Araştırma Dünyasından

Kolesterol bağışıklık sistemini destekliyor, ama...

Kolesterolün, mide bakterisi Helicobacter pylori ile savaşan bağışıklık sistemini desteklediği saptandı. Kolesterol, bakterilerin bağışıklık sistemi tarafından daha kolay tanınmasına ve daha iyi savunmasına yardımcı oluyor. Fakat ne var ki bu etki uzun sürmüyor. Berlin Max-Planck Enfeksiyon Biyolojisi Enstitüsü bilim adamları, mide mukozası iltihabı, ülser ve mide kanserine yol açan bakterinin bu etkiyi zamanla yok ettiğini saptadılar. Şöyle ki, mide bakterisi kolesterolü, üzerine küçük bir şeker molekülü asarak gizliyor. Bilim adamları şimdi bakteriye engel olacak bir ilaç üzerinde çalışıyorlar. Helicobackter pylori insanda ve domuzda mide hastalıklarına neden olan en önemli bakteri türüdür. Bakteri, konakçısının aldığı kolesterol ile beslenmekte. Deneyler sırasında Helicobacter pylori aşılanan fareler, kolesterol açısından zengin olan yemle beslenince, farelerin midelerindeki bakteri miktarında önemli bir düşüş yaşanmış.

Ne var bağışıklık sisteminin savunma gücü çok uzun sürmüyor. Bakteriler, kolesterolü bağışıklık sistemi için tanınmaz hale getirince savunma zayıflamakta. Nature Medicine dergisinde yayımlanan araştırma yazısında bilim adamları, kolesterol modifikasyonunu önleyen bir ilacın geliştirilmesi halinde, bazı antibiyotiklere karşı direnç kazanan bakterilerle daha kolay mücadele edilebileceğini yazıyorlar.

Hormon tedavisi işitme kaybına yol açabiliyor

Amerikalı bilim adamları, değişim yıllarından sonra hormon tedavisi olan kadınlarda işitme kaybının meydana geleceğini gösteren kanıtlar bulduklarını bildirdiler. Rochester Üniversitesi’nde Robert Frisina ile çalışan araştırmacılar, sonuçlarını Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımladılar.

Araştırma çerçevesinde yaşları 60 ila 86 arasında değişen 124 kadın incelenmiş. Bu kadınlardan 32’si yıllarca (5- 35 yıl) östrojen ve progestin hormonu, 30’u ise sadece östrojen kullanmış. Geriye kalan 62 kadın ise hiç hormon tedavisi görmediğini söylemiş.

Bilim adamları Progestin hormonu alan kadınlarında işitme kaybı tespit ederken diğer iki grupta belirgin bir sorunla karşılaşmadıklarını söylüyorlar.

Üç aylık bebekler bile cümleleri anlıyorlar

Yetişkinler, bebeklerle doğru dürüst cümle kurmadan "bebek diliyle" konuşmayı tercih derler. Çünkü, aygın kanıya göre çok küçük bebekler konuşulanları anlamazlar. Fakat son bir araştırma üç aylık bebeklerin bile kısa cümleleri anladıklarını ve beynin konuşmadan sorumlu Broca merkezinde depoladıklarını gösterdi.

Fransız bilim adamları Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde, bebeklerin beynindeki bazı bölgelerin konuşmaları algılayacak şekilde geliştiğini söylüyorlar.

Bir sözcük defalarca tekrarlandığında Broca merkezindeki kan akışı yükseliyor. Daha önceleri bu bölgenin sadece gramerden ve dilin formüle edilmesinden sorumlu olduğu sanılıyordu. Orsay Institut National de la Sant kurumundan Ghislaine Dehaine-Lambertz elde etmiş olduğu bilgilere dayanarak, bir bebek beyninin ilk aylardan itibaren önemli ölçüde organize olduğunu ve konuşulanları anladığı sonucunu çıkarmış.

Buna göre konuşulanlar bebek beynindeki bölgelerde adım adım işlenmekte. Broca merkezinin bu süreçte önemli bir rol oynaması, bebeklerin doğumdan itibaren karmaşık bir beyin yapısına sahip olduklarını ve konuşmaya başlamadan çok önce anne babalarının söylediklerini anladıklarını kanıtlamakta diyor bilim adamları.

