Wadephul: Türkiye önemli bir ortaktır

Güncelleme Tarihi:

Wadephul: Türkiye önemli bir ortaktır
Oluşturulma Tarihi: Ekim 17, 2025 09:48

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, “Türkiye önemli bir stratejik ortaktır” derken, Almanya’nın ekonomik alanda kalkınmasında Türk kadınlar ve Türk erkeklerin önemli katkılarının olduğunun da altını çizdi.

Haberin Devamı

Bugün Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunarak Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşecek olan Alman Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Hürriyet’te verdiği özel demeçte, Türkiye’nin önemli bir stratejik ortak olduğunu, çok zor koşullar altında çalışan Türk kadınlar ve Türk erkeklerin bu ülkenin kalkınmasına çok önemli katkılarda bulunduğunu da vurguladı. Bakan Wadephul, Hürriyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Daha önce hiç Türkiye'ye geldiniz mi? Eğer geldiyseniz hangi beklentilerle geldiniz ve hangi izlenimlerle döndünüz?


-Mayıs ayında, Dışişleri Bakanı olarak göreve başladıktan kısa bir süre sonra, NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı vesilesiyle Antalya’daydım. Ondan önce, Alman Federal Meclisi Milletvekili olarak birçok kez Türkiye'ye geldim. Ayrıca, Konrad Adenauer Vakfı'nın İstanbul'da düzenlediği güvenlik konferansına iki kez katıldım.

Türkiye'yi ilk ziyaretimde, bu ülkenin bir nebze olsun bana tanıdık geleceğini düşünmüştüm. Kültürü, dilleri, mükemmel yemekleri. Netice itibariyle bunların hepsi Almanya'daki müşterek günlük hayatımızın bir parçası.

Yine de, bu büyük metropolün güzelliğini, enerjisini ve tarihsel önemini anlayabilmek için İstanbul'da Boğaz'a bizzat gitmek gerekiyor. Ancak burayı bizzat gördükten sonra bu büyük ülkenin gerçekte ne kadar çeşitliliğe sahip olduğunu anlayabilirsiniz. Daha önce Türkiye'deki insanların biz Almanlardan daha fazla futbol delisi olabileceği asla aklıma gelmezdi.

Sizin eyaletinizde de çok sayıda Türkiye kökenli insan yaşıyor. Kişisel deneyimleriniz neler?

-Benim eyaletim Schleswig-Holstein’da Türkiye kökenli on binlerce insan yaşıyor. Bu nedenle okulda, üniversitede ve daha sonra siyasette de çok çeşitli karşılaşmalar ve dostluklar kuruluyor.

O kadar çok farklı deneyimler var ki, burada bir genelleme yapamam, yapmak da istemem. Zira kişisel iletişim söz konusu olunca sonuç itibari ile önemli olan aile geçmişi değil, insanların birbirlerine sempati duyup duymadığıdır. Dışişleri Bakanı olarak şu anki günlük deneyimlerimden bahsederken bir dileğimi ifade etmek isterim.

Bizim Dışişleri Bakanlığımızda da sıklıkla Türkiye kökenli isimlerin yazılı olduğu kapı levhaları görüyoruz. Federal hükümetin göreve başlamasından bu yana, yönetimin bulunduğu koridorda da devlet bakanı ve yardımcım Serap Güler’de olduğu gibi.

Ancak genel olarak bakıldığında, bu oran Almanya'da bulunan Türkiye kökenli başarılı lise öğrencileri ile üstün başarı gösteren üniversite öğrencilerinin oranının çok gerisinde. Eğer bunlar içerisinden daha fazla sayıda öğrenci Federal Dışişleri Bakanlığında bir kariyer yapmayı seçerse bundan gerçekten büyük bir memnuniyet duyarım. Bu hem diplomatik hizmetlerimize hem de ülkemize kesinlikle bir güç kazandıracaktır.

Almanya Federal Cumhuriyeti ile Türkiye arasındaki İşgücü Anlaşması yaklaşık 64 yıl önce imzalandı. Bu insanların istihdamı Almanya için ne anlama geliyor? 

-İşgücü anlaşması Almanya için günümüzde de halen önemli ve belirleyicidir. Almanya’da ‘ekonomik mucizeyi’ mümkün kılan, zaman zaman çok zor koşullar altında yoğun çalışmış olan Türkiye’den gelen kadınlar ve erkekler de çok önemli bir rol oynamışlardır.

Bu insanlar çağdaş sanayi ülkesi Almanya’nın inşasına katkıda bulunmuşlardır. Bu katkı çok uzun bir süre yeterince takdir görmedi. Bugün, iki toplum birbirinden ayrılmaz bir şekilde iç içe geçmiş durumda.

Hem Türkiye’de hem de Almanya’da kendilerini evlerinde hisseden pek çok insan var. Bunun hala kimlik ve aidiyet gibi zorlu soruları gündeme getirdiğinin farkındayım. Tüm bu soruların cevabını bildiğimi iddia etmiyorum, ancak cevaplardan biri, bu yakın ilişkinin her iki ülkeyi de olağanüstü derecede zenginleştirdiğine dair net bir anlayış olmalıdır.

Şu anda bu ülkede 3 milyondan fazla Türkiye kökenli insan yaşıyor. Birçoğu Alman vatandaşı. Yine de hala ‘yabancı’ olarak görülüyor ve ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Bu ayrımcılığı ne zaman aşacağız?

-Maalesef hala çok fazla ayrımcılıkla karşılaşıyoruz. İnsanları “biz” ve “onlar” olarak ayırmayı bırakmak bu ayrımcılığı aşmak için önemli bir adımdır. Görünürlük bunun çok önemli bir unsurudur: Almanya'da milyonlarca göçmen kökenli insan yaşıyor. Bu insanlar, başarılı girişimciler olarak Almanya’yı sanatta toplumda ve siyasette temsil ediyorlar.

