Güncelleme Tarihi:

Köln Belediyesi tarafından saldırının kurbanları için yapılan anma programında Köln Belediye Başkan Yardımcısı Derya Karadağ, (Die Grünen) yaptığı kısa selamlama konuşmasında “Çeşitlilik, saygı ve insan onuru, ortak çabalarımızın yanı sıra şehrimizin ve bu sokağın da temelidir.” Diye başladığı konuşmasında “ Bugün burada olduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim. ”Diyerek konuşmasını sürdürdü.
Köln başkonsolosu Hüseyin Kantem Al, Bazen bazı şeylerin altını çizmek, tekrar vurgulamak gerekir. Elimden bir şey gelmiyor; bugün burada, bu caddenin ve birçok insanın hafızasına derinden kazınmış bir olayı anmak için toplandık: 9 Haziran 2004'teki sağcı aşırılıkçı saldırı.
Derin yaralar bıraktılar ve bu yüzden bugün paletleri, ailelerini ve bu suçun sonuçlarından uzun süre acı çeken herkesi hatırlıyoruz. Onların kaderi bize uyanık kalmamız ve her türlü insanlık düşmanlığına kararlılıkla karşı çıkmamız gerektiğini hatırlatıyor. Yirmi yıldan fazla zaman geçti ve ne yazık ki sağcı aşırılıkçı, ırkçı, İslamofobik ve Yahudi karşıtı ideolojilerin Avrupa'da geçmişte kalmış bir şey olmadığını hala görüyoruz. Keupstraße sadece bir anma yeri olmaktan öte, bir sembol mü? Bu durumun asla kabul edilmemesi gerektiğinin, çeşitliliğin bir tehdit değil, bir güç olduğunun ve birlik olmanın şiddetten daha güçlü olması gerektiğinin ve olabileceğinin bir sembolü mü? Bu sokaktaki esnaf burada kaldılar, sokaklarına sadık kaldılar, işletmelerini yeniden açtılar, yatırım yapmaya, çalışmaya, inşa etmeye ve ortak bir geleceğe inanmaya devam ettiler; işte bu yüzden saygımızı, takdirimizi hak ediyorlar ve bugün büyük bir alkışı hak ediyorlar.” diyerek sözlerini sürdürdü.
NRW parlamento başkan yardımcısı Berivan Aymaz, Keup caddesini ailesiyle alışveriş yaptığı çoğunluğu Türk esnaftan oluşan insanların saçlarını kestirmek için yemek yemeye gidilen özelliğiyle akla geldiğini, ifade ettiği konuşmasını özeleştiri yaparak şöyle sürdürdü.
“Açık ve net kelimeler bulmak ve bunları söylemek, burada daha önce hiç deneyimlemediğiniz bir şey. İşte bu yüzden bu saldırıyı sürekli hatırlamamız ve dikkate almamız çok iyi ve çok önemli. Çünkü buradaki başarısızlık yalnızca güvenlik görevlilerinin hatası değildi. Durun ve yüksek sesle söyleyin. Burada sivil toplumda medya da başarısız oldu.” dedi.
Köln belediyesi Uyum ve NRW Uyum meclisleri başkanı Tayfun Keltek Haziran 2004, saldırısından birkaç saat sonra, polisin her yeri kordon altına aldığını görüntünün ırkçı bir saldırı olduğu kanaatini olaydan hemen sonra hissettiğini hatırlayarak konuşmasına başladı. Tayfun Keltek (SPD) şunları söyledi.
Biz bu toplumun, bu ülkenin bir parçası olduk, ancak bu durum kolayca fark edilmiyor veya kabul edilmiyor. Bunu kabul etmek zor. Buraya gelen yabancılar tam vatandaş oldular. Alman oldular, ama yine de farklı bir kökene sahip oldukları ve farklı bir dil konuştukları için Alman vatandaşı sayılıyorlar.
İnsanlarla bu şekilde de etkileşim kurmalıyız ki, kendi ana dilleri aracılığıyla miraslarını ve kimliklerini sorgulasınlar, böylece ortaya çıkan cumhuriyetçi beceriler gelişsin ve inanıyorum ki uzun vadede ırkçılıkla çok daha başarılı bir şekilde mücadele edeceğiz.” Diyerek sözlerini sürdürdü.
Program sonunda katliamın 23. yılını temsilen 23 Barış güvercini doğaya bırakıldı.
NE OLMUŞTU
9 Haziran 2004 günü Köln'ün Mülheim semtinde Türk işletmelerin yoğun olduğu Keup Caddesi'nde aşırı sağcı terör örgütü NSU (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) tarafından yapılan bomba saldırıda 4'ü ağır 22 kişi yaralanmış, patlamanın şiddetiyle ve bombaya eklenen çiviler sebebiyle bir berber dükkânı tamamen yıkılmış ve çevredeki araçlar büyük zarar görmüştü. Alman makamları ve polis, uzun yıllar boyunca olayın ırkçı bir terör saldırısı olduğunu kabul etmemiş; kurbanları ve cadde esnafını organize suç veya aile içi hesaplaşma gibi yersiz iddialarla suçlamıştı. Saldırının arkasındaki Neonazi terör örgütü NSU, 2000-2007 yılları arasında Almanya'da sekizi Türk olmak üzere toplam 10 kişiyi katletmiştir. Örgüt üyeleri daha sonra ortaya çıkarılmış ve dava süreçleri yürütülmüştür.
Saldırı, Almanya'daki göçmen tarihi ve ırkçılıkla mücadele bağlamında bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir.