Robot tadımcı, otuz farklı şarabın tadını algılayabiliyor

Sarap şişelerinde yapılan sahtekarlıklar artık otomatik olarak saptanabilecek. Japon bilim adamları tarafından geliştirilen bir degüstatör robot, şişenin içindeki şarabı etiketle karşılaştırabiliyor.

Japonya’daki NEC firması araştırmacıları 30 şarap çeşidini algılayan bir robot geliştirdiler. Winebot olarak adlandırılan robot, sol kolundaki bir enfraruj ışınla, şarabın hangi yılda, hangi üzüm türlerinden üretildiğini tespit edebiliyor.

Bilim adamları robotla, şişenin üzerindeki etikette yazılanların şarapla ne kadar örtüştüğünün de kontrol edilebileceğini söylüyorlar. Japon bilim adamları daha önce de gıda ürünlerini enfraruj ışınla kontrol eden bir Foodbot geliştirmişlerdi. Foodbot, farklı peynir çeşitlerini birbirinden ayırt ederek beslenme ve yemek yeme alışkanlığı hakkında da bilgi vermekte.

Depresyon, bağışıklık sisteminde aşırı reaksiyona yol açıyor

Amerikalı bilim adamları, stresin, depresif insanlarda bağışıklık sisteminde aşırı reaksiyona neden olduğunu saptadılar. Aşırı reaksiyon çok sayıda hastalıkla birlikte yeniden depresyon yaratmakta. Bilim adamları şimdi depresif insanlarda bağışıklık sistemindeki hangi kısımların doğru işlemediğini bulmaya çalışacaklar.

Emory Üniversitesi’nden Thaddeus Pace ve ekibi yirmi dakika boyu stres yaşayan 28 erkeği incelemişler. Deneklerin yarısı sağlıklı yarısı depresifti diyen bilim adamları, deneyden önce ve sonra kan örnekleri alarak iltihaplanma sırasında oluşan interlökin 6 ve Kappa B faktörünü kontrol etmişler.

Stres gerçi iki grupta da iltihap reaksiyonunu harekete geçirmekte, ama depresif hastalarda interlökin 6 ve Kappa B faktörü oranı çok daha fazla artıyor. İltihap reaksiyonları aslında bakteriyel ve viral enfeksiyonların giderilmesinde gerekli ama aşırı reaksiyon bağışıklık sistemine zarar verebiliyor. Daha önceki araştırmalarla mesela kalp hastalıkları, kanser veya diyabette önemli bir rol oynadıkları ortaya çıkmıştı.

Akrilamid tehlikesi bitiyor mu?

Kanser tedavisinde kullanılan bir enzimin, gıda ürünlerindeki akrilamid oluşumunu engelleyebileceği anlaşıldı. Söz konusu madde kanserojen olarak bilinen akrilamid yoğunluğunu %80 oranında düşürmekte. Diğer yöntemlerle kombine edilerek gelecekte akrilamid içermeyen bisküvi ve cipslerin üretilebileceği tahmin ediliyor. Bununla birlikte enzimin gıda ürünlerinde kullanılıp kullanılmayacağı henüz araştırılmamış. Akrilamid 2002 yılında kızarmış patates, patates cipsi veya bisküvi gibi 180 derecede ısıtılan patates ve tahıl içerikleri gıda ürünlerinde saptanmıştı. Dünya Sağlık Organizasyonu WHO tarafından kanserojen olarak sınıflandırıldığı için de hemen manşetlere taşındı. Bilim adamları bu yüzden, bu zararlı maddeyi gıda ürünlerinden yok etmenin yollarını arıyorlar. Akrilamidi yok etmenin bir formülü üretim biçimidir.

Akrilamid, şekerle birlikte yüksek ısıda ısıtıldığında asparagin ile birleşmekte. Bilim adamları şimdi asparaginin, asparaginaz enzimiyle bozulduğunu saptadılar. Fırınlamadan önce hamurun içine bir tutam enzim eklendiğinde, akrilamid oranı %80 azalmakta. Bilim adamları akrilamidi tüm gıda ürünlerinden yok edebilmek için bu yöntemi diğer tekniklerle kombine etmek istiyorlar.

