Güncelleme Tarihi:

Almanya’da öğrenim gören Eliaçık, Almanya'daki faaliyetleri sadece kültürel etkinliklerle sınırlı tutmayıp, Türkiye'yi tüm çeşitliliğiyle tanıtan bir "entelektüel diyalog platformu" oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.
Eliaçık, özellikle Almanya'da yaşayan genç kuşakların Türk kültürüyle bağını güçlendirecek projelere ağırlık vermeyi de hedefliyor.
Akademik kariyerini siyaset, kültür ve toplum ilişkileri üzerine çalışarak geçiren Eliaçık, uzun yıllardır Almanya’daki Türk toplumu ve kimlik meseleleri üzerine araştırmalar yürüttü. Berlin'deki görevinin bu çizginin devamı olduğunu belirten Eliaçık, "Amacım Türkiye'nin kültürel birikimini Almanya'daki entelektüel ve kültürel çevrelerle daha güçlü bir diyaloğa taşımak" diye belirtiyor.
Edebiyat çevirileri, Moda Tasarım Rezidansı projesi gibi çok farklı ve iddialı çalışmaların sinyalini veren Eliaçık, "Kültürel diplomaside yüzeysel tanıtımın ötesine geçerek kalıcı ve verimli ilişkiler kurmayı hedeflediklerini“ de vurguluyor.
-Almanya koordinatörlüğü göreviniz hayırlı olsun. Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Bu göreve uzanan kariyer yolculuğunuz nasıl gelişti?
Teşekkür ederim. Akademik olarak siyaset, kültür ve toplum ilişkileri üzerine çalışan bir araştırmacıyım. Uzun yıllardır özellikle Avrupa’daki Türk toplumu, kültürel temsil ve uluslararası ilişkiler bağlamında kimlik meseleleri üzerine çalışıyorum.
Daha önce medya ve düşünce kuruluşu alanında araştırma, analiz ve yayın faaliyetleri yürüttüm. Bu süreçte hem akademik hem de entelektüel üretim içinde bulundum. Berlin’deki görevim de aslında bu çizginin devamı. Amacım Türkiye’nin kültürel birikimini Almanya’daki entelektüel ve kültürel çevrelerle daha güçlü bir diyaloğa taşımak.Diğer yandan Yunus Emre Enstitüsü Almanya Koordinatörlüğü görevi geçmişten gelen birikimin kültürel diplomasi alanında kurumsal bir zeminde değerlendirilmesi açısından da benim için önemli bir fırsat oldu.
-Göreve başlayalı yaklaşık iki ay oldu. İlk izlenimleriniz neler? Almanya’daki Türk toplumunda kültürel ortamı nasıl görüyorsunuz?
Almanya’da çok köklü ve çok katmanlı bir Türk varlığı var. Artık sadece bir göçmen topluluğundan değil, Almanya’nın sosyal ve kültürel dokusunun bir parçası haline gelmiş bir topluluktan söz ediyoruz.
Bununla birlikte kuşaklar arası farklılıklar çok belirgin. İlk kuşak daha çok Türkiye ile bağını koruma refleksiyle hareket ederken, genç kuşak hem Almanya’ya hem Türkiye’ye ait çok daha karmaşık bir kimlik dünyası içinde yaşıyor.
Bu nedenle kültürel faaliyetlerin artık sadece nostaljik bir bağ kurma amacıyla değil, kimlik, kültür ve düşünce alanlarında yeni diyaloglar kuracak şekilde tasarlanması gerektiğini düşünüyorum. Almanya’da kıymetli faaliyetler yürüten Türk toplumunca kurulmuş pek çok STK mevcut. Biz de Yunus Emre Enstitüsü olarak özellikle kültür, sanat ve toplumsal alanlarda etkin kuruluşlarla yakın ilişki ve işbirliğini önemsiyoruz.
