GeriSpor Araştırma Dünyasından
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Araştırma Dünyasından

Kürtaj yüzünden her yıl 68.000 kadın yaşamını yitiriyor

Uygunsuz koşullarda gerçekleştirilen 19 milyon kürtaj sırasında yılda 68.000 kadın yaşamını yitirmekte. Sonuç, Dünya Sağlık Organizasyonu’nun (WHO) bir araştırmasıyla elde edildi. Rapora göre güvenli olmayan seks yoksul ülkelerde en sık görülen ikinci hastalık ve ölüm nedeni iken, zengin ülkelerde dokuzuncu sırada yer almakta.

Sonuçlar, 59 ülkenin son on yıllık cinsel yaşam ve sağlık verilerinin incelendiği geniş kapsamlı araştırmanın bir parçası. Dünya genelinde her yıl 80 milyon istenmeyen gebelik meydana gelmekte ve gebeliklerden 45 milyonu kürtajla sonuçlanmakta.

Uzmanlar cinsellik ve üremeye bağlı sağlık sorunlarının doğru dürüst ele alınmaması halinde ölümlerin devam edeceği konusunda uyardılar.

Ani çocuk ölümlerinden hasarlı nöronlar mı sorumlu?

Bugüne kadar sebebi bilinmeyen ani çocuk ölümlerinden Amerikalı bilim adamlarına göre belli başlı sinir hücrelerindeki değişimler sorumlu olabilir. Patoloji uzmanı Hannah Kinney yönetiminde çalışan ekip, ölen bir bebeği incelerken, serotonin salgılayan bir hormonun üretilmesinden sorumlu hücrelerde anormallikler saptamış. Bilim adamları şimdi bu anormallikleri gösteren bir test geliştirmek istiyorlar. Bir teze göre ani bebek ölümlerinden kalp hareketleri ve solunum bozuklukları sorumlu.

Amerikalı araştırmacılarının son saptamasına göre serotoninin her şeyden önce solunumun ve kandaki karbondioksit oranının ayarlanmasında katkısı bulunuyor.

Bebekler yüzüstü veya bir örtünün altında uyuduklarında daha az oksijen içeren hava soluyorlar buna bağlı olarak da kandaki karbondioksit oranı artmakta. Kinney, araştırma yazısında serotoninin normalde, beyin kökünde, solunumu uyaran ve akut solunum zorluğundan koruyan bir sinir reaksiyonunu harekete geçirdiğini ve bebeğin bu durumda uyandığını söylüyor.

Ancak serotonin salgısı yetersiz olduğu zaman solunum ve uyanma refleksleri zayıflıyor. Bu nedenle hedef, hücrelerdeki bozukluğu tespit edip ilaç veya diğer yöntemlere önleyebilmek. Ani bebek ölümleri üç haftalık ila beş aylık bebekler arasında en sık görülen ölüm nedeni. 100.000 bebekten 67’si yaşamını yitirmekte.

Yeraltına karbondioksit pompalanacak

Potsdam Jeoloji Araştırmaları Enstitüsü bilim adamları, karbondioksiti yer altına depolamaya çalışacaklar. Bu amaçta Potsdam’daki Ketzin bölgesinde Aralık ayında 800m derinliğinde üç sondaj deliği açılacak.

Bu delikler sayesinde iki yıl içinde yaklaşık olarak 60.000 ton karbondioksitin depolanacağı sanılmakta. Özellikle gelişkin kömür santrallerinden salınan karbondioksitin yüksek basınçla sulandırılıp, yeraltına preslenerek, uzun vadeli olarak depolanabileceği düşünülmekte.

Yeraltına depolanan karbondioksitin dışarı sızmaması içinse üzeri alçı ve kil tabakalarıyla örtülecek. Fakat bilim adamları bundan önce karbondioksitin tam olarak ne şekilde yayıldığını, kayaç ve sıvıyla ne şekilde reaksiyon göstereceğini öğrenmeye çalışacaklar.

Balıkçılığın sonu göründü

Uluslararası bir araştırma ekibinin açıklamasına göre, 2048 yılında denizlerde ve tatlı sularda hiçbir yaşam kalmayacak. Araştırmacılar çevre kirliliği ve aşırı avlanma yüzünden deniz canlılarının tamamen tükenmesinden korkuyorlar

Science dergisinde yayımlanan araştırma yazısında, olumsuz gelişmelerin halihazırdaki gibi devam etmesi halinde yüzyılın ortalarına dek neredeyse tüm deniz ve tatlı su canlılarının tükenebileceğine dikkat çekilmekte.

