Güncelleme Tarihi:

Almanya, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin geçici üyeliğine seçilemeyerek dış politikada tarihi bir yenilgi aldı. Batı Avrupa ve Diğerleri grubunda yarışan Almanya, gizli oylamada Avusturya ve Portekiz'in gerisinde kalarak elendi. 193 üye ülkenin oy kullandığı seçimde Portekiz 134, Avusturya 131 oy alırken, Almanya sadece 104 oy toplayabildi. Bu sonuç, ülkenin yeniden birleşmeden bu yana ilk kez BMGK geçici üyeliğine seçilememesi açısından bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, yenilgiyi "geç başvuru yapılmasına" bağlayarak savunmaya çalışsa da, ülke içinde muhalefet, medya ve uzmanlardan sert eleştiriler geldi. Özellikle İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına koşulsuz destek, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun ABD tarafından kaçırılmasına sessiz kalınması ve İran'a yönelik saldırıların onaylanması AlmanyaÄnin neden seçilemediğine gösterilen gerekçeler arasında öne çıktı.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, Almanya'nın sadece diplomatik bir yarışı kaybetmediğini, aynı zamanda uluslararası arenada güvenilirliğini yitirdiğine dair güçlü bir sinyal aldığını vurguluyor. Almanya'nın özellikle İslam dünyası ve Küresel Güney ülkeleri nezdindeki itibar kaybının bu sonuca yol açtığı belirtiliyor.
Spiegel dergisinin New York muhabiri Christoph Schult, yenilgiyi "Kibir ve prensipsizliğin faturası" başlıklı yazısıyla değerlendirirken, Yeşiller Partisi ve Sol Parti'den de hükümete ağır eleştiriler yöneltildi. SPD'li milletvekili Macit Karaahmetoğlu ise "Almanya'nın onlarca yıllık çok taraflılık savunuculuğunun artık sorgulanması gerektiğini" söyledi.
Peki bu diplomatik hezimetin ardında yatan gerçek nedenler neler? SETA Berlin Araştırma Direktörü Erkut Ayvaz, bağımsız uluslararası iliskiler uzman Bülent Güven, SWP/CATS (Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi uzmanı Dr. Yaşar Aydın ve SPD Federal Meclis Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, Almanya'nın BM'de yaşadığı bu ağır yenilgiyi değerlendirdi
Erkut Ayvaz (SETA Berlin Araştırma Direktörü)
Almanya'nın içeride öne çıkarmaya çalıştığı, özellikle medyada işlediği konular var. Rusya'nın Ukrayna'da başlattığı savaşa tepki verirken, zaman zaman rasyonalitenin dışına çıktığı görülüyor. İsrail'in Gazze saldırılarına yönelik tutumu, Venezuela devlet başkanının kaçırılmasına sessiz kalması… Ancak bu sonuç sadece şimdiki hükümetle ilgili değil, önceki hükümet döneminde de, Yeşillerli Dışişleri Bakanı dönemindeki politikaların da sonucu.
Almanyada uluslararası hukuk kurallarına riayet ettiğini söyleyen şimdiki ve eski hükümetlerin tutarsız politikaları aslında uluslararası hukuk ilkelerini görmezden gelen tutumu BM’de Almanya’nin karşına bir fatura olarak çıktı. Almanya Rusya'nın Ukrayna'da başlattığı savaşa tepki verirken, zaman zaman rasyonalitenin dışına çıktığı görülüyor. İsrail'in Gazze saldırılarına yönelik tutumu, Venezuela devlet başkanının kaçırılmasına sessiz kalması ve Iran’a yönelik saldırıyı desteklemesi bu tutarsızlıkların örnekleri. Almanya'nın uluslararası siyasetteki inandırıcılık sorunu derinleşti ve dip noktaya ulaştı. Almanya'da ana akım medyada gözlemlenmese de en nihayetinde bu durum, uluslararası siyasi arenanın en yüksek tepesinde belgelendi. Ancak bu karar sonrası hükümetteki siyasilerin ve bazı medyanın tepkilerine bakılırsa, gerçekçi bir eleştiri yapmaktansa bunun çok da sorun olmadığı, önemsizleştirme çerçevesi sunulmaya çalışılıyor. Ortadaki fiyaskoyu görmeme durumu var. Almanya'nın BM'ye verdiği desteği azaltma çağrıları da var.
Almanya’da Merz hükümeti İç politikadaki başarısızlığı dış politikada iyiymiş gibi gösteriyorlardı. Bu süreç, dış politikada Almanya'nın ele avuca gelir bir başarısı olmadığını gösterdi. Anketlere de eminim ki yansıyacaktır.
Bülent Güven: Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilememesi Almanya için ağır bir yenilgidir. Bana göre Almanya’nın seçilememesinin ana gerekçesi, son yıllarda takip ettiği dış politikadır. İsrail’e koşulsuz şartsız destek vermesi, İsrail’in Gazze’deki katliamına sessiz kalması, İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısından sonra ortaya koyduğu tavırlar ve Ukrayna politikasının BM Güvenlik konseyine seçilememesinde etkili olduğunu düşünüyorum.
