Güncelleme Tarihi:

Ana muhalefet lideri olarak Merz, Şansölye Scholz’un borç freninin gevşetilmesi planlarına hep karşı çıktı.
Geçen yıl Federal Meclis’te yaptığı konuşmasında, borç frenininde reforma karşı olduğunu özellikle vurgularken, “”Benim Meclis Grubumun Anayasa’da yer alan borç freninin gevşetilmesine onay vermeyeceğinden eminim” dedi.
FDP’nin su koyvermesi nedeniyle “Trafik lambası koalisyonu” (Kırmızı-sarı-yeşil koalisyon) 6 Aralık 2024’te çökünce 23 Şubat 2025’te erken genel seçime gidilmesi kararlaştırıldı.
Seçim kampanyası boyunca da CDU/CSU’nun başbakan adayı Friedrich Merz, borç freninin reforme edilmesine karşı olduklarını yineleyip durdu.
Seçimlerden CDU/CSU’nun yüzde 28.5’le “en güçlü kanat” olarak çıkmasından iki gün sonra da, daha esnek bir tutum sergileyerek “Borç freninin yakın bir gelecekte reforme edilmesi imkansızdır” dedi.
Yani kapıyı birazcık da olsa açık bıraktı.
Ancak seçimlerden yüzde 16.4’le “üçüncü güçlü parti” olarak çıkan SPD ile koalisyon görüşmelerine başlayınca tutumunu değiştirdi.
Son yıllarda tam bir durgunluk yaşanan Alman ekonomisinin canlandırılması için Özel Varlık Fonu” oluşturulmasının, Almanya’nın kendisini savunabilmesi için orduya daha fazla yatırım yapılmasının kaçınılmaz olduğunu bildiğinden, borç freninin esnekleştirilmesi yolunu açacak Anayasa’da değişikliğinin zaman kaybetmeden hayata geçirilmesini gündeme getirdi.
Kendilerinin iktidarda olacağı yeni yasama döneminde Anayasa’da değişiklik için gerekli 2/3 çoğunluğu sağlamanın zor olacağını bildiği için de oylamanın “geçici” Scholz hükümeti döneminde yapılmasını önerdi.
Yıllardır sağ popülist Almanya için Alternatif’le (AfD) de, Sol Parti ile de kesinlikle işbirliği yapmayacaklarını söyleyen Friedrich Merz, oylamadan önce borç freninin gevşetilmesi için her partiden isteyen milletvekillerinin destek verebileceğini bile söyledi.
Ve 18 Mart 2025’te CDU/CSU, SPD ve Yeşiller’in desteğiyle Alman Anayasası’nda gereken değişiklik kabul edildi.
Ve 6 Mayıs 2025 tarihinde ikinci turda Almanya’nın 10. Başbakanı seçilerek CDU/CSU ile SPD’nin oluşturduğu koalisyon hükümetinin başına geçen Friedrich Merz’in hareket alanı borç freninin gevşetilmesiyle genişledi.
Nitekim “siyah-kırmızı koalisyon” (CDU/CSU-SPD) alt yapı, iklim koruması ve ekonomik alanda yatırımlar için 500 milyar Euro hacimli “Özel Varlık Fonu” oluşturma ve savunmaya da önümüzdeki yıllarda 370 milyar Euro harcama yapma kararı aldı.
Bu Almanya Federal Cumhuriyeti’nin tarihinde şimdiye kadar görülmemiş en yüksek borç rakamıydı.
Ve bu yıllardır borç freninin gevşetilmesine karşı olan Şansölye Merz’in “U-dönüşü” yapmasıyla mümkün olmuştu.
Aynı durum Almanya-İsrail ilişkilerinde de yaşandı.
Friedrich Merz, muhalefetteyken Şansölye Scholz’un Ukrayna’ya uzun menzilli Taurus füzeleri göndermemesini eleştirdi.
Scholz’un İsrail’e silah verilmesinde çekimser davranmasına ateş püskürdü.
Daha bu yıl başlarında, başbakan olduğunda İsrail’e ihtiyacı olan her şeyi vereceğini söyledi.
“Bundan kimsenin şüphesi olmasın” dedi.
Haklı olarak İsrail’in Gazze’de giriştiği saldırıları ve uluslararası yiyecek içecek yardımın Filistinlilere ulaşmasını engellemesini, çocukların, kadınların, yaşlıların açlık ve susuzluktan ölmelerine yol açmasını eleştirdi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze Şeridi’ni işgal etme planına İsrail Güvenlik Kabinesi’nin onay vermesi üzerine, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, “Bu koşullar altında Federal Hükümet, Gazze Şeridi'nde kullanılabilecek askeri teçhizat ve silah ihracına izin verilmemesi kararı almıştır” açıklamasında bulundu.
“Kardeş parti” CSU, Merz’i kendilerine önceden bilgi vermemekle suçladı.
Alman medyası da ağır eleştirilere bulundu.
Şansölye Merz, verilen kararın arkasında olduğunu savundu ve tüm sorumluluğu üstlendiğini söyledi.
Ancak Almanya-İsrail ilişkilerinin temel ilkelerinde bir değişiklik olmadığını vurguladı.
Kendisini savunabilmesi için İsrail’e her türlü yardımı sürdüreceklerini de.
Yani bu alanda da daha şimdiden Merz’den “U dönüşü” sinyalleri gelmeye başladı.
