Güncelleme Tarihi:

Ancak mahkeme, "tehlike yeterince kanıtlanmadığı" gerekçesiyle belediyenin girişimini yersiz buldu ve kutsal kitabın yakılması eylemine şu koşulların yerine getirilmesiyle izin verdi: Kur'an-ı Kerim içinde kum bulunan bir kabın içinde yakılacaktı. Orada söndürücü bulundurulacaktı ve yakma eylemi 15 dakikayı geçmeyecekti.
Hollandalı yargıçlara göre Kur'an-ı Kerim yakmak ifade özgürlüğüydü. Onlara göre barış içinde birlikte yaşamın dinamitlenmesi, Müslümanların dinine saygı gösterilmemesi o kadar da önemli değildi. Yakma eylemi sırasında protestolar yaşandı. Çevredeki mağazaların vitrinleri taşlandı. Göstericilerle polis arasında sürtüşmeler ve yer yer çatışmalar yaşandı. Gözaltına alınanlar oldu. Ama bu Hollanda’da ilk değildi.
2024 yılı Ocak ayında da Hollanda’nın Arnhem kentinde Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar (PEGIDA) taraftarı bir grup Arnhem Belediyesi’nden aldıkları izinle Kur'an-ı Kerim yakmaya yeltendi. Kentte yaşayan Türkler ve Müslümanlar, çirkin eylemin yasaklanması için belediyeye başvurdu ama talepleri reddedildi.
Bunun üzerine aşırı sağcı PEGIDA taraftarları "polis koruması eşliğinde" çirkin eylemi gerçekleştirmek için harekete geçti. Ancak Müslümanlar da oradaydı. Bir İslam düşmanı Kur'an-ı Kerim yakmaya çalışırken müdahale edip engellediler.
Hollanda’da adında "özgürlük" sözcüğü geçen aşırı sağcı Hollanda Özgürlük Partisi’nin (PVV) lideri Geert Wilders, "Hollanda’da ezan okunması yasaklansın. Hollanda’da camiler kapatılsın. Okullarda İslam dini dersleri yasaklansın" politikasıyla yıllardır oy avcılığı yapmaktadır.
Geert Wilders, "Ülkemizi İslam'dan arındırmamız lazım. İslam Hollanda'ya ait değildir. İslam, nefret ve terörle eşittir" yalanlarıyla ülkede "en güçlü parti" konumuna bile yükseldi zamanla.
Ama nedense demokrat Hollandalı yargıçların aklına "Din özgürlüğü de düşünceyi ifade özgürlüğü kadar değerlidir" demek gelmiyor hala. Yalnız Hollanda’da mı?
Benzer Kur'an-ı Kerim yakma eylemlerine İskandinav ülkelerinde de tanık olduk. 2020 yılında Danimarka’da aşırı sağcı "Stram Kurs" (Sıkı Yön) lideri Rasmus Paludan’ın Müslümanların kutsal kitabı Kur'an-ı Kerim parlamento binası önünde yakmasına izin verildi.
Aynı İslam düşmanı, daha sonraki yıllarda İsveç’in başkenti Stockholm’deki Türk Büyükelçiliği önünde Kur'an-ı Kerim yaktı. Bu eylemlerini başka kentlerde de sürdürdü. Hem de İsveç polisinin aldığı yoğun güvenlik önlemiyle. Norveç’te de benzer eylemlerde bulundu. Nihayet Danimarka’da sorumluluk taşıyan politikacılar, sonradan da olsa akıllarını başlarına toplayıp, ülkede Kur’an yakılmasını 2023 yılı sonunda yasakladı.
Fransa’da eski adı Ulusal Cephe (FN) olan aşırı sağcı Ulusal Birlik’ın (RN) yıllarca Genel Başkanlığı’nı yapan Marine Le Pen, İslam düşmanlığı üzerinden oy avcılığı yaparak sistematik olarak palazlandı.
Hatta Fransa’nın Cumhurbaşkanlığı koltuğuna bile göz dikti. Hala da gözü Elysee Sarayı’nda… Avusturya’da da adında “özgürlük” sözcüğü yer alan Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) eski lideri Norbert Hofer’in, “Ben korona virüsten korkmuyorum. Kur'an-ı Kerim koronadan daha tehlikelidir” diyerek İslam düşmanlığı sergiledi.
Almanya’da sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) de öyle. AfD’nin eski lideri ve onursal Başkanı Alexander Gauland, "İslam, öyle Katolik ve Protestan Hıristiyanlık gibi normal bir din değildir. İslam, detaylı ideolojik bir yapıdır" diyerek yıllarca İslam düşmanlığı yaptı.
Aynı Gauland, Federal Hükümetin Göç, Sığınmacılar ve Uyum Sorumlusu eski Devlet Bakanı SPD’li Aydan Özoğuz’u, "Dilin ötesinde spesifik bir Alman kültürü tanımlanamaz" dediği için, "Bunu da bir Alman Türk’ü söylüyor. Onu Eichsfeld’e davet edin ve spesifik Alman kültürünün ne olduğunu ona anlatın. O zaman bir daha hiç buralara gelmez ve biz de, Tanrı’nın yardımıyla kendisinden Anadolu’da ‘imha ederek’ kurtulmuş oluruz" dedi.
Hem de düşünceyi ifade özgürlüğü kalkanının arkasına sığınarak. İnsanları yok etmek, onlardan kurtulmak ve çöp gibi imha etmek istemek… Bu nasıl bir düşünceyi ifade özgürlüğü anlayışıdır?
