GeriMesude ERŞAN Avrupa’nın en şişmanı Türklere Amerikan obezlerin ameliyatı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Avrupa’nın en şişmanı Türklere Amerikan obezlerin ameliyatı

Her yıl 150 bin obez ABD’liyi zayıflatan mide by-pass’ı, kelepçenin pabucunu dama atıyor. Mide kelepçesinin obezite cerrahisindeki yeri yüzde 10-20’lere kadar düştü. ‘Mide by-pass’ı bizim obezleri de zayıflatıyor. Bu yöntem alınan gıdaları kısıtlamanın yanı sıra, sindirimini de azaltıyor. Dolasıyla ameliyatı olan hızla kilo veriyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Türkçapar gastrik by-pass’ı anlattı

HER OBEZ ADAY MI: Obezite tedavisinde ilk tercih hayat tarzı değişikliği. Diyet tedavisiyle alınan günlük kalorinin azaltılması ve düzenli bir egzersiz programının uygulanması. Ancak hasta üç yıl boyunca bu yöntemlerle çabalamasına rağmen sonuç alamamışsa ameliyat gündeme geliyor. Ayrıca hastalar medikal tedaviyle kilo verseler de, yüzde 90-95’i verdiklerini iki-üç yıl içinde geri alıyor. Bu nedenle tıbbın gelişmiş olduğu ülkelerde cerrahi, kalıcı tedavi olarak görülüyor. Vücut kitle indeksi 40’ın üstünde olanlara yapılıyor. Bu oran 30 ise yandaş hastalık (diyabet, yüksek tansiyon, diz sorunu, uyku apnesi gibi) gelişenlerde cerrahi tedavi kalıcı tek çözüm yolu. 18-60 yaş arasındaki obezlere uygulanıyor. Cerrahiyle dahiliyenin tartıştığı “Reflü veya tiroidi ameliyat mı edelim ilaçla mı tedavi edelim” gibi konular var. Ancak obezitede tartışmaya yer kalmayacak şekilde cerrahi tedavi gündeme geldi. Hatta Avrupa’da pek çok merkezde vücut kitle indeksi 30’un üstündeki bazı özel durumlarda da obezite cerrahisi uygulanıyor.

KELEPÇEDE YASAĞI AŞANLAR İLHAM VERDİ: İlk obezite ameliyatları hastaların yemesini önlemek için ağzının dikilmesinden ibaretti. Çağdaş obezite cerrahisinde de yapılan; ya yemek yedirmemek ya da hem yemek yedirmeyip hem de sindirilmesini önlemek. Hastanın yemesini önlemek için midenin kelepçe, yani bantla kapatılması bu yöntemlerden ilki. Böylece yemek mideye geçmiyor. Sonra bakılmış ki ‘tatlı yiyiciler’ dediğimiz bazı obezler; kalorisi çok yüksek şeker, çikolata ve sıvı gıdaları bolca tüketiyor. Bunlar kelepçelerden geçtiği için beklenen zayıflama gerçekleşmiyor. Mide bypass’ı bu nedenle gündeme geldi. Obezite cerrahisindeki ameliyatların yüzde 75’i mide by-pass’ı olmaya başladı.

İNCE BAĞIRSAK BY-PASS EDİLİYOR: Mide by-pass’ı açık veya kapalı yöntemle yapılabiliyor. Ben kapalı (laparoskopik) yöntemi tercih ediyorum. Midenin yemek borusuyla birleştiği yerden 30 cc’lik bölümü ayrılıp zımbalanıyor. Geriye kalan mide iptal oluyor. İnce bağırsakları kesip bir ucu 30 cc.’lik yeni mideye bağlanıyor. Öbür ucu bağırsağın 1.5 metre sonraki kısmına ekleniyor. Hastayı bir gece yoğun bakımda tutup, iki-üç gün sonra ağızdan beslemeye başlıyoruz. Midenin hacmi küçültüldüğü için alınabilecek yiyecek miktarı azalıyor. Besinlerin ince bağırsaktaki yolunu kısalttığımızdan besinlerin emilimi azalıyor.

AYDA ONLARCA KİLO VEREN VAR: Verilen kilo hastanın metabolik hızına göre değişiyor. Ayda 20 kilo veren de var, 30-35 kilo da. Hastaların yüzde 10’u bir buçuk yıl sonra mide kısmı genişlediği için kilo verememeye başlıyor. Hatta az bir miktar kilo alınabiliyor. Bu küçük grup hasta yeniden ameliyata ihtiyaç duyabiliyor. Ama asla eski kilolarına dönmüyor.
Ameliyatın en önemli sıkıntısı emilimin azalması nedeniyle ihtiyaç duyulan tüm gıdalara alamaması. İlerleyen günlerde vitamin ve mineral takviyesi yapılıyor. Ayrıca geri dönüşümü oldukça zor. Bu ameliyatı tercih edecek hastaların kalıcı bir ameliyat olacaklarını bilmeleri gerekiyor. Bir de hasta çok hızlı kilo verdiği için safra kesesinde taş oluşabiliyor. Bunu engellemek için safranın çözünülürlüğünü artırıp, taş oluşumunu engelleyecek bir hap veriyoruz.

ÖLÜM TEHLİKESİ VAR MI

Hastalar obeziteden ötürü bir risk taşıyor. Ama örneğin kroner by-pass’larda ölüm oranı yüzde 1-3.5, mide by-pass’ında yüzde 0.9. “Şişmanlık ameliyatları öldürüyor” gibi haberler hastaları uzaklaştırdı maalesef. Her operasyon gibi obezite cerrahisinin de anesteziye ve ameliyata bağlı riskleri var. Bu ameliyattan hemen sonra çok düşük oranda da olsa kanama, emboli kaçakları, akciğer komplikasyonları ve bağırsak yaralanmaları, ince bağırsak veya mide delinmeleri görülebilir. Hastaların bu tarz ameliyatlarda sorun yaşamaması ve iyi sonuçlar elde edilebilmesi için konusunda uzman hekimlere ve merkezlere başvurması önemli tabii.

KELEPÇEDEN DAHA ÇOK KİLO VERDİRİYOR

Mide bantı kısıtlayıcı, by-pass’sa hem kısıtlayıcı hem de sindirtmeyici bir ameliyat. Bant sonuçta bir protez. Enfeksiyon, mideyi delme, kayması gibi riskleri var. By-pass giderek daha tercih edilir bir yöntem olmaya başladı. Mide bantıyla kiloların ortalama yüzde 50-60’ı, mide-bypass’ıyla ise yüzde 70-80’i verilebiliyor. Mide bantı devamlı lahmacun, döner, kebap yiyen; kola, çay, kahve içmeyen, çikolata yemeyen, pekmezle, balla arası iyi olmayan obezler için ideal. Mide bandında iştah aynı kalıyor, mide by-pass’ında azalıyor.