Ancak Yunus Emre Enstitüsü’nün enstitü vasfına uygun olarak kültür politikasına dair meseleleri, sanat ve kültür faaliyetlerin i akademik, entelektüel bir zeminde ele almasının önemini de vurgulamak isterim. Elbette bu faaliyetleri yürütürken sadece Türk toplumu değil, başta Alman toplumu olmak üzere Almanya’daki diğer toplumsal grupları ve kültürlere de seslenmek gerekir.
-Bu göreve başlarken belirli ve öncelikli hedefleriniz var mıydı?
Evet, ama öncelikle, enstitünün yalnızca sahaya dönük kültürel faaliyetler yürüten bir yapı olmanın ötesine geçerek, akademik ve entelektüel çıktı üreten bir merkez olarak konumlanması gerekmektedir. Bu doğrultuda sempozyumlar, kongreler, paneller ve “podium discussion” formatında tartışma platformları organize edilerek hem akademik çevrelere hem de karar alıcılara hitap eden içerikler üretilmelidir. Bu tür faaliyetler, diasporaya ilişkin meselelerin daha görünür hale gelmesine ve politika yapım süreçlerine katkı sunulmasına imkan sağlayacaktır.
Üç temel önceliğim var: Birincisi, Yunus Emre Enstitüsü’nün Almanya’daki faaliyetlerini sadece kültürel etkinlikler yapan bir kurum değil, aynı zamanda toplumun gündemindeki meselelere değinen; Türkiye’nin tüm renkleri ve çeşitliliğiyle tanıtılmasını önceleyen entelektüel ve kültürel diyalog, etkileşim ve tartışma platformu haline getirmek. Kısaca Türkiye’yi tüm çeşitliliği ile kültürünü daha düşünsel ve entelektüel bir düzlemde anlatmak. Almanya çok canlı bir kültürel tartışma ortamına sahip. Zira Türkiye ve Türk kültürü çoğu zaman bu tartışmaların içinde yeterince derinlikli şekilde yer almıyor.
İkincisi, Türk ve Alman sanatçı, akademisyen ve düşünürleri ortak projelerde buluşturmak; üçüncü olarak ise Türk toplumunun özellikle de gençlerin Türk kültürüyle ve değerleriyle ilişkisini yeniden güçlendirmek.
-Yunus Emre Enstitüsü’nün Almanya özelinde temel misyonu nedir?
Yunus Emre Enstitüsü’nün misyonu Almanya özelinde daha da önemli hale geliyor. Çünkü Almanya hem çok büyük bir Türk toplumuna ev sahipliği yapıyor hem de Avrupa’nın kültürel ve akademik merkezlerinden biri. Bu nedenle Almanya’daki çalışmalarımız hem Türk kültürünün tanıtımı hem de iki toplum arasındaki kültürel etkileşimin geliştirilmesi açısından stratejik bir öneme sahip.
-Enstitü, Türk kültürünün uluslararası tanıtımında nasıl bir rol oynuyor?
Yunus Emre Enstitüsü Türkiye’nin kültürel diplomasisinin en önemli aktörlerinden biridir. Dil kurslarından sergilere, akademik iş birliklerinden sanat projelerine kadar çok geniş bir alanda faaliyet gösteriyoruz. Ama bizim için önemli olan sadece kültürü tanıtmak değil, aynı zamanda kültürler arasında karşılıklı anlayışı güçlendirecek alanlar açmak.
-Almanya, YEE’nin faaliyetleri açısından stratejik bir ülke mi?
Kesinlikle. Almanya’da yaklaşık üç milyonluk Türk kökenli bir nüfus var. Bunun yanı sıra Almanya Avrupa’nın kültür ve akademi merkezlerinden biri. Dolayısıyla burada yürütülen kültürel çalışmaların etkisi yalnızca Almanya ile sınırlı kalmıyor, Avrupa’nın genelinde de yankı bulabiliyor.
-Türkçe öğretimi YEE’nin en bilinen faaliyetlerinden biri. Almanya’da Türkçe öğrenmeye ilgi nasıl?
