'Braveheart'tan ilham alan Edinburgh yolculuğu

Güncelleme Tarihi:

Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu
Oluşturulma Tarihi: Kasım 20, 2025 12:13

İskoçya gezisi turuna çıkmaya özellikle Braveheart (Cesur Yürek) filmini izledikten sonra karar vermiş ve yıllar önce gezi listeme eklemiştim.

Haberin Devamı

Mel Gibson’un başrolünü oynadığı, 1996 yılında en iyi film dahil 5 Oscar alan Cesur Yürek filmi; İskoçya’nın bağımsızlığı için İngiltere Kralı I. Edward’a karşı savaşan, 1297 yılında da İngilizleri yenen halk kahramanı William Wallace’ın hikayesini anlatıyordu.

Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu

Ben filmin hikayesi kadar Ülkenin doğasına da bayılmıştım resmen. Şimdi bu güzel Ülkede ve Ülkenin başkenti Edinburgh'tayım. Hemen hemen bütün gezgincilerin bir gün mutlaka uğradığı bu güzel şehir, beni yağmurlu ve puslu bir havada karşıladı. Olsun zaten şehri bu kadar inanılmaz mistik kılan özelliğinin bir parçası da havası!. Şehri gezdiğim 3 gün içerisinde dört mevsimi birada yaşadım desem yeridir.

Şehir; Old Town (Eski Şehir), New Town (Yeni Şehir), West End (Batı Ucu) olarak ayrılıyor. New Town her ne kadar şehrin yeni kısmı gibi görünse de aslında burası Old Town’un ( Eski Şehir) bölgesinin artık yetmemesi üzerine 18. yüzyılda kurulmuş. Edinburgh kesinlikle yürüyerek tadını çıkartarak keşfedilecek şehirlerden biri. Ben şehri gezmeye Edinburgh’un en kalabalık ve en turistik sokağı olan Royal Mile’dan (Kraliyet Yolu) başlıyorum.
Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu

Edinburgh Kalesi’nden Holyrood Sarayı’na kadar uzanan bu yol kentin tarihi kısmının en önemli yeri sayılıyor. Burası yaklaşık 2 kilometrelik bir yol ama yolun bir ucunda Edinburgh Castle, diğer ucunda Hollyrood Palace, ortasında da St. Giles Katedrali bulunuyor. Yani Edinburgh’da görülmesi gereken yerlerin çoğu bu yol üzerinde bulunuyor.

Bu arada, Şehrin simge noktalarından biri olan ihtişamlı, gotik katedrali, St. Giles Katedralini es geçmeyin ve mutlaka içine girin derim. Kraliçe Elizabeth’in cenazesi bile buraya getirilerek ziyarete açılmıştı. Kral I. David’in emriyle 1124 yılında yapılan Katedral, 1385’te İngilizler tarafından ateşe verilmesinin ardından tekrar restore edilmiş. Katedralin iç kısmında en dikkat çekici bölümü 19. yüzyılda yerleştirilen vitraylar oluşturuyor. Dışında reform sırasında Protestanlara liderlik eden John Knox’un heykeli yer alıyor. Kraliyet Yolu üzerinde ayrıca gayda çalan sokak sanatçılarından tutunda, restoranlar, cafeler ve bir sürü hediyelik aksesuar bulabileceğiniz yerler de var. Eski şehir bölgesi aynı zamanda Unesco dünya mirası listesinde.
Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu

Buradan bir sokak aşağı indiğinizde de şehrin New Town denen yeni şehir bölgesine ulaşıyorsunuz. Burada da Princess Street, Rose Street ve George Street gibi gezmesi eğlenceli olan yerler bulunuyor. Bu bölge biraz daha lüks restoranların ve dükkanların olduğu bir bölge. Şehrin Eski Şehir bölgesi 14-16. yüzyıllar arasında, Yeni Şehir bölgesi ise 18. yüzyıl sonlarından itibaren kurulmuş. Yani yeni denilen bölgede aslında tarihi bir bölge. Arada ise tren istasyonu bulunuyor…

New College: Edinburg Üniversitesi’nin binalarından biri olan New College, filmlere sahne olan ve özellikle giriş kısmıyla insanı büyüleyen şehrin Instagram spotlarından biri olan bir yapı.

Holyrood Sarayı: Orta Çağ’da kraliyet ailesi Holyrood Manastırı’nın misafirhanesinde yaşıyormuş. 1503 yılında IV. James Holyrood Manastırı’nın yanına Barok tarzdaki Holyrood Palace (Holyrood Sarayı) inşa ettirmiş. Yapının kulesi V. James döneminde tamamlanmış. İskoç Kraliçesi Mary 1561-1567 yılları arasında bu kulede esir tutulmuş. Her yer tarihin izlerini taşıyor. Duvar halıları, portreler ve antika eşyalarla süslü sarayda kraliçeye ait yatak odası ve Büyük Galeri dikkat çekiyor. Kraliyet ailesi Edinburgh’a geldiğinde bu sarayda kalıyor.
Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu


Holyrood Park: 12. yüzyılda kraliyet ailesi tarafından av sahası olarak kullanılan Holyrood Park, Edinburgh kentinin en büyük yeşil alanı. 650 dönümlük alanı kaplayan parkta Demir Çağı’nda inşa edilen kalelerin, Tunç Çağı’ndan günümüze ulaşan tarım teraslarının kalıntılarını görebiliyorsunuz.

Princes Street: 1688-1746 yılları arasındaki Jakobit ayaklanmasının bastırılmasının ardından gerçekleştirilen kentsel yenileme projesi kapsamında inşa edilen Princes Street, Edinburgh’un gözde alışveriş bölgelerinden biri.
Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu


Grassmarket: En güzel Edinburg Kalesi fotoğraflarını çekebileceğiniz yer burası diyebilirim. Orta Çağ’da saman pazarı olarak kullanılan ve idamların gerçekleştirildiği yer olarak bilinen meydan, günümüzde publar, restoranlar ve hediyelik eşya mağazalarıyla dolu oldukça hareketli bir yer…

Edinburgh’da ikinci günüme, Edinburgh’un cenneti diye adlandırılan ‘Dean Village’ye’ doğru yürüyerek başlıyorum. Edinburgh New Town bölgesine 15-20 dakika yürüme mesafesinde bulunan 16. yüzyıldan kalma bu köy bence kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir yer. Water of Leith’in (Leith Nehri) kenarında konumlanan köy, gerçekten de cennetten bir köşe gibi. Harika bir mimarinin sergilendiği bu köyde kuşların şarkıları eşliğinde yürürken ilk göreceğiniz şeylerden biri küçük bir köprü olacak. Köprünün bir tarafı muhteşem mimari güzellikteki evlere diğer tarafı ise küçük bir şelaleye bakıyor. Burada eskiden su değirmenleri varmış. Günümüzde de değirmen taşları hala görülebiliyor. Bu köyde manzaranın ve doğanın tadını çıkarmak oldukça keyifliydi.
Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu


Princess Street Gardens: Princess Street üzerinde yürürken Old Town yönüne doğru görebileceğiniz dev bir yeşillik alan var. Ross Fountain ( Ross Çeşmesi) isimli 1872’den kalma bir eser, 19. yüzyıldan kalma The Parish Church of St. Cuthbert, The Royal Scots Greys Monument vs. de bu bahçenin içinde bulunuyor.
Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu


Scottish National Gallery: Bahçeleri gezdikten sonra Scottish National Gallery’deki sanat eserlerini ücretsiz olarak gezebilirsiniz…
Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu


Calton Hill: Yeni Şehir bölgesinin doğusunda yer alan Edinburgh fotoğraflarının olmazsa olması Calton Hill, etkileyici manzarasıyla büyüleyici bir yer. Dev bir yeşilliğin üzerinde gözlem evi, Nelson Monument, National Monument of Scotland gibi simge noktalar var. Buraya özellikle gün batımını izlemek için gelmenizi öneririm.

Forth Köprüsü: Forth Köprüsü, Edinburgh şehir merkezinin 14 kilometre batısında, Firth of Forth boyunca uzanan bir demiryolu köprüsü. İngiliz mühendisler Sir John Fowler ve Sir Benjamin Baker tarafından tasarlanmış ve 1890’da tamamlanmış. İskoçya’nın sembolü olarak kabul edilen Forth Köprüsü, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor…
Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu


Grayfriars Kirkyard Mezarlığı: Dünyanın en ilgi çekici ve en çok ziyaret edilen mezarlıklarından biri olan ünlü Grayfrias Kirkyard Mezarlığı, J.K. Rowling’in Harry Potter’ı yazarken ilham aldığı gerçekten de çok güzel bir mezarlık. Ünlü yazar burada yatan ölülerin isimlerini Harry Potter karakterlerine uyarlamış.

Grayfriars Bobby: Bu minik köpek sahibi öldükten sonra 14 yıl sahibini aynı noktada beklemiş, sonra da buraya köpeğin heykelini yapmışlar. Heykelin burnuna dokununca şans getirdiğine inanılıyor bu yüzden de en çok fotoğraf çekilen yerlerden biri…

Victoria Street: 1800’lü yıllarda yapılan bu sokak renkli binaları ve hareketli atmosferiyle ünlü benimde en beğendiğim caddelerin başında geliyor. J.K. Rowling, Harry Potter’ı bu caddedeki Elephant House’da yazmaya başlamış bu yüzden de bu Café de şehrin en çok fotoğraflanan yerlerinden biri…

ŞEHRİN DİĞER POPÜLER YERLERİ:

George Street üzerindeki Hard Rock Cafe ve Rose Street üzerindeki 1873’den kalma Nicholson’s Pub’da oldukça popüler yerler. Yine George Street üzerindeki The Dome’a da mutlaka uğrayın derim. Çok pahalı bir bar, ama adı üstünde içindeki kubbesi kesinlikle görmeye ve fotoğraf çekmeye değer. 1700’lü yıllarda okul olarak planlanmış, ama sonra burayı İskoçya Ticaret Bankası satın almış, 1993 yılında banka da binayı satmış ve bar haline gelmiş yani oldukça tarihi bir bina.

Edinburgh tabii ki hayaletleriyle de ünlü bir şehir. Akşamları en çok yapılan iki turistik aktivite var. Biri şehrin olmazsa olmazlarından hayalet turu, diğeri de Pub crawl denen bir sürü pub’ın gezildiği turlar. Ülkenin yöresel lezzetleri tatmak isterseniz, İskoç mutfağının en önemli yemeği olan Haggis’i deneyebilirsiniz. Haggis (sakatat yahnisi) işkembe zarının içine bulgur, üzüm, fıstık, ince doğranmış sakatatlar, bol baharat karışımı ve iç yağ doldurularak yapılıyor. Şalgam ve patatesle sunuluyor.
Bravehearttan ilham alan Edinburgh yolculuğu


Arthur’s Seat tepesi: 350 milyon yıl önce patlayan bir volkan olan Arthur’s Seat, 251 metre yüksekliğinde ve bu da onu Holyrood Park’ın büyük bir bölümünü kapsayan tepelerin en yüksek zirvesi yapıyor. Kondisyonunuz iyiyse yaklaşık 40-50 dakika kadar yukarıya doğru tırmanarak tepeye ulaşıyorsunuz ve mükemmel bir Edinburgh manzarası sizi bekliyor.

HAVAALANINDAN ULAŞIM NASIL?

Edinburgh’da tek havaalanı var. Çıkış yaptığınızda tramvay ve otobüs seçenekleriyle karşılaşıyorsunuz . Otobüs tramvaya göre daha ucuzdu. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculukla şehir merkezine ulaşıyorsunuz . Otobüs için Airlink ve Skylink olmak üzere iki seçenek var. Ben Airlink’i kullandım mesafe daha kısa sürüyor.

Havaalanından şehir merkezine doğru olan bu kısa yolculuk bile manzarasıyla insanı adeta büyülüyor…

Edinburgh’da görülecek çok şey var yani öyle 1-2 günde gezilecek bir şehir değil. Bana 3 gün bile az geldi yani gerçekten bir şeyler görmek istiyorsanız en az 3 gün kalmanızı öneririm. Yazımdan da anlaşılacağı gibi şehrin simgesi konumunda o kadar çok Instagram hotspot noktası var ki buraları es geçmek yazık olur.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!