Almanya, su ana kadar tarafsız ve uluslarası hukuka uyan bir devlet olarak algılanırken, bu son kriz bölgelerindeki tavırlarından dolayı İslam dünyasında çok büyük bir tepki aldı. Friedrich Ebert Vakfı’nın bu yönde araştırması var. Almanya şapkayı önüne koyup düşünmek zorunda: Bu yürüttüğü dış politika kendisine neler kaybettiriyor? Almanya artık global bir aktör olmaktan ziyade güçsüz bir taraf olarak görülüyor. Bu gelişmenin iç siyasette de yansıması olur; zaten ekonomik olarak çok ciddi sorunlar var. Bu durum, Merz hükümetinin dış politikada ne kadar beceriksiz olduğunu gösteriyor. Dışişleri Bakanı Wadephul’un ‘geç başvurdukları için seçilemedikleri’ gerekçesini de inandırıcı bulmuyorum.
Dr. Yaşar Aydın (SWP / CATS- Uygulamalı Türkiye Araştırmalari Merkezi)
Ben kararı daha çok da son yıllarda yaşanan gelişmelere bağlamanın daha doğru olduğunu düşüncesindeyim. Berlin özellikle Gazze’ye yaklaşımı ve İsrail’e verdiği destekten dolayı özellikle Arap/Müslüman ülkelerde ve aynı zamanda küresel güneyde itibar kaybına uğradı. Ukrayna-Rusya savaşında
barış diplomasisinde etkin olamadı. İran’a karşı savaşta da etkin bir pozisyon alamadı. Almanya takip ettiği normatif değerlere sadık kalmamakla eleştiriyor. Bu noktaların BM’deki oylamda etkin olduğunu düşünüyorum. Dışişleri Bakanı Wadephul’un, geç başvurulduğu için Almanya’nin seçilemediği yönündeki açıklamasını da bir nevi mazeret olarak görüyorum. Başlıca neden olduğunu düşünmüyorum.
Macit Karaahmetoğlu (SPD Federal meclis Milletvekili):
Almanya, onlarca yıldır çok taraflılığın, uluslararası hukukun ve kurallara dayalı dünya düzeninin en güçlü savunucularından biri olarak görülüyordu. Bu nedenle ülkemizin yeniden birleşmeden sonra ilk kez bu konseye seçilememiş olması, üzerinde ciddiyetle düşünmemiz gereken bir gelişmedir. Elbette bu sonucun tek bir nedeni yoktur. Ancak uluslararası toplumun Almanya'ya nasıl baktığını yeniden değerlendirmemiz gerektiği açıktır. 7 Ekim'de Hamas'ın gerçekleştirdiği terör saldırıları açık biçimde kınanmalıydı ve bu kınama yapıldı. Ancak Almanya'nın, İsrail'in Gazze'de başlattığı operasyon sonrasında yaşanan insani drama sessiz kalması, hatta koşulsuz bir şekilde İsrail'in yanında yer aldığını açıklaması, sadece İslam coğrafyasında değil, birçok ülkede de büyük tepki uyandırdı. Ayrıca ABD'nin Venezuela devlet başkanına yönelik uluslararası hukuk açısından tartışmalı operasyonu konusunda da Almanya'nın sessiz kalması, dış politikadaki inandırıcılığımızı olumsuz etkiledi. BM Güvenlik Konseyi geçici üyelik seçimlerindeki bu gelişme, aslında bu kötü dış politikanın bir sonucudur.
Öte yandan Spiegel dergisinin New York muhabiri Christoph Schult, yenilgiyi yalnızca diplomatik başarısızlık değil, Alman dış politikasının son dönemdeki çizgisine verilmiş bir mesaj olarak yorumladı.
Schult "Kibir ve prensipsizliğin faturası" başlıklı yazısında Almanya’nın uluslararası alanda “ahlaki üstünlük dili” kullanırken aynı standartları herkese uygulamadığı eleştirisini yaptı. Schult özellikle Gazze savaşı ve İsrail politikasında “çifte standart algısı”na dikkat çekti.
Yeşiller Partisinden Agnieszka Brugger ve Franziska Brantner, yenilgiyi doğrudan Merz hükümetinin dış politika performansına bağladı ve Almanya’nın uluslararası güven kaybettiğini söyledi. Sol Parti lideri Ines Schwerdtner "Almanya'nın Gazze, Venezuela ve İran'da uluslararası hukuk ihlallerine karşı sessiz kalmasının faturasını ödediğini" söyledi.
New York'ta yapılan gizli oylamada Almanya, kendi bölgesel grubu "Batı Avrupa ve Diğerleri"nde Avusturya ve Portekiz'in gerisinde kalarak elendi. BM Genel Kurulu'nda yapılan oylamada Portekiz 134, Avusturya 131, Almanya ise yalnızca 104 oy alabildi. 193 üye ülkenin oy kullandığı seçimde seçilebilmek için üçte iki çoğunluk gerekiyordu.