Türkçe öğrenmeye ilgi sadece Türk kökenli öğrencilerden gelmiyor. Alman öğrenciler, akademisyenler ve Türkiye ile ekonomik veya kültürel bağ kurmak isteyen birçok kişi Türkçe öğrenmek istiyor. Bu nedenle Türkçe öğretimi bizim için sadece bir dil eğitimi değil, aynı zamanda kültürler arası bir köprü kurma aracı. Ancak Türkçe öğretimi sadece yabancılara değil, farklı nedenlerde evde Türkçe konuşulmaması nedeniyle çocuklarının dil kabiliyetlerinin, Türk kültürü ve kimliğiyle bağlarını önemseyen aileler de kurslarımıza yoğun ilgi gösteriyor.
KÜLTÜREL DİPLOMASİ VE PROJELER
-Almanya’da kültürel diplomasi açısından önümüzdeki dönemde hangi projelere ağırlık vermeyi planlıyorsunuz?
Daha fazla ortak üretime dayanan projeler geliştirmeyi planlıyoruz. Örneğin sadece Türk ve Alman değil; diğer milletlerden sanatçı, akademisyen; düşünce ve kültür insanlarının da birlikte çalıştığı sergiler, akademik paneller, film gösterimleri ve düşünce etkinlikleri gibi programlar. Ayrıca arkeoloji, tarih ve kültür mirası gibi alanlar da iki ülke arasında güçlü iş birliklerinin olduğu alanlar.
-Alman kültür kurumlarıyla iş birlikleri konusunda yeni projeler var mı?
Evet, Almanya’daki çeşitli kültür kurumları, üniversiteler ve müzelerle yeni iş birlikleri geliştirmeyi hedefliyoruz. Amacımız yalnızca etkinlik yapmak değil, kalıcı kültürel ağlar oluşturmak. Bu da elbette uzun vadeli bir ilişki ve etkileşim gerektiriyor. Bu ilişkilerin inşası için de çok emek ve zaman.
-Türk ve Alman sanatçılar arasında etkileşimi artırmak için onları bir araya getiren projeler planlanıyor mu?
Evet. Sanat kültürel diyalog için en güçlü alanlardan biri. Bu nedenle ortak sergiler, film projeleri ve müzik etkinlikleri gibi projeler planlıyoruz. Örneğin çok yakında Türkiye’de üretmek isteyen; Türk tasarım dünyasını yakından tecrübe etmek isteyen moda tasarımcıları için bir Moda Tasarım Rezidansı Programı İlanını duyuracağız.
-Almanya’da Türk kültürünün algısını ve genel anlamıyla Türklere bakışı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk kültürü Almanya’da aslında çok görünür bir kültür. Ancak çoğu zaman bu görünürlük daha çok günlük yaşam ve diaspora üzerinden şekilleniyor. Bizim hedefimiz Türk kültürünün edebiyat, düşünce, sanat ve tarih gibi daha geniş alanlarının da görünür olmasını sağlamak.
-Almanya’da doğup büyüyen genç kuşakların Türk kültürüyle bağını nasıl görüyorsunuz?
Genç kuşaklar çok katmanlı bir kimlik dünyası içinde yaşıyor. Bir yandan Almanya’ya aitler, diğer yandan Türkiye ile bağlarını farklı şekillerde sürdürüyorlar. Bu nedenle kültürel faaliyetlerin gençlerin dünyasına hitap edecek ve onların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde tasarlanması çok önemli. Bunun yanı sora gençlerin gerçeklikleri dışında onlara bir ufuk ve vizyon sunulması; kültüreli kimlikleriyle alakalı yaşadıkları zorluklarda onlara gerekli zihni sağlamlığı kazandırma ve bilinçlendirme faaliyetleri de çok önemli.
-Diasporada kültürel kimliğin korunması sizce neden önemli?