MASAYA YATANIN DİYABETİ DE DÜZELİYOR

Obez olmayanların diyabet tedavisi (tip 2) için bu cerrahinin yaygınlaşması gündemde. Mide by-pass’ı olan hastaların ameliyattan dört-beş saat sonra insülin ihtiyaçlarının ortadan kalktığı görüldü. Bundan cesaretle bazı merkezlerde obez olmayan ancak diyabet hastalığı bulunanlara da uygulanmaya başladı. Kliniğimizde bu ameliyatı olan 36 hastanın 17’sinin Tip 2 diyabeti düzeldi. Ama tam etki mekanizması çok net bilinmiyor.

AVRUPA’NIN EN ŞİŞMANIYIZ

Türkiye Avrupa’nın en şişmanı. Kadınların yüzde 30, erkeklerinse yüzde 20’si şişman. Obezite sadece orta yaşlı insanların hastalığı değil. Çocuk ve ergenlerde de yaygın. Obezite sadece dış görünüşü bozmuyor. Vücut ağırlığının artışı ciddi hastalıkları da beraberinde getiriyor: Yüksek tansiyon, kanda yağ düzeylerinin artması (hiperlipidemi), koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, diyabet, uyku apnesi, solunum yetmezliği, reflü, idrar tutamama, venöz yetmezlik, kısırlık ve kanser.

TAMAMLAYICI TIP
Hipnozla sancısız doğum


Anne adaylarının en büyük korkularından biri normal doğum esnasında ağrı çekmek. Ağrı derdi olmasa, iddia ediyorum ki tıbbi nedenler dışında çok az sayıda kadın sezaryeni tercih eder. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Ayşe Duman, ağrıdan korkan kadınlara ‘hipnoz’u öneriyor. Dr. Duman “Aslında doğum son derece normal. Vücudun herhangi bir fonksiyonunun gerçekleşmesi gibi. Zamanı geldiğinde rahim kaslarının kasılmasıyla bebeğin doğum kanalından ilerleyerek doğmasından ibaret. Negatif şartlanmaları yıkıp, doğumu doğal seyrinde bırakmak için hipnozu kullanıyoruz. Böylece kadın zaten vücudunda varolan programın işleyişine izin veriyor; doğum ağrısız, keyifli bir sürece dönüşüyor” diyor. Hipnoza hamilelikte başlamak en ideali. Hamileliğin altıncı ayından itibaren 5-6 seans hipnoz uygulanan hastalar, doğum sırasında kendi kendini hipnoz ediyor. Ancak hamilelikte bu fırsatı kaçıranlar, doğum sırasında da hipnotize edilebiliyor. Dr. Duman, doğumda hipnoz yönteminin Amerikan Tıp Birliği tarafından kabul edildiğini hatırlatıyor. Hipnoz sadece doğumu değil, hamilelik sürecini de kolaylaştırabiliyor. Dr. Duman, “Doğum öncesi oto hipnozla gevşemeyi öğrenen anneler, uykusuzluk, stres, mide bulantısı-kusma, koku hassasiyeti ve iştahsızlık gibi hamilelikte sıklıkla rastlanan sorunlarını da rahatlıkla çözebiliyor” diyor.

SAĞLIĞIM İÇİN
Filiz Akın (sanatçı)


MUTLAKA YAPARIM: Mümkün olsa her şeyin organiğini yemek isterim. Hormonlu, kimyasalların eklendiği ürünler korkutuyor. Düzenli egzersiz maalesef yapamıyorum. En ufak şikayette doktora ve kontrole giderim.
ASLA YAPMAM: Sigara içmiyorum. Çok özel günler hariç içki de içmem.
MUTLAKA YAPACAĞIM: Yorucu olmayan bir seyahat... Özellikle sıcak iklim, merak ettiğim yerleri görmek ve kültürleri tanımak keyif verdiği için sağlığıma da iyi geliyor.

ŞİFA KÜTÜPHANESİ
Terapide neler oluyor

Psikolog ve aile terapisti İlkim Öz ‘Terapide 5 Soluk’ kitabında psikoterapi seanslarına katılan danışanlarının gerçek yaşam ve terapi seanslarını öyküleştirdi. Psikoterapi seanslarını, nasıl yapıldığını, terapist ve danışan arasında neler olup bittiğini merak edenler okusun. Remzi, 10 lira.

UZUN LAFIN KISASI
YANLIŞ: Soğuk algınlığı için doktora gitmeye gerek yok. Belirtiler de alınacak ilaçlar da belli. Alırım eczaneden, kendi kendimi iyileştiririm.
DOĞRU: Soğuk algınlığında içilen bazı ilaçları tansiyon ve kalp hastalığı bulunanlar kullanmamalı. Doktora görünmeden, kafanıza göre ilaç içmeyin.
X

Kayak ekipmanı ‘tam’ size göre olmalı

Kayak tatilini yarım bıraktıracak kazalardan korunmak genellikle elinizde. Bazı küçük önlemler almanız yeterli. İlk kural, kayak ekipmanının ayağınıza, boyunuza uygun olması. Yorulunca kaymakta ısrar etmeyin. Yorgunluk, kaza riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor.

Ortopedi ve travmatoloji uzmanlarının kayak ve snowboard kazalarını önlemek için önerileri şöyle:

- Kayak tatilinden 1-2 hafta önce uyluk ön ve arka grup adalelerinizi kuvvetlendirmek ve esnemek üzere egzersiz yapmaya başlayın.

-Kayağa yeni başlıyorsanız dik pistlerden kaçının. Kayak dersi almadan kaymayın.

-Mümkünse kendi malzemelerinizle kayın. Kiralayacaksanız, kayak botunuz ayağınızı ne sıkmalı ne de gevşek olmalı. Kayak bağlamalarını iyi yapın.

-Giysilerinizin soğuktan koruması kadar hareketlerinize engel olmaması da önemli.  

-Kar gözlüğü kullanın. Ama görüşünüzü etkilemeyen gözlük ve maskeler takın.

-Sakatlanma ve yaralanmalar genellikle öğleden sonraları veya akşamüstü oluyor. Yorgunluk hissediyorsanız ara verin. Dinlendiğinizi hissedene kadar bekleyin.

-Kayak yaparken yaralanır ve şiddetli ağrı hissederseniz ayağa kalkmaya çalışmayın. Yardım çağırın. Zorlamanız travmayı büyütebilir.

