Avrupa’nın en sıra dışı şehirlerinden biri olan Amsterdam seyahatimi “Amsterdam Işık Festivali"ne denk getirdim ve Amsterdam’a bir kez daha aşık oldum. Şansıma 4 günlük gezim süresince hava da günlük güneşlik olunca festivalin ve şehrin tadını doyasıya çıkardım.
Amsterdam Light Festival Vakfı tarafından bu yıl 14'üncüsü düzenlenen festivalde, dünyanın çeşitli yerlerinden 20 sanatçı, tasarımcı ve mimarlara ait eserler sergilendi. İlk olarak 2009’da “Christmas Canal Parade” ismiyle düzenlenip 2012’de resmi festival kimliğini kazanan Amsterdam Light Festival, ışık sanatının kullanıldığı ilham verici enstalasyonlarıyla şehir merkezini her yıl 2 ay kadar bir süreliğine açık hava müzesine çeviriyor.
Kasım - Ocak ayları arasında düzenlenen festivalde yerli ve uluslararası sanatçılar tarafından tasarlanan ışık enstalasyonları şehrin sokaklarını ve kanallarını süslerken çevresel, sosyal ve teknolojik konularda verilmek istenen mesajlar eserlerin temasını oluşturuyor.
Işık Festivali
kanal turu tekneleri ile, yürüyerek veya bisikletle olmak üzere üç şekilde aktif olarak katılabileceğiniz etkinlikleri olan festivalde, ayrıca festival uygulaması üzerinden eser bilgilerine ve konumlarına rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Tabii ki festivale katılmanın en güzel yolu eserleri sudan yani en yakından görebilmek adına tekne turuna çıkmak.
Her yıl yüz binlerce kişinin katıldığı, Avrupa'nın en önemli festivallerinden biri olarak görülen "Amsterdam Işık Festivali"nin bu yılki teması, "Miras"tı ve şu soruyu sordu: Bireyler olarak, toplum olarak, insanlık olarak geride ne bırakıyoruz? Ne kadar anlamlı değil mi?
Amsterdam gezinizi bu festivale denk getirirseniz ışığı en şiirsel haliyle, sanat ve duygu dolu bu muhteşem ortamda deneyimleyebilirsiniz. Bu yıl 27 Kasım 2025'ten 18 Ocak 2026'ya kadar süren festivalin önümüzdeki yıl da hemen hemen aynı tarihler arasında yapılacağı ön görülüyor.
Amsterdam hakkında biraz bilgi verecek olursam, Hollanda’nın Başkenti olmasının yanında herhalde en büyük özelliklerinden biri de 176 farklı ülkeden gelen insanların birbirleriyle uyum içinde yaşadıkları tam anlamıyla Kosmopolit bir şehir olması. Amsterdam ayrıca fazla bilinmese de aslında Venedik’ten çok daha fazla sayıdaki kanalları ile Venedik’e kafa tutarken, mimari güzellikleri, doğası yeşili, kültür sanat ve eğlence hayatıyla da özgürlükler şehri olarak adlandırılıyor.
Bunun yanı sıra bugün dünyanın en önemli ışık sanatı festivallerinden biri haline gelen “ Amsterdam Işık Festivali" ve daha nice nice festivallere de ev sahipliği yapıyor. Amsterdam’a hangi ayda giderseniz gidin bu şehirde yapılacak şeyler asla bitmez. Bu büyüleyici şehir, sadece tarih ve festival meraklıları için değil, sanatseverler, alışveriş tutkunları ve doğayla iç içe olmayı sevenler için de tam bir cazibe merkezi.
UNESCO Dünya Mirası listesine giren kanallar bölgesi, muhteşem müzeleri ve benzersiz mimarisi ile Amsterdam, ziyaretçilerine her köşesinde farklı bir hikâye sunuyor. Hadi o zaman lafı fazla uzatmadan şehri gezmeye başlayalım. İlk durağımız, şehrin karakterini oluşturan kanallar.
