Yalnız seyahat eden bir kadın olarak, Bükreş’te geçirdiğim üç gün boyunca kendimi inanılmaz derecede rahat ve güvende hissettim. Karpat Dağları ve Tuna Nehri arasında yer alan bu şehir; yoksulluk ve lüksün bir karışımı olan geçmişinin izlerini günümüze kadar taşımış ve bence şehrin gizemi de tam olarak burada saklı.
Bükreş’te tarihe ve yeşile doydum desem yeridir. Ayrıca şehirde harika restoranlar keşfettim, kesinlikle muhteşem yemekler yedim ve sürekli olarak dost canlısı insanlarla tanıştım. O yüzden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki “Romanya'nın başkenti Bükreş, birkaç günlük şehir gezisi için adeta biçilmiş bir kaftan”. Gündüzleri tarihi açıdan önemli yerleri gezip, akşamları da isterseniz kendinizi oldukça hareketli gece hayatının ortasında bulabilirsiniz. Bükreş'teki bu zıtlıklar silsilesi beni oldukça etkiledi.
Doğu'nun Paris'i Bükreş: Bükreş, Doğu'nun Paris'i olarak adlandırılıyor bunun nedenini de ancak şehre gelince anlıyorsunuz . Şehir merkezinde dolaşırken, birçok bina Fransa’nın başkenti Paris’i hatırlatıyor. Şehir aslında, 1977'de Bükreş'i vuran ve büyük hasara yol açan depreme kadar çok daha çekiciymiş. Depremden sonra, o zamanki popüler diktatör, Nicolae Ceaușescu tarihi açıdan değerli birçok binanın kapsamlı restorasyonu yerine gösterişli binalar, geniş bulvarlar ve nüfus için yüksek katlı apartman blokları inşa etmek için bir çok tarihi binaya yıkım emri verdirmiş. Bunun sonucunda da şehir, harap binaların, görkemli yapıların ve modern mimarinin çarpıcı bir karışımı haline gelmiş . Bu yazımda size, Bükreş hakkında bilgi verirken ayrıca şehirde gerçekten de tavsiye edebileceğim birkaç mekandan da bahsedeceğim . Öyleyse, şimdi gelin Bükreş'in en önemli noktalarını birlikte gezelim.
BÜKREŞ'İN EN ÖNEMLİ TURİSTİK NOKTALARIBükreş'in en önemli turistik noktaları esasen şehrin iki bölgesi, eski şehir merkezi ve hemen bitişiğindeki Lipscani bölgesi olarak iki bölgede yoğunlaşıyor . Bu bölgelerde tarihi açıdan önemli binaların yanı sıra çok sayıda restoran ve kafe bulunuyor en önemlisi de buralara yürüyerek kolayca ulaşılabilirsiniz. Şehrin biraz daha kuzeyinde ise, 2017 yılına kadar Herăstrău Parkı (Parcul Herăstrău) olarak bilinen devasa ‘Kral I. Mihai I. Al României Parkı’ yer alıyor.
Şehrin bu bölgesinde sokaklarda arka arkaya dizili restoranlar, açık hava müzesi ve Çavuşesku Evi bulunuyor . Şehri gezmeye gösteriş ve şatafatın Merkezi gibi duran Parlamento Sarayı’n dan başlıyorum.
Çavuşesku'nun ölümüne kadar halka yapılan baskıların sembolü olan ve şimdilerde ise Bükreş'in başlıca turistik cazibe merkezi haline gelen devasa Parlamento Sarayı: Saraya ulaşım, şehrin en büyük sorunlarından birini hemen gözler önüne seriyor çünkü burada her şey araba trafiğine göre tasarlanmış. Yayalar ise, şehir merkezinde bile sekiz şeritli yolları geçmek için absürt derecede dolambaçlı yollar izlemek zorunda kalıyor. Ülkenin Diktatör başkanı Nicolae Ceaușescu’nun emriyle bu devasa binanın inşaatına 1984 yılında başlanmış ve bina beş yıl sonra 1989'da tamamlanmış.
Yukarıda da belirttiğim gibi, saray için yer açmak amacıyla bir sürü ev ve kiliseleri içeren geniş alanlar yıkılarak bina, 65.000 metrekarelik bir alana yayılmış. İlginç bir şekilde, aslında binanın orijinal adı ‘Casa Poporului (Halk Evi)’ miş, ancak yerli halk tarafından "Halk Üzerindeki Zafer Evi" olarak yeniden adlandırılmış. Dünyanın İkinci En Büyük İdari Binası olan bu binada Çavuşesku, 1989'daki Romanya Devrimi'nden sonra idam edildiği için fazla zaman da geçirememiş aslında. Ölümünden kısa bir süre sonrasında, dünyanın ikinci en büyük idari binasının (sadece Washington, D.C.'deki Pentagon daha büyük) gelecekteki kullanımı hakkında bir çok tartışma ortaya çıkmış ama sonucunda yıkılmamasına karar verilmiş.