Yazının Devamını Oku

Doğadaki mantarın güzelliğine aldanmayın

Sonbahar yağışları doğada yetişen mantarların üremesine yol açıyor. Başta Karadeniz olmak üzere pek çok bölgeden, doğada toplanan mantarlardan zehirlenme haberleri geliyor. Sağlık Bakanlığı, doğadan toplanan mantarların yenmemesi uyarısı yapıyor.

Bakanlıktan aldığımız bilgiye göre, mantar zehirlenmeleri, özellikle yağışların bol olduğu mevsimlerde artıyor. Doğal ortamlarda yetişen mantarlar, güzel görünümlerinin aksine çok zehirli olabiliyor. Yapısında zehir bulunan mantarlar ne şekilde tüketilirlerse tüketilsinler zehirliyor. İster kurutulmuş veya konserve şeklinde, ister çiğ veya pişirilmiş olarak yensin ölümle sonuçlanabilen ciddi zehirlenmelere neden oluyor.

Zehirlenme hemen başlıyor

Zehirlenme belirtileri mantarda bulunan zehrin niteliğine göre mantarın yenmesini takiben 2-6 saat içinde ortaya çıkabiliyor. Bazı çeşitleri daha geç dönemde de zehirlenme belirtilerine yol açıyor. Mantarlarda bulunan zehrin özelliğine göre sersemlik, uyku hali, tansiyon düşüklüğü, bulanık görme, yüz ve boyunda kızarma, ağızda metal tat duyusu, bulantı, kusma, terleme; bazı türlerin yenmesinden 6 saat sonra ise bulantı, kusma, ishal, ateş, çarpıntı, karın ağrısı, karaciğer/ böbrek fonksiyon bozuklukları ile ölümle sonuçlanan zehirlenme belirtileri görülebiliyor.

Bakanlık, doğada yetişen mantarların kesinlikle yenmemesi uyarısı yapıyor. Ama oldu da yerseniz, tüketilmesi sonucunda bu belirtilerin görülmesi halinde mantarı tüketen kişilerin derhal en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekiyor.

Ambalajlıları tercih edin

Doğal alanlarda yetişen mantarlar yerine bandrollü kültür mantarları tercih edilmeli. Kültür mantarları bünyelerinde zehirli maddeleri bulundurmadığından bir zehirlenme görülmesi söz konusu değil. Ancak, bu mantarların yetiştiği ortam itibariyle, bazı mikroorganizmalar mantarların üzerinde bulunabilir. Bu mikroorganizmaların bulaştığı mantarların çiğ olarak yenmesi sonucunda çok hafif mide ve bağırsak şikâyetlerinin gelişebileceği de unutulmamalı. Ayrıca mantar alırken ambalajlı olanlar tercih edilmeli ve ambalajında tüketiciyi bilgilendirmeye yönelik bilgilerin yer aldığı etiketlerin olup olmadığına da dikkat edilmeli.

Yazının Devamını Oku

Yarıyıl tatili zehir olmasın

Sömestr tatilinde seyahat etmeyi planlıyorsanız alabileceğiniz ilk önlem, çocuğun aşılarının eksiksiz olduğundan emin olmak. Kalabalık ortamlara girecekseniz kış enfeksiyonlarıyla karşılaşma riski artıyor. Gribe karşı hem kendinizi hem de çocuğunuzu aşılatarak hazırlıklı olabilirsiniz.

Çocuklarla tatile çıkarken öncelikle doktoruna danışın. Sizin aklınıza gelmeyecek bazı önerilerde bulunabilir. Tüm dikkat ve özeninize rağmen çocuklar hastalanabilir ve ateşlenebilir. Valizinize ilk koyacağınız şey, ateş düşürücü olsun. Ayrıca bunları unutmayın:

Ne almalı?

- Mevsime uygun, terleten değil sıcak tutan giysiler.

- Şapka, atkı, eldiven.

-Ayaklarını üşütmeyecek çorap ve botlar.

-Sürekli kullandığı ilaçlar.

-Ateş ölçmek için derece.

-Ateş düşürücünün yanı sıra öksürük şurubu, burun tıkanıklığını rahatlatacak sprey. Elbette doktoru reçete etsin bunları.

Yazının Devamını Oku

Enfeksiyona karşı önlem alın

Sonbahar ve kış aylarında enfeksiyonlarla daha sık karşılaşıyoruz. Havasız, kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen zamanın artması, dolayısıyla pek çoğu solunum yoluyla bulaşan enfeksiyon etkenleriyle buluşmak kolaylaşıyor.

Bakteriler, virüsler, parazitler, mantarlar gibi mikroorganizmaların insan vücuduna değişik yollardan girmesiyle ortaya çıkan enfeksiyonlarla savaşacak bağışıklık sistemimiz var. Genellikle savunma mekanizmaları bunlarla baş edebiliyor. Ama zayıflamışsa, mikroorganizmalar sistemi aşarak, hasta ediyor.

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü Seyahat Hastalıkları Birimi’nden aldığımız bilgiye göre, kötü hijyen koşulları, beslenme bozukluğu, yaşın her iki uç noktası (bebeklik–yaşlılık), iklim, fiziksel bariyerlerin yetersizliği (cilt ve mukozalardaki bozukluklar), kalıtımsal ya da kazanılmış bağışıklık sistemi yetmezlikleri, stresler, kronik hastalıklar, tıbbi ve cerrahi tedaviler, yetersiz bağışıklama (aşılar) gibi faktörler savunma sistemini zayıflatıyor. Bu da hastalıkların daha kolay bulaşması ve etkili olmasına yol açıyor. Enfeksiyon hastalıklarının ortaya çıkması ve yayılmasını önlemek için alınabilecek en etkili yöntem aşılanma. Enfeksiyon hastalıkları görülen bölgelere seyahat edenlerin ya da bu bölgelerden göç edenlerin aşılanması, çocukluk ve yetişkin aşılarının tam ve düzenli yapılması gibi. Aşılarla difteri, tetanos, boğmaca, kızamık, kızamıkçık, menenjit tipleri, çocuk felci, hepatit B, hepatit A, zatürree), grip, kuduz dahil olmak üzere birçok hastalığı kontrol etmek mümkün.

Koruyucu ilaç tedavisi de var

Bazı hastalıklarda koruyucu ilaçlar alınabiliyor. Koruma amaçlı antibiyotik kullanımı ancak tehlikeli enfeksiyonlarla karşılaşma olasılığı bulunan kişiler için uygulanıyor. Örneğin sıtmanın endemik olduğu ülkelere giderken sıtmaya karşı koruyucu ilaç kullanımı gerekiyor. Antibiyotiklerin gelişigüzel, fazla miktar ve sürede, hatalı kullanımı dirençli mikroorganizmaların ortaya çıkması ve  tedavisi güç enfeksiyonların gelişmesine neden oluyor.