Amsterdam kanalları: Amsterdam’ın meşhur kanallarında bir gezintiye çıkmadan ve tekne kanal turu yapmadan şehri tam anlamıyla keşfetmiş sayılmazsınız! Yaklaşık 100 kilometrelik su yolları ve 1500’den fazla köprü şehri adeta bir ağ gibi sarıyor ve Amsterdam’a “Kuzey’in Venedik’i” unvanını kazandırıyor.
İkonik kanal evleri: Barok tarzdaki bu kanal evler 17. yüzyılda Hollanda’nın Altın Çağı döneminde inşa edilmiş ve çoğu da tüccarlar ve zengin iş adamları tarafından yaptırılmış. Çoğunlukla Canal Belt bölgesindeki Herengracht, Keizersgracht ve Prinsengracht kanalları kenarında diziliyorlar. Mimari olarak dar, uzun ve yüksek bir tasarıma sahip olmalarının sebebi yapıldıkları dönemde vergilerin evin genişliğine göre alınmasıymış.
O dönemde “ Evler ne kadar dar cepheli olursa o kadar iyi” düşüncesi ile ev sahipleri vergiden tasarruf etmek için evlerini mümkün olduğunca dar, ama kat sayısını artırarak yüksek yapmışlar. Günümüzde bu evler şehrin mimari ve tarihi mirasının canlı birer örneği olarak Amsterdam denince insanların aklında canlanan ilk simge olmaya devam ediyor.
Bu evlerin ön cephesinde görebileceğiniz kancalar dikkat çekici ayrı bir detay. Bu kancalar, evlerin dar merdivenlerinden eşya taşımak zor olduğundan, mobilya ve büyük eşyaları pencerelerden içeri almak için kullanılıyordu ve hala bugün bile bu gelenek sürüyor.
Bu kanca sistemi eşya taşımayı kolaylaşıyor ve Amsterdam’ın bu ikonik evlerine ayrı bir karakter katıyor. Benim her zaman yaptığım gibi eğer sizde yürürken arada başınızı yukarı kaldırırsanız bu detayları görebilirsiniz. UNESCO Dünya Mirası listesine alınan bu eşsiz kanallar, Amsterdam’a gelen herkesin görmesi gereken güzellikler sunuyor.
Kanalları kısaca sıralarsak;
Reguliersgracht: Amsterdam’ın en karakteristik kanallarından. Özellikle de fotoğrafçılar arasında yedi köprüyü gören açısı ile ünlü bu yüzden fotoğraf çekmek için de harika bir bölge.
Singel: Amsterdam’ın 16. yüzyıldan kalma en eski kanalı. Kanal boyunca yan yana dizili harika Amsterdam evleri var. Ayrıca, Bloemenmarkt (Çiçek Pazarı) da Singel Kanalı üzerinde yer alıyor.
Prinsengracht: Amsterdam’ın en uzun kanallarından biri. Adını Hollanda’nın meşhur hükümdarı Prens Willem of Orange’dan alıyor. Ünlü Anne Frank Evi de bu kanalda yer alıyor.
Herengracht: Şehri modernleştirmek adına 17. yüzyılda zengin tüccarlar ve soylular tarafından inşa ettirildiği için Museumhuis Bartolotti gibi Amsterdam’ın birbirinden ihtişamlı ve değerli evlerinin ve malikanelerinin bulunduğu kanal.
Keizersgracht: 17. yüzyıldan kalma zarif yapılarla dolu, adını Hollanda Kralı I. Maximilian’dan alan kanal. Bu kanallar boyunca uzanan tarihi köprüler ve ikonik kanal evlerinin suya yansıyan görüntüleri fotoğraf çekmek isteyenler için harika bir atmosfer yaratıyor.
Dam Meydanı: Dam Meydanı Amsterdam’ın en bilinen ve en ünlü meydanı. Bir sürü tarihi yapının olduğu bu meydan şehrin en canlı buluşma noktası ve bir çok turistin şehri gezmeye başladığı ilk nokta. Çevresi Bijenkorf ve ünlü Magna Plaza gibi alışveriş yapabileceğiniz avmler, restoranlar ve barlarla dolu. Amsterdam’ın en ünlü yapılarından Nieuwe Kerk( Yeni Kilise), dünyaca ünlü balmumu heykeli müzesi olan Madame Tussauds Müzesi, Zafer Anıtı ve Amsterdam Kraliyet Sarayı da bu meydanda bulunuyor.
