GeriAhmet HAKAN Aziz Yıldırım olayı: Neydi istenen, ne oldu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aziz Yıldırım olayı: Neydi istenen, ne oldu

ŞUYDU istenen:

-  Gücüne güç katmış Aziz Yıldırım adlı odağı budamak, etkisizleştirmek ve mümkünse ortadan kaldırmak.
-  Diş geçirilemeyen bir Aziz Yıldırım’ın elinden Fenerbahçe gibi muazzam bir yapıyı kıvırıp almak...
-  İdeolojik olarak eğilmediğine dair işaretler veren Aziz Yıldırım’ı harcamak.
-  Her alanda olduğu gibi futbol denilen büyük alanda da hercümerç yaratmak...
-  “NATO”, “müteahhit”, “paşalar” gibi sözcükler üzerinden Aziz Yıldırım’ı harcamak...
-  Fenerbahçe’yi “iktidarına saygılı / cemaatine sevgili” ılımlı bir yapı haline getirmek...
Fakat hesap hatası yaptılar.
Tam üç adet hesap hatası:
BİR: HSYK’da, YÖK’te, poliste, adliyede, bürokraside tereyağından kıl çeker gibi süzülenler, bu olayda “futbol dini”, “taraftarlık ülküsü”, “takım ruhu” gibi hiç bilmedikleri ve zerre kadar çakmadıkları kavramlara tosladılar.
İKİ: Aziz Yıldırım’ın ellerini ovuşturup “ben ettim siz etmeyin, beni bırakın, alın takımın anahtarlarını, bir daha Fenerbahçe’nin önünden geçersem ne olayım” falan diye ağlayıp sızlayacağını zannettiler.
ÜÇ: Taraftarıyla, idarecisiyle, futbolcusuyla tüm bir Fenerbahçe camiasının, “Aziz Başkan şike yapmış, bu bizi bağlamaz, çeksin cezasını, biz kendi yolumuza gideriz, durmak yok yola devam” diyeceğini düşündüler.
Üçünde de yanıldılar.
Üçünde de umdukları gibi olmadı.
Üçünde de hesapları tersine çevrildi.
* * *
Ne oldu peki?
Şu üç şey oldu:
BİR: Her kuşun etinin yenmeyeceğini anladılar.
İKİ: Eskisinden daha güçlü bir Aziz Yıldırım olgusuyla karşı karşıya kaldılar.
ÜÇ: Aziz Yıldırım’ın yanında eskisine göre daha fazla kenetlenmiş bir Fenerbahçe camiası buldular.
* * *
Kıssadan hisse:
Dinamiklerinden hiç çakmadığın sosyal vakalar üzerine mühendislik yapmaya kalkışmayacaksın.
Kalkışırsan işte böyle eline ayağına dolaşır.

Yargıçların işi artık çok zor

ADAM tutuklu.
Her ay itiraz ediyor tutukluluğuna...
Yargıç da her ay, aynı klişeyi tekrarlayıp duruyor.
Diyor ki:
-  Suçun vasıf ve mahiyetine...
-  Dosya durumuna...
-  Ve tutuklulukta geçen süreye...
Bakılarak tutukluluğun devamına karar verilmiştir.
* * *
Yeni düzenleme yapılmış.
Bundan sonra yargıçlar, bu klişe cümleleri bırakıp “somut” nedenleri belirtmek zorunda kalacaklarmış.
Süper!
Bundan sonra yakından takip edeceğim yargıçların tutuklamayla ilgili somut gerekçelerini...
Her ay muntazaman bakacağım: Bakalım tutukluluğun “somut” nedenleri nelermiş? Tuncay 5 yıldır, Balbay 4 yıldır, Büşra Hoca aylardır neden tutuklu imiş...
Öğreneceğim.

