GeriAvrupa Bitmeyen özlem, dinmeyen acı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bitmeyen özlem, dinmeyen acı

Bitmeyen özlem, dinmeyen acı

Dünyanın çeşitli kesimlerinde olduğu gibi, dün Almanya ve Türkiye’de de ‘Anneler Günü’ydü. Evlatları, sevenleri, annelerinin ve annelerin ‘Anneler Günü’nü kutladı. Ben de yıllardır olduğu gibi ‘annesiz Anneler Günü’ kutladım.

Bitmeyen özlem, dinmeyen acıHEM yıllar önce daha 55’ini bile bulamadan kaybettiğim annemin hem de yaklaşık 4.5 yıl önce yaşamını yitiren kayınvalidemin-annemin Anneler Günü’nü.
Daha önceki yıllarda da olduğu gibi dün sabah erkenden çiçekçiden biri annem, biri de kayınvalidem-annem için iki kırmızı gül alıp vazoya koydum.
Covid-19 belası nedeniyle sınavları bir yılı aşkın süreden fazla ertelendiği için Berlin’deki Humboldt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni gecikmeli bitirip stres atmak için Alanya’ya tatile giden oğlumuz Berk Ömer’in annesi ve tüm anneler için almamı istediği iki kırmızı gülü de.
Berk Ömer, beni geçen yılki ‘Anneler Günü’nde hem çok şaşırtmış hem de çok duygulandırmıştı.
Ben oturma odasında bir şeyler okurken elinde 4 gülle içeri girmişti.
Oturma odasına girdiğinde, o günlerde Türkiye’de olan eşimin, yani annesinin ‘Anneler Günü’nü kutluyordu telefonda.
Konuşmasını bitirince, “Bu güller kimin için” diye sormuştum.
“Biri babaannem, biri anneannem, biri de annem için” yanıtını vermişti.
“Ya diğeri?” soruma da “Tüm anneler için” yanıtını.
Onun beklemediğim bu duygu dolu yaklaşımı beni çok şaşırtmıştı.
Tabii bir o kadar da sevindirmişti.
Babaannesinin hiç görmediği, kucağına alamadığı, kaybettikten yıllar sonra doğduğu için babaannesini hiç görmeyen torunu Berk Ömer, ‘Anneler Günü’nde ona kırmızı bir gül almıştı.
Bebekliğini yanında geçirdiği ve “Ebe” dediği anneannesine de.
Annesine de.
Ve tüm annelere de.
Gerçekten çok duygulanmıştım.

*

Konya’ya bağlı, sonradan ilçe olan Derebucak’ta, yani Dereköy’de doğup büyüyen annem ‘Anneler Günü’ bilmezdi.
Isparta’ya bağlı sonradan adı Çeçekpınar olan Donarşa beldesinde doğup büyüyen kayınvalidem-annem de öyle.
Ama ikisi de sevgi dolu, duygu dolu annelerdi.
Kendi çocuklarını severlerdi.
Başkalarının çocuklarını da.
Aklından geçeni, düşündüğünü çok açık bir biçimde söylediği için komşuların, yakınlarının ‘Deli Hatça-Hatice’ dedikleri annem, bizim evin önünden geçen çocuklara bakkaldan şeker ve bisküvi almaları için para verip sevindirirdi hep.
Otel olmadığı için Külahçıların yaptırdığı ‘Köy Odası’nda geceleyen konuklara yemek gönderirdi.
Hiçbir dilenciyi eli boş göndermezdi.
Sokak kedilerini ve köpeklerini doyururdu.
Yaşı 80’e dayandığı halde komşuların “Gülgız Gelin”, çocukların “Gülgız Ebe” dedikleri kayınvalidem-annem de öyle.
O da evin önünde oynayan kızlı-erkekli çocuklara mahalledeki bakkaldan bir şeyler satın alıp yemeleri için para verirdi.
Severdi çocukları sevindirmeyi.
Komşularıyla paylaşmayı da...
Meyvesinden sebzesine, etinden yumurtasına her şeyini paylaşırdı.
Günde birkaç kez balkonun önünü dolduran sahipsiz kedileri de beslerdi.

*

Evet...
Dün ‘Anneler Günü’ydü.
Evet...
Sizler yaşadığınız Anadolu’nun o küçük köylerinde ‘Anneler Günü’ ne, bilmezdiniz.
O yüzden kutlamazdınız da.
Evet...
Sizler, bizden fiziksel olarak çok uzaklardasınız.
Ama her zaman yanımızdasınız.
Her zaman içimizdesiniz, kalbimizdesiniz.
Torunu Berk Ömer’i hiç görmeyen annemi de onun hukuk fakültesini bitirip diplomasını aldığını göremeyen anneannesini de çok özledik.
1969 yılı sonbaharında beni Fransa’ya uğurlarken üzülmemi istemediği için ağlamayan, ancak gözyaşlarını içine gömdüğünü de gizleyemeyen anneme sıkı sıkı sarılmayı çok özledim.
Evet...
Kalbimize gömdüğümüz sizleri gerçekten çok özledik.
Çok uzaklarda olsanız da, ‘Anneler Günü’nüz kutlu olsun.
Tüm annelerin ‘Anneler Günü’ kutlu olsun.

False