Güncelleme Tarihi:

Bayramlar yaklaştığında son yıllarda en çok duyduğum şeylerden biri de “Nerede o eski bayramlar? Bayramlar artık eski bayramlar değil” söylemidir. Gerçekten de öyle. Özellikle de yurt dışında.
Benim çocukluğum, 1950 yılında dünyaya geldiğim Konya’nın önce Seydişehir, sonra da Beyşehir ilçesine bağlı Derebucak köyünde geçti.
Derebucak o zamanlar Dereköy’dü.
Sonradan kasaba olan Derebucak 1988 yılında ilçe oldu.
Babamın babası, yani daha ben doğmadan yaşamını yitiren Ahmet dedem, Dereköy’ün ‘Ahmad Ağası’ymış.
Derebucaklıların ve komşu köylülerin “Ahmad Ağası”.
Babam da “Ağa oğlu”.
Bizim çocukluğumuzda bayramları sabırsızlıkla beklerdik.
Anne-babamızın bayram hediyesi olarak aldıkları yeni giysileri, ayakkabıları bayram sabahı giyebilmenin heyecanını yaşadığımız için gözümüze o gece uyku girmezdi.
Bayram sabahı kalktığımızda ilk işimiz o güzel giysileri üzerimize çekmek olurdu.
Bayram sabahı ellerini öptüğümde hem annem hem de babam ayrı ayrı bayram hediyesi olarak ‘cep harçlığı’ verirlerdi.
O ZAMAN ÇİKOLATA YOKTU
Sabahın erken saatlerinden itibaren komşu çocuklar da bizim evin önünde toplanırlardı.
Çünkü, günümüze göre genç yaşında rahmetli olan annem de yıllar sonra yaşamını yitiren babam da çocukları sevindirmeyi çok severlerdi.
Komşu çocuklara ‘bayram şekeri’ satın almaları için ‘bayram harçlığı’ dağıtırlardı.
Daha sonra gruplar halinde dağılır kapı kapı dolaşır komşularla, akrabalarla bayramlaşıp bayram harçlığı toplardık.
Annem yoldan geçen hiç tanımadığı çocukları da çağırır onlara şeker, lokum ve para verirdi.
O zamanlar Dereköy’de çikolata falan yoktu.
Bizim mahalledeki bakkal dükkanına gider kırmızı renkli şeker, leblebi şekeri ve lokum satın alırdık biz de.
Bizim mahallenin insanları, bayramın ilk günü ‘Külahçelin Oda’da (Külahçıgillerin Misafirhanesi) bir araya gelir hem bayramlaşırlar hem de hep beraber bayram yemeği yerlerdi.
Ama kadınlar ve erkekler ayrı ayrı sofralarda otururlardı.
Tabii yemekleri de mahallenin kadınları yaparlardı.
Başka köylerden gelenler de orada ağırlanırlardı.
Bu gelenek yıllarca sürdürüldü.
Ancak son yıllarda bu tür ‘bayram buluşmalarında’ aksamalar yaşanmaya başladı.
Covid-19 belası yüzünden ara verilen ‘bayram yemeklerine’ ilgi azaldı.
Yani nesillerdir süregelen bir gelenekten yavaş yavaş uzaklaşılmaya başlandı.
Yalnız Dereköy’deki ‘Külahçelin Oda’da değil, komşu köy ve kasabalarda da öyle.
İLGİ GİDEREK AZALIYOR
Evet... Bayram buluşmaları bir gelenektir. Bayram yemekleri de öyle. Ama yurt dışında da bu gelenekten bir hayli uzaklaşılmaya başlandığına tanık oluyoruz.
Camilerde, Cami Derneklerinde, farklı sivil toplum kuruluşlarında (STK) bayram etkinlikleri düzenlenmektedir.
İnsanların bayramlaşıp, birlikte bayram yemeği yiyip, çay kahve içerek bu geleneği sürdürmeye özen gösterdiklerini görüyoruz.
Türkiye’nin yurt dışındaki diplomatik temsilciliklerinde ‘bayram etkinlikleri’ düzenlenerek, genç nesilleri bu geleneğe sahip çıkmaya yönlendirmeye özellikle özen gösterildiğini de görüyoruz.
Ancak kızlı-erkekli genç nesillerin her geçen yıl bu gibi etkinliklere daha az ilgi gösterdiklerine de tanık oluyoruz.
Evet...
Yıllardır vatan edindiğimiz bir ülkede yaşıyoruz.
Bu gençlerimizin çok çok büyük bir bölümü bu ülkede doğmuştur.
Bu ülkeye ve topluma uyum sağlamaktan, bu ülkeyle, bu toplumla bütünleşmekten daha doğal bir şey olamaz.
Olmamalıdır da.
Ama bireylerin kimlikleri ve benlikleri de son derece önemlidir.
Kimlik ve benliklerin korunması için dilin, dinin, kültürün korunması da kaçınılmazdır.
Gelenekler de kültürün bir parçasıdır.
Ne olur geleneklerimizi yaşatalım, yaşatmaya özen gösterelim!
Not. Tüm okuyucularımızın mübarek Kurban Bayramı'nı yürekten kutlarım...
