Güncelleme Tarihi:

Aynı zamanda Hristiyan Demokrat Birlik Parti (CDU) Genel Başkanı olan Merz, “Bizim toplumumuzda hem fiziksel hem de dijital ortamda şiddette bir patlama yaşanmaktadır. Bu şiddetin önemli bir bölümünün Almanya Federal Cumhuriyeti’ne göçmen gruplardan geldiğini de konuşmak zorundayız” dedi.
“Fotoğrafın bütünlüğü için buna da işaret etmek gerekir” demeyi de ihmal etmedi.
Evet…
Çoğu zaman olduğu gibi, Almanya’da yine “günah keçisi” bulundu.
Federal Kriminal Dairesi’nin (BKA) verilerine göre 2024 yılında suç işleyen 1.967.731 şüpheli kayıtlara geçti.
Şüphelilerden 172 bini, yani yüzde 9’u göçmen kökenli, 696.873’ü, yüzde 35.4’ü de Alman pasaportu olmayan yabancılardı.
Tabii bunlar arasında Almanya’da yaşamayan, ülkeye turist olarak gelen ve başka ülke vatandaşı organize suç örgütü elemanı şüpheliler de vardı.
Alman polisinin verilerine ve 2023 yılında yapılan soruşturma sonuçlarına göre, şüpheli olarak kayıtlara geçenlerin yüzde 19.5’i Almanya’da ikamet etmiyordu.
Yüzde 7.5’inin de nerde ikamet ettikleri belirlenememişti.
Kaldı ki yapılan bilimsel araştırmalara göre hem şiddete uğrayan hem de şiddete başvuran Alman vatandaşıysa, suç duyurusunda bulunma oranı yüzde 6.6’da kalırken, şüpheli yabancı görünümlü ise bu oran yüzde 12’yi bulmaktadır.
Araştırma ve medya mensuplarını bilgilendirme platformu “Mediendienst Integration” tarafından yapılan bilimsel çalışmalara göre, göçe dayalı suç sayısında son 20 yılda artış olmamıştır.
Hatta ülkedeki yabancı sayısı 2005 yılından bu yana yüzde 70 arttığı halde, işlenen suç oranında yüzde 14 düşüş olmuştur.
Şiddet suçlarındaki düşüş ise yüzde 15’i bulmuştur.
Polis Suç İstatistiklerine göre, 2024 yılında tüm mağdurların yüzde 25.8’ini yabancılar oluşturmuştur..
Şiddet suçlarının da, başka suçlarının da, kim tarafından işlenirse işlensin, savunulacak hiçbir yönü yoktur.
Olmamalıdır da…
Olamaz da…
Ama göçmen kökenlilerin ve “yabancıların” Almanya’da “günah keçisi” gibi gösterilmesinin de savunulacak, kabul ve tasvip edilecek hiçbir yönü yoktur.
Olmamalıdır da…
Olamaz da…
Böyle bir suçlamada bulunulurken, mağdurların oranının toplam nüfustaki oranlarının yaklaşık iki misli fazla olduğunu dillendirmemenin ise kabul ve tasvip edilecek de hiçbir yönü yoktur.
Olmamalıdır da…
Olamaz da…
Şansölye Merz, geçen yıl da göçmen kökenlileri, “yabancıları” ve sığınmacıları adeta “günah keçisi” ilan etmişti.
14 Ekim 2025’te Berlin’in bitişiğindeki Brandenburg eyaletinin başkenti Potsdam’a ziyareti sırasında düzenlenen basın toplantısında, “Göç alanında ilerleme kaydettik. Şu andaki bizim hükümetimiz, geçen yıl Ağustos ayıyla kıyaslandığında bu yıl Ağustos ayına kadar düzensiz göçü yüzde 60 azalttı. Ama doğal olarak hala ‘Stadtbild’ (kent görünümü) sorunumuz var. İşte bu nedenle de Federal İçişleri Bakanı sığınma başvuruları kabul edilmeyen ve suç işleyen sığınmacılar ile yabancıların büyük ölçüde sınır dışı edilmeleri için çalışmaktadır. Bu tutumumuzu sürdüreceğiz” açıklamasında bulunmuştu.
Bu açıklamasıyla kimi veya kimleri kast ettiği ile ilgili bir soruya da “kızlarınıza sorun” yanıtını vermişti.
Çeşitli çevrelerden eleştiriler yükselmesi ve bu tür yaklaşımların ırkçı olduğu yönündeki tepkiler üzerine “Stadbild” söylemini geri almamakta direnmiş, özür dilemeyeceğini söyleyerek, yaklaşık 10 gün sonra, o söyleminde Almanya’da yasal oturum izni olmayan, çalışmayan ve Almanya’daki yasal düzenlemelere riayet etmeyen yabancıları, sığınmacıları kastettiğini açıklamıştı.
Tabii “göçmen kökenli insanlar bizim iş piyasamızın feragat edilemeyecek bir parçasıdır” diyerek gönül almayı da ihmal etmemişti.
Daha önceki dönemlerde de yazdım.
Bu, Friedrich Merz’in göçmenlere dönük ilk “gafı” değildir.
O dönemler CDU/CSU Federal Meclis Grup Başkanı olan Friedrich Merz, 2000 yılı Ekim ayında Rheinische Post gazetesine verdiği demeçte, “Uzun süreli olarak burada (Almanya’da) yaşamak isteyen göçmenler, gelişmiş özgürlükçü ‘Alman öncü kültürüne’ (Deutsche Leitkultur) uymak zorundadır” demişti.
2023 yılı başlarında da, katıldığı bir televizyon programında, daha ziyade İslam ülkelerinden gelen göçmen kökenli aileleri kastederek, ilkokula giden erkek çocuklarının öğretmenlerine, özellikle de kadın öğretmenlerine saygısız davrandıklarını gündeme taşımış ve “Küçük Paşaları” (kleine Paschas) uyardıkları için okula gelen babaları tarafından kadın öğretmenler tehdit ediliyor’ suçlamasında bulunmuştu.
Bu “Küçük paşaların” Almanya’nın geleceğini birlikte şekillendirecek doğma büyüme Alman vatandaşı olduklarını görmezden, bilmezden, duymazdan gelmişti.