Bunları da unutmayın

Enfeksiyonlara karşı güçlü durmak için:

Vücut besinler yoluyla alınan proteinlerden antikorlar üretiyor. İyi beslenmeyenler mikroorganizmalarla yeterli mücadele edemiyor. Bu nedenle dengeli beslenme vücudun mikroplardan korunması ve vücut direnci için çok önemli.

Yazının Devamını Oku

Ebola bitmiyor

Afrika’da ebola can almaya devam ediyor. İlk olarak 1976’da salgınlara yol açan hastalıkla ilgili son haber Kongo’dan geldi. Temmuzda başlayan salgından bu yana 194 kişide ebola tespit edildi, bunlardan dördü yaşamını yitirdi.

Ebola, insanlarda ve primatlarda (enfekte maymun, goril, şempanze, meyve yarasası, orman antilobu ve kirpi gibi) sıklıkla ölüme yol açan ciddi bir hastalık. Salgın yaptığında, ölüm oranı yüksek oluyor. Hastalığı yapan virüs insanlara vahşi hayvanlardan geçiyor. İnsandan insana da bulaşıyor. Ancak ebola virüsünün insana hayvanlardan nasıl bulaştığı bilinmiyor. Hastalık, enfekte bir kişinin kanı ya da salgılarıyla (ter, tükürük, sperm, idrar, dışkı ve kusmuk) doğrudan temasla bulaşıyor.

Enfekte salgıların objelerle teması dahi virüsle karşılaşmak için yeterli olabiliyor. Ayrıca defin işlemleri sırasında cenazeye doğrudan temas edilmesi de hastalığın yayılmasında etken. Enfekte canlı ya da vahşi hayvanlar, bunların çiğ ya da az pişirilmiş etleriyle temas etmek de hastalığı bulaştırıyor. İyileşen erkek hastaların spermleri yoluyla hastalığı yedi haftaya kadar bulaştırdığı biliniyor. Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü verilerine göre, ebola kanamalı ateşine yol açan virüsler, genellikle hasta bakımıyla uğraşırken enfekte salgılarla teması olan aileler ve arkadaşlar aracılığıyla yayılıyor. Hastalık, ateş, baş ağrısı, eklem ve kas ağrısı, halsizlik, ishal, kusma, mide ağrısı, iştahsızlık belirtilerini veriyor. Bazı hastalarda ayrıca, kaşıntı, gözlerde kızarıklık, hıçkırık, öksürük, boğaz ağrısı, göğüs ağrısı, nefes almakta güçlük, yutkunma zorluğu, vücut içinde ve dışında kanamalar da görülüyor.

Vahşi hayvan eti yemeyin

Diğer bulaşıcı hastalıklarda olduğu gibi hastalığı önlemenin en önemli yollarından biri ellerin düzenli sabunla yıkanması. Hastalığın görüldüğü bölgelere giderseniz, ölü hayvanlarla, özellikle de primatlarla temastan kaçının. Yerel pazarlarda satılan primatlar dahil vahşi hayvanların etini yemeyin. Yine hastalığın görüldüğü bölgede bulunduysanız, sadece ateşiniz bile yükselse acilen bir sağlık kuruluşuna başvurun. Ve mutlaka son seyahatinizi ve temaslarınızı doktorlara söyleyin.

Yazının Devamını Oku

Güneş gözleri de yaşlandırıyor

Tatillerde ayrıca özen göstermemiz gereken organlardan biri de gözler. Hem güneş hem de havuz, bazı önlemlerin alınmaması halinde gözlerde ciddi tahribata yol açıyor. İşte uzmanların gözlerinize özel önerileri...

Cildinizi kanser, yanık ve foto yaşlanmadan koruyabilmeniz için güneşin en etkili olduğu 10.00-16.00 saatlerinde kapalı ortamlarda kalmanız öneriliyor. Aynı öneri göz sağlığınız için de önem taşıyor. İlla çıkmanız gerekiyorsa, geniş siperlikli şapka ve gözlük takın.

Güneş gözlüklerinin işlevi aksesuardan fazlası. Doğru seçimle, zararlı ışınların göze ulaşmasını engelleyebiliyor. Gözlük camları ultraviyole ışınlarını kesebilmeli. Satın alırken CE işaretini arayın veya BSEN 1836: 1997’ye uygun olduğundan emin olun.

Kontakt lensle havuza veya denize girmeyin. Bu yanlış davranış enfeksiyona neden olan etkenlerin lense yapışması ve göze bulaşmasına yol açabiliyor. Deniz ve havuzda da numaralı yüzme gözlükleri takabilirsiniz. Günlük lensleri de üzerine yüzme gözlükleri takma kaydıyla kullanabilirsiniz.

Güneşe çıkıyorsanız göz makyajınızı temizleyin. Güneş koruyucularınızı göz çevresine yaklaştırmadan sürün. çünkü bu maddeler güneş altında eriyerek göze temas etmesine sebep oluyor. Bu durum da gözlerde kızarıklık, batma, kaşıntı, sulanma gibi yakınmalara yol açıyor.

Yazının Devamını Oku

Terliyken klimanın karşısına oturmayın

Yaz aylarında yüz felci riski artıyor. Terliyken, duş sonrası klimanın önünde oturmak bu soruna davetiye çıkarmak anlamına geliyor. Yine bilhassa terliyken arabanın klimasına ya da açık camından rüzgâra maruz kalmak da benzer etkiyi yapıyor.

Her yaşta ve mevsimde görülebilen yüz felcinde, sinir liflerinin etkilenmesi sonucu, yüzün mimik kaslarında hareket kaybı oluşuyor. Kişi kaşını kaldıramıyor, gözünü kapatamıyor ve ağzını hareket ettiremiyor. Bu belirtiler yüzün yalnızca bir tarafından ortaya çıkıyor. Mimik kaybı, yüzde ağrı, baş ağrısı ve baş dönmesi, kulak ağrısı ve çınlaması, sese karşı hassasiyet, konuşma zorluğu, salyayı tutamama gibi sorunlar da yaşatıyor. Memorial Şişli Hastanesi nöroloji uzmanı Doç. Dr. Abdullah Özkardeş, yazın yüz felcinden korunmak için şu hatırlatmaları yapıyor:

Arabada veya ofiste, terliyken klima ve rüzgâra direkt maruz kalmayın. Ani sıcak değişimleri, yüz sinirinde ödem oluşumu ve yüz felcine neden olabiliyor.

Duş aldıktan sonra klimalı bir ortama girecekseniz, saçlarınızı ve yüzünüzü iyice kurutun.

Islak saçla dışarıya çıkmayın.