RUŞEN ÇAKIR'A LEYLA ZANA CEVABI

RUŞEN Çakır Vatan’daki köşesinde Leyla Zana ile ilgili yazdıklarımı eleştirmiş.
Eleştirilerine cevap veriyorum.
* * *
Ruşen Çakır diyor ki:
“Leyla Zana iyi bir iş yaptı. Fakat burası Türkiye... İyi olan hiçbir şey cezasız kalmıyor”.
Yani demek istiyor ki:
Ahmet Hakan yazdığı yazılarla Leyla Zana’ya ceza verdi.
* * *
Cevap veriyorum:
Leyla Zana bir girişim başlattı. Ben de bu girişimi eleştiren yazılar yazdım.
Soruyorum: Ben bu yazıları yazarak Zana’yı cezalandırmış mı oldum?
Eleştiri yazıları ne zamandan beri “cezalandırma aracı” olarak algılanmaya başladı? Ne yani? Şimdi ben de Ruşen Çakır’ın Leyla Zana hakkında yazdığı yazıları “mükâfat” olarak mı algılamalıyım? Bu şekilde demokratik tartışma mı yapılır?
Siyasal analizler “taarruz”, “ceza”, “mükafat” gibi kavramlarla mı değerlendirilecek?
Bir de şu var:
Bir konuya farklı açılardan eleştirel yaklaşanların farklılıklarını göz ardı edip birbirinden farklı tüm eleştirileri bir “toplu taarruz” olarak değerlendirmek, sığ bir cepheleştirme mantığının ürünü değil midir?
İktidar bu sığ mantıkla hareket ettiğinde kıyasıya eleştiriyoruz da bir “özgür aydın” olarak Ruşen Çakır aynısını yaptığında ne yapacağız?
* * *
Ruşen Çakır diyor ki:
Ahmet Hakan bir yazısında Leyla Zana için “kendine güvensiz” dedi, bir başka yazısında ise Leyla Zana için “aşırı özgüvenli” dedi.
* * *
Cevap veriyorum:
Yazdıklarımda bir çelişki yok. “Aşırı özgüven” ile “aşırı güvensizlik” sanılanın aksine birbirini tamamlar, besler.Bir sarkacın iki ucu gibidir.
-  Hürriyet’e verdiği röportajda “medet Başbakan” diyen “sorunu ancak sen çözersin” diyen, “Erdoğan çözmezse ülkeyi terk ederim” diyen bir Leyla Zana, kendine güvensizliğini yansıtmıştır.
-  “Erdoğan’la görüşürüm, gelişmelerin seyrini değiştiririm” algısı yaratan, daha önce hükümete defalarca iletilmiş ve reddedilmiş şartları eline alıp “herkes söyledi, bir işe yaramadı, ben söylersem süper etkili olur” havasıyla Başbakan’a giden, diğer aktörleri zerre kadar önemsemediğini gösteren bir Leyla Zana ise, kendine duyduğu aşırı özgüveni yansıtmıştır.
“Özgüven” ile “güvensizlik” arasında, bir uçtan diğer uca salınma bu değilse, nedir?
* * *
NOT: Ruşen Çakır yazısında benim için “Zana’nın Kürt hareketi içindeki yerini tam olarak kavrayamadığını düşünüyorum” demiş... Doğru olabilir. Gerçekten de böylesi bir kavrayışsızlık içinde olabilirim. Ancak Leyla Zana’nın “PKK’nın bilgisi ve desteğiyle Başbakan’la görüştüğünü” yazan, yazabilen Ruşen Çakır’ın olayları kavrama hususunda benden bir adım ileride olduğunu düşünmüyorum.

‘Büyük’ diyen başka bir şey demeyen mimar

ÇAMLICA’YA yapılacak caminin mimarı belli olmuş:
Kahramanmaraş Belediyesi İmar Müdürü Mimar Hacı Mehmet Güner.
Sağ olsun Milliyet’ten Gürkan Akgüneş’in röportajı sayesinde kendisiyle müşerref olduk.
* * *
Röportajı özetleyeyim:
-  Soruluyor mimara: “Sayın mimar! Çamlıca Camisi nasıl olacak?” Mimar yanıtlıyor: “Büyük olacak... En büyük olacak... Dünyanın en büyüğü olacak.”
-  Soruluyor mimara: “Minareler? Minareler nasıl olacak?” Mimar yanıtlıyor: “Uzun olacak, en uzun olacak... Medine-i Münevvere’dekinden bile uzun olacak.”
-  Soruluyor mimara: “Kaç tane minare olacak?” Mimar yanıtlıyor: “En az altı tane olacak. Daha çok da olabilir. Sürprizlerimizi bekleyin.”
-  Soruluyor mimara: “Peki kubbe? Kubbe nasıl olacak?” Mimar yanıtlıyor:
“Selimiye, Süleymaniye... Hepsinden büyük olacak... Ecdadın yaptığı camilerin kubbelerinden daha büyük olacak.”
* * *
Bunları okuyunca iki şey aklıma geldi:
BİR: Kadim geleneklerden ve anlayışlardan süzülerek gelen o derinlikli “küçük güzeldir” sözü...
İKİ: Cemal Süreya’nın “Teknokratlar” adını verdiği şu şiiri: “Bütün mimarlar yüksek, mühendisler de / Bir sen kaldın alçak mimar ey Sinan Usta!”

X

Bizim millet proje sever

Kanal İstanbul’a karşı çıkmak, muhalefetin bileceği bir iştir.

Gerekçelerini sunarlar ve itiraz ederler.

Zaten yapıyorlar da bunu. Hem de gayet gür bir sesle yapıyorlar.

Buraya kadar sorun yok.