Adı "Parlamento Sarayı" olarak değiştirilen bina, Romanya Temsilciler Meclisi ve Senatosu'nun yanı sıra bir konferans merkezi, bir müze ve diğer idari tesisleri barındırmakta.
Parlamento Sarayı Rehberli Turu: Günümüzde Parlamento Sarayı aynı zamanda önemli bir turistik mekan. Rehberli bir tur ile binanın 5.000'den fazla odasının küçük bir bölümünü görmeniz mümkün. Parlamento Sarayı rehberli turu için biletlerinizi önceden online olarak ayırtmanız en iyisi. Rehberinizle buluştuktan sonra, güvenlikte pasaportunuzu göstermeniz gerekecek yani mutlaka pasaportunuzu yanınızda götürün ehliyet kabul edilmiyor!. Parlamento Sarayı'na giden Bulevardul Unirii boyunca yapacağınız yürüyüş için yeterli zaman ayırdığınızdan emin olun, çünkü devasa boyutu nedeniyle giriş yoluna kadar olan mesafe bile oldukça uzun. Ağaçlarla çevrili cadde boyunca uzanan çeşmeler, özellikle akşamları çeşitli renklerde su fışkırttıklarında muhteşem bir manzara sunuyor.
Parlamento Sarayı'nın içinde, muhteşem odaları, salonları izleyerek bir saat süren rehberli turdan keyif aldım. Gerçekten görülmeye değer, çünkü ancak o zaman o dönemde ezilen halkın kızgınlığını anlamaya başlıyorsunuz.
Athenaeum: Mimariye çok ilgi duyduğum için, Bükreş'te kişisel olarak en çok beğendiğim yerlerden biri de Romanya Athenaeum'u (Ateneul Român) oldu. Bu olağanüstü bina, 1885 ve 1888 yılları arasında Fransız mimar Albert Galleron tarafından inşa edilmiş. Başlangıçta Ateneul Român Edebiyat Derneği'nin merkezi olması planlanan bina, fon yetersizliği nedeniyle nihayetinde konser salonu olarak inşa edilmiş. Bina bugün de bu amaca hizmet etmeye devam ediyor ve George Enescu Devlet Filarmoni Orkestrası'na ev sahipliği yapıyor. Eğer müzikle ilgileniyorsanız, bilet almaya çalışın. Bu muhteşem salonda bir konser izlemek kesinlikle muhteşem bir deneyim. Ana girişin hemen sağında, küçük bir geçit içeriye doğru açılıyor ve burada sembolik bir giriş ücreti ödüyorsunuz. Ardından kendinizi on iki sütunlu muhteşem bir giriş salonunda buluyorsunuz. Konser salonunda, kırmızı kubbe ve 75 metre uzunluğundaki fresk özellikle etkileyici. Kısacası: Athenaeum'a mutlaka bir göz atmaya çalışın.
Patrik Katedrali: Aziz Konstantin ve Helena Patrik Katedrali (Catedrala Patriarhală Sf. Împărați Constantin și Elena), Bükreş'in en önemli dini yapılarından biri. 1658 yılına dayanan bu yapı, Romanya Ortodoks Kilisesi içinde de tarihi açıdan önemli bir yapı. Büyük Unirii Meydanı'ndan (Piața Unirii) kısa bir yürüyüşle, küçük katedralin ve oldukça büyük Patrik Sarayı'nın (Palatul Patriarhiei) bulunduğu tepeye ulaşılıyor. Şehir merkezinde gezinti yapın: Bükreş'in eski şehir merkezinde bir gezinti yapmanız şart. Şehrin en ünlü semti, 17. yüzyılın başlarında birçok Leipzigli tüccarın mallarını burada sattığı için Leipzig'den (Lipsca) adını alan Lipscani. Bu bölge, restoranlar ve barlarla dolu; ne yazık ki bunların çoğu otantik Rumen mutfağı sunmamakta. Lipscani semtindeki her şey turizme yönelik olduğundan, sadece turistik yerlere odaklandım.
Kont Drakula'nın İzinde: Romanya deyince akla ilk gelen Kont Drakula, ve onun izi de sizi Bükreş'teki Lipscani bölgesinin güney ucuna götürüyor. Burada, 15. yüzyılda Vlad III Drăculea döneminde inşa edilen ve şu anda müze olarak kullanılan Curtea Veche'yi (Eski Prens Sarayı) bulunuyor. Eğer genel olarak Kont Drakula'nın memleketini gezmekle ilgileniyorsanız, benim de yaptığım gibi, Bükreş'ten Transilvanya'ya günübirlik bir tur tam aradığınız şey olabilir.
