GeriSeyahat Avila’nın gururu taş gerdanlığı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Avila’nın gururu taş gerdanlığı

Avila’nın gururu taş gerdanlığı

Kimi şehirler sarayları, katedralleriyle kimileri sıradışı doğalarıyla ön plana çıkar. İspanya’daki özerk Castile Leon bölgesinin tarihi kenti Avila surlarıyla tanınıyor. Suriçindeki tarihi bölgesi sayesinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdi. Mehmet Muammer Ertan’ın yolu mart başında kente düştü. “Avilla’nın surlarındaki güzellik beni şaşırttı, hayran kaldım” diyen İzmirli okurumuz izlenimlerini yazdı.

Bu sene İspanyolca öğrenmek için iki ay İspanya’nın Salamanca kentinde kaldım. Hafta sonu tatillerimi Kastilya ve Leon bölgesinin birbirinden güzel tarihi yerleşimlerini gezerek değerlendirdim. Bu kentlerden biri de, Salamanca ile başkent Madrid arasındaki Avila’ydı. Salamanca’nın 98 kilometre güney doğusundaki Avila, 48 bin nüfuslu küçük bir kent. Buna karşın tarihi dokusuyla son derece hoş, görülmeye değer. Tarihi eserlerinin yanı sıra, eski şehri çeviren çok iyi korunmuş muhteşem güzellikteki ortaçağ surları 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesini sağlamış.

KIŞIN ÇOK SOĞUK 

Martın güzel bir pazar günü bu kenti keşfetmeye karar verince, Sabah bindiğim trenle soluğu Avila’da aldım. Salamanca’dan Madrid’e giden tüm trenler Avila’dan geçiyor. Yolculuk bir saat on dakika sürüyor. Tren dışında otobüs bir diğer alternatif.

O gün şansıma kentte bahardan kalma güneşli ılık bir gün yaşanıyordu. Bu güzel hava gerek Avilalıları, gerekse başka kentlerden gelen turistleri sokağa dökmeye yetmişti. Herkes tatil gününün keyfini olabildiğince çıkarmaya çalışıyordu.

Ambles Vadisi’ne yerleşmiş verimli topraklara sahip bu küçük tarım kenti, aslında İspanya’nın en yüksek yerleşimi. Deniz seviyesinden yüksekliği 1131 metreyi buluyor. Bu nedenle de kış ayları oldukça sert geçiyor. Kent çevresindeki dağların zirvesinde mart sonunda bile görülen karlar bunun göstergesi.

SUR KAPILARININEN GÜZELİ ALCAZAR

Trenden indikten sonra, istasyonun tam karşısına gelen ana caddeden hiçbir yere sapmadan ileriye doğru yaklaşık 20 dakikalık yürüyüşle kent merkezine ulaşıyorsunuz. Vardığınız Santa Teresa Meydanı’nda sizi olağanüstü güzellikteki eski kent surları karşılıyor. Bunlar sadece İspanya’nın değil, aynı zamanda Avrupa’nın en iyi korunmuş surları. Bugüne kadar Avrupa’nın sayısız kentini gezmiş biri olarak bu surlar karşısında hayranlık dolu şaşkınlığımı gizleyemiyorum. Birçok defa restore edilen surlar, kıskançlıkla geçmişini korumaya devam ediyor. Surlar ilk olarak 11’inci yüzyıl sonlarında yapılmaya başlanmış. 12 metrelik bir yüksekliğe, 2,5 kilometrelik çevre uzunluğuna sahip. 88 kulesi 20 metre aralıklarla yerleştirilmiş. Ortaçağda dokuz kapıdan kente giriş sağlanıyormuş. Sur kapılarından en güzeli Santa Teresa Meydanı’na bakan Alcazar Kapısı. Kapının yanındaki bilet gişesinden 4 Euro ödeyerek biletinizi alıp, surlara tırmanabilirsiniz. Bu kenti keşfetmek isteyenlerin ilk yapması gereken, surlardan eski kentin güzel yapılarını seyretmek...
Ben surlarda dolaşmaya başlamadan önce, kentin ana meydanı, buluşma noktası Santa Teresa Meydanı’ndaki “La Santa” adlı kafeye oturdum. Kahvaltımı yaparken, doyumsuz güzellikteki surları uzaktan seyrettim. Sonra, meydandan başlayarak kenti karış karış dolaştım.

KATEDRALİN HEYBETİ

Surlar içinde kalan eski kentin küçük meydanlara açılan dolambaçlı sokaklarında birbirinden güzel yapılar arasında dolaşmak oldukça keyif vericiydi. Beni şaşırtan böylesine küçük bir kentte bu kadar çok kilise ve manastırın bulunmasıydı. Bu dini yapılar içinde en göz alıcı olanı hiç şüphesiz kentin katedrali. Alcazar ve Carnicerias kapıları arasındaki katedral, bir kaleyi andıran heybetli görüntüsüsüyle yükseliyordu. Surlarla bütünleştiği ve 43 metre yüksekliğinde mazgallı bir kuleye sahip olduğu için, dini fonksiyonunun yanı sıra surların savunmasına destek rolü de üstlenmişti.