Bu da tüm ekosistemdeki dengenin altüst olabileceği anlamına gelmekte diye açıklıyor Dalhousie Üniversitesi’nden Boris Worm. Bilim adamları araştırmalar sırasında daha çok okyanusları değerlendirmişler ama uyarı göller ve ırmaklar için de geçerli.

Dört yıllık çalışma süresince Dünya Beslenme Organizasyonu’nun 1950-2003 yılları arasında kaydetmiş olduğu balık ve omurgasız hayvanlarla ilgili veriler değerlendirilmiş. Araştırmacılar kötümser tahminlere rağmen geri dönüşün mümkün olduğunu, ancak önlemlerin hemen alınması gerektiğini söylüyorlar.

Kırmızı şarabın içindeki bir madde diyet etkisi yapıyor

Kırmızı şarabın içindeki bir molekül, şişman fareleri zayıfları kadar sağlıklı tutuyor. Harvard Üniversitesi’nde Joseph Baur yönetiminde çalışan bir araştırma ekibi, resveratrol olarak bilinen etki maddesinin, yağlı yiyeceklerle beslenme ve şişmanlığa bağlı ortaya çıkan olumsuz etkileri giderdiğini saptadı.

Resveratrol aşılanan şişman fareler, kontrol grubundakilere göre daha uzun yaşamışlar. Resveratrol, düşük kalorili diyet gibi etkimekte diyor araştırmacılar. Ne var ki şarabın bu olumlu etkisinden yararlanmak pek kolay değil.

Bir bardak şarap, farelere verilen resveratrol dozunun sadece %0,3’ünü içermekte. Ve aynı etkinin insanda da elde edilebilmesi için molekülün etkisi ayrıntılı bir şekilde araştırılacak. Üzüm kabuğunda bulunan resveratrol maddesi mantarlara ve virüslere karşı etkili. Resveratrol maddesinin kalp ve yaşlılık üzerindeki olumlu etkisi ilk olarak 1990’lı yıllarda keşfedilmişti.

Mide bakterisi kanda dolaşıyor

İsviçreli ve Amerikalı bilim insanlarından oluşan bir araştırma ekibi, Helicobacter pylori bakterisinin mideden kan akışına geçebildiğini buldu. Normalde mide mukozası iltihabı ve ülsere neden olan bakterinin bu yüzden romatizma veya damar sertleşmesi gibi iltihaplı hastalıklara yol açabileceği sanılmakta

Avustralyalı bilim adamları 1980’li yıllarda Helicobacter pylori bakterisinin,mide duvarında oluştuğunu ve burada mukoza iltihabı, ülser hatta mide kanserine bile neden olabileceğini bulmuşlardı.

Umea Üniversitesi araştırmacısı Marina Aspholm ile çalışan araştırmacıla, şimdi bakterinin akyuvarlara da yapışabileceğini saptadılar. Bu, bakterinin üzerindeki proteinlerin, mide duvarı ve akyuvarlar üzerindeki moleküllere tutunmasıyla gerçekleşmekte. Bakteri bir kez kana karıştığı zaman da nedeni şimdiye kadar bilinmeyen yangılı hastalıklara yol açabilir diyor Aspholm.

Mesela eklem romatizması ve damarlarda kireçlenme gibi. Fakat mide mukozası hücreleri gibi farklı Helicobacter köklerinin de farklı özellikleri vardır. Bu da bakterilerin bazı insanların mide mukozasına neden daha kolay yerleşebildiğini açıklamakta.

Benzer bir durum bakterinin kana karışarak diğer hücre gruplarına ulaşmasıyla da gerçekleşebilir diyen araştırmacılar bundan sonra bakterinin hangi durumlarda kronik iltihaplı hastalıklara yol açtığını öğrenmeye çalışacaklar.

Kuş gribi aşısı yeni bir virüs yarattı

Çin’de kuş gribi salgınını önlemek için geliştirilen aşı tavuklara uygulanmıştı.