Eski Şehrin Öne Çıkan Noktaları: Şehri yürüyerek gezerken birçok güzel kiliseye rastladım. Örneğin, Biserica Buna Vestire ve Stavropoleos Manastırı'nı mutlaka gezin derim. Ulusal Banka (Banca Națională a României), CEC Bankası Binası (Palatul CEC) ve Romanya Ulusal Tarih Müzesi (Muzeul Național de Istorie a României Bucureşti) dışarıdan bakıldığında bile etkileyici manzaraları ile ilgi çekici binalar. Vaktiniz ve ilginiz varsa, tamamen beyaz renkte dekore edilmiş büyüleyici Cărturești Carusel kitapçısına da bir göz atın derim. Vilacrosse Geçidi (Pasajul Macca Vilacrosse) bir kahve molası ve fotoğraf çekimi için mükemmel bir yer. Buradan sadece birkaç dakika uzaklıkta ki rengarenk şemsiyelerle kaplı Victoria Geçidi de mükemmel fotoğraf noktalarından biri.
Eski şehrin kuzeyinde, Lipscani bölgesinin hemen dışında, şehrin tezatlıklarının daha güzel örneklerini bulacaksınız. Eski ve yeni binaların, uyumlu bir bütün oluşturmak için tekrar tekrar bir araya geldiği bu bölgede oldukça ilginç. Athenaeum'un hemen köşesinde meydanda, birkaç çarpıcı bina daha yer alıyor: Romanya Ulusal Sanat Müzesi (Muzeul Național de Artă al României), Yeniden Doğuş Anıtı (Memorialul Renașterii) ve önünde I. Charles'ın atlı heykeli bulunan Merkez Üniversite Kütüphanesi (Biblioteca Centrală Universitară Carol I).
BÜKREŞ'TE YEMEK MEKANLARIBükreş'te tipik Roman mutfağı için, polentalı lezzetli lahana sarmalarının tadını çıkarabileceğiniz Hanu' lui Manuc restoranını (Strada Franceză 62-64) öneririm.
Bükreş'te mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri de şehir merkezindeki Caru' cu Bere Restoranı (Strada Stavropoleos 5). Şehrin en ünlü mekanı çok turistik olmasına rağmen, ev yapımı biranın ve yemeklerin kalitesi mükemmel. Özellikle Mâncare Tradtionalâ din Bucovina (lahana turşusu, polenta ve sosis) yemeğini tavsiye ederim. Restoranda
yemek yemeseniz bile büyüleyici iç ve dış mekanına mutlaka göz atın.
Diğer bir önerim, Parlamento Sarayı'nın yakınında açık havada oturma alanı da bulunan Haute Pepper restoranı (Bulevardul Unirii No. 2) Buranın lezzetli kaburga etine bayıldım. Muzeul Satului açık hava müzesinin yakınında, Hard Rock Cafe'ye de (32 Kiseleff Caddesi) uğradım. Zaten oldukça acıkmış olduğum için orada da yemek yeme fırsatını değerlendirdim. Bu sefer bir istisna yaptım ve buranın en ünlü Burgeri yerine, patates püresi ve brokoli ile somon fileto sipariş ettim. Kalitesi, beklediğim gibi, birinci sınıftı.
Otelime sadece birkaç dakika uzaklıktaki Paul's Bakery'de (Bulevardul Regina Elisabeta 15-19) her gün harika kahvaltı yaptım.
Tesadüfen geçtiğim Aviatorilor kavşağı yakınlarında şirin bir semt pazarını görmek de harikaydı.
Stavropoleos Manastırı: Stavropoleos Manastırı (Biserica Mănăstirii Stavropoleos), Bükreş'in Eski Şehir merkezinin kalbinde gerçek bir mimari hazine. 1724 yılında Brâncoveneanu tarzında inşa edilen kilise, Doğu, İtalyan ve Bizans etkilerini bir araya getiriyor. Manastırın kendisi artık kullanılmasa da, kilise hem ibadet edenler hem de turistler için oldukça popüler bir yer. İçerisinin mutlaka ziyaret edin kesinlikle hayran kalacaksınız.
Çok küçük olan Stavropoleos Manastırı kilisesinin içi, baştan aşağıya karmaşık fresklerle süslenmiş olup, önce nereye bakacağınızı bilemiyorsunuz. Kilise ayrıca çiçek bahçesi olan muhteşem bir avluya sahip, burada geçmiş dönemlere ait yazıtlar da bulunuyor.
