GeriAvrupa ‘Tarihi bilmeyenler, Cumhuriyet’in değerini anlayamazlar’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Tarihi bilmeyenler, Cumhuriyet’in değerini anlayamazlar’

 ‘Tarihi bilmeyenler, Cumhuriyet’in değerini anlayamazlar’
Abone Olgoogle-news

Cumhuriyetimizin 97’nci yılının sevincini yaşarken, tarihi, tarihçinin değerlendirmesini istedik ve bunun için çaldık IKG Enstitüsü’nün kapısını. Cumhuriyeti kendi değer yargıları içinde 40 yıldır Almanya Türkleri’ne müthiş bir heyecanla anlatan Kültür, Tarih ve Entegrasyon Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Dr. Latif Çelik ile çıkalım istedik tarihi seyir içerisindeki cumhuriyet yolculuğuna. Hür ve bağımsız bir Türkiye’ye giden yolda ödenen bedellerin adsız kahramanlarını adeta yaşayarak anlatan Dr. Latif Çelik, sorularımızı cevaplamadan önce “Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti idealleri ve vatan için can veren İstiklal Savaşı Gazileri’nin aziz hatıraları önünde saygı ile eğilmek gerek” diyerek başladı sözlerine...

SAYIN Dr. Latif Çelik kaç cumhuriyet konferansında konuşmacı idiniz 40 yıl boyunca?
Sanırım 70’i aşmıştır. Bu yıl elbet sıkıntılıyız ama geçen yıla kadar her yere yetişmeye ve her yerde kendi tarihimizi zevk ile anlata geldik.

 İlgi çok mu yeni nesilde cumhuriyet dönemine?
Tabiki. Ancak 1990 gençliğine anlattığın ile 2020 gençliğine bilgileri aynı tarz anlatırsan dinletemezsin. İnsanların neyi isteyip neye ilgi gösterdiğini, hangi formatı beklediğini fark etmelisin öncelikle.

Cumhuriyetin temel değeri nedir size göre?
Öncelikle cumhuriyetin temel değeri, samimi olarak ülke için herkesin bir şeyler yapmasıdır. Bunu yapmadan cumhuriyeti savunmak, en hafif deyimle kapitülasyonların neden kaldırıldığını bilmemek demektir.

2020 gençliğine cumhuriyeti özet olarak nasıl anlatırsınız örneğin?
Öncelikle cumhuriyet, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün en önemli eseridir. Cumhuriyetin ilanı ile ülkemizde bir devir kapanmış ve yeni bir zaman başlamıştır. Her Türk vatandaşının bu dönem hakkında bilgi sahibi olması oldukça önemli bir konudur. Türkiye’nin 29 Ekim 1923’te dünyaya ilan ettiği Türkiye Cumhuriyeti bir anda dönemin yerli ve yabancı ajanslarının bir numaralı haberi oldu. Yeni devletin adı konulmasa da milli egemenliğe ve hür seçimlere dayalı, yönü batıya dönük çağdaş ve modern bir cumhuriyet olacağı belli idi. 24 Temmuz 1923 yılında Lozan Antlaşması imzalanmış ve yeni Türk devletinin de bağımsızlığı diğer ülkeler tarafından kabul edilmiştir. Lozanda atılan imzalar ile Türk milletinin birbirinden binlerce kilometre uzaklardaki cephelerde sürdürdüğü savaş sona ermiş ve karşımızdaki düşmanlar ile Mudanya Ateşkes kararından beri devam eden süreç kalıcı bir anlaşmaya dönüşmüştü.