Yeni virüs varyantı ilk olarak Mart 2005 tarihinde Çin’de saptanmıştı. Bilim adamları, Proceedings of the National Academy of Science dergisinde şimdi bunun en yaygın virüs haline geldiğini söylüyorlar. Ekim 2005 yılından bu yana hastalanan tavuklar ve insanlara yeni virüs bulaşmış.

Araştırma yazısına göre söz konusu virüs Laos, Malezya ve Tayland’da çok sayıda kuşa bulaşmış durumda. Hong Kong Üniversitesi’nde Robert Webster ve Yi Guan ile çalışan uzmanlar,virüsün Çin’de ve Tayland’da insanlara da bulaştığını hatta tüm Asya ve Avrupa’ya kadar yayılmış olabileceğini anlatıyorlar.

Virüsün hızla yayılıyor olması Çin’deki salgınla mücadele ve kontrol altına alma çalışmalarının başarısız olduğunu gösteriyor. Araştırma çerçevesinde Temmuz 2005 tarihinden Haziran 2006’ya kadar Çin’in altı eyaletindeki pazarlarda satılan kaz, tavuk ve diğer kümes hayvanlarını incelemişler.

Buna göre 53.000 kuştan 1300 tanesi H5N1 virüsü taşıyordu. Bilim adamları araştırmanın ikinci aşamasında kuş gribi virüsünün kalıtımını inceleyince üçte birinin yeni varyant olduğunu fark etmişler. Yeni virüs varyantının ne şekilde oluştuğu kesin olarak bilinmese de olayın zorunlu aşılama ile ilgili olduğu sanılıyor. Aşı Çin’de 2005 Eylül ayından bu yana üretilmekte.

Anlaşıldığı üzere kullanılmakta olan aşılar yeni varyant üzerinde etkili değil. 76 aşılı tavuktan 55’inde çok az ya da hiç antikor gelişmemiş. Bu gelişme, aşılı hayvanların bağışıklık sisteminin yeni varyantın yayılışını durduramadığını gösteriyor diyor uzmanlar.

Kadınlar cezbediyor erkekler bakıyor

Bilim adamları erkeklerin, hayatlarının altı ayını kadın peşinde koşarak geçirdiklerini, kadınların ise topu topu dört hafta kadar erkeklere baktıktan sonra aşk ve ihtiras hakkında karar verdikleri sonucuna vardılar.

Erkekler nerede olurlarsa olsunlar, kadınlara bakmadan edemiyorlar. Bazıları bunu çapkınlığa kimileri ise erkeğin doğasına bağlıyorlar. Peki kadınlar hiç mi erkeklere bakmıyor? Elbette ki bakıyorlar fakat onların karşı cinsleriyle erkekler kadar ilgilenmedikleri şimdi bilimsel olarak da kanıtlandı. 2000 kadın ve erkeğin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, erkeklerin yaşam boyu altı ay kadın peşinde koştukları şeklinde sonuçlanırken, kadınların erkeklere bakma süresinin topu topu dört hafta kadar olduğunu söylüyor.

İster bir çay bahçesinde, ister restoran ya da marketteki kasa kuyruğunda olsun, erkek milleti bir kadını gözüne kestirdiği zaman beynini devre dışı bırakıp, göz sinirlerini çalıştırıyor. Son araştırmaya göre erkekler bu "Gözetleme duyusunu" günde yaklaşık olarak 16 saat çalıştırarak "tarayıcılarından" sekiz farklı kadın tipi geçiriyorlar.

Erkekler kadını incelerken sırasıyla şu özelliklere bakıyorlar: Memeler, popo ve bacaklar. Ve bu bölgelere göre değerlendirme yapıyorlar. Son araştırmayla "gözler ruhun aynasıdır" deyimi de bambaşka bir anlam kazanmakta. Ancak uzmanlar bu oyunda kadınlar da tamamen suçsuz sayılmazlar diyor.

Çünkü kadınlar başlarını yukarı kaldırarak, kalça kıvırtarak, ellerini saçlarında gezdirerek ve gözlerini kısarak erkekleri cezp ediyorlar. Yabancı kadınların çekiciliğine kapılan erkekler yüzünden genelde çiftler arasında kavgalar çıkıyor. Erkeklerin üçte biri diğer kadınlara baktığı için sevgilisinden veya eşinden azar işitiyor.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle