Güncelleme Tarihi:

Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi'nin 30 bin kişinin katılımıyla yaptığı temsili araştırma, ülkedeki ayrımcılık gerçeğini gözler önüne serdi. 2021 Mayıs ile 2023 Ocak arasındaki dönemi kapsayan çalışmada, katılımcıların yüzde 13'ü ayrımcılığa uğradığını bildirdi. Bu oran, Almanya genelinde yaklaşık 9 milyon kişiye tekabül ediyor.
Araştırmaya göre ayrımcılığa en fazla maruz kalan grup yüzde 29,8 ile siyahi kökenliler. Onları yüzde 28,6 ile Müslümanlar, yüzde 21 ile göçmen kökenliler ve yüzde 16,1 ile kadınlar takip ediyor.
Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi Başkanı Ferda Ataman, araştırmanın sonuçlarını Berlin'de düzenlediği basın toplantısında açıkladı. Ataman, "Ayrımcılık kenar bir olgu değil, çok farklı yaşam alanlarında birçok insanı etkiliyor. Değerlendirilen veriler, ayrımcılığa karşı korumanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor" dedi.
Ataman, araştırmanın tavsiyeleri doğrultusunda, halk arasında Ayrımcılıkla Mücadele Yasası olarak bilinen Genel Eşit Muamele Yasası'nın (AGG) kapsamının genişletilmesi gerektiğini vurguladı. 2006'dan beri yürürlükte olan yasa, vatandaşların iş, konut, alışveriş ve bankacılık gibi alanlarda uğradıkları ayrımcılıkları yetkili mercilere bildirmesine olanak tanıyor. Ancak yasa, sokakta yaşanan ayrımcılıkları ve devlet daireleri, makamlar veya polis tarafından yapılan muameleleri kapsamıyor. Araştırmaya katılanların yaklaşık yüzde 20'si resmi daireler veya polis tarafından ayrımcılığa uğradığını belirtti.
Araştırma, Müslümanların ayrımcılığı en çok nerelerde hissettiğini de gözler önüne serdi: Yüzde 41,5 ile en yüksek oran sokakta yaşanırken, yüzde 40 civarında mal ve hizmet alımında, yine yüzde 40 civarında iş hayatında, yaklaşık yüzde 20 toplu taşıma araçlarında, yüzde 19,5 ise resmi daireler, makamlar ve polisle ilişkilerde ayrımcılık bildirdi.
Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri, ayrımcılığa uğrayanların yüzde 56'sının herhangi bir girişimde bulunmaması oldu. Ataman, "Birçok insan ayrımcılığı kendi içinde yaşıyor. Bunun nedeni, yardım imkanlarının yeterince bilinmemesi, zor erişilebilir olması veya yeterince etkili olmaması" değerlendirmesinde bulundu.