Yazının Devamını Oku

Fazla yemekle bayramın tadını kaçırmayın

Malum, önümüzde uzun bir Kurban Bayramı tatili var. Gerek bayramlar gerekse tatiller günlük beslenme rutinini bozuyor. Ancak kalp ve damar hastalığı, kalp yetersizliği, hipertansiyonu, diyabet gibi kronik hastalıkları olanların böyle günlerde de yemeği abartmamaları gerekiyor.

Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi kardiyologlarından Doç. Dr. Birol Özkan, etin içerdiği proteinin hayvansal proteinlerin en değerlisi olduğunu ancak dikkatle tüketilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Dikkat edilmesi gereken nokta, kalp-damar hastalığı için zararlı olduğu kanıtlanmış hayvansal kaynaklı yağların tüketiminin azaltılmasının gerektiği. Özkan, “Yağsız ette bile yüzde 20 oranında yağ bulunuyor. Kurban etini tüketirken özellikle etin yağsız kısımları seçilmeli, kuyrukyağı ve tereyağı kullanılarak yapılan kavurma yerine, ızgara veya haşlama şeklinde pişirme yöntemleri tercih edilmeli” diyor.

Taze kesilen etlerin hemen tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Özkan, “Taze kesilmiş etin sindirimi çok zordur, hazımsızlık yapabilir ve sert olmasından dolayı pişirilmesi zor. Dolayısıyla buzdolabında 1-2 gün bekletilmiş etin tüketilmesini öneriyoruz” diyor. Kalp-damar, kalp yetmezliği ya da hipertansiyonu olan hastaların uyguladıkları diyetlerine devam etmesi gerektiğini söyleyen Özkan, ağır yemeklerden kaçınılması ve dengeli beslenmeye devam edilmesi gerektiğini belirtiyor. Özkan, “Bir öğün ağır yemek bile kalp damar sağlığımıza zararlı olabilir. Ağır bir yemek sonrası kalp daha hızlı atmaya başlar, tansiyon yükselir. Ve yine kana salınan bazı hormonlar kanın pıhtılaşmasını kolaylaştırır. Ağır bir yemek sonrası kanın sindirim organlarında göllenmesi de yine hayati organlara giden kan akımını azaltabilir. Bütün bunların sonucunda kalp krizi oluşması kolaylaşabilir. Bu nedenle bir öğün bile olsa yüksek karbonhidratlı, kızartmalı ve yağlı yemek anlamına gelen aşırı ağır bir yemek, kalbi zorlayacaktır” uyarılarında bulunuyor.




Şerbetliler yerine sütlü tatlıları tercih edin

Yazının Devamını Oku

Uzun güneş banyosundan sonra denize, havuza atlamayın!

Sıcak ve nemli hava kalbin yükünü zaten artırıyor. Bunun üzerine uzun süre güneş altında durduktan hemen sonra deniz veya havuzda soğuk suya atlanması kalp krizine kadar varan ciddi sorunlara zemin hazırlayabiliyor.

Kalp-damar hastalığı veya kalp yetmezliği gibi sağlık problemleriniz varsa tatile çıkmadan önce mutlaka doktorunuzla görüşün. Doktorunuz ilaç dozlarında değişiklik yapabilir, özellikle idrar söktürücü ilaç dozlarının aşırı sıcak havalarda azaltılmasını isteyebilir. Çünkü idrar söktürücü ilaçlar nedeniyle gelişen aşırı sıvı kaybı, tansiyon düşüklüğü ve buna bağlı bayılmalara yol açabiliyor. Ayrıca doktor önerisi olmadan kesilen ilaçlar aşırı tansiyon yükselmesi sonucu kalp kriziyle sonlanabiliyor.

Soğuk havuz, deniz ve duş damarları büzer
Uzun süren güneş banyolarının arkasından soğuk suya atlamak vücudun genişlemiş cilt damarlarında ani büzülmeye neden olabiliyor. Bu büzülme de ölümcül ritm bozukluklarına yol açabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Refik Erdim, “Bu nedenle suya aniden atlamayın, vücudunuzu suya alıştırarak girin” diyor. Sadece soğuk havuz ve deniz suyu değil, soğuk duş da damarlarda büzülmeye yol açacağı için tansiyonu yükseltebiliyor. Damarlarda büzülme uzun sürdüğü takdirde bu tablo kalp krizine kadar ilerleyebiliyor.

Sıcaklıktaki 5 derecelik artış riski yüzde 5 artırıyor
Vücut ısısını sabit tutan en önemli mekanizmalardan biri, cildin kan dolaşımı. Bu sistem terlemeyle vücudu serinletmek amacıyla cilde kan pompalamaya çalıştığı için kalbin iş yükünü artırıyor. Bunun yanı sıra terleme sonucu oluşan sıvı kaybı nedeniyle kanın akışkanlığı azaldığı için kalp daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Dr. Erdim, “Bu tablo sağlıklı kişiler tarafından tolere edilebilirken kalp-damar hastalarında ise yüksek tansiyon, ritm bozukluğu, daha da önemlisi kalp krizine yol açabiliyor” diyor. Sıcaklıktaki her 5 derecelik artış, kalp krizi riskini yüzde 5 oranında artırıyor. Aşırı sıcaklarda dikkat edilmesi gereken en önemli üç kuralsa, korunmasız güneş altında kalmamak, bol bol sıvı tüketmek ve vücudu fazla yormamak.

Yazının Devamını Oku

Tatil güzel ama sıcak çarpmasına dikkat

Küresel ısınma ile buna bağlı iklim ve çevre değişiklikleri insan sağlığını ciddi şekilde tehdit eder hale geldi. Sıcaklık artışı özellikle solunum sistemi, kalp-damar ve beyin hastalıklarına bağlı ölümlerde artışlara yol açabiliyor. Hem günlük yaşamınızda hem de tatillerde sıcak havanın olumsuz etkilerine karşı dikkatli olmakta yarar var.

Sanayi Devrimi ile birlikte, fosil yakıtların kullanımının artması sonucu karbondioksit, metan ve azot oksit gibi sera gazlarının atmosferik konsantrasyonları ileri derecede arttı. Enerji ve taşımacılık sektörleri de sera gazı emisyonunda büyük rol oynuyor. Dünyadaki sıcaklık artışından Türkiye de etkileniyor. Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, “Son yıllarda, başta Akdeniz Bölgesi’nde olmak üzere Avrupa’nın çeşitli yerlerinde, Hindistan, Pakistan gibi ülkelerde sıcaklık artışına bağlı çok sayıda ölüm görüldü. Bu ölümlerin daha çok sıcak çarpması, ateş ve su kaybından kaynaklandığı, kişide kalp yetmezliği, kronik solunum hastalıkları ve inme olmasının da ölümleri artırdığı bulundu” diyor.

