GeriAhmet HAKAN Artık hiç şaşırmıyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Artık hiç şaşırmıyorum

-GEZİ patlamasının ikinci günüydü...

“Başbakan Erdoğan şimdi çıkacak, bu işi kendi lehine çevirecek adımı atacak” dedim. Yanıldım ve şaşırdım.
-Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Afrika gezisi dönüşü... “Şimdi çıkıp süper bir balkon konuşması yapacak, gerilimi bitirecek. Kesin bilgi, yayalım” dedim. Yanıldım ve şaşırdım.
-Gezi’nin birinci haftası... İktidarın etrafında kümelenmiş entelektüel birikim sahiplerinden, danışmanlardan, sosyologlardan, profesörlerden, doçentlerden, Amerikalarda, Avrupalarda okumuş genç ve parlak beyinlerden “incelikli analizler” bekledim. Yanıldım ve şaşırdım.
-“Faiz lobisi, dış mihrak” falan sözlerinin ortaya atıldığı ilk gün... “Şimdi neyin ne olduğunu gayet iyi bilen Ali Babacan çıkacaktır ve ‘Arkadaşlar, o kadar da saçmalamasak’ diyecektir” dedim. Yanıldım ve şaşırdım.
-Sırf Gezi’de aykırı gittiler diye Cengiz Çandar’a, Şahin Alpay’a, Hasan Cemal’e, Cengiz Aktar’a ve benzerlerine “darbeci” denildiği an... “Şimdi bir aklıselim hükümet yanlısı çıkar ve ‘Arkadaşlar ne yapıyorsunuz’ der” dedim. Yanıldım ve şaşırdım.
-“Camide içki, camide grup seks” türü palavralar ilk ortaya atıldığı zaman... Şimdi hükümetten birileri, bu tür iddiaların sürekli gündemde tutulmasına itiraz eder ve “Halkımızı kışkırtmayalım, Allah muhafaza toplumsal barışımız darmadağın olur” der diye bekledim. Yanıldım ve şaşırdım.
-Gezi’nin 10. günü falan... “İktidar artık çok farklı bir medya politikası izleyecektir” dedim. Yanıldım ve şaşırdım.
-TOMA yoğunlaşmasının başladığı an... “İlk günler şaşkındılar, böyle bir olayı beklemiyorlardı, o yüzden TOMA’ya abandılar... Ama artık Gezi’yi TOMA’yla çözmeye daha fazla devam etmeyeceklerdir” dedim. Yanıldım ve şaşırdım.
-Cadı avları, hedef göstermeler, şafak operasyonları, ev baskınları, kelepçeler, gözaltılar, tutuklamalar başladığı an... “28 Şubat’ı yaşamış insanların iktidarında bunlara tevessül edilmez” dedim. Yanıldım ve şaşırdım.
-Ölüm haberleri geldiği an... Her bir iktidar yetkilisinden ayrı ayrı “Ölenler için Allah’tan rahmet diliyoruz” cümlenin gelebileceğini düşündüm... Yanıldım ve şaşırdım.
-Palalar, sopalar falan ortaya çıktığı an... Hele palalı serbest kaldığında... “Tamam” dedim, “Şimdi bütün bir kabine ‘Olmaz böyle şey’ diye yeri göğü inletecek”. Yanıldım ve şaşırdım.
Ve şaşıra şaşıra şaşırmamasını öğrendim.

*

Önceki gün...
Ankara’dan bir haber geldi... Dediler ki “Yiğit Bulut Başbakan’a başdanışman olmuş”.
Hiç şaşırmadım... Zerre kadar. “Hadi ya?” demedim, “Yok artık” demedim.
Sadece gülümseyerek şöyle şeyler söyledim:
“Cuk oturmuş, pek yakışmış, âlâ olmuş, acayip münasip kaçmış”.

*

Değişmez bir yasadır:
Bir iktidar rasyonaliteyle bağlarını zayıflatırsa...
Yiğit Bulut gibilerle bağlarını kuvvetlendirir.