Casa Ceaușescu: Nicolae Ceaușescu'nun ikametgahı olan Palatul Primăverii (Bahar Sarayı) veya günümüzde Casa Ceaușescu olarak bilinen yapı o dönemlerde ki savurganlığın ve şatafatın başka bir yönünü daha gözler önüne seriyor. 1960'larda inşa edilen bu malikanede 80'den fazla oda, bir
sinema, büyük bir yüzme havuzu ve akla gelebilecek her türlü lüks bulunuyor. Casa Ceaușescu'ya M2 metro hattı ile (Aviatorilor istasyonu) sonrasında kısa bir yürüyüşle ulaşılabilirsiniz.
Bükreş'e gitmeden önce Casa Ceaușescu'nun rehberli turu için bilet rezervasyonu yaptırmayı unutmayın. Tüm binayı kapsayan tur inanılmaz derecede bilgilendirici ve aydınlatıcıydı. Rehberimiz mükemmel İngilizce konuşuyordu ve her odada diktatörün hayatıyla ilgili inanılmaz ayrıntılar verdi.
Düzinelerce yatak odası ve oturma odası, altın kaplı bir banyo, XIV. Louis tarzında mobilyalar ve hayal edilemeyecek kadar detaylı süslemeler vardı. Turun sonunda, bu inanılmaz çılgınlığı zihinsel olarak içine sindirmek için insanın biraz zamana ihtiyacı oluyor. İnsanlar açlıktan ölürken, Çavuşesku’nun nasıl bir lüks içinde yaşadığına inanamıyorsunuz.
Romanya Kralı I. Mihai Parkı (Herăstrău Parkı): Romanya Kralı I. Mihai Parkı (Parcul Regele Mihai I al României), Bükreş'in en büyük parkı ve gerçek anlamda bir doğa cennetti. Park, bu biraz uzun ve garip ismini 2017'den beri taşımakta; önceki adı Herăstrău Parkı, eski Kral I. Mihai'nin ölümünden kısa bir süre sonra değiştirilmiş. Casa Ceaușescu'yu ziyaret ettikten sonra parkta kısa bir yürüyüş yaptım.
Bükreş'teki Zafer Anıtı: Parkın yakınlarında , Piața Arcul de Triumf'ta bulunan Zafer Anıtı (Arcul de Triumf) bulunuyor. Bu anıtsal yapı, Paris'teki orijinalinden esinlenilerek inşa edilmiş. Yıldız şeklindeki ışınsal sokaklar, Paris'tekilerle birebir aynı şekilde düzenlenmiş. Zafer Takı, Birinci Dünya Savaşı'ndaki zaferi anmak için 1935/36 yıllarında inşa edilmiş.
Dimitrie Gusti Açık Hava Müzesi: Yukarıda bahsettiğim Romanya Kralı I. Mihail Parkı'nın geniş bir alanında ‘Dimitrie Gusti Ulusal Açık Hava Müzesi’ bulunuyor. Bu müzede , Romanya'daki kırsal yaşamı tasvir eden çok sayıda tarihi köy evi rekonstrüksiyonu bulunuyor. Zaman kısıtlamaları nedeniyle sadece küçük bir bölümünü görebildim, ancak park alanı ve pastoral göl manzarası bile burayı ziyarete değer . Sergi alanı yaklaşık 100.000 metrekareyi kapsadığından, umarım sizin daha fazla zamanınız olur.
BÜKREŞ İÇİN GENEL İPUÇLARIBükreş Otapendi Havalimanı'ndan (OTP) şehre, otobüsler, taksi veya Uber ile ulaşabilirsiniz. Biletler, dışarıdaki satış yerinden temin edilebiliyor bence en uygun olanı şehir otobüsü 100 nolu otobüs ile (yaklaşık 3 Euro) 35 dakika da şehir merkezine ulaşabilirsiniz.
ATM'lerden para çekerken, Euro veya Lei'ye çevirme sorusunda bence her zaman Lei seçeneğini seçin!. Modern metroyu kullanmak istiyorsanız, metrorex.ro web sitesinde görebileceğiniz çok uygun fiyata bilet seçeneği de mevcut.
Biletlerin istasyonlardaki makinelerden satın alınması mümkün. Ancak metro biletlerinin yalnızca metro için geçerli olduğunu, tramvay veya otobüsler için geçerli olmadığını unutmayın.
Bükreş'e yaptığım geziden son derece keyif aldım ve bu şehir bana bir kez daha kesinlikle ön yargılı olmamak gerektiğini kanıtladı. Bükreş her anlamda beni çok şaşırtan bir şehir oldu, genellikle aynı şehre iki kez gitmem ama Bükreş’in bir de yazını yaşamak için tekrar gideceğim. Eski şehir gerçekten büyüleyici, yemekleri lezzetli ve insanları dost canlısı yani bir şehri gezmeye değer kılan bütün unsurlar var daha ne olsun?