Güncelleme Tarihi:

Sevilla, diğer Avrupa ülkelerine göre ortalamanın üzerinde bir sayıda turistik yere sahip; bunların arasında elbette en önemlileri devasa Katedral’i ve Sevilla Alcázar'ı. (Merak etmeyin: Bunların ne olduğunu ve Sevilla'da sizi bekleyen diğer önemli yerleri daha sonra anlatacağım.)
Sevilla aynı zamanda bir üniversite şehri. Bu da, tüm tarihi yerlerinin yanı sıra, şehirde çok genç bir enerji olduğu anlamına geliyor. Şehirde ayrıca sayısız barlar ve inanılmaz güzellikte birçok modern kafe var yani gece hayatıda inanılmaz . Sevilla'nın En Güzel Manzaraları ve Önemli Noktaları için önce Sevilla'nın Eski Şehrini Keşfedin:
Birçok turistik yer Eski Şehir bölgesinde bulunuyor. Sevilla'nın Eski Şehri bölgesi neredeyse kaybolmanızın garanti olduğu, dar sokaklardan oluşan büyüleyici bir labirent şeklinde .
Özellikle benim resmen aşık olduğum, eski Yahudi mahallesi olan Barrio de Santa Cruz'da sokaklar çok dar ve kıvrımlı. Bu mahalle Eski Şehrin kalbinde, yani Katedral ve Real Alcázar'ın hemen doğusunda yer alıyor. Buradaki sokaklar bazen o kadar dar ki bu nedenle sadece yayalar için ayrılmış. Barrio de Santa Cruz'un sokakları ve meydanları, şirin tapas barlarına, şarap mahzenlerine ve küçük hediyelik dükkanlarına ev sahipliği yapıyor. Burayı keşfetmenin en iyi yolu hiç harita felan kullanmadan sadece bütün ara sokaklara dalmak. Bu arada sık sık başınızı yukarı kaldırıp çiçeklerle süslü balkonları, duvarlara işlenmiş harika figürleri hayranlıkla izlemeyi unutmayın! . Catedral de Santa Maria (Sevilla Katedrali): Sevilla’da anlatılan bir efsaneye göre zamanında: “Öyle bir kilise inşa edelim ki, başkaları bizim deli olduğumuzu düşünsün.” denilerek inşa edilen; 115 metre uzunluğunda, 76 metre genişliğinde ve orta nefinde 42 metre gibi muazzam bir yüksekliğe sahip olan Sevilla Katedrali, İspanya’nın en büyük ve hatta dünyanın üçüncü büyük kilisesi. Santa Maria Katedrali gerçekten de olağanüstü bir yapı. Ve bana inanın: önünde durduğunuzda, hayranlıktan küçük dilinizi yutacaksınız . Katedral, zaten dışarıdan bakıldığında bile inanılmaz derecede etkileyici ama iç mekan da en az dışı kadar etkileyici. İçinde Kastilya Kralı Ferdinand III ve Kristof Kolomb’un mezarları var. Sevilla Katedrali ayrıca, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor. Eğer Endülüs seyahatinizde sadece bir katedrali ziyaret edecekseniz, kesinlikle bu Katedral olmalı. (Córdoba'daki Mezquita hariç.) Bu Katedral’in olmazsa olmazlarından biri de ‘La Giralda’adı verilen çan kulesine çıkmak. Bir zamanlar cami minaresiymiş ( Hristiyanların yeniden fetihinden sonra yıkılan eski ana caminin minaresi ayakta kalmış ve daha sonra katedral kulesi olarak kullanılmış.
Bu Kule olaylarla dolu tarihiyle aynı zamanda şehrin sembolü) bu yüzden mimarisinde Mağribi etkisi var. İsmini, tepesinde yer alan bronz rüzgâr gülünden alan çan kulesi inancı simgeliyor. Eski caminin orijinal minaresinin üzerine eklenen çan kulesinin alışılmadık yanı ise neredeyse hiç merdiven çıkmanıza gerek olmaması; bunun yerine 35 adet hafif eğimli rampadan yukarı çıkmanız. Ve yukarı çıktığınızda, Sevilla'nın en ünlü panoramik manzaralarından biri sizi bekliyor. Katedralde görülecek çok şey olduğu için buraya en az 1,5 saat ayırmanızı ve mümkün olduğunca erken gitmenizi öneririm. Özellikle yüksek sezonda çok büyük bir kalabalık ve uzun kuyruklar oluşuyor. Bu nedenle özellikle yüksek sezonda biletinizi önceden çevrimiçi olarak satın almanızı tavsiye ederim. Real Alcázar: Katedralin tam karşısında, Sevilla'nın ikinci önemli turistik yeri olan, Real Alcázar'ın girişi yer almakta. Burası, Mağribiler tarafından inşa edilmiş ve daha sonra birçok kez genişletilmiş bir ortaçağ kraliyet sarayı. Bu muhteşem yapı, günümüzde de hala kraliyet ailesi tarafından kullanılmakta. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan saray, Mağribi ve Hristiyan tarzlarının bir karışımı olan Mudéjar mimarisinin en güzel örneklerinden biri ve Endülüs'ün üç büyük dinin kaynaşma noktası olduğunun bir sembolü olarak görülüyor.
Sarayın etrafında dolaşırken sürekli olarak hayran kalacağınız şeylerle karşılaşıyorsunuz. Karmaşık çini işlemeleriyle süslü görkemli salonlar ve şehrin tam kalbinde görkemli bir vaha oluşturan muhteşem bahçeler sizi hayrete düşürüyor. Real Alcázar inanılmaz derecede etkileyici. Buranın belki de en çok fotoğrafı çekilen yeri ise, muhteşem kemerleriyle Patio de las Doncellas. Ayrıca Salón de los Embajadores'in karmaşık, altın renkli tavanı da beni resmen büyüledi. Real Alcázar’ı gezmek ilk bakışta biraz karışık görünse de, girişte alacağınız harita ile yolunuzu kolayca bulabilirsiniz. Tüm avlular, odalar ve bahçeler numaralandırılmış, bu nedenle 1'den başlayıp her şeyi adım adım kendi başınıza keşfedebilirsiniz. Burayı ziyaretiniz için ise en az iki saat ayırmanızı öneririm.
Bilmenizde fayda var: Tahmin edebileceğiniz gibi, Real Alcázar son derece popüler ve her zaman oldukça kalabalık. Maksimum giriş kapasitesi (yaklaşık 750 kişi) olduğundan, yoğun sezonda içeriye girebilmek için saatlerce beklemeniz gerekebilir. Bu nedenle, biletinizi önceden çevrimiçi olarak satın almanızı kesinlikle öneririm. Girişte yine de biraz beklemeniz gerekebilir (önceden satın alınan biletler için ayrı bir kuyruk var).
Plaza de España (İspanya Meydanı):
Ve Venedik, Endülüs ile buluşuyor! Kanalları ve köprüleriyle Venedik’i andıran İspanya Meydanı gerçekten de nefes kesici güzellikte. Büyüklüğü inanılmaz. Meydanın çok büyük olduğunu önceden okumuştum, ama yine de büyüklüğü karşısında şaşırmadım dersem yalan olur. Bu anıtsal yarım daire şeklindeki meydan, 1929 İbero-Amerikan Sergisi için İspanyol Rönesans tarzında inşa edilmiş. Sergi, eski kolonilerle sembolik olarak barışı tesis etmeyi amaçlıyormuş. Meydanı çevreleyen ve tekneyle gezilebilen bir kanal ve üzerinde dört köprüsü bulunuyor. Bu dört köprü eski İspanyol krallığını temsil ediyor. Elli iki fresk, 52 İspanyol eyaletini sembolize ediyor. Yıldız Savaşları ve Arabistanlı Lawrence gibi filmlerde bu meydanın kullanılmış. Umarım bu meydanı ziyaret ettiğiniz de, çinilerin (azulejo) önünde İspanyol halk şarkıları söyleyen yetenekli sokak sanatçılarıyla da karşılaşırsınız! . Bu arada: İspanya Meydanı'ın yereller arasında ki adı; "Endülüs'ün kızartma tavası". Özellikle yaz aylarında gündüzleri sıcaklıklar neredeyse dayanılmaz derecede arttığından bu ad verilmiş. Şehre yazın gelecek olursanız burayı (ve aslında genel olarak) akşam ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Çünkü akşam
saatlerinde İspanya Meydanı muhteşem bir şekilde aydınlatılıyor. Universität von Sevilla (Sevilla Üniversitesi): Eski şehirden, Plaza España'ya giderken, Sevilla Üniversitesi'ne de uğrayabilirsiniz. Tarihi Kraliyet Tütün Fabrikası binasında yer alan üniversite binası da oldukça görkemli bir bina.
Üniversitenin özellikle, San Fernando Caddesi üzerindeki giriş kapısı görülmeye değer. Üniversite halka açık olduğu için içeri girip etrafı gezebilirsiniz. Sevilla'nın en önemli yerlerinden biri değil, ancak kısa bir ziyaret için kesinlikle değer.