Kültürel kimlik bireyin dünyayı anlamlandırma biçimini şekillendirir. Diaspora toplulukları için kültürel hafıza ve dil, hem aidiyet duygusunu hem de kültürel çeşitliliği koruyan unsurlardır.
-Türk edebiyatının Almanca’ya kazandırılması konusunda çalışmalar var mı?
Türk edebiyatının Almanca’ya kazandırılması çok önemli bir alan. Bu konuda yayınevleri, çevirmenler ve akademisyenlerle iş birlikleri geliştirmek istiyoruz. Bu bir açık çağrı gibi de kabul edilebilir.
-Almanya’da Türk kültürünü tanıtmak için henüz yeterince kullanılmayan hangi alanlar var?
Sanat ve kültür faaliyetleri çok önemli olmakla birlikte sadece ebru ve sahne sanatlarına indirgenemez. Türk edebiyatı, felsefesi ve düşünce dünyası Avrupa’da henüz yeterince tanınmıyor. Diğer yandan Türkiye hakkında çok yanlış algılar ve anlatılar var. Bence düşünce, eğitim ve entelektüel üretim alanı daha fazla kullanılabilir.
-Son olarak, Almanya’daki Türk toplumuna ve Alman kamuoyuna vermek istediğiniz mesaj nedir?
Türkiye ve Almanya arasında çok uzun bir tarihsel ilişki var. Kültür ve Türk toplumunun varlığı bu ilişkinin en güçlü ve en kalıcı boyutlarından biridir.
Bizim amacımız bu kültürel bağı daha da güçlendirmek ve iki toplum arasında yeni iletişim ve etkileşim alanları açmaktır. Bence en önemli şey yüzeysel tanıtım yerine gerçek entelektüel temas kurmak ve etkileşimi uzun vadeli kalıcı hale getirmektir. Kültürel diplomasinin parçası olan bir kurum olarak giderek daha gerçekçi ve sağlıklı bir zemine oturan; asimetrik ilişki biçiminden eşit göz hizasında ilişki modeline geçen ikili ilişkileri destekleyerek kültür, eğitim ve sanat alanındaki faaliyetlerle daha da verimli hale getirmektir.
ZELİHA ELİAÇIK KİMDİR?
İlk orta ve lise eğitimini Türkiye’de tamamladıktan sonra Almanya’da yabancı öğrenciler için üniversiteye hazırlık okulu “Studienkolleg”i birincilikle bitirdi. Ruhr Bochum Üniversitesi’nde Oryantalistik (Şarkiyat) ve Siyaset Bilimi bölümlerinden mezun olan Zeliha Eliaçık, “İsrail Devletinin Kuruluşundan Günümüze Yemen Yahudilerinin Sosyal ve Hukuki Statüleri” isimli saha çalışmasıyla aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı.
Alman Akademik Değişim Servisi’nin (DAAD) burs ve teşvikleriyle , Yemen, Ürdün ve Suriye'de beş yıl süreyle alan çalışmalarında ve akademik görevlerde bulundu. Alman-Ürdün Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve kültür işleri sorumlusu olarak çalıştı. Eliaçık ağırlıklı olarak Şarkiyat (Oryantalistik), Müslüman ve Avrupa toplumlarında azınlıklar, sömürgecilik, aşırı sağ ve ırkçılık ve Almanya-Türkiye Almanya’nın İslam siyaseti alanlarında çalışmalar yapmaktadır.
SETA İstanbul Avrupa Araştırmaları Direktörlüğü’nde 5 yıl süreyle Araştırmacı olarak görev yapmıştır. Eliaçık Anadolu Ajansı’da 4.5 yıl Stratejik Analiz Müdürlüğü yapan Eliaçık, 2025 Aralık ayından beri Yunus Emre Enstitüsü Almanya Koordinatörlüğü görevini yürütmektedir. Eliaçık Arapça, İngilizce ve Almanca bilmektedir.