Bunun yanı sıra surlar dışında kalan San Vicente Kilisesi de, kentin en önemli romanesk yapısı olarak dikkat çekmekteydi.
Katedral meydanından tarihi bölgenin içlerine doğru ilerlemeye başladığımda, eski kentin kalbi olan “Küçük Pazar Meydanı”na ulaştım. Adından da anlaşılacağı gibi eski dönemde burası pazar yeriymiş. Bir yanında belediye binasının, diğer tarafında San Juan Kilise’sinin yer aldığı bu meydan kemerlerden oluşan revaklı kısmıyla son derece sevimli. Meydanın köşesindeki kafe-restoran bu güzel havada tıklım tıklım dolu.

Ana kapısı meydanın arkasında kalan 15’inci yüzyılda inşa edilmiş San Juan Kilisesi’nde kentin koruyucusu olan Azize Teresa 1515 yılında vaftiz edilmiş. Bu nedenle bu kilisenin Avilalılar için önemi büyük.

Rönesans stili çok sayıda saray ve konağın yer aldığı Avila’da, zengin süslemeleriyle dikkat çeken bir yapı da 16’ncı yüzyılda Askeri Akademi olarak kurulmuş. Mansion de los Polentinos, günümüzde askeri arşiv binası olarak ziyaret edilebiliyor.

PASKALYA DÖNEMİ COŞKUYLA KUTLANIYOR

Kent sene içinde birçok etkinliğe sahne oluyor. Bunlar genelde dini nitelikte. En önemlilerinden biri “Kutsal Hafta” diye bilenen Paskalya. Paskalya burada coşkulu bir şekilde kutlanıyor. Bir de 15 Ekim günü var. O gün Avila kentinin patronu Azize Teresa onuruna dini törenler düzenleniyor.
Sonuçta Avila, Roma İmparatorluğu dönemine kadar uzanan tarihi geçmişi, romanesk, gotik, Rönesans ve barok gibi birçok mimari üslubun özelliklerini taşıyan tarihi yapıları, özellikle de ortaçağ askeri mimarisinin en güzel örneklerinden muazzam güzellikteki surlarıyla görülmeye değer. Madrid ve Salamanca’ya kadar gidenlerin ayırabilecek biraz zamanları varsa bu kenti görmelerini öneririm.

AZİZE TERESA BURADA DOĞDU

İspanya’da her kentin dini bir koruyucusu vardır. Avila, Azize Teresa’nın kenti olarak bilinir. Meşhur bir Karmelit rahibesi olan Azize Teresa 16’ncı yüzyılda bu kentte doğmuş. Doğduğu evin arazisi üzerine 1636’da bugün eski kent içinde yer alan Santa Teresa Manastırı inşa edilmiş. Meydanda ise Azize Teresa’nın mermerden bir heykeli yer alır. Bir kenarı surlara kadar uzanan bu devasa meydanın diğer kenarını ise tarihi bir yapı süsler. Bu, Avila’nın en güzel kiliselerinden biri kabul edilen, 12’nci yüzyılda romanesk stilde inşa edilmiş San Pedro Kilisesi’dir. Hazreti İsa’nın ilk havarisi, kilisenin kurucusu ve ilk papa kabul edilen Aziz Pedro (Petrus) adına inşa edilen bu kilise, 13’üncü yüzyılda tamamlandığından o dönemin mimari üslubu olan gotik mimari özelliklerini de taşır. Kilise cephesindeki büyük gül motifi bu özelliklerden biridir. Dışı kadar iç mekanı da etkileyici.

LEZZET MERKEZİ COMUNEROS

Pazar Meydanı arkasında kalan “Comuneros” sokağı ve onun çevresindeki sokaklar, restoranların yoğun olarak bulunduğu mekanlar. İspanyollar öğle ve akşam yemeklerini geç yiyor. Öğlen saat 15.00’e doğru restorana gittiğimde, hemen hemen boş yer yoktu. “Tres Siglos” kentin en büyük restoranlarından. Diğerlerinde olduğu gibi burada da öğlenleri mönü uygulaması var. Mönü fiyatları 13-21 Euro arasında değişiyor. Birçok kentte yiyebileceğiniz geleneksel İspanyol yemeklerinin yanı sıra biberli İspanyol sucuğu ile yapılan kuru fasulye Avila’ya özgü yemeklerin başında geliyor. Tatlılarda ise, yumurta sarısının, şekerli ve limonlu suyla karıştırılmasıyla yapılan kuru pasta “Las Yemas de Avila” var.

 

False