Dueñas Sarayı: Sevilla, bazıları mütevazı duvarların ardında gizlenmiş ve muhteşem avlulara sahip yüzyıllar öncesinden kalan oldukça görkemli saraylarıyla ünlü bir şehir. Şehrin bu duvarların ardında gizli en ünlü saraylarından biri de; Dueñas Sarayı. 15. ve 16. yüzyıllardan kalma bu saray, Gotik ve Mağribi mimari tarzlarının güzel bir karışımını sergiliyor. Ayrıca oldukça geniş ve bakımlı bahçeleri de görülmeye değer. Palacio de las Dueñas (Dueñas Sarayı) 2016 yılından beri halka açık. Pazartesi günleri saat 16:00'dan itibaren saraya giriş ücretsiz.
Casa de Pilatos: Ziyaret ettiğim ikinci saray ‘Casa de Pilatos’oldu. Yapımı 16. yüzyıla dayanan Casa de Pilatos, özellikle mimarisiyle beni oldukça etkiledi. Bu şehir sarayının avlusu, Real Alcázar'ın avlusunu anımsatıyor; bir bakıma Real Alcázar'ın minyatür bir versiyonu diyebiliriz. Çeşitli mimari tarzların karışımı inanılmaz derecede etkileyiciydi ve fotoğraf çekmeye doyamayacağınız bir yer.
Casa de Pilatos'a giriş her Pazartesi saat 15:00'ten itibaren ücretsiz. Palacio de las Dueñas'ın aksine, burada ziyaretim sırasında oldukça uzun bir kuyruk oluştu.
Metropol Parasol: İlk bakışta (ve muhtemelen ikinci bakışta da), Sevilla'nın bu modern simgesi şehrin manzarasına tamamen aykırı görünüyor! Ahşap, beton ve çelikten yapılmış ızgara benzeri bir yapı, Sevilla'nın eski şehrinin çatıları üzerinde kıvrılarak ilerliyor. Fütüristik şekli mantarları anımsatıyor bu yüzden yapı, yereller arasında ’Las Setas ’(Mantarlar)olarak da biliniyor.
Alt katta bir arkeoloji müzesi bulunuyor ancak en önemli noktası çatısı. Çatısında kısa dairesel bir yürüyüş yolu bulunuyor ve özellikle gün batımında Sevilla'nın muhteşem manzaralarını sunuyor. Metropol Parasol, güneşin son ışınlarını yakalamak için gerçekten mükemmel bir yer. Giriş ücreti 15 Euro ama değer. Açılış saatleri: Pazar-Perşembe 09:30-23:00, Cuma ve Cumartesi 23:30'a kadar. (Son giriş kapanıştan yarım saat önce).
Cabildo Meydanı: Sevilla Katedrali'nin hemen yanında bir avlunun içinde saklı bu meydan oldukça etkileyici bir mimariye sahip yarım daire şeklinde bir meydan. Meydanda ki Kemerler ve güzel freskler meydana çok romantik bir hava katıyor. Plaza del Cabildo Cabildo Meydanı, Sevilla'nın mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri olmasa da, katedral ziyaretinizden önce veya sonra uğramanızı tavsiye ederim buna kesinlikle değer! Lütfen, Cabildo Meydanı'nın gece kapalı olması nedeniyle, girişin yalnızca gündüz (yaklaşık 10:00 ile 20:00 arası) mümkün olduğunu unutmayın. Torre del Oro: Guadalquivir Nehri kıyısında yükselen Torre del Oro, 13. yüzyılda Müslüman Emirler tarafından savunma amacıyla inşa edilmiş. Adını, bir zamanlar üzerini kaplayan altın yansımaları nedeniyle “Altın Kule” olarak alan yapı, yüzyıllardır Sevilla limanının güvenliğini sağlıyor. Askeri gözetleme kulesi olarak kullanılan bu 36 metrelik on ikigen kule, tarih boyunca hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar tarafından stratejik nokta olarak korunuyor.
Günümüzde denizcilik müzesi olarak hizmet veren Torre del Oro, Sevilla’nın denizcilik tarihine dair ilginç belgeler, haritalar ve gemi maketleri sunuyor. Kulenin tepe noktasına çıkıldığında ise Guadalquivir Nehri’nin ve şehrin panoramik manzarası ziyaretçileri bekliyor. Torre del Oro, sadece tarihiyle değil, konumuyla da Sevilla gezilecek yerler arasında önemli bir noktada yer alıyor. Guadalquivir Nehri Çevresindeki Gezilecek Yerler:
Guadalquivir Nehri, Sevilla'nın içinden kıvrılarak akan bir nehir. Nehrin kıyılarında, birçok önemli mahalle ve yer bulunuyor. Bunların hepsini keyifli bir yürüyüşle keşfedebilirsiniz. Eski Şehir'den (Katedral) nehir kıyısına yaklaşık 10 dakikada yürüyerek ulaşabilirsiniz.
