Güncelleme Tarihi:

Programın konuşmacısı, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi ve aynı zamanda Köln Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nurettin Gemici konuşmasında, Anadolu ve Balkanlar’da İslam’ın yayılmasında en büyük payın Hoca Ahmet Yesevî ve onun yolunu takip eden dervişlere ait olduğunu vurguladı.
ANADOLUYA MAYALANAN DEHA
Prof. Dr. Gemici, konuşmasında XI. yüzyılın ortalarında dünyaya gelen Ahmed Yesevî’nin hayatından örnekler verdiği yaptığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi.
“İlk eğitimini babası Arslan Baba’nın yanında alan Yesevî, daha sonra Buhara’ya giderek Şeyh Yusuf Hemedânî’den ders aldı. Bir süre şeyhinin halifeliğini yapan Yesevî, bu görevi Şeyh Gucdüvânî’ye devrettikten sonra Yesi’ye dönerek irşad faaliyetlerine başladı.
Özellikle Müslüman Türk devletlerinin hâkimiyetindeki göçebe Türk boylarının İslam’ı doğru anlamaları için dersler veren Yesevî’nin öğretileri, zamanla talebeleri aracılığıyla İran, Türkistan ve Anadolu coğrafyasına yayıldı. Osmanlı öncesi dönemde Batı Anadolu ve Balkanlar’da açılan zaviye ve dergâhlar vasıtasıyla İslam’ın geniş kitlelere ulaştırılmasında önemli rol oynandı.
TÜRKÇE İRŞAD VE DİVAN-I HİKMET
Ahmed Yesevî’nin en dikkat çekici yönlerinden birinin, irşad faaliyetlerini Türkçe yürütmesi olduğu ifade edildi. Göçebe Türk boylarının İslam’ın esaslarını Arapça ve Farsça yerine kendi dillerinde daha kolay öğrenebileceğini düşünen Yesevî, vaaz ve nasihatlerini Türkçe verdi.
ŞİİRİN GÜCÜNÜ KULLANDI
Şiirin gücünden de yararlanan Yesevî, sade ve anlaşılır bir üslupla, hece vezniyle ahlaki ve tasavvufi şiirler kaleme aldı. Bu şiirlere “hikmet” adını veren Yesevî’nin eserleri daha sonra Dîvân-ı Hikmet adı altında bir araya getirildi. Eserde, sonraki dönemlerde onun izinden giden mutasavvıfların aynı üslupla yazdığı şiirlere de yer verildiği belirtildi.
DİNİ VE KÜLTÜREL MİRASI HARMANLADI
Konferansta ayrıca Yesevîliğin en önemli etkisinin, İslam’ı Türk kültürüyle kaynaştırması olduğuna dikkat çekildi. İslam öncesi Türk toplumunun sahip olduğu değerlerin korunarak İslam’ın manevi güzellikleriyle bütünleştirildiği, böylece hem dini hem de kültürel mirasın yaşatıldığı ifade edildi.