Bununla birlikte asparaginaz enzimi henüz gıda ürünlerinde kullanılmamakta. Bugüne kadar sadece kanser tedavilerinde yararlanılan bu enzim, alerjik reaksiyon ve eklem ağrıları gibi yan etkilere sebep olabilir. Ancak bilim adamları, yüksek ısıyla maruz kalan enzimin etkisizleşeceğini söylüyorlar.

Güvenli seks kanserden koruyabilir

İngiliz ve Güney Afrikalı bilim adamları spermanın kanserin daha hızlı gelişmesini tetiklediğini buldular. Spermadaki Prostaglandin maddesi, özellikle de kanser hücrelerindeki büyümeyi ve damar oluşumunu hızlandırmakta. Bu nedenle korunmasız seksin, rahim ağzı kanserinin erken safhalarında daha da tehlikeli olacağını söylüyor bilim adamları. Araştırmamız, rahim ağzı kanserinin en yaygın olduğu Afrika ve Güney Amerika’da prezervatif kullanımının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir diyor Edinburgh Tıp araştırmaları Konsey’inden Henry Jabbour, Nature dergisinde.

Prostaglandin normalde bağışıklık sistemini ve insan bedenindeki hücre büyümesini kontrol eder. Aynı hormon dişi cinsellik organında da üretilmekte. Fakat bilim adamlarının araştırmasına göre spermanın içindeki Prostaglandin oranı bin misli fazla. Daha önceki araştırmalarla da spermanın içinde, kadının döllenme şansını arttıracak bir hormon kokteylinin bulunduğu görülmüştü. Rahim ağzı kanserinin tümör hücreleri, Prostaglandin’e reaksiyon gösteren çok sayıda anahtar protein içerirler. Bilim adamları kanserli hücrelere sperma aşıladıklarında büyümenin gerçekten de hızlandığını görmüşler. Rahim ağzı kanseri özellikle de gelişmekte olan ülkelerde yaygın. Cinsel yolla bulaşan Papilloma virüsü bu kanser türünün gelişmesinde baş sorumludur.

Bilim adamları bu yüzden kanserden korunmak için prezervatif kullanmanın yararlı olacağını söylüyorlar. Araştırma sonuçları öte yandan, Prostaglandin hormonunun anahtar proteinlerini bloke ederek, rahim ağzı kanseri hücrelerinin gelişimini önleyecek ilaçların geliştirilmesine de yardımcı olacak.

Kanser ilaçları iltihaplı hastalıklara iyi geliyor

Romatizma gibi iltihaplı hastalıklarda bağışıklık sistemi, bedendeki yapılara müdahale ediyor. Tıp uzmanları şimdi bu süreci önleyen etki maddeleri keşfettiler.

Kanser terapisi için test edilen bir dizi ilacın iltihaplı hastalıklara iyi geleceği anlaşıldı. Söz konusu ilaçlar, iltihaba neden olan hücrelerde intihar süreçlerini başlatıyorlar. Edinburgh Üniversitesi’nde Chris Haslett ile çalışan bilim adamları, sikline bağlı kinaz enzimlerini (cyclin-dependent kinases) bağışlık hücre kültürlerinde test etmişler.

Nature Medicine dergisindeki habere göre bu etki maddeleri nötrofil kan hücrelerindeki intihar sürecini harekete geçiriyorlar. Bu maddeler hücre bölünmesinde görev alan enzimleri engelliyorlar. Laboratuarda yapılan testler sonucunda nötrofil kan hücrelerinin kendi kendilerini öldürdükleri ve obur hücreler tarafından yok edildiği görülmüş.

Bu şekilde dokulara ve organlara verilen zararlar önlenebilir diyor bilim adamları. Araştırma, sikline bağlı kinaz enzimlerinin, eklem romatizmasına ve fibröz alveolitis olarak bilinmen ancak tedavisi bulunmayan bir akciğer hastalığına da iyi geldiğini göstermekte.
Haberle ilgili daha fazlası: