Güncelleme Tarihi:

1869 yılında kurulan Sosyal Demokrat İşçi Partisi (SDAP) ile ADAV 1890 yılında Sosyal Demokrat Parti (SPD) çatısı altında birleşti.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra “Kasım Devrimi” ile Weimar Cumhuriyeti ilan edildi ve SPD Almanya’ya demokrasiyi getirdi.
1930 yılındaki seçimlerden “en güçlü pari” olarak çıktığı halde parti 1933’te iktidara gelen Naziler tarafından yasaklandı.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden kurulan SPD, 23 Mayıs 1949’da Alman Anayasası’nın kabulüyle resmen kurulan Almanya Federal Cumhuriyeti’nde uzun süre iktidardan uzak kaldı.
Ve 1966 yılında CDU/CSU ile ortaklık ederek iktidarda söz sahibi oldu.
CDU’lu Konrad Adenauer, Ludwig Erhard ve Kurt Georg Kiesinger’den sonra SPD’li Willy Brandt, Hür Demokrat Parti (FDP) ile ortaklık ederek 1969 yılında “Almanya’nın sosyal demokrat ilk Başbakan’ı” oldu.
Willy Brandt, 1974 yılında istifa edince yerine parti arkadaşı Helmut Schmidt geçti.
FPD’nin “cephe değiştirmesi” üzerine 1982 yılında CDU’lu Helmut Kohl, iktidara geldi ve 1998 yılına kadar da başbakanlık koltuğunu korudu..
1980’li yıllarda genç bir milletvekiliyken bir akşam kafayı çektikten sonra Almanya’nın o dönemdeki başkenti Bonn’da başbakanlık binasının demir parmaklıklarına tırmanarak “Ben buraya girmek istiyorum” diyen SPD’li Gerhard Schröder’in bu hayali 1998 yılında gerçekleşti.
Gerhard Schröder, 1998-2005 yıllarında başbakanlık yaptı.
2005 yılında yerine geçen CDU’lu Angela Merkel, 16 yılı aşkın süre iktidarda kalıp koltuğunu korudu.
2021 yılında da SPD’li Olaf Scholz, Yeşiller ve FDP ile ortaklık ederek başbakanlık koltuğuna oturdu.
Ancak küçük ortak FDP’nin koalisyonu terk etmesi üzerine, daha yasama dönemi bitmeden, 23 Şubat 2025 tarihinde yapılan genel seçimlerden sonra CDU’lu Friedrich Merz, CDU/CSU ile SPD’den oluşan koalisyon hükümetinin başına geçti.
23 Şubat seçimlerinde CDU/CSU yüzde 28.5, sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) yüzde 20.8, SPD yüzde 16.4, Yeşiller yüzde 11.6, Sol Parti yüzde 8.8 oy aldı.
Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) yüzde 4.9 ve FDP yüzde 4.3’le yüzde 5 barajını aşamadı.
Bir dönemler “işçilerin partisi” partisi olarak bilinen ve Almanya Federal Cumhuriyeti’nin 76 yıllık tarihinde 23 yıl iktidarın tepesinde olan SPD, “üçüncü lige” düştü.
Baden-Württemberg’de 8 Mart’ta yapılan Eyalet Parlamentosu seçimlerinde toplam oyların sadece yüzde 5.5’ini alan SPD, adeta “amatör liglik” oldu.
SPD, 22 Mart’ta Rheinland-Pfalz eyaletinde yapılan seçimlerde tam 35 yıl sonra iktidarı CDU’ya kaptırdı.
Son dönemlerde yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, Almanya’da bu hafta sonu genel seçim olsa, sağ popülist AfD yüzde 26, CDU/CSU yüzde 25, Yeşiller yüzde 14, SPD yüzde 12, Sol Parti yüzde 11 oy alacak.
İşte SPD’deki bu çöküş, “demokrasi sevdalısı” eski sosyal demokratları hem çok üzmekte hem de tedirgin etmekte.
Son yıllarda “Putin dostu” olarak nitelenen ve çeşitli çevreler tarafından dışlanan Almanya’nın SPD’li eski Başbakanı Gerhard Schröder, partisinin düştüğü bu durumdan derin üzüntü duyduğunu belirtirken, “SPD zaman kaybetmeden ekonomi dostu bir reform politikası için atağa kalkmalı” çağrısında bulunuyor.
Kendisinin döneminde hayata geçirilen “Gündem 2010” adı altındaki reform politikası sayesinde Almanya’da işsizliğin büyük ölçüde düşürüldüğünü ve ekonomik alanda ciddi olumlu gelişmeler yaşandığını hatırlatarak, “SPD yeni reformlara imza atmalı” diyor.
SPD’nin Eş Başkanlık sisteminden vazgeçip, partiyi tek elden yönlendirecek eski “tek adam” sistemine geri dönülmesini öneriyor.
Başbakan Yardımcısı ve Federal Maliye Bakanı olan SPD Eş Başkanı Lars Klingbeil’ın bu görevi tek başına üstlenmesi halinde, partinin yeniden canlanacağını, canlandırılacağını söylüyor.
2009-2017 yıllarında SPD Genel Başkanı ve 2013-2018 yıllarında Federal Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Sigmar Gabriel de, Schröder’in görüşünü paylaşıyor ve “SPD ekonomik gelişmeleri göz önünde bulunularak saptamalı parti politikasını” diyor.
1959 yılında “piyasa ekonomisinin de köklü değişiklik” ve “yeni bir savunma sistemi politikası” içeren “Godesberg Programı” ile SPD’nin “yalnız işçilerin partisi olmaktan çıkıp halk partisi haline geldiğini” hatırlatan Gabriel, partisinin ülkenin geleceğini şekillendirecek politikalara ağırlık vermesini istiyor.
CDU/CSU ile ortaklık eden SPD’nin “Rusya’dan uzaklaşma” politikasını da eleştiriyor.
“SPD gerginlikleri giderme politikasına ağırlık vermeli” diyor.
Tabii “SPD’nin şu andaki durumu içim acıtıyor” diyerek, zaman kaybetmeden partiyi canlandıracak adımların atılmasını da istiyor.
Ancak yaşanan gelişmeler ve yapılan kamuoyu yoklamaları, maalesef yalnız Schröder ve Gabriel’in değil, bu ülkedeki sağduyu ve demokrasi sevdalısı insanların hepsinin canının daha çok yanacağı ve acılarının, üzüntülerinin daha da artacağı sinyalleri veriyor.