EGZERSİZ SICAK ÇARPMASINA NEDEN OLABİLİR
Aşırı sıcaklara maruziyet sonucunda ortaya çıkan sağlık sorunlarının başında sıcaklık çarpması geliyor. Güneş çarpması olarak da bilinen sıcak çarpması, uzun süre yüksek sıcaklıklara maruz kalma sonucunda vücudun aşırı miktarda ısınmasıyla gelişiyor. Aslında vücudumuz sıcaklık artışı karşısında kendini koruyacak, başta terleme olmak üzere, çeşitli mekanizmalara sahip. Ama vücudumuzun normal fonksiyonları sürdürebilmesi için vücut sıcaklığının 36.3 ile 37.1 santigrat derece arasında tutulması gerekiyor.

ÇOCUK, YAŞLI VE HASTALARDA RİSK DAHA BÜYÜK
Fizyolojik koruma mekanizmalarının henüz yeterince gelişmediği ya da fonksiyonunun azaldığı (yaşlılık, erken çocukluk, kronik hastalık gibi) koşullarda ortam sıcaklığının artışı vücutta kontrolsüz sıcaklık artışına neden oluyor. Ateş 40 derece ve üzerine çıkabiliyor. Yeterince terlemenin olmaması ya da ortamda yüksek nem bulunması durumunda vücut sıcaklığı, fizyolojik işlevleri yerine getiremeyecek tehlikeli düzeylere çıkabiliyor. Sıcak havada egzersiz yapmak ve yoğun çalışmak da sıcak çarpması riskini artırıyor.

Yazının Devamını Oku

Kalp ve diyabet hastalarına ‘sıcak’ önerileri

Sıcak ve nem herkes için rahatsız edici olabiliyor. Ancak hipertansiyon, kalp hastalığı bulunanlar için bunaltıcı olmanın ötesinde sorunlarını artırıcı etki yapabiliyor. İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Eğitim ve Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. S. Handan Karahan Saper bu hastalara bol su tüketmelerini ve güneşten korunmalarını hatırlatıyor.

Güneş ışınlarının dik geldiği 10.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarı çıkan hipertansiyon ve kalp hastalığı olanların mutlaka koruyucu bir şapka ve güneş gözlüğüyle güneş kremi kullanmasını öneren Dr. Saper, aşağıdaki uyarılarda bulunuyor:

Açık renkli, pamuklu kumaştan üretilmiş kıyafetler giyin.

Hekim tarafından tam tersi öneri olmadığı sürece, bol su tüketin. Bu hem vücut ısısının normal aralıkta tutulması hem de yüksek sıcaklıkta meydana gelebilecek güneş çarpması gibi rahatsızlıkları önlemede faydalı olacaktır.

70-80 kilogram ağırlığında bir insanın günlük ortalama su ihtiyacı 2.5-3 litre. Dolayısıyla daha kilolu olanların su ihtiyacı daha fazla olabileceğinden öncelikle bir hekime danışarak daha fazla su tüketmesi uygun. Çay, kahve, alkol vücut ısısını artırarak terlemeye ve su kaybına neden olabileceği için yerine su, ayran, meyve suyu gibi içecekleri için.

Yazının Devamını Oku

Uzun yolculuklarda varis çorabı giyin

Varisiniz varsa, yaz aylarında daha da dikkatli olmanızda fayda var. Çünkü güneş, sıcak hava ve su varisinize iyi gelmiyor. Şikâyetleri artırıyor.

Özellikle uzun yolculuklarda, saatlerce hareketsiz kalmak toplardamarlarda göllenmeyi, dolayısıyla hastaların şikâyetlerini artırabiliyor. Kalp ve damar hastalıkları cerrahisi uzmanı Dr. Macit Bitargil, uzun sürecek yolculuklarda varis çorabı giyilmesini öneriyor. Dr. Bitargil ayrıca, uzun araba yolculuklarında kısa aralar verip kısa yürüyüşler, uçakta bulunduğunuz yerde ayak egzersizleri yapmanın da şikâyetleri azaltabileceğini söylüyor. Gebelerin ayrıca dikkat olması gerekiyor. Çünkü gebelerde rahim büyüdükçe, toplardamarlara baskı artacağından yine bu dönemlerde şikâyetler de artabilir.

Her yaşta çıkabilir
Varis genellikle bacak üzerinde gözle görülen kılcal damarlanmalarda artışla başlıyor. Çap olarak daha büyük olan yüzeysel damarların, genişleyerek görünür hale gelmesiyle devam edebilen bu hastalığın ileri evrelerinde bacakta ödem, cilt renginde kararmalar ve yara oluşumları gelişebiliyor. Dr. Bitargil’in verdiği bilgiye göre, gün içerisinde bacaklarda dolgunluk hissi, şişlik ve çap artışları, sabah giyilen ayakkabının ilerleyen saatlerde ayağı sıkmaya başlaması, gece uyurken uykudan uyandıran gece krampları, merdiven inip çıkarken, çömelip kalkarken bacak ağrıları olması bu hastalığın önemli belirtileri.



Yazının Devamını Oku

Yaz aylarında kulak sorunları artıyor

Deniz ve havuz keyfi kulak hastalıklarına yol açabiliyor. Kulak kanalının ıslak kalması, temiz olmayan havuz ve deniz suyu, iltilap, mantar, dış kulak enfeksiyonuna zemin hazırlıyor.

 Bilhassa kirli havuz ve deniz kulakla ilgili sorunları artırıyor. Dış kulak yolu iltihabı, yaz aylarında artış gösteriyor. Çünkü yüzen ve suyla teması artanların dış kulak kanalındaki koruyucu salgı tabakasının ortadan kalkması nedeniyle enfeksiyonlara daha yatkın hale geliyor. Dış kulak yolu iltihabında kulak kanalı ağrılı, şiş, kızarık ve nemli oluyor. Kulak kepçesi hareket ettirildiğinde ve kulak önündeki kıkırdak çıkıntıya bastırıldığında ise şiddetli ağrılar oluşabilir.

