Güncelleme Tarihi:

9 Kasım 1918’de Sosyal Demokrat Parti (SPD) öncülüğünde Almanya’da genel greve gidilirken, parti üyesi Philipp Scheidemann, Berlin’deki Reichstag (Reich Meclisi) binasının balkonundan Cumhuriyet’i ilan etti.
Ve 9 Kasım 2025’te Almanya’nın Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, başkent Berlin’deki Bellevue Sarayı’nda yaptığı konuşmasında, “9 Kasım hem demokrasi ve özgürlüğün başlangıcının hem de zorbalık (despotizm) ve anti semitizm (Yahudi karşıtlığı) korkusunun yansımasıdır. Bu anma günü, bizim tarihimizin hem ışık ve gölgesi hem en derin çöküşü ve hem de en mutlu anlarıdır. Bugün bizim kimliğimizin çekirdeğidir” dedi.
“Günümüzde demokrasi ve özgürlük, halkın desteğini alan aşırı sağcı güçler tarafından tehdit edilmektedir” görüşünü vurguladı.
“Kasırga gidinceye kadar güvenli bir yere sığınıp beklemek bana göre doğru değildir. Kaybedecek zamanımız yok. Harekete geçmeliyiz. Harekete geçebiliriz de! Demokrasimiz teslim olmaya mahkum değildir. Demokrasi kendisini savunabilir” dedi.
“Sessizliğe bürünen ve bekleyen birçok kişi var. Onlara şunu söylemek isterim: Siz de devreye girin! Bizim şu anda parlamentolarda, futbol sahalarında, kahve köşelerinde, okullarda, otobüs duraklarında ve işyerlerinde ağızlarını açacak demokratlara ihtiyacımız var” dedi.
“Benim bu 9 Kasım’da kalbimin en derininden gelen şöyle bir arzum var: Demokrasi ve insanlık için hep birlikte ayağa kalkalım. Bizi biz yapan vasıflarımızdan asla ödün vermeyelim. Kendimize güvenelim. Ne yapılması gerekiyorsa yapalım” çağrısında bulundu.
Cumhurbaşkanı Steinmeier, herhangi bir parti ismi vermedi.
Evet…
İsim vermedi, ama hedef belli ki sağ popülist Almanya için Alternatif’ti (AfD).
Evet…
Almanya’da özgürlükçü demokratik hukuk devletini devre dışı bırakmayı hedefleyen sağ popülist AfD, gücünü sistematik olarak artırmaktadır.
23 Şubat’da yapılan erken genel seçimlerde toplam oyların yüzde 20.8’ini alarak “kinci güçlü parti” konumuna yükselen AfD, son dönemlerde yapılan kamuoyu yoklamalarına göre ilk sıradaki muhafazakar Hristiyan Demokrat/Hristiyan Sosyal Birlik Partilerini (CDU/CSU) bile sollamakta, daha doğrusu “sağlamaktadır”.
Almanya’nın Sosyal Demokrat Partili (SPD) eski Başbakanı Olaf Scholz, “AfD anti demokratik bir partidir” demektedir.
“Hükümet koltuklarındakiler, AfD’lilerin tam karşısında (önünde) oturmaktalar. Onların kürsüde değil, oturdukları yerde söyledikleri o kadar kötü, ki insan her seferinde sonradan duş almak istiyor” diyor Scholz.
Saf kan Alman ırkı politikasını savunan Nasyonal Sosyalistler (Naziler) gibi AfD’lilerin de ülkede yaşayan insanlara “biz” ve “onlar” gözüyle baktıklarını dile getirirken, böyle bir partinin faaliyetlerinin Anayasa Koruma Teşkilatları tarafından izlenmesinin yerinde olduğu görüşünü savunuyor.
Evet…
AfD, eski Doğu Almanya sınırları içinde oluşturulan yeni eyaletlerden Brandenburg’da, Saksonya’da, Saksonya-Anhalt’ta ve Thüringen’de “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırılmaktadır.
AfD, Almanya’da iç istihbarattan sorumlu Federal Anayasa Koruma Teşkilatı (BfV) tarafından “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak değerlendirilmektedir.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Genel Başkanı olduğu CDU’nun 2018 yılı aralık ayındaki kurultayında, “AfD ve Sol Parti ile kesinlikle ortaklık edilmememesi ve işbirliği yapılmaması” kararı alındı.
Başbakan Merz de bunu yineleyip durmaktadır.
Ama CDU’da AfD ile ilişkilerin yeniden belirlenmesini, yani bu “yangın duvarı”nın yıkılmasını isteyenlerin sayısı da artmaya başladı.
CDU’nun eski Genel Sekreteri Peter Tauber, AfD ile ilişkilerin “esnekleştirilmesini” gündeme taşıdı.
Almanya’nın eski Başbakanı Angela Merkel döneminde Federal Ekonomi Bakanı ve Federal Savunma Bakanı olarak görev yapan “kardeş parti” CSU’lu Karl-Theodor zu Guttenberg de öyle.
CDU Saksonya Teşkilatı Genel Sekreteri Tom Unger de köklü partilerin katı davranışın AfD’yi güçlendirdiği görüşünü savunarak, tutum değişikliğinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Sol Parti’yi terk ederek 2023’te kendi ismini taşıyan “Sahra Wagenknecht İttifakı” (BSW) partisini kuran ve kısa bir süre önce de Eş Başkanlığı’nı bırakan Sahra Wagenknecht, gelecek yıl Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg Vorpommern’de yapılacak Eyalet Parlamentosu seçimlerinden sonra AfD ile işbirliği yapabilecekleri sinyali verdi.
Özellikle yeni eyaletlerde oy oranı yüzde 40’ları bulan AfD’ye dönük bu yeni yaklaşımlar, bana Almanca’daki “Man soll niemals nie sagen “ (Asla asla dememeli” söylemini anımsattı.
Tabii Türkiye’nin eski Başbakanı ve eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Dün dündür, bugün bugündür” söylemini de…