*

Sorun şuradadır:

Bizim millet, maalesef projeleri çok sever. Bayılır projelere.

*

Yani demem o ki...

Yazının Devamını Oku

Selamı sabahı sakın kesmeyin

Geçenlerde bir Kemal Kılıçdaroğlu videosu izliyordum.

Ülkenin içinde bulunduğu durumu kendi bakış açısıyla anlatıyor, hükümeti sert bir üslupla eleştiriyor ve en sonunda da şöyle diyordu:

*

“Bunlarla selamı sabahı kesin.”

Bunu duyunca “Eyvah” dedim.

Hem memleket için...

Hem de CHP için...

*

Yazının Devamını Oku

19 yıllık siyaset pratiğinin öğrettiği beş şey

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

BİR: Olmuyor olamıyor

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

Mevcut iktidarın gerilemesine yol açmıyor, aksine tutunmasına yol açıyor.

*

İKİ: Hızlandırmıyor

Organik olmayan çıkışlara yaslanmak ve bel bağlamak...

İktidarın gidişini hızlandırmıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Akşener’in stratejisi: Biz tek adayla girelim HDP ayrı aday çıkarsın

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, elini açık etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için şu iki şeyi teklif ediyor:

*

- BİR: Biz tek aday olarak girelim seçime.

*

- İKİ: HDP, kendi adayıyla girsin.

*

Peki bu teklifin...

Yazının Devamını Oku

Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerler midir?

Sosyal medyada dolaşırken bir habere rastladım.

Haber aynen şöyleydi:

*

“YÖK Başkanı Yekta Saraç ‘Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerlerdir’ dedi”.

*

Okuduğumda önce “Allah! Allah! Nereden çıktı bu” dedim.


Yazının Devamını Oku

Erdoğan karşısında kimi görmek ister

Kılıçdaroğlu’nu kesin ister.

- KEMAL KILIÇDAROĞLU: Kılıçdaroğlu’nu kesin ister. Hatta istemekle kalmaz, bayağı bir memnun da olur. Muharrem İnce’nin “çıkmışsın yenmiş, çıkmışsın yenmiş” tiradını bile anımsar.

*

- MANSUR YAVAŞ: Kulislerdeki fısıltılara göre istiyormuş Mansur Yavaş’ı... Hatta “Mansur aleyhinde konuşmayın” da demiş. Dişine göre buluyor herhalde... Ama Yavaş’ın pek arzusu yok gibi.



*

Yazının Devamını Oku

Hasan Saltık ah!

Hasan Saltık denilince...

Benim aklıma şunlar gelir:

*

- Neşet Baba’nın tüm külliyatını derleyip toplaması gelir.

*

- Gündemime soktuğu Hisarlı Ahmet gelir.

*

- Tanburi Cemil Bey’in saz semaileri gelir.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan’ın ömrü sanki Alman Yeşiller Partisi’nde geçmiş gibi

Ali Babacan, çevrecilik açısından hükümeti eleştirmiş.

Şöyle bir baktım açıklamalarına... Şu tür şeyler söylüyor:

*

“Bunların zihniyeti böyle... Bu zihniyetten ancak böyle şeyler çıkar... Temel sorun bu zihniyettir...”

Ben hayatımda böyle komik bir açıklama görmedim!

*

O Ali Babacan ki...

AK Parti’nin yıllar süren iktidarı boyunca hep bakandı.

Yazının Devamını Oku

Özgür Özel’den Bakan Varank’a sürpriz alo

CHP’li Özgür Özel, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ı telefonla aradı.

Şunları söyledi:

*

- Sayın Bakan!

- Siyasi rekabet bir yana Türkiye’nin aşı üretmesi bir yana.

- Yerli aşının üçüncü fazı için bakanlık olarak gönüllüler aradığınıza yönelik bir çağrı yapmışsınız. O çağrınızı ben de sosyal medya hesabımdan paylaştım.

- Ayrıca gönüllü arama afişlerinin CHP binalarına asılması için de girişimlerde bulunacağım.

- Hocaların uygun gördüğü bir aşamada yerli aşıda gönüllü olmaya da hazırım.

-

Yazının Devamını Oku

Atatürk’e dil uzatmadan olmuyor mu bu işler?

Önce bir şey soracağım:

 

Ayasofya’nın ibadete açılışını...

- Atatürk’e gönderme yapmadan...

- Atatürk’e hakaret etmeden...

- Atatürk’e dil uzatmadan...

İfade etmek mümkün değil mi?

*

Hiçbir şeyi dikkate almıyorsanız, bari...

Yazının Devamını Oku

Bir günün öne çıkanları, kahırları, öfkeleri, gururları, vurguları falan

Ayşe Begüm... Türkiye işte böyle bir gençle gurur duyar

“TÜRKİYE seninle gurur duyuyor” sloganı, çok hırpalanmış bir slogandır.