Sevilla'nın en ünlü köprülerinden biri olan, II. Isabel Demir Köprüsü'nden geçerek gezimize başlayalım. Bu köprü sizi doğrudan Triana bölgesine götürüyor. Triana, flamenkonun doğduğu yerlerden biri olarak kabul ediliyor. Renkli evleriyle ve dar sokakları ile görülmeye değer bir bölge. Gündüzleri nispeten sakin, ancak akşamları barları ve restoranları ile oldukça hareketli ve eğlence dorukta .
Buradan yavaşça güneye doğru ’San Telmo Köprüsü'ne ’doğru ilerleyin. Köprünün kendisi özellikle etkileyici olmasada buradan ‘Torre del Oro'nun ’güzel bir manzarasını görebilirsiniz. Guadalquivir Nehri boyunca uzanan sahil şeridi, gün batımını izlemek için de harika bir yer. Bir süpermarketten soğuk bir içecek alıp rahat ve güzel atmosferin tadını çıkarmak için mükemmel.
Sevilla'da Yeme İçme, Kafe ve Restoran Önerilerim:
Sevilla'da sayısız restoran ve kafe var ve bu da seçim yapmayı zorlaştırıyor. Benim Favorilerimi sizinle paylaşayım. Benim gibi pazar yerlerini sevenler için ‘Mercado Lonja del Barranco'yu tavsiye ederim. Nehir kıyısında yer alan ve bir zamanlar balık pazarına ev sahipliği yapan bu güzel cam salon şimdi oldukça trend yemek tezgahlarına ev sahipliği yapıyor. Burada herkes için, İspanyol tapaslarından pizzaya, bao çöreklerinden enfes pastalara ve dondurmaya kadar her şey var.
Ovejas Negras: Otantik bir tapas barı ararken bu mekanı tesadüfen buldum. Harika, genç ve modern bir atmosferde lezzetli tapaslar yiyebileceğiniz bir mekan. Personel de çok ilgili. Tapas barı çok popüler olduğu için barda yer bulmakta zorlandım.
Virgin Coffee: Metropol Parasol'un hemen yanında bulunan bu küçük Kafe oldukça lezzetli ve uygun espresso servis ediyor.
Paradas 7: Paradas 7, sağlıklı bir kahvaltı veya öğle yemeği yiyebileceğiniz rahat ve şık bir mekan. Salatalar, çorbalar ve sandviçlerin yanı sıra lezzetli kekler de sunuyorlar.
Bar El Comercio: İspanya gezisi, choux hamurundan yapılan kızarmış hamur işi olan churros yemeden tamamlanmış sayılmaz. İddialara göre, Sevilla'nın en iyi churros'ları Bar El Comercio'da bulunuyormuş. Bence de oldukça iyiydi ve ambiyansı gerçekten eşsiz, sınırlı alana ve canlı bir atmosfere sahip tipik bir İspanyol restoranı. Barda bir yer kapmak en iyisi bu, deneyimi daha da otantik hale getiriyor. Kısa bilgiler: Sevilla Katedrali, Alcázar ve Batı Hint Adaları Genel Arşivi; UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor. Ayrıca, Huelva ve Seville’deki Doñana Millî Parkı da UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunuyor. Havaalanı ulaşımı oldukça pratik. EA otobüsü, taksi, Uber ve özel transferler ile şehir merkezine 20–35 dakika arasında ulaşılabiliyor. Şehir içini yürüyerek dolaşabilirdiniz. İsterseniz otobüs, metro, tramvay ya da hop-on hop-off tur seçeneklerinden faydalanabilirsiniz. Tek binişlik biletler otobüs içinde ya da otomatlardan temin edilebiliyor ve yaklaşık 60 dakika geçerli.
Hazır Sevilla’ya kadar gelmişken, günübirlik ya da kısa süreli konaklamalarla Cordoba, Ronda, Cadiz, Granada, Huelva, Marbella ve hatta Madrid gibi destinasyonlara da kolayca ulaşabilirsiniz. Bu şehirlerin her biri ayrı bir mimari ve kültürel deneyim sunuyor.
Kısacası Sevilla, tek bir seyahatle hem Endülüs tarihini keşfetmek hem de tarihi, sıcak ve zarif bir şehir deneyimi yaşamak isteyenler için mükemmel bir rota sunuyor.