KULAKLIK DA KULAĞI HASTA EDİYOR
Central Hospital kulak burun boğaz hastalıkları uzmanı Dr. Irmak Uçak’ın verdiği bilgiye göre, kulak kanalı cildinin dış bölümündeki salgı bezleri, dış kulak yolu cildini tabaka gibi kaplayan bir salgı oluşturuyor. Salgı zamanla katılaşıyor ve kulağın dışına doğru atılıyor. Kulak sağlığını koruyan bu salgının yokluğunda kulakta kuruma, kaşıntı ve enfeksiyona yatkınlık oluyor. Öte yandan salgının fazla ve koyu kıvamlı, kanalın dar oluşu, kulaklık veya işitme cihazı kullanımı ve pamuklu çubuklarla yapılan kulak temizliği gibi sebepler salgının kulak kanalında birikmesine neden olabiliyor. Bu birikme ise zamanla tıkanıklığa yol açabiliyor. Pamuklu çubuk, sivri uçlu cisimler, havlu kenarı, peçete gibi malzemelerle kulak kanalının iç kısmını temizlemeye çalışmak, katılaşmış salgıyı kulak zarına doğru itebiliyor. Bu durum kulağın kendini temizleme fonksiyonunu bozarken, kulak cildine ve kulak zarına da zarar verebiliyor. Yaz aylarında denize ve havuza girdikten sonra bu tıkaçlar suyun etkisiyle yumuşayarak şişebilir ve kulakta tıkanıklık, dolgunluk hissi, işitme azlığı gibi şikayetlere yol açabiliyor.




Yazının Devamını Oku

Kenenin üzerinde izmarit basmayın

Kamp, yürüyüş, piknik, bisiklete binme, tırmanma, balık tutma gibi açık hava etkinliklerinden kene ile dönebilirsiniz. Bütün keneler KKKA (Kırım Kongo Kanamalı Ateşi) bulaştırmıyor. Ama bilhassa hastalığın göründüğü bölgelerde yaşıyor, şu veya bu nedenle bulunuyorsanız dikkatli olmanızda yarar var.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, keneye karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor:

* Vücudun göz ve dudaklar dışındaki, tüm deri yüzeylerine elle kene kovucuları sürün.
* Elbiselere permetrin içeren kene kovucular giyilmeden önce sıkın. Bu tür kene kovucular asla vücuda sürülmemeli. Özellikle pantolon alt kısımlarına ve çoraplara dış yüzeylerine uygulanmalı. Elbiseler uygulandıktan 2 saat sonra giyilmeli.
* Açık renkte ve uzun kollu giysiler giyin. Pantolon paçalarını, çorap, botlarınızın içerisine sokun.
* Gün bitiminde kıyafetlerinizi çıkarın, dışarıda güneş ışığına maruz bırakın ya da yıkayın.
* Yere oturulacak ya da uzanacaksanız yer örtüsü kullanın.

Yazının Devamını Oku

Güneşe kendinizi yaktırmayın

Güneşe korumasız maruz kalmak pek çok soruna zemin hazırlıyor. Yanıklara yol açmakla kalmıyor. Kahverengi lekelere, foto yaşlanma denen erken kırışıklıklara da neden oluyor. Fazla maruziyetin neden olabileceği en büyük sorunsa cilt kanseri.

Cilt hastalıkları uzmanlarının güneşin zararlı etkilerinden sakınmak için önerileri şöyle:

* Güneş ışınlarının direkt geldiği öğle saatlerine dikkat! Bilhassa 12.00-15.00 saatleri arası. En ideali, 11.00-16.00 arasında mümkün olduğu kadar gölgelere sığınmak.

* Son yılların sloganı: Sağlıklı bronzlaşma yoktur. Bu doğru. Güneşin zararlı etkilerinin cilde geçmesini engelleyen, yüksek koruma faktörlü koruyucular kullanın. Terleme, deniz veya havuza girme gibi nedenlerle koruyucunun etkisi azalacaktır. Sık aralıklarla sürün. Şapkasız dolaşıyorsanız ve bilhassa saçınız yoksa başınıza da sürün.

* Güneş gözlüğü de gözleri ve göz çevresini koruyan önemli bir bariyer. Güneş cildi yaşlandırdığı gibi gözleri de harap ederek, başta katarakt olmak üzere hastalıklara uygun ortam yaratıyor. Göz çevresini de koruyacak, ultraviyole ışınlarından koruyacak, sağlığınız için ayrıca tehdit oluşturmayacak ürünleri tercih edin.

Yazının Devamını Oku

Astımsanız tüple dalmayın, yamaç paraşütüyle atlamayın!

Aslında astım tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalık. Egzersize de engel değil. Ancak bazı sporlardan kaçınmak gerekiyor. Bunlar arasında yaz tatillerinde yapılanlar da var.

Türk Toraks Derneği Astım Çalışma Grubu’na göre, astım akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan ve alevlenmelerle seyreden müzmin bir akciğer hastalığı. Hava yollarındaki daralmanın nedeni mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu duvarının şişmesi. Hastalık tekrarlayan nefes darlığı, nefes alıp verirken ortaya çıkan hırıltı, hışıltı, ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösteriyor.

Türkiye’de 12-13 erişkin, 7-8 çocuktan biri astım hastası. Çoğu hasta egzersize bağlı nefes darlığı nedeniyle günlük hayatında fiziksel aktivite yapmaktan kaçınıyor. Çalışma grubu uzmanları, “Uygun tedaviyle solunum fonksiyonları normale gelen astımlılar, özellikle de çocuk ve gençlerin egzersiz yapmamaları için hiçbir neden yok” diyor.



Yeni klorlanmış havuzlardan kaçının

Yazının Devamını Oku

Baharda doğal doping

Bahar herkese aynı heyecanı, hareketi getirmiyor. Sabahları yataktan yorgun kalkıyor, uykunuzu almadığınızı ve gün içinde bitkin olduğunu hissediyorsanız belki de bahar sizi yoruyor. Baharla tezgâhlara gelen meyve ve sebzelerle enerjinizi artırabilirsiniz.

Fark etsek de etmesek de vücudumuz coğrafi koşullardan, iklim, mevsimlerden etkileniyor. Baharla birlikte nem oranı artıyor. Hormonlar üzerindeki değişimlerle metabolizma hızı, iştah ve kilo etkileniyor. Kışın yavaşlayan metabolizma bahara geçişe hemen uyum sağlayamayabiliyor. Ayrıca boşalan vitamin ve mineral depoları yaşamı zorlaştırıyor. Vücut direncini her daim yüksek tutmak için ideali her mevsim sağlıklı ve dengeli beslenmek, uykudan fedakarlık etmemek ve hareketten kaçınmamak. Ayrıca bazı besinlerin yararlı etkilerinden destek almak da bu konuda yardımcı olabilir. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili’nin önerdiği mevsime uygun meyve, sebze ve kuruyemişler şunlar...

Kivi, içerdiği C vitaminiyle dikkat çeken bir meyve. Sabahları veya gün içinde tüketilen bir adet kivi enerji vererek metabolizmayı canlandırıyor. Kışın yavaşlamış metabolizma hızlanarak bahar yorgunluğuyla daha kolay baş etmenizi sağlıyor. İçerdiği C vitamini sayesinde demir içeriği yüksek besinlerle birlikte yenildiğinde vücudun demir emilimini de artırıyor. Örneğin; sabah kahvaltıda yumurtayla birlikte kivi tüketebilirsiniz.

Çilek su ve lif oranı yüksek olduğu için hem tok tutuyor, hem de kan şekerini hızlı yükseltmiyor. Aynı zamanda bahar yorgunluğunun önlenmesinde de etkili olan potasyumdan ve vücut direncinin artırılmasını sağlayan antioksidanlardan da zengin bir meyve. Düşük kalorisi ve enerji verici etkisiyle beslenme listenizde sıklıkla yer alabilir. Günlük 1 porsiyon meyve olarak 12 adet küçük çilek tüketebilirsiniz.

Ananas hem yorgunluğa yol açan ödemin atılmasında fayda sağlıyor hem de diyet yapanlar için iyi bir meyve. Kalorisi az, su içeriği yüksek. Lifli yapısından dolayı bağırsakları çalıştırıyor ve tok tutuyor. C vitamini ve lif oranı oldukça yüksek olan ananası günde 2 halkayı geçmeyecek şekilde tüketerek, gün içinde gerekli olan enerjiyi depolayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı mangalın püf noktaları

Mangalı yapmanın da yemenin de keyfini tartışacak değiliz. Zira mangalda pişen her şey pek leziz oluyor. Ancak mangalda hem mikrobiyal hem de kimyasal tehlikeler bulunduğunu bilmek ve sık yapmaktan kaçınmakta yarar var.

 

Mangalı belli kurallara uyarak yapmak, istenmeyen etkileri azaltabilir. İstanbul Aydın Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kamil Bostan, “Kırmızı et balık ya da tavuk hepsinde de bir takım bakteriler var, bu aslında doğal ama problem etin mangala atılmasına kadarki süreçte ortaya çıkıyor” dedi. Etleri mangal zamanına kadar güneşin altında tutmayın. Sıcak ette bakterilerin çoğalmasına yol açar. Pişirildiğinde bile yok olmayan bakteriler zehirleyebilir. Pişirilme anına kadar soğuk bir ortamda saklayın. Soğutucu etkisi olan bir kap iş görür.

PİŞİRİRKEN ACELE ETMEYİN
Malum mangalın kokusu iştah açmaya yetiyor. Ancak iştah ve acelenizin sonucu eti çiğ yemek olmasın. Prof. Dr. Bostan, “ Eti yüksek korlu ateşe atılınca dışı pişiyor ama içi çiğ kalıyor. Çiğ kalan ette ölmeyen bakteriler zehirlenmeye neden olur” dedi. Mangal közüne çok yakın olması da etin yanmasına neden oluyor. Bu da ayrı bir tehlike! İdeal olan etle köz arasında en az 10 santimlik mesafe olması ve etin kesinlikle yavaş pişmesi. Etin piştiğini anlamak için bıçakla kesiler atın. Hafif bir kahverengileşme görüyorsanız pişmiş demektir.

Pişmiş et ile çiğ karışmasın

Önemli bir besin hijyeni kuralı da pişmiş et ile çiğ eti birarada, aynı kapta tutmamak. Çünkü çiğ etin bulunduğu kapta bakteri olur. Pişmiş et bu kaba alındığında ya da çiğ ette kullanılan çatal, bıçak vs. pişmiş ette kullandığında bakteri bulaşır. Ayrıca dondurulmuş et mangala kesinlikle uygun değil. Mangalda soğukta bekletilmiş et kullanılmalı. Dondurulmuş etin pişmesi daha uzun zaman alır ve pişmiş yanılgısına düşürür oysa içi çiğ kalmıştır.

Yazının Devamını Oku

İşte bahar yorgunluğunun çareleri

Bahar ışığı, rengiyle pek çoğumuza iyi geliyor. Ancak bir geçiş mevsimi olan baharda, halsizlik ve yorgunluk hissedenler de az değil. Bu durumla baş etmek için sihirli bir değnek bulunmasa da beslenme alışkanlıklarında yapılacak bazı küçük ayarlamalar bile yetebilir.

Malum kış aylarında metabolizma yavaşlar. Baharda ise havadaki pozitif ve negatif yüklü iyonlar artar. Bu artış kişiye kendini zinde ve mutlu hissettirebilirken, negatif iyon artışı tam tersi etki gösterir. Yorgunluk yapar. Yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam bahar yorgunluğuna yol açan diğer önemli faktörler. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden diyetisyen Nur Tatlıoğlu söz konusu sorunu yaşayanlara şu önerilerde bulunuyor:

Gün içerisinde az ve sık beslenin. Güne mutlaka kahvaltıyla başlayın. Uzun süren açlık kan şekerinde düşüşe neden olacağından, yorgunluk ve halsizlik seviyesini artırır. 3-4 saat aralıklarla, günde 5-6 öğün beslenmek, kan şekerinde oluşacak dalgalanmaları azaltır ve zindelik sağlar.

Gün boyu 2-2.5 litre su tüketin. Vücuttaki su oranının azalması, yorgunluk seviyesini artırır. Yeteri miktarda su içmek toksinlerin atılması, vücut direncinin yükselmesi ve enzimlerin daha iyi çalışmasını sağlar.

Sebze ve meyvelerde bulunan vitamin, mineral ve antioksidanlar vücudun daha enerjik olmasına katkı sağlar. Özellikle A, C, E vitaminleri ile çinko ve selenyum bağışıklık sistemini güçlendirici özelliktedir. Mevsim sebze ve meyvelerinin tüketimi artırın. Günde en az 5 porsiyon beslenmeye özen gösterin.

Yazının Devamını Oku

Panik atak uçmaya engel değil

Panik atak sık görülen sorunlardan biri. Bu bozukluğu yaşayanlar için uçak yolculukları işkenceye dönüşebiliyor. İşte uzmanların hastalara önerileri…

Öncelikle bilmelisiniz ki, panik bozukluk tedavi ve kontrol edilebilir bir sorun. Yardım almak için uçak yolculuğu yapmak gibi bir zorunluluğu beklemeyin.İlaç kullanıyorsanız, takip eden doktorunuza uçuş öncesi gidip uygun görürse ilaç desteği alabilirsiniz.İlaç kullanmıyorsanız uçağa binmeden önce, gözlerinizi kapayın ve kendinizi çok rahat hissettiğiniz bir mekân ve durumu hayal edin.Uçak kalkmadan önce, kalkarken, kalktıktan sonra bu görüntüye odaklanıp, kaygınızı azaltabilirsiniz.

Panik bozukluğu hastalarının en çok faydalandıkları teknik nefes gevşeme egzersizi.Uçuş öncesi, sırasında nefes gevşeme egzersizinden faydalanabilir. Bu egzersiz doğru bir şekilde yapılırsa, rahat bir uçuş geçirilebilir.

 

Yazının Devamını Oku