‘Tarihi bilmeyenler, Cumhuriyet’in değerini anlayamazlar’

 

Türk milleti 29 Ekim 1923’e nasıl geldi?
Balkan Savaşı ile kolu kanadı kırılan Türkler, yurdunu kaybedip sadece canını kurtarabilen milyonlarca insanı Anadolu’da iskan edemeden Birinci Dünya Savaşı patlak verdi. Eskilerin Büyük ‘Cihan Hengamesi’ olarak adlandırdığı esas artçı dalga geldiğinde, fakir milletin çocukları vatan sınırlarını korumak için uzak coğrafyalara geri dönmeyeceklerini bilerek gittiler. Başarı imkânının sıfır olduğu Yemen’den, eksi 35 derecedeki Allahuekber Dağları’na gidenler ile, İngiliz güllelerine göğsünü siper eden Çanakkale kahramanlarına, Galiçya’ya gidip bir tek sağ dönemeyen Osmanlı Tümenleri vardı bu milletin tarihinde. En acısı da Türklerin savunmak istediği kutsal belgelerdeki kardeş bildiğimiz halkların bizi arkadan vurarak İngiliz Lawrence’in peşine takılmaları idi. Geçilmesi imkânsız olan Süveyş’e emir aldıkları için yürüyenlerden esir olan 10 bin Osmanlı’nın esaretten geri döndüklerinde memlekete görme duygularını kaybederek gelmesinin nedenini kimseye soramadık, ama ihtiyar tarih hiç unutulmasın diye bunları sayfasına not etti.

Cumhuriyetin kurucuları da Osmanlı subayları idi ama...
Elbette, Osmanlı’nın genç subaylarından sağ kalanlar müthiş bir deneyim yaşadılar bu savaşta. İhanetin, açlığın, alçaklığın, iftiranın ve dostluğun elvan çeşidini gördüler 4 yıl süren savaşın soğuk cephelerinde. Kudüs’ü İngilizlere terk ederken gözyaşını tutamayanlar aynı anda Arapların da Yahudi yerliler ve işgalci İngilizler ile birlikte sevinmesine şahit oldular. Özellikle güney cephelerinde insan üstü bir direniş gösteren Osmanlı askeri, Müslüman kardeşine olan ihanetini görünce “Ben burada kim için savaşıyorum” sorusunu sormaya başladı kendine.

‘Tarihi bilmeyenler, Cumhuriyet’in değerini anlayamazlar’

Son vatan toprağı işgal edildi en sonunda?
Okul kitaplarında “Dostumuz Almanya yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık diye öğretseler de, elimizdeki silahları bıraktık Mondros’ta teslim olduk. Dediler ki Sevr için hazırlıklar var, kalıcı anlaşma ile parseller belirlenecek. Şu bölge şunların, burası bunların dediler. Oysa bu millet İstanbul’a gelip padişaha emir verenlere daha 4 yıl önce “Çanakkale Geçilmez” dedirtmişti. Esas anlamadıkları da bu idi, bizi Çanakkale’de yenemeyenler şimdi bizi nasıl parçalamaya çalışıyorlar diye. Yunan’a verdikleri gaz ile Haymana önlerine kadar gelmesini, Anadolu’da yerel halka binbir melaneti yapmasını sağladı İngilizler. Fransızların Adana bölgesinde Ermeni çetelere kendi üniformalarını giydirerek sözde asayiş sağlamaları da kısa bir süre sonra Torosların Karakoyunlu Yörük Türkmenlerinin sert direnişi ile karşılaşmalarına yol açtı. Zaten bunun üzerine İstanbul’daki işgalcilerin kuklası hükümete değil, Ankara’daki Mustafa Kemal’e müracat eden Fransa, Türkiye’yi ilk terk eden işgalci oldu. Türklerin imkânsızlık içindeki kenetlenmesi işgalci müttefikleri bile birbirinden ayırmaya yetmişti.