Yeryüzü İftarı’ndan notlar/images/100/0x0/55ea2713f018fbb8f86e7160

-GALATASARAY Lisesi’nin önünden Taksim girişine kadar uzanan devasa bir yer sofrası... TOMA’lar bıraksa Taksim Meydanı’na uzayacak, oradan da Gezi’ye varacak... O derece yani...
-Uzun, upuzun ve kesintisiz yer sofrasının etrafında geziniyorum... Bazı sofralar daha zengin görünüyor: Evlerden getirilen sofra örtüleri özenle serilmiş, ev yapımı kısırlar, kuru köfteler, sarmalar falan... Bazı sofralar ise alabildiğine kısıtlı: Gazete kâğıtları üzerinde su şişeleri, ayranlar, pideler, lahmacunlar...
-Bağdaş kuranlara şöyle bir baktım: Genel olarak alışkın görünüyorlardı... Geleneksel yatkınlık mı, yogadan mı? Bilemedim.
-Çok güzel, çok parlak, çok anlamlı, çok dayanışmacı, çok heyecanlı, çok mutlu, çok neşeli bir iftar sofrası... Çevre esnafı da sempatiyle bakıyor bu büyük iftar sofrasına... Lokanta sahipleri, yer sofrasına takviyeler yapıyor... Bazı vatandaşlar aldıkları hurmaları, iftariyelikleri şevkle dağıtıyorlar...
-Büyük iftar sofrasını Arap turistler şaşkın bir gülümsemeyle, Batılı turistler ise anlam verememiş bir şaşkınlıkla izliyorlar.
-Sofradakilerden biri geldi yanıma, “Ben Aleviyim” dedi ve ekledi: “Hayatımda ilk kez bir iftar sofrasına oturdum. Çok mutluyum. Yine geleceğim”.
-Herkese açık bir sofraydı bu... Gelene geçene “Gel... Gel... Gel...” diye sloganların atıldığı bir sofra...
-Ateistlerin de yer aldığı bir iftar sofrasıydı bu... “Madem ateistsin, ne işin var iftar sofrasında birader?” diye sorulduğunda verdikleri cevap hep aynıydı: “Beraber direndiğimiz dindar arkadaşlarımızla iftar sofrasında da buluşmak istedik...”
-Genç bir kadın... Gelmiş oturmuş sofraya... “Hayatımda ilk kez oruç tuttum” diyor ve ekliyor: “Oruç tutmadan bu sofraya oturmak istemedim”.
-Usta iftarcılar, acemi iftarcılara yol yordam öğretiyorlardı: İftar, sahur, akşam ezanı, top patlaması, teravih namazı üzerine yorumlar falan...
-Taksim Meydanı’na giriş TOMA’lar ve çevik kuvvet polisleriyle kapatılmıştı... Bazıları buna tepki gösterdiler... Ancak tepkiye rağmen polisleri sofralarına davet edenler de oldu... Bazıları da oruç açsınlar diye polise su ikram ettiler.
-Beyoğlu Belediyesi’nin Taksim Meydanı’nı “düğün salonu” gibi masalarla doldurarak düzenlediği iftarın görüntüsü gerçekten yadırgatıcıydı... Ama “yeryüzü iftarı”nı düzenleyenlerin, medyaya yaptıkları açıklamalarda “iki iftar arasındaki fark”a işaret edip belediyenin düzenlediği iftara laf ederek o iftara katılmayı tercih eden garibanları rencide etmeleri hiç hoş olmadı.
-“Bizim iftar iyi/Onların iftarı iyi değil”... Bu yaklaşım İstiklal Caddesi’ndeki iftar sofrasından yükselen ruha aykırıydı. Çünkü o upuzun sofradan böyle kibirli bir hava yükselmiyordu... Aksine tevazu ve dayanışma vardı sofrada... Hem “Gezi” demek, biraz da “biz” ve “onlar” anlayışına itiraz etmek değil miydi? “Gezi” demek, “Herkes kendi iftar sofrasına çekilsin” anlayışına karşı çıkmak değil miydi?
-Her şeye rağmen çok başarılı oldu bu iftar... Nereden anlıyoruz? Şuradan: Yeminli iktidar destekçisi yazarların, “Bakalım oruçlu muydular, bu dini siyasete alet etmek değil mi, güzel ama acaba samimiler mi?” dışında söyleyecek söz bulamamalarından...
-Ey yeminli iktidar destekçisi olmayan muhafazakâr arkadaşlar! Size anlatılanlarla yetinmeyin... Gidin o sofraya... Kalbinizi kapatarak değil kalbinizi açarak gidin... Her şeyi yakından görün... Garanti veriyorum: Moraliniz bozulmayacak, düzelecek...
-Ta Refah Partisi döneminden tanıdığım eski Milli Görüş’çü bir arkadaşa rastladım sofralar arasında gezerken... Gözleri parlayarak sordu: “Böyle bir şeyi hayal edebilir miydin Ahmet Hakan?”... Şöyle dedim: “Edemezdim, edemezdim, edemezdim”.


10. Yıl Marşı’nda ayağa kalkılmaz

KIRKPINAR’da protokolde oturan AK Partililer, 10. Yıl Marşı çalınırken ayağa kalkmamışlar. “Eski Türkiye”de kalmış CHP’li Fait Öztrak da bunu “Nasıl kalkmazsınız” falan diye eleştirmiş.

*

AK Partili yetkililer bu konuda sonuna kadar haklıdır. 10. Yıl Marşı’nda ayağa kalkılmaz. Nokta.


Ali İsmail için

ESKİŞEHİR’de gezi protestosuna katılmış 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz...
Polisin attığı biber gazından kaçarken sokak arasında bir grup şehir eşkıyasının saldırısına uğramış.
Sopalarla dövmüşler Ali’yi.
Bir aydır komadaymış.
Ve dün hayata gözlerini yummuş.

*

Ali İsmail’in ölümüne üzülmekle kalmadım:
Bir aydır ölüm kalım mücadelesi veren bu kardeşimizin öyküsünü hiç işitmemiş olmaktan, Ali İsmail’e uzak düşmekten, bir ay boyunca “Ali İsmail’i kimler komalık yaptı” diyememiş olmaktan da hicap duydum.
Allah rahmet etsin ve katilleri tez vakit bulunsun.

X

Üzerimize taş yağdıracak bir olay: Müslüme olayı

İddialar korkunç... Söylenenler felaket... Haberler kan dondurucu...

- Müslüme’nin babası, meğer dedesiymiş.

- Müslüme’nin annesi, kayınpederim bana tecavüz etti demiş.

- Müslüme’nin abisi de dedesinin çocuğuymuş.

*

Bu korkunç iddialar, bu felaket söylentiler, bu kan dondurucu haberler...

Yeni soruları da gündeme getiriyor:

*

Yazının Devamını Oku

Genco Erkal’a açılan dava: Zincirleme lüzumsuzluklar

Genco Erkal yargılanıyor. Adliye koridorlarındaydı dün.

Gerekçe?

Attığı tweet’ler. Suçlama: Cumhurbaşkanı’na hakaret.

Açtım baktım tweet’lerine. Okudum tek tek.

Okuduklarım, Genco Erkal gibi usta bir sanatçının kıratına yakışmayacak türde ergen siyasi atarlardı.

Her gün sosyal medyada tonlarcasını gördüğümüz türde.

*

Tweet’lerde işlenen temalar şunlar: “

Yazının Devamını Oku

Soğan ekmek yerlermiş

İktidar milletvekillerinden biri çıkmış...

“Gerekirse soğan ekmek yeriz, yine de teslim olmayız” diyor.

*

Bir başkası ise çıkmış...

“Eti gramla, domatesi taneyle yiyin” diye tavsiyede bulunuyor.

*

İddia ediyorum:

Milletvekili sıfatını taşıyan bu kişilerin temel derdi...

Ne vatandaşı ikna etmek ne de vatandaşa moral vermek.

Yazının Devamını Oku

PKK ile ilişkiler nasıl minimize edilebilir?

CHP’li Engin Altay, katıldığı bir televizyon programında HDP’ye şu tavsiyede bulunmuş:

 

“HDP’den PKK ile ilişkilerini minimize etmelerini bekleriz.”

*

Minimize etmenin anlamı şudur:



Yazının Devamını Oku

Gelin, helalleşelim

“Birazdan döneceğim sana” deyip de bir türlü dönmediklerim...

 

- Turp gibi sağlam olduğum halde, “Ben biraz rahatsızlandım” diyerek ektiklerim...

*

- “Mutlaka iade edeceğim” diyerek aldığım kitaplarını asla iade etmediklerim...

*

- Lokantada tam hesap ödeme vakti lavaboya giderek hesabı kilitlediklerim...

*

- “Ben de tam seni arayacaktım” diye kandırdıklarım...

Yazının Devamını Oku

Merkez Bankası eski başkanından trol yaratan karanlık

Benim gözümde Durmuş Yılmaz...

- Ciddiye alınacak bir adamdı.

- Bir ağırlığı vardı.

- Söylediği söz bir değer taşırdı.

*

Ve fakat...