Hırpalanmasının temel nedeni şudur:

Hiç de gurur duymayacağımız kişiler için atılmıştır bu slogan.



Ama bugün bu sloganı büyük bir gönül rahatlığıyla atabiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yine sorulmayan soru vakası: Eleman kimdir, nereden seçilir, nasıl belirlenir

Saygı Öztürk, eksik bıraktığı soruyu sormuş Korkut Eken’e.

Demiş ki:

*

“Atilla Peker’i Kıbrıs’a götürdüğünüzü söylemiştiniz. Neden bir devlet görevlisini değil de Peker’i götürdünüz?”

*

Korkut Eken de cevap vermiş:

*

“Orada PKK ile çatışma olursa yanımda birisi olsun istedim. Bu tür olaylarda o günkü devlet stratejisine göre ‘eleman’ kullanılıyordu.”

*

Yazının Devamını Oku

Korkut Eken’e sorulmayan sorunun yaşamsal önemi

Gazeteci Saygı Öztürk, Korkut Eken’e soruyor:

“Gazeteci Kutlu Adalı’yı öldürmekle suçlandınız...”

*

Korkut Eken, cevap veriyor:

*

“Şöyle bir olay oldu: Hasan Paşa (dönemin Barış Kuvvetleri Komutanı Hasan Kundakçı) telefon etmiş. Kundakçı, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a ‘Kıbrıs’ta çok büyük PKK faaliyetleri var. Teröristler burada cirit atıyor’ falan demiş. Ben de o dönemde Emniyet’te özel harekât polislerini yetiştirmekle görevliyim. Mehmet Bey de beni gönderdi. Her ihtimale karşı, Sedat Peker’in kardeşi Atilla Peker’le gittim.”

Gazeteci Saygı Öztürk, soruyor:

*

Yazının Devamını Oku

En büyük en acil ve en önemli sorunumuz

Optimar Araştırma’nın nisan ayı anketinden bir sonucu aktarıyorum:

Aşı olmayı düşünüyor musunuz?

YÜZDE 52: Evet olurum.

YÜZDE 39.2: Hayır olmam, aşının uzun vadeli etkilerini bilmiyorum.

YÜZDE 8.4: Hayır, aşıya karşıyım.

Bu zamana kadar Türkiye’nin en önemli sorunu, aşı teminiydi. Bundan sonra Türkiye’nin en önemli sorunu aşı konusunda olumsuz tavır sergileyen yüzde 48’dir. BİR DAHA KULİSLERE ASLA DALMAYACAĞIM

EĞER ortada bir büyük sessizlik varsa, kulisler anında hareketlenir.

Her türden kulisçi, hemen harekete geçer.

Yazının Devamını Oku

İlk doz aşıda bile yüzde 80 koruma

Önce Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na kocaman bir teşekkür.

İki gündür Hürriyet’te çok önemli bir hizmet yapıyor Osman Hoca.

“BioNTech Dosyası”nı açarak...

Bu aşıyla ilgili akla gelebilecek her türlü sorunun yanıtını veriyor.



Büyük bir emeğin ürünü olan bu yazı dizisini dikkatle okuyor ve çok faydalanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Büyük resmin peşinde koşanlara beş öğüt

ÖĞÜT BİR: Alengirli işler

KABUL... Çok alengirli işlerin arkasında genellikle devasa güçler bulunur. Bunu asla gözden ırak tutmamak lazım. Ancak durum böyledir diye... Her alengirli işin arkasında da her zaman devasa güçler bulunmayabilir.

*

ÖĞÜT İKİ: Komplo ile fal

TAMAM... Paranoyak olmamanız takip edilmediğiniz anlamına gelmez. Ama şunu da unutmayın: Bazen puro içen bir adam, sadece puro içen bir adamdır. “Komplo” ile “fal”, birbirine benzer: Onlara inanma ama onlarsız da kalma!

*

ÖĞÜT ÜÇ: Hayal kırıklıkları

DOĞRU... Alengirli olaylar, sarsıcı etkilere yol açar. Bu nedenle “Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak” der dururuz. Ancak şu da doğrudur: Hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı beklentisi, genellikle büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanır.

*

Yazının Devamını Oku

Neden herkes aşıdaki büyük müjdenin farkına varamadı?

Sıtkı sıyrılmıştı milletin.

Tabii benim de.

*

- Öyle çok müjde verildi ki...

- Öyle çok milyon rakamı telaffuz edildi ki...

- Öyle çok hayal kırıklıkları yaşandı ki...

- Öyle çok rakamlarda revizeye gidildi ki...

Biz artık “Şu kadar milyon aşı gelecek” beyanlarına yüz vermez olduk.

*

Yazının Devamını Oku