Devlet Bakanı ve yardımcım Serap Güler’den bahsetmiştim ve aynı şekilde Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Sinan Selen de Türkiye kökenlidir. Onlar birçok başarı hikayesinin sadece iki örneği. Toplumumuza ait olmak için elbette önemli bir konuma sahip olmak gerekmez. Ait olmayı istemek yeterlidir. Hiç kimse ayrımcılığa maruz kalmamalıdır. Bu, Federal Hükümetin savunduğu bir ilkedir.

Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier geçen yıl Türkiye'yi ziyaret etti. Bu, 10 yıl sonra yapılan ilk Türkiye ziyaretiydi. Şimdi siz Türkiye’yi ziyaret ediyorsunuz. Ekim sonunda Şansölye Friedrich Merz Türkiye'yi ziyaret edecek. Bunu, ilişkilerin yeniden yakınlaştığı şeklinde yorumlayabilir miyiz?

-Federal hükümet olarak, Türkiye ile mümkün olduğunca yakın bir ilişki içinde olmak bizim için büyük önem taşıyor. Türkiye, bahsettiğim tüm toplumsal bağların yanında, NATO içinde olduğu kadar G20 içinde de bizim için önemli bir stratejik ortaktır. Aynı zamanda Türkiye güvenlik politikasından göç konusuna kadar jeopolitik zorlukları birlikte aşmak istediğimiz, Orta Doğu'da etkili bir aktördür. Dolayısıyla konuşacak çok şey var ve bunu en iyi şekilde doğrudan görüşerek yapabiliriz.

Türkiye’nin ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ukrayna ve Gazze'deki savaşları sona erdirmek için gösterdiği çabaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Türkiye, coğrafi nedenlerin ötesinde hem Orta Doğu'da hem de Karadeniz'de çok önemli ve etkin bir aktördür. Gazze'de olanları somut olarak tanımlamada her zaman aynı fikirde değiliz, ancak Türkiye ve Almanya olarak, savaşı kalıcı olarak sona erdirmek ve bölge için daha iyi bir gelecek sağlamak için diplomatik olarak elimizdeki tüm imkanları kullanarak yoğun bir şekilde çalışıyoruz.

Türkiye'nin Katar ve Mısır ile birlikte Hamas'ı ABD Başkanı Trump'ın 20 maddelik planını kabul etmeye ikna etmek için üstlendiği rolü şahsen takdir ettim. Her iki ülke de Gazze'deki en önemli insani yardım destekçilerinden biridir.

Trump planına göre ateşkesin devam etmesi her iki ülke için de önemlidir. Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırı savaşı göz önüne alındığında, bu saldırının bir an önce sona ermesi iki ülke için de önem arz ediyor. İstanbul müzakerelerin yapılabileceği önemli bir yerdir. Ayrıca, Montrö Sözleşmesi ile Türkiye’nin, Karadeniz konusunda büyük bir sorumluluğu bulunmaktadır.

Avrupa'nın güvenliği için Türkiye'den somut olarak ne bekliyorsunuz?

-Rusya'nın saldırı savaşı, Avrupa'nın güvenliğini temelden tehdit ediyor ve Türkiye güçlü bir NATO müttefiki olarak, NATO'nun caydırıcılığını mümkün olan en kısa sürede daha da arttırma çabalarına katkıda bulunuyor. Ancak genel olarak, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü saldırı savaşını sona erdirmek ve Rusya'nın savaş kasasına giren gelirleri daha hızlı kesmek için çabalarımızı daha da artırmalıyız.

CDU/CSU ve SPD hükumeti, Eurofighter uçaklarının Türkiye'ye ihracatına izin verdi. Ancak önceki SPD, Yeşiller ve FDP hükümeti bunu engellemişti. Bu bir hata değil miydi?

-Ben şuna inanıyorum: İş birliği yaparak daha fazlasını başarabiliriz. Almanya ve Türkiye, NATO'nun Avrupa'daki savunma kapasitesini geliştirmek için büyük zorluklarla karşı karşıya. Türkiye'nin müttefik olarak Eurofighter uçaklarının yardımıyla caydırıcılığını artırabileceğine karar verdik. Bu bizim menfaatimize çünkü. Türkiye NATO ittifakı içinde bizim için kilit bir stratejik ortaktır. Ancak bu konuda ayrıntılarla ilgili müzakereler hala devam ediyor.

1963 yılında Türkiye ile AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) arasında bir Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) imzalandı. Anlaşma, Türkiye'ye tam üyelik perspektifi de sunuyordu. İlk AET Başkanı Walter Hallstein (CDU) o zaman da “Türkiye Avrupa'ya aittir. Türkiye tam üye olmalıdır” demişti. 60 yıldan fazla zaman geçti. Türkiye, AB'ye tam üye olmak için daha ne kadar beklemek zorunda?

-Türkiye ile ortak menfaatlerimizin bulunduğu alanlarda AB düzeyinde de yakın iş birliği yapmak istiyoruz. Ancak, AB'ye katılım için Kopenhag Kriterleri kaçınılmazdır. Bu nedenle, yeni federal hükümetin koalisyon protokolünde Türkiye ile ilgili olarak şunlar belirtilmektedir:

“Demokratik, hukukun üstünlüğü ve insan hakları konularının temel olarak iyileştirilmesi bizim için asli bir unsurdur.” Bununla demek istediğim şudur: Gerekli ilerlemeleri sağlamak Türkiye’nin kendi ellerindedir.

BAKMADAN GEÇME!