Amsterdam Kraliyet Sarayı: Kraliyet Sarayı, Hollanda’nın 17. yüzyıldan kalma en görkemli ve prestijli saraylarından biri. Aslında ilk başta saray olarak değil de belediye binası olarak inşa ediliyor. Mimarı ise Jan Van Campen. Ardından 1808 yılında Kral Louis Bonaparte bu binayı saray olarak kullanmaya başlıyor. Bu dönüşümden sonra da Saray, kraliyet düğünlerine, resepsiyonlarına ve gala yemeklerine ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Kraliyet Sarayını Resepsiyon olmadığı zamanlarda Pazartesi günleri hariç her gün 10:00-17:00 saatlerinde ziyaret edebilirsiniz.
İçerisinin de Rembrandt’ın öğrencileri Govert Flinck ve Ferdinand Bol’e ait eserler, merkez salonuna ek ihtişamlı odaları ve binanın arkasında bulunan Atlas Heykeli gibi pek çok görülecek nokta var.
De Nieuwe Kerk (Yeni Kilise): Dam Meydanı’nda yer alan bu yapı Amsterdam Kraliyet Sarayı’nın hemen bitişiğinde bulunuyor. Günümüzde taç giyme törenlerine ve önemli kraliyet etkinliklerine de ev sahipliği yapıyor. Bunun yanı sıra sık sık düzenlenen sergilerle Amsterdam’ın kültür ve sanat hayatına da katkıda bulunuyor.
Madame Tussauds Amsterdam: Madame Tussauds’ların en ünlüsü ve Dam Meydan’nda bulunan şubesi içinde Beyoncé, Salvador Dalí, Spider-Man gibi karakterlerin balmumu heykelleri var. Amsterdam’ın en turistik yerlerinden biri olsa da benim ilgimi çekmiyor ama ilgilenenler için belirtmek istedim. Bu meydandan ünlü Damrak Caddesine yürümenizi öneririm veya eğer şehre Tren istasyonu kullanarak ulaştıysanız sizi karşılayacak olan ana cadde burası.
Amsterdam’ın en hareketli ve kalabalık caddelerinden biri olan Damrak caddesi anlayacağınız üzere merkez istasyonunu ve Dam Meydanı’nı birbirine bağlıyor. Cadde boyunca her iki tarafta da sıra sıra klasik hediyelik eşya mağazaları ve Amsterdam mimarisini gözlemleyebileceğiniz ikonik kanal evleri bulunuyor. Özellikle de kanal turu teknelerinin kalkış noktası olan alanda, Amsterdam’da en fazla fotoğraflanan sanki suda yüzer gibi duran Amsterdam evlerini göreceksiniz.
Oude Kerk (Eski Kilise): Amsterdam’ın en eski yapılarından biri olan Oude Kerk (Eski Kilise), 13. yüzyılda inşa edilmiş ve zamanla şehrin dini ve sosyal yaşamında önemli bir rol oynamış. Gotik mimarisiyle dikkat çeken bu kilise, hem sanat tarihi hem de mimari açısından Amsterdam’da görülmesi gereken yerler arasında.
İçeri girdiğinizde, ahşap tavanları ve devasa vitray pencereleriyle büyüleniyorsunuz. Ayrıca kilisenin çevresi, Amsterdam’ın meşhur Red Light District bölgesinde. Kilise ve Kırmızı Fener mahallesi yan yana işte tam da bu zıtlık, Oude Kerk’i daha da ilginç kılıyor. Kiliseye giriş ücretli. Aldığınız biletin içine ücretsiz sesli rehberli tur dahil oluyor.
Red Light District (Kırmızı Fener Mahallesi): Amsterdam’ın belki de en çok merak edilen ve ziyaret edilen bölgelerinden biri. Şehrin merkezinde yer alan bu ünlü bölge, vitrinli evleri ve yetişkinlere yönelik eğlence mekanlarıyla ünlü. Ancak burası aynı zamanda üzerinde bulunan eski kiliseden dolayı şehrin tarihi dokusunu da barındıran bir alan.
Gündüz saatlerinde bölgeyi keşfetmek, kanalların kıyısında yürümek ve eski binaları görmek gerçekten keyifli. Akşam saatlerinde ise bölge çok daha hareketli ve kalabalık bir hale geliyor. Burada gezerken dikkat etmeniz gereken en önemli nokta, Vitrinlerdeki kadınların fotoğrafını çekmek kesinlikle yasak. Bir bilgi daha, burada yanan ışıkların da bir anlamı var; vitrinlerde kırmızı ışık yanıyorsa bu kişinin kadın, mavi ışık yanıyorsa trans birey olduğu anlamına geliyor.
Her ne kadar Amsterdam Avrupa’nın en güvenli şehirlerinden biri olsa da, geceleri Red Light District bölgesinde dikkatli olmanızı öneririm.
Aziz Nicholas Bazilikası: Girişin ücretsiz olduğu nadir kiliselerden biri. Vitrayları ve freskleriyle dikkatleri çeken bu Katolik kilisesi adını şehrin ve kilisenin koruyucusu olan Aziz Nicholas yani Noel Baba’dan alıyor. Neo-Barok ve Neo-Rönesans mimarileriyle inşa edilmiş bu görkemli yapı şehrin birincil Roma Katolik Kilisesi olma unvanını da taşıyor. Kilise pazar günleri kapalı ama diğer günlerde burada Felemenkçe, İspanyolca, Latince ve İngilizce ayinlere denk gelebilirsiniz.
Anne Frank’ın Evi: Müze, adından da anlayacağınız üzere 2. Dünya Savaşı’nın en hüzünlü yaşanmışlıklarından birinin baş kahramanı olan Anne Frank’ın Amsterdam’daki müze evi. Hitler döneminde Almanya’dan Hollanda’ya kaçan bir Yahudi ailenin ve kızı Anne Frank’ın öyküsünü bilmeyen yoktur sanırım.
Müzede Anne Frank’ın günlüklerini, hayat hikayesini, saklandıkları küçücük yeri ve fotoğraflarını görüyorsunuz. Yakın tarihe ışık tutan savaşın ve soykırımın gerçeklerini iliklerinize kadar hissedeceğiniz gerçekten de çok etkileyici bir müze.
Aklınızda bulunsun eskiden müzeye kapısında en az 2 saat beklediğinizde bir şekilde giriş yapabiliyorken günümüzde müzenin artan popülaritesi ile birlikte biletler haftalar öncesinden online satışa çıkıyor. O nedenle de Amsterdam’a gelmeden en az iki hafta önce web sitesinden biletlerinizi almanızı tavsiye ederim. Van Gogh ve Rembrandt Gösterisi büyüleyici bir deneyim:
Amsterdam'ın görkemli Noorderkerk kilisesinin içerisine adım attığınızda kendinizi son derece etkileyici bir 360 derece ışık ve ses sergi deneyiminin ortasında buluyorsunuz. İki ünlü ressamın ışık ve ses gösterisi, bu tarihi yapının içini tamamen bir sanat şölenine dönüştürüyor ve duvarlarını çarpıcı görüntülerle kaplıyor. Gerçekten eşsiz bir gün geçirmek istiyorsanız, Van Gogh ve Rembrandt Gösterisi mükemmel bir deneyim!
Van Gogh ve Rembrandt'ın hikayesi etrafınızda canlanırken kendinizi kelimenin tam anlamıyla onların sanatsal dünyalarının ortasında buluyorsunuz. Ayçiçekleri, melek figürleri ve narin çiçeklerle dolu bir ortamda Van Gogh ile Rembrandt arasındaki güçlü bağlantıyı hissediyorsunuz.
Gösteri kilisenin tüm duvarlarını kaplarken ortaya serpilmiş minderlerden birine uzanıp kendinizi bir renk cümbüşünün ve sanat dünyasının içinde buluyorsunuz gerçekten de inanılmaz etkileyici bir deneyim! Biletleri önceden online almanızı öneririm.
