devamını Oku

Tutar mı tutmaz mı

İşittiğime göre CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili olarak halkın huzuruna şöyle bir tabloyla çıkmayı planlıyorlarmış:

CUMHURBAŞKANI ADAYI: Kemal Kılıçdaroğlu.

*

CUMHURBAŞKANI YARDIMCI ADAYI: Meral Akşener (Başbakan)

*

CUMHURBAŞKANI YARDIMCI ADAYI: Ali Babacan (Ekonomi)

*

CUMHURBAŞKANI YARDIMCI ADAYI: Ahmet Davutoğlu (Dış İşleri)

*

Yazının Devamını Oku

Cemaat yurtlarına dair önyargısız yedi hüküm

ENES KARA ADLI BİR TIP ÖĞRENCİSİ, KALDIĞI ÖĞRENCİ YURDUNDA YAŞADIKLARI YÜZÜNDEN CANINA KIYDI. ÜÇ GÜNDÜR BU ÇOK ÜZÜCÜ OLAYI KONUŞUYORUZ. NASIL OLUYOR DA BİR ÖĞRENCİ YURDUNUN KOŞULLARI, BÖYLE BİR TRAJEDİYE YOL AÇABİLİYOR? SERİNKANLI VE ÖNYARGISIZ BİÇİMDE BUNU İRDELEMEK ŞART. BEN BÖYLE BİR İRDELEMEYİ 7 HÜKÜMLE YAPMAYA ÇALIŞTIM.

HÜKÜM BİR

ZORLA, ZORLAYARAK

TARİKAT ve cemaat yurtlarının varoluş amaçları, üniversite öğrencilerine barınma imkânı sağlayıp hayır dua kazanmak olmalı. Ama maalesef durum hiç de böyle değil. Bu tür yurtlar, barınma imkânının karşılığı olarak öğrencilere tarikat ve cemaatin doktrinlerini öğretir. Üstelik zorla ve zorlayarak. FETÖ’den beri bu böyledir.

*

HÜKÜM İKİ

ARZ VE TALEP

BİR öğrenci yurdunda tarikat ve cemaat öğretileri öğretilemez mi? Tabii ki öğretilebilir. Ama bu, bir askeri disiplin içinde zorla ve zorlayarak yapılmaz, yapılamaz. Yurt, eğer talep eden öğrenci varsa bunu arz eder. Budur, bu kadardır. Ancak çok az cemaat ve tarikat yurdu, böyle yapmakta.

*

Yazının Devamını Oku

Kabataş Lisesi’ne selam olsun

Sosyal medyada izledim videoyu.

“Çirkin olay”, tam olarak şöyle bir şey:

*

Kabataş Lisesi’nin yatakhanesinde üç öğrenci müsveddesi, Atatürk posterini bıçakla delik deşik ediyor.

Bu sırada kahkahalar yükseliyor. Tabii küfürler ve hakaretler eşliğinde.

*

Bakıyorum:

Bazıları, bu çirkin olaydan yola çıkarak...

Büyük büyük analizler yapıyorlar, Türkiye’nin en köklü lisesini bir kalemde silip atıyorlar, ideolojik ve siyasi sonuçlar çıkarmaya çalışıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Lider televizyonda konuşurken telefon bağlantısı yapılır mı?

Ben lider olsam...

“Bırakın, bağlansınlar” derim.

*

Ama tabii eğer şu üç şey söz konusuysa:

*

- BİR: Söylediklerimden eminsem.

*

- İKİ: Elimde kapı gibi belgeler varsa...

*

Yazının Devamını Oku

Bir Hürriyet yazarına şiddetle itirazım var

Fuat Bol’un dün Hürriyet’te yayınlanan yazısının başlığı şuydu: “CHP’liler demokrat olabilir mi?”

Yazıyı baştan sona dikkatlice okudum.

Yazıda bir zihniyet analizi yapılıyordu.

Ve CHP’lilerin demokrat olamayacağı sonucuna varılıyordu.

*

Hangi gerekçeye dayandırılırsa dayandırılsın...


Yazının Devamını Oku

Allah milletvekilinin iftirasından korusun

Ali Mahir Başarır diye bir milletvekili var.

 

CHP’li bu milletvekili, CHP’nin televizyon kanalına çıktı ve desteksiz salladı.

“Demirören o gece şu kadar dolar aldı” falan diye ipe sapa gelmez bir palavra.

*

Belgesi var mı bunun?


Yazının Devamını Oku

Şevki Yılmaz olayını çözmüş bulunmaktayım

Yaşı yetmeyenler pek bilmez.

1980’ler, 1990’lar Şevki Yılmaz’ın fırtına gibi estiği dönemlerdi.

*

Kimdi Şevki Yılmaz?

Yedi maddede özetleyeyim:

*

BİR: Refah Partisi’nin en ünlü hatibiydi.

*

Yazının Devamını Oku

‘Bil / Bul’ ekine dokunmamalıydık

Dolardaki dalgalanma, kâğıt fiyatlarındaki fahiş artış falan derken...

“Tasarruf şart” dedik ve tuttuk gazetenin “Bil / Bul” ekini biraz kuşa çevirerek Kelebek’in içine aldık.

*

Bir anda çarşı karıştı.

Bitmek tükenmek bilmeyen tepkiler.

Mailler, mesajlar, telefonlar...

Protesto üstüne protesto.

*

Mesela

Yazının Devamını Oku