Sanırım Doğu cephesinde biraz daha iyi idik?
Rusya’daki ihtilal işimize yaradı ve bu cephe sağlam kaldı. Kâzım Karabekir Paşa’nın Doğu Anadolu ve Azerbaycan harekatları milli direnişin sembol başarıları olarak geçti tarihe. Kafkasya’da doğan çocuklara Kâzım adı verildi yıllarca. Ancak esas final ülkenin batısında oynanacaktı. Türkleri tarih sahnesinden silmek için Yunan’ı maşa olarak kullananlar “Kemalistler boyunun ölçüsünü alacaklar” diyerek Türkleri küçümserken, Yunanlı’yı şımartmayı ucuz politika olarak seçmişlerdi. Boğaz’dan emir veren İngiliz işgal komutanı, emrindeki Damat Ferit adlı Sadrazam zavallısı ve Bursa’da Osman Gazi’nin türbesini tekmeleyen Yunanlı komutan Venizelos kendisinden çok emindi. Hepsinin beklediği Ankara’da toplanan Mustafa Kemal ve vatansever arkadaşlarının ne yapacağı idi.

Türkler artık kendi kaderini kendileri yazıyor..
Çok güzel bir söz ettiniz, artık öyle olmaya son finali oynamaya mecburdu Türk milleti. Varı ile yoğu ile buna hazırlandı. 26 Ağustos 1922 sabahı şafak sökmeden topçu ateşleriyle başlayan harekâtın devamında Türk askeri Tınaztepe’yi ele geçirdi ve Belentepe ile Kalecik Sivrisi’nden düşmanı uzaklaştırdı. Ertesi gün yağmur gibi Afyon Ovası’na akan süvariler, Türk’ün makus talihinin son sayfasını yazdıklarının farkındaydılar. İşgalciler İzmir yönüne kaçarken Zafertepe Çalköy’de bir evin bahçesindeki kırık kağnının üzerine muharebe alanlarının haritasını koyan Başkomutan Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa ile durum değerlendirmesi yaparak İzmir’e kadar nefes aldırmadan düşmanın kovalanmasını “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emri ile verdi. 9 Eylül’de İzmir’i düşman yakarak kaçsa da, külü bile değerli olan vatanın yaraları tez zamanda sarılmaya başlandı.

Lozan barış masasında bu yüzden daha güçlü oturabildik diyebilir miyiz?
Elbette, ben de tam oraya gelecektim. İzmir’e giren Türk Ordusu önce asayişi daha sonra iktisadi tedbirleri aldı. Ertesi hafta Marmara Denizi’ne yönelen Türkleri durdurmak için İstanbul, Londra, Paris ve Roma arasında telgraf hatları aynı soruyu soruyordu; Türkleri nasıl durduracağız? Yunanlılar ise birbirine düştü ve ülkeleri karıştı. İstanbul’da Damat Ferit istifa etti, Padişah Vahdeddin ülkeyi terk etti. İşgal güçleri ise İstanbul’u terk etmeyi kendileri teklif etti. Yunan’ı ateşe atarken kendi ellerini yakmadan Türkiye’den gitmek İngiliz entrikasının siyasi planı idi. Türkler İstanbul’a girerken yüzbinlerce insan kendi ordusu ile 4 yıl sonra kucaklaşıyordu. Savaşı başlatanlar şimdi Türklerin Lozan’a gelmesi için yalvarıyorlardı. Uzun süren görüşmeler 24 temmuz 1923’te anlaşma ile sonuçlandı. Birkaç gün sonra son işgal gücü de Türk askerini selamlayarak İstanbul’dan ayrıldılar.