Yazının Devamını Oku

Zamanın ruhunun 10 yıl, 20 yıl gerisinde

10 yıl önce... 20 yıl önce...

“Başörtülü bakan... Neden olmasın? Artık aşmalıyız böyle şeyleri” denseydi.

Bir anlamı, bir karşılığı, bir etkisi olurdu.

*

Çünkü böyle bir mesele vardı.

Ve zamanın ruhu, buna yönelik bir şey söylemeyi gerektiriyordu.

*

10 yıl önce... 20 yıl önce...

“Helalleşelim. Yüzleşelim. Tarihsel yaraları saralım” falan denseydi.

Yazının Devamını Oku

Kemal Bey’in çevresi helalleşmeye hazır mı?

Kemal Bey, helalleşmeye çok hevesli ve arzuluymuş gibi görünüyor.

Bu iyi, bu güzel, bu şahane, bu takdire şayan bir şey.

*

Peki ama ya Kemal Bey’in çevresi.

Acaba onlar da hevesli ve arzulu mu helalleşmeye?

Mesela...

Başörtülü bir kadın gördüklerinde içlerinden, “Bitecek sizin saltanatınız, bitecek! Az kaldı. Bekleyin hele” diye hırslanan Kemal Bey’in ekran cengaverleri?

Ne yani?

Yazının Devamını Oku

Sezai Karakoç’un benim için 7 anlamı

BİR: Mehmet Âkif, Necip Fazıl... Bu silsilenin devamıdır.

İKİ: Cemal Süreya, Turgut Uyar... İkinci Yeni’nin yalnızıdır.

*

ÜÇ: Büyük Doğu, Diriliş... Diriliş üniversitesinin tek başına her şeyidir.

*

DÖRT: Diriliş Partisi... Onurlu bir particiliğin tek örneğidir.

*

BEŞ: Koşu bittikten sonra da koşan atlar... İşte o atların şairidir.

*

Yazının Devamını Oku

Osman Öcalan’ın ölümü HDP’de nasıl karşılandı?

Nasıl karşılanacak?

Büyük, çok büyük bir kayıtsızlıkla karşılandı.

Böyle bir şey hiç olmamış gibi davrandılar.

*

Osman Öcalan’ın abisinin heykelini dikmeyi düşünenler, Osman Öcalan’ın ölümü için bir harf bile söylemediler.

*

Osman Öcalan’ın abisine her fırsatta bin selam yollayanlar, Osman Öcalan’ın ölümünü zerre kadar umursamadılar.

*

Osman Öcalan’ın abisine “Sayın” demek için fırsat kollayanlar,

Yazının Devamını Oku

Polonya-Belarus sınırında insanlık can çekişiyor

Belarus, Avrupa’ya gıcık.

Sırf bu yüzden...

“Gelin sizi Polonya üzerinden Avrupa’ya geçireyim” diyerek Irak, Suriye, Yemen, Afganistan’daki potansiyel göçmenlere çağrı yaptı.

Böylece Belarus’a 20 bine yakın göçmen geldi.

*

Belarus’un ilk yaptığı iş, bu göçmenleri Polonya sınırına sürmek oldu.


Yazının Devamını Oku

Bir cani yetiştirmek istemiyorsanız

Oğlunuzun empati duygusunu geliştirmesini en birinci vazife edinin.

- Oğlunuza canlı sevgisini, özellikle de hayvan sevgisini aşılayın.

*

- Oğlunuzun yanlışlarına yanlış demesini bilin.

*

- Haklı haksız her durumda oğlunuzun tarafını tutmaktan kaçının.

*

- Oğlunuzun her arzusunu tatmin etmeye odaklanmayın.

*

Yazının Devamını Oku

Samuray kılıçlı katliam şu beş sonucu doğurmalı

BİR: İnternetten leblebi, çekirdek satar gibi Samuray kılıcı satılmasının önüne geçilmeli. Samuray kılıcına ulaşım, bu denli kolay olmamalı. Bu tür kılıçların, “Hediyelik eşya” kategorisine alınmasına yasak konmalı.

- İKİ: Canavarca hisle cinayet işleyecek denli hasta ruhlu kişilerin, devlet tarafından takibi yapılmalı ve tedavi altına alınmalı. Takip ve tedavi işi, ailenin inisiyatifine bırakılmamalı.