Begijnhof Avlusu: Begijnhof şehrin kaosunu içinde barındırmayan sessiz sakin, huzurlu bir avlu. 14. yüzyılda kurulmuş bu avluyu çevreleyen tarihi evlerde Beguine adı verilen evlenmemiş ama manastır yemini de etmemiş kadınlar yaşamış. Avluyu çevreleyen evler 17. yüzyıldan kalma ve bu avlu aynı zamanda içerisinde Amsterdam’ın en eski ahşap evini barındırıyor. Avlunun içinde bir şapel ve İngiliz Reform Kilisesi de var. Avluya giriş ücretsiz.
Rembrandtplein: İsmini ünlü Hollandalı ressam Rembrandt Van Jin’den alan bu meydan şehrin en ünlü meydanlarından biri. Meydanın ortasında bulunan ve Amsterdam’daki en eski heykellerden biri olan Rembrandt heykeli 1876’da heykeltıraş Louis Royer tarafından yapılmış. Etrafında pek çok mağaza, restoran, kafe ve bar bulunuyor.
Müzeler Bölgesi (Museumplein) Museum Quarter: En önemli müzelerin Rijksmuseum, Van Gogh Museum, Moco Museum, Stedelijk Museum hepsinin yan yana veya karşılıklı uzandığı Müzeler Bölgesi. Aynı zamanda ünlü Vondelpark’ta yoksa hangisini gezmeliyim sorusunun cevabı bence kesinlikle “Rijkmuseum” olur.
Amsterdam denince akla gelen ilk müzelerden biri olan Rijksmuseum, sanat ve tarih tutkunlarının mutlaka görmesi gereken bir müze. 1800’lü yılların başında kurulan ve bugünkü binasına 1885 yılında taşınan müze, Hollanda’nın en büyük ve en kapsamlı sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Gotik ve Rönesans mimarisinin izlerini taşıyan görkemli binasıyla bile zaten başlı başına bir sanat eseri olan Rijksmuseum, her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlıyor.
Müzenin koleksiyonunda yaklaşık 1 milyon eser bulunuyor. Özellikle Hollanda Altın Çağı’na ait eserler ön planda. Rembrandt’ın ünlü Gece Devriyesi, Vermeer’in zarif tabloları ve Frans Hals’ın etkileyici portreleri, dekoratif sanatlar, Asya sanatı ve tarihi nesneler de müzenin önemli bölümlerini oluşturuyor. Her bir salon, sizi bambaşka bir döneme, bambaşka bir hikâyeye götürüyor.
Amsterdam’da görülmesi gereken müzeler arasında en popüleri olan bu müzeye giriş için biraz hazırlıklı olmanız gerekebilir. Özellikle yüksek sezonda müzenin önünde uzun kuyruklar oluşabiliyor bu nedenle müzenin sitesinden bir “time slot” rezervasyonu yaparsanız istediğiniz saatte müzeye giriş yapabiliyorsunuz aklınızda bulunsun.
Rijksmuseum müzesini gerçek anlamda gezmek günler sürer, yani en azından yarım gününüzü buraya ayırırsanız hızlı bir turla bir çok eseri görebilirsiniz.
Van Gogh Müzesi: Müzenin Rijksmuseum’a oranla çok daha küçük oluşundan dolayı ortalama 1,5 saatte gezebileceğiniz boyutta. Bu müzede adından da anlaşılacağı gibi Van Gogh’un tüm hayat hikayesini detayları ile öğrenmiş oluyorsunuz.
Müzede 200’den fazla tablo, 500’den fazla çizim ve Van Gogh’un yazdığı yüzlerce mektup bulunuyor. Sanatçının fırtınalı hayatına, duygularına ve yaratıcılığına tanıklık edeceğiniz bu yolculukta, ünlü Ayçiçekleri, Patates Yiyenler ve Yatak Odası gibi eserleri yakından görebilirsiniz. Ayrıca, Van Gogh’un etkilendiği ve etkileşimde bulunduğu diğer sanatçılara ait eserler de koleksiyonun bir parçası.