Düşmanı yenip yeni Türk Devleti’ni kurunca hemen cumhuriyet denmedi sanıyorum?
Önce başkent Ankara’ya taşındı. 13 Ekim 1923’ü gösterdiğinde Ankara yeni Türk Devleti’nin başkenti ilan edildi. Yeni devletin bir isminin olması ve bu devlete bir başkan tayin edilmesi gerekmekteydi. O zamana kadar Mustafa Kemal Paşa, Devlet Başkanlığı’nı ve TBMM Başkanlığı’nı birlikte yürütmekteydi. Bunun yanında bazı yabancı ülkeler Türkiye’deki yeni devlet rejiminin açık bir şekilde ifade edilmesini de istiyordu. 29 Ekim 1923’te cumhuriyet resmen ilan edildi. Cumhuriyetin ilan edilmesi ile birlikte egemenliğin kayıtsız ve şartsız bir biçimde millete ait olduğu ilkesi de benimsendi. Mustafa Kemal Paşa cumhuriyeti ilan ederken yönetimin getirmiş olduğu demokratik anlayışın da zamanı geldikçe uygulanmasını istiyordu. Ülkede çoğulcu demokrasinin yürürlüğe girmesi onun en büyük amaçlarından bir tanesiydi.

Sayın Çelik kısaca özetler misiniz, Cumhuriyet’in ilanı ile neler değişti?
Milli mücadelenin en başından beri amaçlanmış olan ulusal egemenlik anlayışı için en büyük adım atıldı. Başbakan, Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı yetkileri de birbirinden ayrılarak yönetim kadroları yeniden düzenlendi. Türk Devleti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, ilk başbakanı İsmet İnönü, ilk meclis başkanı ise Fethi Okyar oldu. Meclis hükümeti sistemi tarihe karışmış ve Bakanlar Kurulu kabine sistemine geçildi. Yürütme işleri çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşmeye başlarken, cumhuriyetin ilan edilmesinin ardından egemenliğin kayıtsız ve şartsız bir şekilde milletin olduğu duyurulmuştur.

29 Ekim 1923 günü başlayan Cumhuriyet idaresi zamanla bir sürü yeniliği hayata geçirdi. Kısaca kavramak açısından belli başlıları şöyle özetlemek gerek.
• Ulusal egemenlik ve bunun yanında demokrasi anlayışının çok daha rahat bir şekilde kullanılması sağlandı.
• Yeni kurulan Türk devletinin rejimi belirlenerek tartışmaların önü kapatıldı.
• Meclis hükümeti sistemi ile yetki kargaşaların, olan sorunların önü alındı.
• Yönetim anlayışındaki yetki ve sorumlulukların sınırları kesin bir şekilde ortaya koyuldu.
• Medreseler kapatıldı, yeni ve modern okullar açıldı.
• Arap harfleri kaldırıldı. Harf devrimiyle Türk alfabesi kabul edildi.
• Modern üniversitelerin hayata geçirilmesi sağlandı.
• Giyim kuşamda yenilikler yapıldı.
• Ölçü birimleri değiştirildi.
• Soyadı kanunu çıkarıldı. Mustafa Kemal’e Atatürk soyadı verildi.
• Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi.
• Kadın-erkek eşitliği sağlandı.
• Din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak için laiklik ilkesi anayasada yer aldı.
• Dini kurallara göre çalışan mahkemeler kaldırıldı.
• Tarımda yeni aletler kullanılmaya başlandı. Köylere kadar elektrik ve telefon götürüldü.
• Ülkenin her tarafından yollar, köprüler, barajlar, limanlar, fabrikalar, hava alanları, demir yolları yapıldı.

‘Tarihi bilmeyenler, Cumhuriyet’in değerini anlayamazlar’