*

- ÜÇ: Cinayet işleyecek denli sorunlu çocuğuyla ilgilenmeyen, o çocuğa kılıç alabilecek parayı veren anne baba da bu işten sorumlu tutulmalı. Hiç değilse vicdanen yargılanmalı.



*

Yazının Devamını Oku

Samuray kılıcıyla kadın katleden adam deli mi?

Adı: Başak Cengiz.

Mimar bir kadın. Gencecik. Nişanlı.

Ankara’da yaşıyor. Bir inşaat firmasında çalışıyor.

Çalıştığı firma, genç kadını geçici görevle İstanbul’a gönderiyor ve İstanbul’da yaşamaya başlıyor Başak.

Ataşehir’de bir otelde kalıyor. İşine servisle gidiyor.

Derken bir gün...

Otele servisle gitmek yerine yürüyerek gitmeyi tercih ediyor.

Ataşehir caddelerinde yürüyor

Yazının Devamını Oku

Atatürk taşıyıcı ve birleştirici kolon oldu

Atatürk’ü artık, Kemalizm’in dar kalıplarına sıkıştırmadan anıyoruz.

Atatürk’ü artık, bir hayat tarzının dayatması olmaktan çıkararak anıyoruz.

*

Atatürk’ü artık, sadece bir kesimin bayrağı haline getirmeden anıyoruz.

*

Atatürk’ü artık, resmi ve zorlama etkilerden arınarak anıyoruz.

*

Atatürk’ü artık, alabildiğine sivil, alabildiğine katılımcı biçimde anıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Lütfü Türkkan grup başkanvekili olmasaydı ne olacaktı Yavuz Bey?

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz Ağıralioğlu, benim sevdiğim, saydığım ve takdir ettiğim bir siyasetçidir.

Kendisini destekleyen sayısız yazı yazdım.

Siyasette kişisel olarak her zaman iç tutarlılığını korumaya özen gösteren bir yapısı vardır Ağıralioğlu’nun.

*

Fakat dün Lütfü Türkkan olayıyla ilgili olarak yaptığı açıklamayı okuyunca...



Yazının Devamını Oku

Onlarda iptal kültürü... Bizde linç kültürü...

Batı'da iptal kültürü diye bir şey çıkmış.

Nedir iptal kültürü?

Şöyle bir şey:

*

Herhangi bir ünlü...



Yazının Devamını Oku

Baştan sona kadar Lütfü Türkkan olayı

Bu kaçıncı vukuat?

Önce çakarlı arabasını çocuğunun kullanması yüzünden epey konuşuldu. Sonra çiftliğini görüntüleyen gazeteciyi darp ettirmesi yüzünden gündem oldu. Arada yaptığı tartışmalı sosyal medya paylaşımlarının yol açtığı bir sürü tatsızlıkları saymıyorum. Kısacası Lütfü Türkkan, İYİ Parti’nin vukuatlı ismi olup çıktı. 

SIRADAN BİRİ DEĞİL

İYİ Parti açısından sıradan bir isim değil Lütfü Türkkan. Ta en başından beri Akşener’in yanında yer aldı. Finansal destek sundu partiye. Milletvekili seçildi. Partinin en önemli koltuğu olan Grup Başkanvekilliği’ne getirildi. Yani İYİ Parti’yi kıyısından köşesinden temsil etmiyor. Tam göbeğinden temsil ediyor. 



KÜFÜR, KÜFÜR, KÜFÜR

Yazının Devamını Oku

Kanaat önderi falan kalmadı

Etkili ve sözü dinlenir kanaat önderinin temel özellikleri şunlardır:

- İyiye iyi, kötüye kötü demesini bilecek.

*

- Bir muhalefet partisi mensubu gibi iktidarı devirmeye kendini adamayacak.

*

- Bir iktidar mensubu gibi her şeyi savunmaya kendini adamayacak.

*

- İktidara sonsuz vururken muhalefeti kollamayacak.

*

Yazının Devamını Oku

Çilem Doğan’ın bitmeyen çilesi

Kimdir Çilem Doğan?

Yıllarca kendisine sistematik bir şekilde şiddet uygulayan ve başkalarıyla para karşılığı ilişkiye girmeye zorlayan bir erkeği öldürmek zorunda kalan bir kadın.

*

Ya boyun eğmeye devam ederek ölmeden mezara girmiş olacaktı Çilem Doğan.

Ya da...

Kendini savunacaktı.

İkincisini seçti.

Yani kendini savunmayı.

Yazının Devamını Oku