Ancak burası da Amsterdam’ın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olduğu için biletinizi önceden almanız şart. Özellikle yüksek sezonda ya da hafta sonlarında kapı önünde uzun kuyruklarla karşılaşabilirsiniz. Vondelpark
Amsterdam’ın en gözde parkı Vondelpark. İnanılmaz çeşitlilikte kuşları, doğası küçük gölleri ile özellikle güzel bir havaya denk geldiyseniz 1 saatliğine de olsa rotanıza bu yeşil güzelliği dahil etmenizi tavsiye ederim.
Amsterdam Noord (Amsterdam’ın kuzey bölgesi) son yıllarda hızla yükselişe geçen alternatif bölge olarak da adlandırılan bu bölgede vakit geçirmek oldukça keyifli. Burada birçok yeni mekan açılmış ve yerli halkın vakit geçirmeyi en çok sevdiği bir bölgeye dönüşmüş.
Bence buraya Merkez Tren Garı’nın (Central Station) arkasından kalkan ücretsiz feribotlarla geçip, Eye Filmmuseum’u ve ilginç binasını da gördükten sonra eskiden tersane olarak kullanılan NDSM tarafına doğru gidebilir STRAAT’ı dolaşabilirsiniz veya A’DAM Lookout’a gidebilirsiniz.
Neredeyse tüm Amsterdam’ı panoramik olarak seyredebileceğiniz yüksek bir kulede yer alan A’DAM Lookout, adrenalin tutkunları için çeşitli etkinlere sahip bir teras. 20. katta bulunan bu terasa ışık gösterisi eşliğinde asansörle çıkılıyor. 360 derece gökyüzü güvertesi, kıyısından atlayabileceğiniz salıncağı ve sanal gerçekliği deneyimleyebileceğiniz rollarcoaster’ı ile heyecan arayanlara ideal.
Restoranında yemeğinizi yiyebilir veya barında hafta sonları DJ performansları ile müziğin tadını çıkarabilirsiniz. Amsterdam Schipol Havaalaanı’ndan şehir merkezine ulaşım: Havaalanının içinden direkt merkeze giden hızlı bir tren var ve 15 dakika gibi bir sürede merkez istasyonuna ulaşabiliyorsunuz. Havaalanına indikten ve pasaport kontrol, bavul teslim alma gibi aşamaları geçtikten sonra tren tabelasını takip edin, yolunuzun üstünde bilet makinelerine mutlaka denk geleceksiniz.
Oradan Central Station’a giden biletlerden alın (yine Amsterdam’dan dönecekseniz gidiş dönüş almak daha mantıklı) Aynı zamanda yine, Schipol Havalimanı’ndaki B15 ve B19 peronlarının arasındaki duraktan kalkan 397 numaralı otobüsle rahatlıkla şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Bu otobüs Amsterdam Airport Express diye de geçiyor ve yaklaşık 40-45 dakikada son durağa gidiyor.
Toplu taşımada kredi kartı kullanımında dikkat: Eğer herhangi bir şehir kartı veya GVB bileti almadıysanız da önemli değil kredi kartınızı bir akbil gibi toplu taşıma araçlarında kullanabiliyorsunuz. Burada tek şart her seferinde bir kart bir kişi şeklinde kullanılıyor. 11 yaşından küçük çocuklar zaten her türlü ücretsiz toplu taşıma kullanabiliyor.
Kartla ödeme yaparken en önemli nokta ise araçlarda kartınızı iki kere okutmanız gerekmesi. Yani örneğin bir duraktan tramvaya bindiniz ve kredi kartınızı okuyucuya okuttunuz.
Sonrasında ineceğiniz durağa yaklaştınız ve inmeden kartınızı tekrar okutmanız gerekiyor. Bu şekilde kartınızdan tam tarife değil binip indiğiniz durak arası tarife ücreti alınıyor. Eğer inmeden önce check out yapmayı unutursanız kartınızdan tam tarife çekiliyor. O yüzden hem bindiğiniz durakta hem de ineceğiniz durak öncesinde bir kez daha kredi kartınızı okutmayı sakın unutmayın.