Yeni nesil cumhuriyeti anlamak için ne yapmalı?
Cumhuriyet bir bedeldir ve bu bedelin karşılığı Türkiye coğrafyası üzerindeki Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’dir. Cumhuriyeti anlamak için tarihi iyi bilerek geleceğin ümidini Türkiye coğrafyasında düşünmek gerek. Cumhuriyete giden yolda cumhuriyet öncesi 10 yılı anlamadan cumhuriyete anlam vermek mümkün değildir. Uzak cephelerdeki binlerce şehidin kahramanlıklarını anlatmaya birkaç satır yetmeyeceği için sadece onların beklediği saygı dolu duaları hediye ederek anlamak gerek cumhuriyeti. Çoğunun mezar taşı bile olmayan kahramanların yenildikleri cepheler onların başarısızlığı değil, insanlığın o dönemdeki samimiyetsizliği, bilgisizliği, cehaleti ve ihaneti ile ilişkilendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Cumhuriyet döneminde yönetenler ile yönetilenler hep tartışageldi. Bunu neye bağlıyorunuz?
Cumhuriyet öncelikle halkın kendi kendini yönetmesidir, bakın kendi kenidini diyorum. Cumhuriyet, demokrasi anlayışının en iyi şekilde kullanılabildiği rejimin adıdır. Cumhuriyet yönetiminde ulusal egemenlik esastır ve bunun yanında milletin kendi kendini yönetmesi sağlanmaktadır. Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan sıkıntılar bu rejimin hastalıklı olduğundan değil, bürokrat elitlerin yanlış uygulamaları ile halkın eğitim düzeyinin çok aşağılarda olmasından kaynaklanmıştır. Halka tepeden bakan zümrenin zorlama ve dayatmalar ile ülkeyi yönetmeye çalışması onları zamanla halktan uzaklaştırırken, halkın da onlara olan güveninin azalmasına yol açmıştır.

Cumhuriyetin kurucu kadrosu hep eleştirilegeldi, siz bunu neye bağlıyorsunuz?
Eleştiri normaldir, esas olan eleştiren de eleştirilen de bunu bir öç almaya dönüştürmemelidir. Türk milleti maalesef grilerde buluşmada Avrupalılar kadar başarılı değil. Şarkta genelde insanlar birbirine bağlı, obalar ve aşiretler şeklinde yaşadığı için genelde ‘Bizimkiler’in arkasından giderler. Şuna gelmek istiyorum, cumhuriyetin önde gelen lider kadrosu 80 yıl boyunca eleştirilegeldi, lider kadolar çoğu zaman bunu aleyhte bir yaklaşım olarak algıladılar. Hatta eleştiriyi getirenleri hainliğe kadar uzanan bir kategoriye koyup yıllarca karşı kampta yer almasına sebep oldular. Halkın, geçilen nazik köprüde önder kadroya destek olma yerine sürekli yola diken döşediklerinden şikâyet edildi. Oysa karşı kanatta yer alanların tamamı gelenekçi bir dünyadan geldiklerinden hızlı değişimi kolay kabullenemeyen, özellikle kültürel kaybın kolay kolay telafi edilemeyeceğine inananlar idi. Dedik ya, bizde tartışan taraflar maalesef gri alanlara çok geç geliyorlar bizde.

Gelenekçilerin diretmesi yeniliklerin gecikmesine neden olmaz mı Latif hocam?
İdari kadro her alanda değişimler gerçekleştirmek isterken, muhalif kanat hızlı devrimlerin Türk milletinin sosyo-kültürel hayatında onarılmaz yaralar açacağını savunmuşlardır. Burada öncelikle sakince birbirini anlama ve dinlemenin önemi ortaya çıkıyor. Batıya karşı aradaki farkı kapatabilmek için özellikle bilim ve muassır medeniyete doğru koşmanın dini değerlere uzak kalmak anlamında olmamalı diyen muhalefet ile, yenilikçi iktidarın ortak noktada buluşamaması zaman zaman sıkıntılara da yol açmıştır. Oysa Türkiye gibi dünyanın en stratejik noktasında ortak akıl, Türk milleti için olmazsa olmazların en başında gelir. Son Türk Devleti’nin Cumhuriyet Serüveni’ni tarihi süreç içerisinde değerlendirdik. Cumhuriyeti atalarımız kurdu, ama emanetin sahibi gençlerimizdir.

Güzel bir söyleşi oldu. Teşekkür ederek son sözünüzü almak isterim?
Türkiye hepimizin, bu ülkenin geleceğine sahip çıkarak, Türkiye benim vatanım diyenlerin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle