“‘Gurbet çalışmaktır’ dedik, gece gündüz çalıştık”

“‘Gurbet çalışmaktır’ dedik, gece gündüz çalıştık”

Türkiye’den Almanya’ya iş gücü anlaşmasının 60’ıncı yılı dolayısıyla gerçekleştirilen kültürel ve sanatsal etkinlikler devam ediyor. Frankfurt yakınlarındaki Heusenstamm kasabası Belediye Başkanı Halil Öztaş’ın ev sahipliğinde ve Frankfurt Başkonsolosu Erdem Tunçer’in himayesinde gerçekleştirilen klasik müzik konserinde deneyimli flüt sanatçısı Lelya Bayramoğulları ve genç piyanist Utku Asan, ağırlıkla Türk halk ve sanat müziğinden klasik batı müziğine uyarlanmış eserleri icra ettiler.

Haberin Devamı

MARTINSEE Kültür ve Spor Merkezi’ndeki etkinlik öncesindeki selamlama konuşmaları sırasında da konser salonunda bir göç sempozyumu atmosferi yaşandı. Her ikisi de kendi alanlarında önemli ödüllerin sahibi olan sanatçılar konsere Johann Sebastian Bach’tan bir eserin icrasıyla başladılar, tanınmış Türk bestecileri Ekrem Zeki Ün, Selman Ada, Hasan Niyazi Tura, Fazıl Say, Özge Gülbey Usta, Santuri Ethem Efendi ve Şadi Işılay’dan eserlerle devam ettiler. Türkiye’nin zengin kültürünü çok renkli derinlikleriyle sahneye taşıyan eserler, Türkiye’den Almanya’ya göçün kültürel zenginliğini büyük ölçüde yansıtıyordu. SPD’nin göçle ilgili komisyonunun yöneticilerinden Neu Isenburg ve Offenbach’taki yerel meclislerin üyesi Serpil Sarıkaya’nın sunuculuğunda gerçekleştirilen konser öncesi konuşmalar, ilk Türk ‘misafir işçiler’ adına Makine Yüksek Mühendisi Abdullah Eldelekli’nin sunumuyla başladı. Almanya’ya 1969’da gelen 83 yaşındaki Eldelekli, ‘misafir işçi’ olarak kabul edilen birinci kuşağın tüm zorluklara rağmen ayakta kalmayı başararak yeni kuşaklar yetiştirdiğini vurguladı. Başta Hessen Türk Toplumu, Türk-Alman Kulübü, Türk Mühendis ve Mimarları Birliği olmak üzere Frankfurt ve çevresindeki çok sayıda kurumun kurucuları ve yöneticileri arasında yer alan Eldelekli şöyle konuştu:

‘HELE BİR MEMLEKETE DÖNELİM’
“1960’larda Sirkeci’den kalkan ilk trenler umudu, bilinmeyeni, sılayı ve hasreti de beraber taşımıştı. Almanya’ya ilk gelen işçiler sadece çalışmaya gelmişlerdi. Hemen geri döneceklerdi, yani ‘Gastarbeiter’ olarak Almanya’da idiler. Zamanla değişen şartlar onları Almanya’da kalıcı kıldı. Buraya gelen işçi, ‘Gurbet çalışmak demektir’ dedi. Gece-gündüz çalıştı. Çok kazandı, az harcadı ‘Hele bir memlekete dönelim, görsünler beni’ diye düşündü. Ama dilini, sosyal yapısını, adet ve geleneklerini bilmediği bir toplumda yaşamak hiç de kolay değildi. Kendi doğruları, içinde yaşadığı toplumca pek anlaşılmıyordu. Toplum dışına itiliyordu. Bütün bu zorluklara rağmen direndi. Yabancılığın bütün zorluklarına rağmen ayakta kalmasını, yeni nesiller yetiştirmesini, yetiştirdiği yeni nesilleri çağın en modern donanımları ile donatmasını bildi. Bu döneme gelmesinde Alman yönetiminin yardım ve koruyuculuğunu da unutamayız. Bugün bir bütün, bir takım küçük aykırı seslere rağmen burada bir arada isek, bunu, içinde yaşadığımız toplumun yönetimine de borçluyuz.”

“‘Gurbet çalışmaktır’ dedik, gece gündüz çalıştık”


STEINMEIER’İN SÖZÜNÜ HATIRLATTI
Konuşmasında kendisi gibi Almanya’da dünyaya gelenlerin oluşturduğu kuşağın ‘göçmen kökenli’ olarak tanımlanmasının doğru olmadığını vurgulayan Heusenstamm Belediye Başkanı Halil Öztaş, “Almanya, burada yaşayan 82 milyon insanla Almanya’dır” dedi. Frankfurt’ta 1977’de dünyaya gelen, Frankfurt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra 2005 yılından itibaren avukat olarak çalışan ve 2016’da Heusenstamm Belediye Başkanlığı’na seçilen Öztaş, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in şu sözlerini aktardı: “O zamanlar gelen ve kendilerine ‘misafir işçi’ denilen insanlar, onların çocukları, torunları ve torunlarının çocukları, hepsi Almanya’dır. Göçmenler, onların çocukları ve torunları bugün fabrikalarda da, bilimsel araştırma kurumlarında da çalışıyorlar. Onların arasından sanatçı, müzisyen, işveren, aşı geliştirici, yargıç, savcı, milletvekili, müsteşar ve bakanlar çıkıyor.”
“‘Gurbet çalışmaktır’ dedik, gece gündüz çalıştık”
‘DOĞDUĞUMUZDAN BERİ BURADAYIZ’
Günümüzde ‘Alman’ kavramının değiştiğini vurgulayan Öztaş, konuşmasında ‘göçmen kökenli’ tanımlamasına da açıklık getirdi: “Benim kuşağım, yani misafir işçilerin burada, Almanya’da dünyaya gelen çocukları ve torunları, doğuştan Alman toplumunun bir parçasıdır. Biz ‘göç kökenli’ değiliz, anne babalarımız, büyükanne ve büyükbalarımız ‘göç kökenli’dir. Ama biz doğduğumuzdan bu yana buradayız. İşte bu nedenle olumsuz bulmasam da ‘göç kökenli’ kavramını sevmiyorum. Bence Almanya’da yaşayan insanların kökenlerine göre farklı görmek yerine, Almanya’nın çeşitli ülkelerden buraya gelen insanlar sayesinde daha renkli, daha çok yönlü, daha heyecanlı, ekonomik olarak daha güçlü ve refah içinde olduğu görülmeli. Almanya bugün hepimizin vatanı. ‘Alman’ kavramının anlamı değişti. Bugün ‘Alman olmak’ artık, büyükanne ve babalar Frankfurt ya da Königstein’dan olduğu gibi, İstanbul ya da Kahramanmaraş’tan da olabilir anlamına geliyor. ‘Alman olmak’, bu ülkede hukuk ve özgürlüklerden yararlanarak barış içinde birlikte yaşamak isteyen herkesi kapsıyor.”
Konuşmasında Almanya’daki ayrımcılık ve ön yargılar gibi sorunlara değinen, insanların farklı dinleri, dilleri ve kökenleri nedeniyle nefret ve kışkırtıcılığın hedefi olduğuna işaret eden Öztaş, NSU cinayetlerini, Mölln, Solingen ve Hanau’daki katliamlara dikkati çekti. Öztaş, bütün bunlara karşılıklı saygı içinde birlikte karşı durulması gerektiğini vurguladı.
“‘Gurbet çalışmaktır’ dedik, gece gündüz çalıştık”
‘ŞAHİN VE TÜRECİ EN GÜNCEL KANITI’
Türkiye ile Almanya’nın 31 Ekim 1961’de imzaladığı İş Gücü Anlaşması’nın ülkeler arasındaki ilişkileri büyük bir derinlik kazandırdığını, ‘uzun bir geçmişe sahip’ Türk-Alman ilişkilerinin daha da güçlenmesine önemli katkılarda bulunduğunu belirten Frankfurt Başkonsolosu Erdem Tunçer ise şunları söyledi: “Söz konusu anlaşma, üzerinden geçen 60 yılda ekonomik boyutu aşan sosyal ve kültürel etkiler de doğurmuş, ilk nesil Türk işçiler ve daha sonra onların çocukları ve torunları yalnızca Almanya’nın ekonomik kalkınmasına ve bir refah toplumu haline gelmesine değil, kültürel çeşitliliğe ve ülkede açık toplum fikrinin yerleşmesine de katkıda bulunmuşlardır. Bugün baktığımızda Almanya’daki Türkiye kökenlilerin bilim, spor, sanat, siyaset ve iş dünyası gibi birçok alanda önemli başarılar elde ettiklerini görüyoruz. BioNtech kurucuları Prof. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci’nin hepimizi gururlandıran, sadece Almanya’ya ve Türkiye’ye değil, tüm insanlığa fayda getiren bilimsel çalışmaları, eşit fırsatlar verildiğinde Türk kökenlilerin neler yapabildiğinin en güncel kanıtını teşkil ediyor. İş Gücü Anlaşması’nın Türkiye’de de önemli ekonomik ve sosyal etkileri oldu. Almanya’da yetişmiş, deneyim ve tecrübe kazanmış insanlarımız ülkemize döndüklerinde iş dünyası, sanat, spor ve akademi gibi faaliyet gösterdikleri çeşitli alanlarda ülkemize değerli katkılarda bulundular.”
“‘Gurbet çalışmaktır’ dedik, gece gündüz çalıştık”
‘YAŞASIN TÜRK-ALMAN DOSTLUĞU’
Konuşmasında göç tarihinin zorlu ve karanlık sayfalarına da dikkati çeken, bugüne kadar NSU, Mölln, Solingen ve Hanau cinayetleri gibi saldırılarda 50’den fazla insanımızın yaşamını yitirdiğini kaydeden Tunçer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Irkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi tehditlerin Türk toplumu tarafından Almanya’nın gündelik en önemli güvenlik meselelerinden biri olarak algılandığını biliyoruz. Bu çerçevede, Türklerin ve diğer birçok göçmen kökenlinin Almanya’da gündelik hayatta maruz kaldıkları ayrımcılık olaylarına karşı ortak mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca Almanya’daki insanlarımızın kendi kültürlerini ve kimliklerini korumalarının entegrasyon açısından ve Almanya’da kendilerini evlerinde hissetmeleri bakımından gerekli ve yararlı olduğunun altını çizmek isterim. Bu bağlamda örneğin Türk dil eğitiminin desteklenmesi ve insanlarımızın manevi ihtiyaçlarının arzu edilen biçimde karşılanması önem kazanıyor.”
Almanya’daki Türk toplumunu ‘ortak zenginlik’ olarak gördüklerini belirten Tunçer, “Bu insani bağın korunması ve güçlendirilmesi özümüzdeki dönemde de başlıca önceliklerimiz arasında yer alacak” dedi. Tunçer sözlerini, “Yaşasın Türk-Alman dostluğu!” sözleriyle tamamladı.
Offenbach Bölge Kaymakamı Oliver Quilling de selamlama konuşmasında, Türkiye’den işçi göçünün Almanya’daki sosyal hayatı zenginleştirdiğine ve ekonomik hayata katkılarının önemine dikkati çekti.
“‘Gurbet çalışmaktır’ dedik, gece gündüz çalıştık”


Lelya Bayramoğulları: İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Konservatuvarını 1986’da bitiren Bayramoğulları, yüksek lisansını Almanya’da Folkwang Müzik Yüksek Okulu’nda yaptı. İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayan sanatçı, öğrenim sürecinde flüt öğretmeni olarak çalıştı, konserler verdi, orkestralarda yer aldı ve ödüller kazandı. Türkiye ve Almanya’nın yanı sıra ABD, Japonya, Nijerya, Polonya, Hollanda, Bulgaristan ve Fransa gibi ülkelerde müzik festivallerine katılan Bayramoğulları, 1998’den bu yana Antalya Devlet Senfoni Orkestrası’nda solo flütçüsü olarak çalışıyor.
Utku Asan: 1999 doğumlu sanatçı, 7 yaşından bu yana piyano çalıyor. Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuarı’ndaki öğrenimi bitirdikten sonra Frankfurt Müzik Yüksek Okulu’nda yüksek öğrenimini sürdüren Utku Asan, ilk konserini 2012 yılında verdi. Şimdiye kadar Oxford, Frankfurt, Ankara, Antalya, Bodrum ve İstanbul’da konserler veren Asan, iki uluslararası yarışmada ikincilik aldı. İdil Biret, Hüseyin Sermet, Gülsin Onay, Lilya Zilberstein, Denis Kozukhin, Herbert Schuch, Muza Rubackyte ve John Schmidt gibi tanınmış piyanistlerden ders aldı.